Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2898, sondan 3339. ayet; 25. sure ve Furkan Suresinin 43. ayetidir. Furkan Suresi 43. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 37 ve toplam ebced değeri ise 3660 olarak hesaplanmıştır. Furkan Suresinin toplam ebced değeri 292301 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
İnsan, kendisine hitap eden bir mesajı değerlendirirken ya aklına ya da arzu ve ihtiraslarının buyruğuna uyar. Aklına uyanlar, kendilerine yöneltilen davetin, doğruluğu üzerinde düşünür; bu davetin, Allah’ın yeryüzündeki en seçkin varlığı olan insan için, kendisinin de bir üyesi olduğu topyekün insanlık için ne anlam ifade ettiği üzerinde zihin yorar; buna göre bir hükme varır ve sonuçta daveti kabul veya reddederler. Arzu ve ihtiraslarına uyanlar ise sadece bedensel hazlarını, geçici isteklerini, adi menfaatlerini dikkate alarak daveti bu açıdan değerlendirirler. Kur’an’ın neredeyse başından sonuna kadar asıl mücadele ettiği zihniyet de işte bu ikincisidir. Konumuz olan âyette de bu şekilde davrananlar, “bayağı arzularını tanrılaştıranlar” olarak tanımlanmakta; 44. âyette de putperestlerin, bayağı arzularını tanrı edinmeyi sürdürdükçe Peygamber’in davetini doğru anlamalarının, akıllarını kullanarak sağlıklı değerlendirme yapmalarının imkânsız olduğu bildirilmekte; bu tutumlarıyla da düşünme yeteneğinden yoksun olan hayvanlardan daha şaşkın, daha iz‘ansız bir durumda bulundukları açıklanmaktadır.
Mekkeli putperestlerin zihniyet yapısını özetleyip eleştiren bu âyetler, evrensel planda son derece anlamlı, aydınlatıcı dersler içermekte; insanlığın genel bir zaafına işaret etmektedir. Nitekim tarihin her döneminde, bugün dahi insanlığın temel sorunu, bedensel arzularını, maddî çıkarlarını, makam ve mevki tutkularını akıl ve irfanın ışığından, doğru inanç ve sağlıklı düşünceden, hak ve adalet ölçülerine göre hüküm ve karar verip hayatlarını bu ölçülerle düzenlemekten daha önemli görmeleridir.
Mehmet Okuyan
Arzusunu ilahı edineni gördün mü? Sen ona koruyucu olabilir misin!
1- Tutku, kuruntu, bencil ve çıkarcı istekler, geçici tatminler. Sahip olunan olanakları imtiyaza dönüştürmek. Vahiy yerine din adamları sınıfınca uydurulan şeylere uymak.
Ahmet Akgül
(Ey Nebim ve Hakk elçilerim!) Kendi istek ve tutkularını (nefsü hevâsını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı Sen mi vekil olacaksın? (Bırak, herkes hak ettiğine erişecektir.)
Şahsîarzu ve ihtiraslarını kendisine tanrı haline getiren kimseyi görüyor musun? Şimdi sen, Allah'a karşı onun savunmasını mı üstüne alacaksın? Onun üzerinde Allah adına zor mu kullanacaksın?
Cemal Külünkoğlu Furkan Suresi 43. Ayet Açıklaması
Bkz. 28:50, 45:23Vahyin rehberliğine tâbi olmayanlar, kendi arzularına tabi olurlar. Yanizevklerini, arzularını, çıkarlarını, ihtiraslarını, duygularını hayatın merkezine taşıyarak onları kendilerine ilah edinirler. “Eğer senin bu dâvetini kabul etmezlerse, bil ki onlar sadece heva ve heveslerine uymaktadırlar.” (Kasas 28:50) Allah’a inanmak, Onu tanımak ve Onun istediği şekilde yaşamak fıtridir. Eğer insan bu konuda fıtrat bozulması yaşar da yaratılış safiyetinden uzaklaşırsa işte o zaman nefsin arzuları ilahlaşmaya başlar. Tarih boyunca insanların en büyük sıkıntısı Allah’ı gereği gibi tanıyamamak ve Onunla gerektiği gibi iletişime geçememek olmuştur. Böyle olunca da Allah’tan uzaklaşan insanlar Allah’ın yerini dolduracak Tanrı arayışına girmişlerdir. Putçuluğun doğuşundaki ana sebep de budur. Allah’a inanan ve Ona teslim olan asla arzularının kulu olamaz, Allah’tan başka varlıklara kulluk edemez, hele kendisi gibi ihtiyaç sahibi varlıkların önünde asla eğilemez ve bu zilleti kendine yaşatamaz.
