Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3296, sondan 2941. ayet; 28. sure ve Kasas Suresinin 44. ayetidir. Kasas Suresi 44. ayetinin kelime sayisi 13, harf sayısı 52 ve toplam ebced değeri ise 4917 olarak hesaplanmıştır. Kasas Suresinin toplam ebced değeri 399353 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure طسم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ط (0) س (1) م (5) bulunuyor.
Arapça Metin
وما كنت بجانب الغربي اذ قضينا الى موسى الامر وما كنت من الشاهدين
Hz. Mûsâ’nın Tûr’da ilâhî vahyi aldığı yer ve zamana işaret edilmekte, Hz. Peygamber’in o esnada Tûr’da bizzat hazır bulunmadığı ve batı tarafında Hz. Mûsâ’yı bekleyenler, yani kırk günlük mîkat için seçtiği kimseler arasında olmadığı hatırlatılmaktadır (Zemahşerî, III, 181); böylece âyet, Hz. Peygamber’in Kur’an’ı Ehl-i kitaba mensup birinden öğrendiğini iddia edenlere verilmiş bir cevap teşkil etmekte ve Kur’an’da anlatılan Hz. Mûsâ kıssasının Hz. Peygamber’e vahyin dışında bir yolla intikal etmediğini, dolayısıyla Kur’an’ın da şüphe götürmeyecek bir biçimde vahiy ürünü olduğunu ifade etmektedir. 45. âyette de Hz. Mûsâ ile Hz. Peygamber arasındaki uzun zaman dilimi içinde birçok neslin gelip geçtiği; Hz. Mûsâ’nın Medyen halkı ile olan münasebeti hakkında bilgi veren Hz. Muhammed’in o tarihte ve o şehirde yaşamadığı, aradan bunca zaman geçtikten sonra onlardan Allah’ın âyetlerini öğrenmesinin mümkün olmadığı ve sonuçta onlar hakkında verdiği bilgilerin tamamen vahye dayandığı ortaya konmaktadır.
Mehmet Okuyan
Musa’ya emrimizi verdiğimiz sırada sen, batı tarafında bulunmuyordun ve (o olayı) görenlerden de değildin.
Ayette geçen [cânibi’l-ğarbiyy] tamlaması Mukaddes Vâdî’nin, yani Hz. Musa’nın vahiy aldığı Sînâ Dağı’nın “batı yakası” anlamına gelmekte, dolayısıyla Hz. Muhammed’in olayın yaşandığı ortamda bulunmadığı ifade edilmektedir.
Bayraktar Bayraklı
Mûsâ'ya emrimizi bildirdiğimiz zaman, sen, batı yönünde Mûsâ'yı bekleyenler arasında değildin, onu görenler arasında da yoktun.
Musa'ya o işi (emri İlahi olan vahyi verip) gerçekleştirdiğimiz zaman, (Ey Nebim) Sen (Tûr'un) batı yanında (Hz. Musa’nın inzivaya çekildiği makamda) değildin ve (buna) şahit olanlardan da değildin.
Rasulüm, Mûsâ'ya, peygamberliği ve İsrâiloğulları'nı yönetme görevini, vahiy ve Tevrat ile bildirerek kesinleştirdiğimiz zaman, sen, Tûr'un (dağın) batı yamacında bulunmuyordun. O devirde yaşayıp da, hâdiseyi öğrenenlerden de değilsin.
(Ey Rasûlüm), biz Mûsa'ya (Firavun'a gitmesine dair) o emri vahy ettiğimiz zaman sen Tûr dağının yakasında değildin (orada bulunmuyordun). Şahidlerden de değildin.
Bkz. 3:44, 11:49, 12:102Bu ayet, Hz. Musa kıssasının Kur’an’ın dışında herhangi bir yolla Hz. Peygambere intikal etmiş olmayacağını gösteriyor. Yani bu bilgiler sana tamamen vahiy yoluyla gelmiştir. Yoksa sen bunları nereden ve nasıl bilecektin? Ayrıca hüküm içerikli diğer ayetler nasıl şüphe götürmez ve tartışılmaz derecede vahiy ürünü ise bu kıssada anlatılanlar da aynı derecede şüphe götürmez vahiy ürünüdür.
Diyanet İşleri (Eski)
Musa'ya hükmümüzü bildirdiğimiz zaman, sen batı yönünde, (Musa'yı bekleyenler arasında) değildin, onu görenler arasında da yoktun.
Hz. Musa’nın Tûr dağında ilâhî kelâma mazhar olduğu âna işaret edilmekte ve Hz. Peygamber’in o esnada Tûr’da bizzat hazır bulunmadığı ve batı tarafında Hz. Musa’yı bekleyenler arasında olmadığı hatırlatılmakta; bütün bunların, kendisine vahiy yoluyla öğretildiği ifade edilmiş olmaktadır.
Edip Yüksel
Musa'ya emri ilettiğimiz zaman sen batı tarafında bulunmuyordun; sen tanık değildin.
