Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4496, sondan 1741. ayet; 45. sure ve Câsiye Suresinin 23. ayetidir. Câsiye Suresi 23. ayetinin kelime sayisi 24, harf sayısı 94 ve toplam ebced değeri ise 8934 olarak hesaplanmıştır. Câsiye Suresinin toplam ebced değeri 153393 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م (6) bulunuyor.
Arapça Metin
افرايت من اتخذ الهه هويه واضله الله على علم وختم على سمعه وقلبه وجعل على بصره غشاوة فمن يهديه من بعد الله افلا تذكرون
Nefsinin arzusunu ilâh edinen, Allah’ın; (hâlini) bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?
Âyet “tanrısını arzusundan ibaret kılan” diye başlamakta, bundan sonra Allah’ın yaptıkları kişinin bu tercihine bina edilmektedir. Yani Allah iyi olmak isteyeni zorla inkâra ve kötülüğe itmemekte, kul bunu tercih ettiği için O da kural ve imtihan gereği belirtilen olumsuz durumları yapmakta, yaratmakta, olmasına izin ve imkân vermektedir.
“Bilgisine rağmen” kaydı, hayatını dinî kayıt ve sınırların dışında yaşayan, Allah’ın rızasına değil, nefsinin arzusuna uyan birçok kimsenin yaptıklarını, Allah rızasına aykırı olduğunu bile bile yaptıklarını ifade etmektedir. Doğruyu ve iyiyi bilmek ona uygun davranmak için yeterli olmamakta, sağlam imana ve uygun eğitime ihtiyaç bulunmaktadır. Bu imandan ve eğitimden yoksun bulunan, zevklerine saplanıp gününü gün eden kimseleri yola getirmek zordur. Âyet bu zorluğa işaret etmekte, ancak kapıyı da açık tutmaktadır. Kul ister ve yönelirse, geçmişte ne yapmış olursa olsun Allah onu bağışlar ve doğru yola iletir.
Mehmet Okuyan
Arzusunu ilahı edineni ve Allah’ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, işitme (duyu)sunu ve kalbini mühürlediği ve gözünün üstüne de perde çektiği kişiyi gördün mü? Şimdi onu, Allah’a rağmen kim doğru yola ulaştırabilir ki! (Gerçeği) hatırlamayacak mısınız?
Benzer mesaj: Furkân 25:43. Bu cümle “İlahını arzusu edineni gördün mü?” şeklinde de tercüme edilebilir
Kalplerin mühürlenmesiyle ilgili bkz. Bakara 2:7.,Yüce Allah’ın saptırdığının yani sapma kararı verenin bu kararını onayladığı hiç kimsenin artık doğru yola ulaşamayacağıyla ilgili benzer mesajlar: A‘râf 7:186; Ra‘d 13:33; Rûm 30:29; Zümer 39:23, 36; Mü’min 40:33.
Bayraktar Bayraklı
Arzusunu tanrısı edineni; Allah'ın bir bilgiye dayanarak saptırdığı, kulaklarını ve kalbini mühürlediği ve gözlerinin üzerine bir perde çektiği insanı, hiç düşündün mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim doğru yola iletebilir? O halde, hiç düşünüp ders almaz mısınız?[548]
[548] Tanrıyı hevası edinmek hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XVII, 470-473.
Erhan Aktaş
Hevasını¹, ilahlaştıran kimseyi gördün mü? Allah, bir bilgiye dayalı olarak,² onu sapkınlıkta bıraktı. Ve onun kulağını ve kalbini mühürledi. Gözlerine perde çekti. Artık Allah'tan başka kim onu doğru yola iletebilir? Öğüt almıyor musunuz?
1- Tutku, kuruntu, bencil ve çıkarcı istekler, geçici tatminler. Sahip olunan olanakları imtiyaza dönüştürmek. Vahiy yerine din adamları sınıfınca uydurulan şeylere uymak. 2- Onun tercihlerini bildiğinden.