Diyanet İşleri (Eski)
Hevesini kendine tanrı edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?
(3)“İnsan, cibilliyeti (aslı) ve fıtratı (yaratılışı) hasebiyle (cihetiyle) nefsini sever. Belki evvelen ve bizzat yalnız zâtını sever, başka herşeyi nefsine fedâ eder. Ma‘bûd’a (Allah’a) lâyık bir tarzda nefsini medheder. Ma‘bûd’a lâyık bir tenzîh ile nefsini meâyibden (ayıblardan) tenzîh ve tebrie eder (uzak görür). Elden geldiği kadar kusurları kendine lâyık görmez ve kabûl etmez. Nefsine perestiş eder (tapar) tarzında şiddetle müdâfaa eder. Hattâ fıtratında tevdî‘ edilen (emâneten verilen) ve Ma‘bûd-ı Hakīkī’nin (hakīkī ibâdete lâyık olan Allah’ın) hamd ve tesbîhi için ona verilen cihâzât (cihazları) ve isti‘dâdı (kābiliyetleri), kendi nefsine sarf ederek: ************* [Hevâsını (nefsânî arzularını) kendisine ilâh edinen kimse](âyetinin) sırrına mazhar olur, kendini görür, kendine güvenir, kendini beğenir.” (Sözler, 17. Söz, 85)
İlyas Yorulmaz
Kendi arzularını ilah edineni gördün mü? Onun sorumluluğunu sen mi üzerine alacaksın.
Arzu ve tutkularını kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü? Zevklerini, çıkarlarını, ihtirâslarını hayatın biricik ölçüsü hâline getirerek bunları kendisine tanrı edinen kimsenin ne kadar zavallı, ne kadar aşağılık hale geldiğini görüyorsun, değil mi? Şimdi, onun inkârından sen mi sorumlu olacaksın?
1 Heva: Nefsin kendiliğinden meylettiği arzusu ve keyfi demektir. Bu bölümün “arzularını ilâh edinen” şeklinde tercüme edilmeyip de yukarıdaki şekilde tercüme edilmesinin sebebi (اتَّخَذَ) fiilinin birinci mef’ulünün (اِلٰهُ), ikinci mef’ulünün ise (هَوٰيهُ) olmasıdır. Kanaatimizce bu şekildeki tercüme daha doğrudur ve kapsamlıdır. Zira bir kimsenin “arzularını ilah edinmesinin” zararı sadece kendisinedir. Ama ilah kavramını tıpkı birçok meşrep, mezhep ve tasavvufi ekollerde olduğu gibi kendi “keyiflerine göre tanımlamalarının” zararı ise hemen hemen tüm ümmeti ilgilendirmektedir. Tarih boyunca Müslümanların en büyük sıkıntısı bu sebepten dolayı Allah’ı gereği gibi tanıyamamalarından dolayı ola gelmiştir. Bu konudaki toplum mühendisleri de oldukça başarılı olmuşlardır. Bugün Müslümanlara düşen, Allah kendisini bu kitapta nasıl tanıtmışsa Onu öyle tanımaktır.2 Yani bunlar; kendilerine canlarının istediğinden başka ilâh kabul etmeyen kimselerdir. Bunlar; dini, insanın sadece keyif ve zevkinden ibaret görüp, gönülleri neyi isterse, ona taparlar. Hattâ ona tapıyor görünüp diğer insanların da tapmalarını sağlayarak onları baskıları altında tutarlar ve sömürürler. Bk. (Câsiye: 23)
Muhammed Esed
Sen hiç kendi heva ve heveslerini tanrılaştıran [birin]i düşündün mü? İmdi, böyle birinden de sen mi sorumlu olacaksın?
Arzu ve heveslerini ilah edinen şu kimseyi görüyorsun değil mi? Şimdi sen böyle birine vekil olabilir misin? 18/32...42, 45/23...45, 6/107, 17/54, 39/41
Tanrısı olarak hevâi arzularını benimseyen kimsenin durumunu göz önüne getirsene bir![3130] Şimdi (söyle); böyle birinin sorumluluğunu sen üstlenebilir misin?
Mustafa İslamoğlu Furkan Suresi 43. Ayet Açıklaması
[3130] Vahyin rehberliğine tâbi olmayanlar, kendi hevalarına tâbi oluyorlar demektir (Bkz: 28:50). Allah’a teslim olmayanın teslim olacağı tek kapı, keyfî yargılarının ve içgüdülerinin oluşturduğu hevasıdır. Hevasına teslim olansa er-geç onu ilâh edinir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Gördün mü o hevâsını mabut ittihaz edeni? Artık sen mi onun üzerine bir vekil olacaksın?