(1)“Kur’ân-ı Hakîm, bil-ittifak (herkesin ittifâkıyla), ümmî (okuma ve yazması olmayan) ve emîn bir Zât’ın lisânıyla, zamân-ı Âdem’den tâ Asr-ı Saâdete kadar, enbiyâların (peygamberlerin) mühim hâlâtını(hâllerini) ve ehemmiyetli vukūâtını (hâdiselerini) öyle bir tarzda zikrediyor ki, Tevrât ve İncîl gibi kitabların tasdîki altında gāyet kuvvet ve ciddiyetle ihbâr ediyor (haber veriyor). Kütüb-i sâlifenin (önceki semâvî kitabların) ittifâk ettikleri noktalarda muvâfakat etmiştir. İhtilâf ettikleri bahislerde, musahhihâne(düzelterek), hakīkat-i vâkıayı faslediyor (açıklıyor).Demek, Kur’ân’ın nazar-ı gayb-bînîsi (gizlilikleri gören bakışı), o kütüb-i sâlifenin umûmunun fevkinde(üzerinde) ahvâl-i mâziyeyi (geçmiş hâlleri) görüyor ki, ittifâkī mes’elelerde musaddıkāne (doğrulayarak)onları tezkiye ediyor (temize çıkarıyor), ihtilâfî mes’elelerde musahhihâne onlara faysal (hüküm) oluyor. Hâlbuki, Kur’ân’ın vukūât (meydana gelen hâdiseler) ve ahvâl-i mâziyeye (geçmiş hâllere) dâir ihbârâtı(haber vermesi) aklî bir iş değil ki akıl ile ihbâr edilsin. Belki, semâ‘a mütevakkıf (işitmeye dayalı) nakildir. Nakil ise, kırâet ve kitâbet ehline (okuma ve yazma bilenlere) mahsustur. Dost ve düşmanın ittifâkıyla kırâetsiz, kitâbetsiz, emânetle ma‘ruf (güvenilirliği ile tanınan), ümmî lakabıyla mevsuf (vasıflı) bir Zât’a nüzûl ediyor (iniyor). Hem o ahvâl-i mâziyeyi öyle bir sûrette ihbâr eder ki, bütün o ahvâli (hâlleri) görür gibi bahseder.” (Zülfikār, 25. Söz, 35)
İlyas Yorulmaz
Biz Musa’ya emirlerimizi verirken dağın batı tarafında değildin ve bu hadiseye şahitte olmadın.
Biz, Musa/ya vahiy işini bitirdiğimiz vakit sen Tur/un batı tarafında değildin [¹]. Sen orada vak/ayı müşahede edenler arasında değildin ki bilip haber veresin.
Şimdi, ey Muhammed! Biz Mûsâ’ya bu Kitabı verirken, sen Sînâ dağının batı yamacında olup bitenleri gözetliyor değildin ve orada yaşananları gören, bu olaya bizzat şahitlik eden kimselerden biri de değildin.
(Ey Muhammed! Sonra) sen, Mûsa’ya (Peygamberlik) emrimizi bildirirken, (o vâdînin) batı tarafında bulunmadığın gibi, (o olayı) görenlerden de değildin.1
1 Sen ise o dağın batı yakasında, Musânın levhaları aldığı mîkat yerinde değildin. Yani bu bilgiler sana tamamen vahiy yoluyla bildirildi. Yoksa sen bunları, nasıl bilecektin?
Muhammed Esed
İMDİ, [sana gelince, ey Muhammed,] Biz Musa'ya Yasamızı bildirirken sen o kutlu vadinin batı yamacında değildin; [o'nun devrinde olup bitenlere] şahit olan kimseler arasında da bulunmuyordun; 44
VE SEN (Ey Rasul)! Biz (vadinin bir yamacında) Musa’ya bu Emr’i[3415] bildirirken, sen vadinin öbür[3416] yamacında değildin; dolayısıyla (olan biteni oradan) izleyen tanıklardan da değildin.[3417]
Mustafa İslamoğlu Kasas Suresi 44. Ayet Açıklaması
[3415] Emr, yani “şeriat”, “yasa” ya da “buyruk” anlamına gelen ve Eski Ahid’in ilk beş kitabını oluşturan Tora. Kur’an’da Musa’ya verilen vahiy A’lâ 19’da suhuf, diğer tüm âyetlerde kitab olarak geçer. Sadece Enbiya 48’de kitab hem Musa, hem de Harun’a isnat edilir. Kur’an’ın Tevrat’la kastettiği şey 39 kitaptan (ya da 54 Peraşa/Sidra’dan) oluşan ve bir çok İbranî peygamberin kitaplarının yer aldığı Eski Ahid’dir (Tanah). İşte bu yüzden olsa gerek, hiçbir âyette Tevrat ismi Musa adına izafe edilmez. Tevrat’tan esfâr (kitaplar) diye söz edilen tek yer 62:5’tir.
[3416] Lafzen: “..batı..”
[3417] Atıf yaptığı tarihî olayı ve onun içerisinde yer aldığı kıssayı Kur’an vahyinin ilâhîliğine delil olarak gösteren bir âyet. Zımnen: Bu olaylardan, böylesine ayrıntılı bir biçimde ancak vahiy sayesinde haberdar oldun. 45 ve 46. âyetlerde yer alan aynı delil, farklı formlarla Âl-i İmran 44 ve Yusuf 102’de de geçer. Kur’an’ın aktardığı bu kıssalar nüzul ortamında bilinenden farklı olmasaydı, bu türden meydan okuyucu ifadelere başvurmaz ya da bu ifadeler muhataplar tarafından alaya alınırdı. Böyle bir şey bilmiyoruz. Bu yüzden, “bunlar sana bildirdiğimiz gaybî haberlerdir” (11:49) âyetindeki ğayb “senin şahit olmadığın” mânasına alınabilirse de, sadece bu mânaya indirgenemez.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve Mûsa'ya emri vahy ettiğimiz zaman sen (Tûr'un) batı tarafında değildin ve sen müşahede edenlerden de olmadın.
Sen ise ey Resulüm, Mûsa'ya emrimizi vahyettiğimiz sırada sen o vâdinin batı tarafında bulunmuyordun. O devirde olup bitenlere şahit olanlardan da değildin. [3, 44; 12, 102; 11, 49]
Musa'ya o işi yaptığımız (yani kendisine bildirmek istediğimiz işi ona vahyettiğimiz) vakit sen (Mukaddes Vadinin) batı tarafında değildin, (o hadiseyi) görenlerden de değildin.