Ahmet Akgül
Şimdi Sen, kendi (nefs-ü) hevâsını ilah edinip (bencil tutkularına, boş gurur ve kuruntularına tapınmaya başlamış) kimseyi görmez misin? Ki Allah da onu bir ilim üzere saptırmış, (yani bazı bilgi ve becerilerine kibirlenerek, onları yanlış tefsir ve tatbik ederek ve kendisini herkesten üstün görerek azıtmış olduğundan Cenab-ı Hakk) kulağına ve kalbine mühür basmış, (böylece nasihat dinlemez ve İlahi hükümleri kabullenmez şekilde hidayeti kararmış) ve gözleri üstüne bir perde asılmış, (bu yüzden gerçekleri göremez şekilde feraseti alınmış kimselerin sapkınlığını ve azgınlığını fark edip sakınmanız gereken kişileri artık bilmelisiniz!) Şimdi Allah’tan sonra, kim ona hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?
Gördün mü dileğini mabud edineni ve halini bildiği halde Allah tarafından sapıklığa terkedileni ve onun kulağını ve kalbini mühürlemiştir ve gözüne de perde çekmiştir; artık Allah'tan sonra kim doğru yolu gösterebilir ona? Hala mı öğüt ve ibret almazsınız?
Kendi arzu ve hevesini ilah edinen ve Allah'ın bir bilgi sebebiyle saptırdığı, kulak ve kalbini mühürlediği, gözüne perde çektiği kişiyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra, kim onu doğru yola iletebilir. O halde hiç düşünüp ders çıkarmaz mısınız.
Şahsî arzu ve ihtiraslarını, kendisine ilâh haline getireni; hür iradeye, özgürce seçme hakkına sahipken, sana ve Kur'ân'a itibar etmeyeceğini bildiği için, Allah'ın hak yoldan uzaklaşmasına, dalâleti tercihine özgürlük tanıdığı, kulaklarını duyarsız, kalbini, kafasını anlayışsız hale getirdiği, gözlerine perde çektiği, basiretini bağladığı kimseyi görmüyor musun? Allah'ın dışında kim onu doğru yola iletebilir? Hâlâ öğüt almayacak mısınız?
Arzularını kendine ilah edinmiş ve Allah'ın kendisini bir bilgi üzere saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık onu Allah'tan sonra kim doğru yola iletebilir? Yine de düşünmüyor musunuz?
23.İbnu Münzir ve İbnu Cerir`in Said bin Cubeyr`den rivayet ettiklerine göre Kureyşiler belli bir süre bir taşa tapıyorlardı, sonra ondan daha gösterişli bir şey bulduklarında birinciyi bırakıp buna tapıyorlardı. Bu ayeti kerimede de onların bu tutumlarına işaret edilmiştir.
Ali Bulaç
Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağı ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz?
(Ey Rasûlüm), şimdi o kimseyi gördün ya: (Hidayeti bırakıb keyfine taparcasına) zevkini kendisine ilah edinmiş, Allah'da (sapıklığını bildiği) bir ilim üzerine onu şaşırtmış, kulağını ve kalbini mühürleyib gözüne de bir perde çekmiştir. Artık onu Allah'dan başka kim yola getirir? Hâlâ düşünmez misiniz?
Heva ve hevesini kendine ilah edinip de Allah’ın, (ondaki) bilgi ve serbest seçim üzere saptırdığı, kulak ve kalbini (iç ve dış duyularını) mühürlediği, gözüne perde çektiği kişiyi gördün mü? Artık Allah’tan sonra kim onu doğru yola iletebilir? Neden düşünüp idrak etmiyorsunuz?
Kendi istediğin, Tanrı edinen kimseyi görmedin mi sen? Bilerek, Allah onu doğru yoldan çıkardı, damga vurdu kulağına, gönlüne; gözüne de örtü koydu, Allahtan başka, doğru yola, onu kim iletecek? Öğüt almaz mısınız?
(Ey Resul!) Kendi arzu ve özlemlerini tanrı edinen, bilgisi olduğu halde (yaptıkları yüzünden) Allah'ın şaşırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünü perdelediği kimseyi gördün mü? Allah(ın onu terk etmesin)den sonra kim ona doğru yolu gösterebilir? O halde, hiç düşünüp ders almaz mısınız?
Cemal Külünkoğlu Câsiye Suresi 23. Ayet Açıklaması
Bu ayet, değişken arzuların arkasına takılan, kendi heva ve hevesini tanrı edinen, anormal isteklerinin ve ihtiraslarının kölesi olan, menfaatin önünde eğilen ve böylece kişiliğini bütünüyle kaybeden insanla ilgili bir portre ortaya koyuyor. Böyle kimselerin gönüllerinde hidayete yer kalmadığı için kendi istekleri ve seçimleri doğrultusunda gerçekleri duymayacak ve hissetmeyecek şekilde kulaklarının ve kalplerinin mühürlendiği, hakkı görmeyecek ve doğruları kavramayacak biçimde gözlerinin perdelendiği ve basiretlerinin kendi amelleriyle bağlandığı anlatılıyor.
Diyanet İşleri (Eski)
Heva ve hevesini tanrı edinen, bilgisi olduğu halde Allah'ın şaşırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünü perdelediği kimseyi gördün mü? Onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Ey insanlar! Anlamaz mısınız?
Hevâ ve hevesini tanrı edinen ve Allah'ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâla ibret almayacak mısınız?
Egosunu tanrı edinen kimseye dikkat ettin mi? Nitekim ALLAH onu bilerek saptırmış, işitme duyusunu ve beynini mühürlemiş ve görüşüne perde koymuştur. ALLAH'tan başka kim onu doğruya iletebilir? Öğüt almaz mısınız?
(Ey Muhammed!) Hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen, Allah'ın kendi ilmi dahilinde saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne perde çektiği kimseyi görüyor musun? Şimdi onu Allah'tan başka kim hidâyete erdirebilir? Hala düşünmez misiniz?
Ya şimdi baksan a o kimseye ki ilâhını hevası ittihaz etmiş, Allah da onu bir ılm üzerine şaşırtmış, kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne de bir perde çekmiştir, artık onu Allahdan sonra kim yola getirir? Hâlâ da düşünmezmisiniz?
Şimdi bana haber ver: Hevaa (ve heves) ini Tanrısı edinmiş, kendini, bir ilim üzerine, Allah şaşırtmış, kulağını, kalbini mühürlemiş, gözüne de bir perde germiş bir adama Allahdan başka kim hidâyet edebilir? Haalâ iyi düşünmeyecek misiniz?
İşte (nefsinin) arzusunu kendisine ilâh edinen ve Allah'ın (ezelî olan) bir ilim üzere(küfürlerindeki inadları yüzünden) dalâlete attığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üzerine de bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Peki onu, Allah'dan sonra kim hidâyete erdirebilir? Hiç ibret almıyor musunuz?
Sen, kendi nefsini ilah edineni gördün mü? Allah kendisinde olan bir bilgiden dolayı, o’nu sapıklık içerisinde bırakmış, kulaklarına ve kalbine mühür vurmuş ve gözlerinin önüne perde çekmiştir. Artık böyle birisini Allah’dan başka kim doğru yola getirebilir ki, düşünmüyor musunuz?
Arzusu olan putu tutup da kendine mâbut edinen, Allah, halini bilerek kendisini sapık kılan, kulağına, kalbine mühür basan, gözüne de perde koyan bir kimseye ne dersin? Hidayete erecek mi? [¹] Allah böylesini yoldan çıkardıktan sonra onu kim doğru yola götürebilir? Hâlâ ibret almayacak mısınız?
İsmail Hakkı İzmirli Câsiye Suresi 23. Ayet Açıklaması
[1] Veya böyle bir kimseyi gördün, bildin mi?
Kadri Çelik
Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağı ve kalbi üzerine mühür vurduğu ve gözü üstüne de bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Hala hatırlayıp kendinize gelmez misiniz?
Kendi arzu ve heveslerini hayatın biricik gayesi hâline getirerek ihtirâslarını tanrı edinen ve Allah’ın da,sapıklığı hak ettiğini bildiği için kulağını ve kalbini mühürleyip gözlerinin üzerine perde çekerek hidâyetten mahrum bıraktığı insanın acıklı hâlini bir düşünsene! Söyler misiniz; Allah böyle birini saptırdıktan sonra, artık kim onu doğru yola iletebilir? Öyleyse, ey insanlar, bunları düşünüp öğüt almayacak mısınız?
Gördün mü, kendi hevâsını kendi ilahı edinen kimseyi?
Allah onu bilgi üzere / bilgiye göre şaşırttı.
Kulağına ve kalbine mühür vurdu.
Gözüne perde çekti.
Kim onu Allah’ın sonrasından hidayete eriştirebilir?
Düşünüp öğüt almaz mısınız?
Şimdi sen, o ilâhını keyfine1 göre tanımlayan,2 Allah’ın (inanmayacağını) bildiği için saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve (gönül) gözüne de perde çektiği adamı görüyor musun?3 Şimdi Allah’ın dışında kim, ona hak yolu gösterebilir? (Ey kâfirler!) Siz hâlâ bunu idrak etmeyecek misiniz?
1 Heva: Nefsin kendiliğinden meylettiği arzusu, şehvetlere eğilimi, keyfe düşkünlüğü ve ilim sahibi olmadan sahibine hükmeden nefis anlamında kullanılan Kur'anî bir kavramdır. Kur'an'a göre hevâ, dalaletin en yakın sebebidir. Bu nedenle hevâlarına uyanlar, dalalete düşenler, sapkınlık içinde olanlardır. Bu bölüm meallerde genellikle “arzularını ilâh” edinen şeklinde tercüme edilmiştir. Esasen (اتَّخَذَ)fiilinin birinci mef’ulü (اِلٰهَهُ), ikinci mef’ulü ise (هَوٰيهُ)’dur. Bu mef’ul sıralamasına göre bu bölümünün anlamının; “Şimdi sen, o ilâhını hevası edinen, yani (keyfine göre tanımlayan)” şeklinde olması gerekir. Elmalılı merhum da bunu; “o kimseyi ki ilâhını hevası ittihaz etmiş” şekilde tercüme etmiştir. Bu anlam gerçeklere çok daha uygundur. Zira “arzularını ilâh edinen” kimsenin zararı, sadece kendisinedir. Ama senelerce “ilahını keyfine göre tanımlayan” toplum mühendisleri, Kur’an’da tarif edilen “Allah kavramı” yerine tamamen “keyfi bir Allah kavramı” oturtmuşlardır. Bu konuda bilhassa tasavvuf ekollerinin ve şia kaynaklı meşreplerin tarif ettikleri Allah kavramlarının İslam’la ve Kur’an’la hiçbir alakası kalmamıştır. Bugün Müslümanların pek çoğu maalesef Kur’an’daki Allah’a değil “efendilerinin tarif ettikleri Allah’a” iman gibi bir cehalet içerisinde yuvarlanıp gitmektedirler.2 Yani bunlar kendilerine, canlrının istediğinden başka ilâh kabul etmeyen, ilahlarının nasıl olması gerektiğine kendileri karar veren ve ilahlarını kendi keyiflerine göre tanımlayan kimselerdir. Bunlar; dini, insanın sadece keyif ve zevkinden ibaret görüp, gönülleri neyi isterse, ona taparlar. Hattâ ona tapıyor görünüp diğer insanların da tapmalarını sağlayarak onları baskıları altında tutarlar. Hâlbuki Allah, Hz. Âdem’den itibaren gönderdiği Hak Dinler’de, Kendisini hep Kendisi tanımlamış ve bizim de Ona tanımladığı ve istediği şekilde iman etmemizi istemiştir. Bk. (Furkan: 43)3 Zîrâ boş arzular ve şehvet, gönül gözünü kör, kulağı sağır, kalbi hissiz eder ve o kimse, âlim de olsa ilmine rağmen hakkı duymaz olur. Nitekim filozofların, bilerek veya bilmeyerek filozoflar gibi yaşayanların, dünya hayatına düşkün ve satılmış sözde din âlimlerinin ve temelsiz bilimlerini kendilerine din edinen sözde bilim adamlarının birçoğu, bugün bu durumdadır.
Muhammed Esed
KENDİ arzu ve özlemlerini tanrı edinen ve [bunun üzerine] Allah'ın, [zihninin hidayete kapalı olduğunu] bilerek 24 saptırdığı, kulaklarını ve kalbini mühürlediği ve gözlerinin üzerine bir perde 25 çektiği [insan]ı, hiç düşündün mü? Allah[ın onu terk etmesin]den sonra kim ona doğru yolu gösterebilir? O halde, hiç düşünüp ders çıkarmaz mısınız?
Kendi heva ve hevesini ilah edinen ve hakikati bilmesine rağmen yüz çeviren böylece Allah’ın mesajlarına kulaklarını ve kalbini kapatan gözlerine de perde çeken ve sapıklığı tercih eden şu kimseyi görüyor musun? Böyle bir kimseyi Allah’tan başka kim doğru yola iletebilir? Hala düşünüp ibret almayacak mısınız? 25/43, 47/14
TANRISI olarak keyfî kanaatini benimseyen ve Allah’ın kişiyi, (fıtrî) bir bilgiye rağmen (sapmayı tercih ettiği için) saptırdığı,[4486] kulaklarını ve kalbini mühürlediği, gözlerinin üzerine de tarifsiz bir perde çektiği malum tipleri gözünde canlandırabilir misin?[4487] Artık onu Allah da ulaştırmazsa, kim doğru yola ulaştırabilir? Hâlâ düşünüp ders almayacak mısınız?
Mustafa İslamoğlu Câsiye Suresi 23. Ayet Açıklaması
[4486] ‘Alâ ‘ılmin, öznesi insan olarak okunduğunda bu anlama gelir. Sapmayı tercih eden insanın kendisine rağmen saptığı “ilim”, Allahu a’lem insanın vicdanına ve fıtratına yaratılıştan nakşedilmiş olan hakikate yatkınlık bilgisidir. Bu ibare Allah’ın bir toplumu ısrarla yaptıklarından dolayı cezalandıracağını söyleyen 14. âyetle birlikte okunmalıdır. Sözdiziminde bu ibarenin rolü, öznesi birden fazla olan men yeşâ’ ibarelerine benzemektedir (Bkz: 24:21, not 24). Her iki ibare ve ait oldukları metin şu âyet ışığında anlaşılmalıdır: “(Allah) yoldan çıkmışlardan başkasını kesinlikle saptırmaz” (2:26).
[4487] Âyette çizilen tipin nüzul ortamındaki karşılığına ilişkin Mukâtil (Bu rivayeti Mukâtil’in kendi tefsirinde göremedim) şu olayı nakleder: Ebu Cehil bir gün Velid b. Muğire ile tavaf etmektedir. Söz Allah Rasûlü’ne gelir ve Ebu Cehil şöyle der: “Vallahi ben onun sözünde sadık olduğunu biliyorum!”
Muğire “Peh!” der, “Bunu neye dayanarak söylüyorsun?” Ebu Cehil: “Onu daha yeni yetme bir delikanlıyken “sadık” ve “el-emin” diye adlandıran bizdik; fakat aklı kemale erip olgunluk yaşına geldiğinde tuttuk onu “Yalancı, hain” diye adlandırdık.” Muğire “O zaman ona iman etmene mani olan nedir?” deyince, Ebu Cehil: “Kureyş dilberlerinin benden Ebu Talib’in yetimine tâbi olmuş biri olarak söz etmeleridir. Bu yüzden sonsuza kadar Lat ve Uzza’ya tâbi olacağım!” (İbn Âşûr) Eğer sahihse, bu rivayet âyete verdiğimiz alternatif anlamı destekler.
Ömer Nasuhi Bilmen
Gördün mü o kimseyi ki kendi hevâsını kendisine tanrı edinmiş ve onu Allah bir bilgi üzerine şaşırtmış ve kulağı ve kalbi üzerine mühür basmış ve gözü üzerine bir perde kılmış? Artık ona Allah'tan sonra kim hidâyet edebilir? Hâlâ düşünmez misiniz?
Baksana kendi heva ve hevesini ilah edinen, ilmi olduğu halde Allah'ın kendisini şaşırtıp, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözlerine de perde çektiği kimsenin haline! Hakkı görmemekte ve azgınlıkta ısrar etmesi sebebiyle Allah'ın şaşırttığı bu kimseyi kim yola getirebilir? Düşünmüyor musunuz? [7, 186]
Bu meal, “alâ ilmin” kısmının mef’ul zamirinden hal kabul edilmesi durumuna göre verilmiştir. İnsan, aklını ve ilmini, ilahî vahyin ışığı ile aydınlatmaz da, benlik iddiasına girerse, güneşin aydınlığından kendisini mahrum bırakıp, azıcık ışığına güvendiği için kendisini gecenin karanlığına mahkûm eden ateş böceği durumuna düşer. Çünkü heva ve şehvet, gözü kör, kulağı sağır, kalbi duygusuz eder. O kimse bilgin de olsa, ilmine rağmen hakkı duymaz olur. Nitekim filozofların ve dünya menfaatlerine düşkün din bilginlerinin birçoğu böyle olmuştur. Diğer muhtemel mâna ise, “alâ ilmin” kaydını: failden hal saymaktır. Buna göre “Allah’ın, durumunu bildiği için şaşırttığı, yahut Allah’ın bir bilgiye göre şaşırttığı” demek olur.Âhireti inkâr etmek insanın ahlâkını tamamen felç eder. Zira insanı insanlık dairesinde tutan şey, yaptıklarından âhirette hesap verme inancıdır. Bu inanç olmazsa insan vahşi hayvanlardan daha zalim olabilir.
Süleyman Ateş
Keyfini tanrı edinen ve Allah'ın bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi ona Allah'tan sonra kim doğru yolu gösterecek? Düşünmüyor musunuz?
Kendi arzusunu kendine ilah edineni gördün mü? Allah onu, bilgili olmasına rağmen sapık saymıştır. Sanki Allah onun kulağına ve kalbine mühür basmış, gözünün üstüne de perde çekmiştir. Allah kabul etmedikten sonra, kim onu doğru yolda sayabilir. Bilginizi kullanmayacak mısınız?”
Şu heva ve hevesini ilah edineni gördün mü? Allah onu bir bilgi üzerinde sapıklıkta bırakmıştır. Kulağını ve kalbini mühürlemiş, gözüne de perde çekmiştir. Allah'tan sonra kim onu doğru yola çıkarabilir? Hiç düşünmüyor musunuz?
Gördün mü heveslerini tanrılaştıranı? Allah onu bilgiyle saptırmış,(2) kulağını ve kalbini mühürlemiş, gözlerini de perdelemiştir. Allah'tan sonra artık ona kim yol gösterebilir? Hiç düşünmüyor musunuz?
(2) Bu ifade iki şekilde yorumlanmıştır: (1) Heveslerini tanrılaştırdığı için, bilgisi o kimse için bir hidayet aracı olamamış, tam tersine onu daha da saptırmıştır. Nitekim 17’nci âyette de kendilerine gelen bilgiden sonra sapanlardan söz edilmiştir. (2) Allah, o kimsede hidayeti kabul edecek bir hal bulunmadığını bildiği için saptırmıştır.
Yaşar Nuri Öztürk
Kendisinin ilahı olarak kendi duygu ve arzusunu almış kişiyi gördün mü? Allah onu bir ilim üzerine saptırmış, kulağı ve kalbi üzerine mühür basmış, gözünün üstüne de bir perde çekmiştir. Allah'tan sonra ona kim kılavuzluk edecektir. Hâlâ düşünüp ibret almıyor musunuz?
iy gördüñ mi anı kim duttı Tañrısın nefs dilegin? daħı azdurdı anı Tañrı bilmek üzere daħı mühr urdı ķulaġı üzere daħı göñli üzere daħı ķıldı gözi üzere örtü. pes kim ŧoġru yol göstere aña Tañrı’dan śoñra? iy ögütlenmez misiz?
Görür misin ol kimseyi ki hevāsını ma‘būd idindi. Daḫı azdurdı anı Allāh‘ilmi‐y‐le ve mühr urdı ḳulaġı ve yüregi üstine. Daḫı gözi üstine perdevardur. Pes kim hidāyet virür aña Tañrıdan ṣoñra? Niçün fikr itmezsiz?