Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3343, sondan 2894. ayet; 29. sure ve Ankebut Suresinin 3. ayetidir. Ankebut Suresi 3. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 56 ve toplam ebced değeri ise 4147 olarak hesaplanmıştır. Ankebut Suresinin toplam ebced değeri 274256 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (7) ل (11) م (4) bulunuyor.
Arapça Metin
ولقد فتنا الذين من قبلهم فليعلمن الله الذين صدقوا وليعلمن الكاذبين
Putperestlerin başta Bilâl-i Habeşî, Ammâr ve Yâsir gibi kimsesizler olmak üzere, müslümanlara uyguladıkları baskı ve zulümlerin dayanılmaz noktalara ulaştığı Mekke döneminin sonlarında inen bu âyetler, gerçek mümin ve müslüman olmanın anlamını ve şartlarını ana çizgileriyle ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. Buna göre insanların sorumluluklarını yerine getirmiş sayılmaları, dolayısıyla gerçek mânada müslüman olmaları için yalnızca “inandık” diyerek sözlü bir iman ikrarında bulunmaları yeterli değildir. Asıl dindarlık, Allah’ın insanları inançları uğrunda bazı güçlüklerle imtihan ettiğinde ortaya çıkar. İbn Atıyye’nin de ifade ettiği gibi (IV, 305) her ne kadar bu âyetlerin, belirtilen tarihsel bağlamla ilgili olarak indiği kabul edilirse de içerdiği anlam ve mesaj süreklidir, evrenseldir; kapsamı da insanoğlunun karşılaşabileceği yoksulluk, hastalık, ölüm, savaş gibi bütün acı olayları, hatta yerine getirmek zorunda olduğu ödev ve sorumluluklara katlanmayı da içine alacak kadar geniştir. 3. âyette geçmiş çağlardaki toplulukların da bu tür fitnelerle imtihan edildikleri, yani düşmanlarının baskı ve zulümlerine mâruz kaldıkları belirtilmek suretiyle bu âyetlerin evrenselliğine işaret edilmiştir. Buna göre iyilikle kötülük, iyilerle kötüler, müminlerle münkirler arasındaki çatışma insanlık tarihinin sadece bir döneminde yaşanıp bitmiş bir olgu değildir; aksine bu “sünnetullah”tır, yani Allah’ın sürüp giden şaşmaz bir yasasıdır (Şevkânî, III, 221); başlangıcından sonuna kadar dünya hayatı bireyler için olduğu kadar topluluklar için de bir imtihan alanıdır. Nitekim müslümanlar, ilk zamanlarda olduğu gibi tarihin sonraki dönemlerinde de sıkıntılar yaşamışlar, inançlarını ve kutsal değerlerini yok etme hareketleriyle karşılaşmışlardır. Günümüz müslümanları da aynı durumu ağır bir şekilde yaşamaktadırlar; tarihin gelecek dönemlerinde de bu tür tehlikelerle karşı karşıya kalabileceklerdir. Şu halde bu âyetler sadece ilk müslümanları değil, her dönemdeki bütün inançlı insanları, –sadece “inandım” demekle yetinmeyip– kişisel ve toplumsal varlıklarına, değerlerine, hak ve özgürlüklerine, ülkelerine ve bağımsızlıklarına sahip çıkmaya; bu uğurda özveride bulunmaya, zorluklara ve acılara katlanmaya çağırmakta; doğrularla yalancıların, yani gerçekten mümin ve müslüman olanlarla sözde müslümanların bu şekilde ortaya çıkacağını, bunların Allah katındaki değerlerinin de bu imtihandaki başarı derecelerine göre belli olacağını ifade etmektedir.
Mehmet Okuyan
Yemin olsun ki biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Elbette Allah doğruları bil(dir)ip (ortaya çıkaracak)tır; yalancıları da mutlaka bil(dir)ip (ortaya çıkaracaktır).
Yemin olsun (Biz) onlardan önceki (kavimleri) de (çeşitli) imtihan ve ibtilalardan geçirdik. (Böylece) Allah, kesinlikle (dininde ve davasında) sadıkları da bilecektir (bilmektedir) ve gerçekten yalancı sahtekârları da bilip (belirleyecektir.)
Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de, belâlarla, felâketlerle ağır imtihanlardan geçirdik. Elbette Allah imanlarında samimi olanların kimler olduğunu bilecek; yalancıları da mutlaka ortaya çıkaracaktır.
1-3.İbnu Ebi Hatim`in Şa`bi`den rivayet ettiğine göre Mekke halkından bazı kimseler Müslüman oldular. Sonra Medine`den Resulullah (a.s.)`ın ashabı, Medine`ye hicret etmedikçe imanlarının kabul edilmeyeceğine dair yazı yazdılar. Onlar da hicret etmek üzere yola çıktılar. Ancak müşrikler arkadan onları izleyerek geri çevirdiler. Bu ayeti kerimeler de onlar hakkında indirildi. Rivayete göre, sahabiler daha sonra onlara kendileri hakkında böyle ayeti kerimeler indirildiğini yazdılar. Onlar da: "Çıkalım eğer kimse peşimizden gelirse çarpışırız" dediler ve öyle yaptılar. Müşrikler yine arkalarından gittiler. Bu kez müşriklerle çarpışmaya girdiler ve bazıları öldürüldü, bazıları kurtuldu. Yüce Allah da onların hakkında şöyle buyurdu: "Sonra Rabbin, işkenceye uğratıldıktan sonra hicret edenlerin sonra cihad eden ve sabredenlerin (yanındadır). Bundan sonra Rabbin elbette bağışlayandır, rahmet edendir." (Nahl, 16:110)İbnu Sa`d`ın Abdullah bin Ubeyd bin Umeyr`den rivayet ettiğine göre de bu ayeti kerimeler Allah yolunda işkence gören Ammar bin Yasir (r.a.) hakkında indirilmiştir.
Ali Bulaç
Andolsun, onlardan öncekileri sınadık; Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir.
Doğrusu biz, onlardan evvelkileri de (çeşitli musibetlerle) denedik. Allah, (imtihan sûretiyle imanında) sadık olanları da muhakkak bilecek, yalancı onları da elbette bilecek.
Andolsun! Biz onlardan öncekileri de imtihana tabi tuttuk. Elbette Allah, doğru olanları da ortaya çıkaracaktır, yalancı olanları da ortaya çıkaracaktır.
Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Elbette Allah, doğru davrananları (özü, sözü ve davranışı bir olanları) ortaya çıkaracak ve Haktan yana olduklarını söyledikleri halde batıldan yana olanların kim olduğunu da gösterecektir.
2,3. And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, "İnandık" deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır.
Doğrusu Biz, onlardan önceki çağlarda yaşayan müminleri de birtakım belâ ve musîbetlerle sınamıştık. Çünkü Allah, söz ve davranışlarında doğruluktan ayrılmayan dürüst ve samîmî insanları mutlaka seçip belirleyecek,iman iddiasında bulunan ikiyüzlü yalancıları da kesinlikle ortaya çıkaracaktır. Müminlere eziyet çektiren zâlimlere gelince:
Yemin olsun ki onlardan önceki (ümmet) leri de imtihandan geçirdik. (İleride) kimin doğru (söylediğini) kimin yalancı olduğunu, Allah kesinlikle bildirecektir.1
1 Bu âyetin metnindeki “bilecektir” ifâdesi, “bildirecektir, ayırt edecektir veya karşılığını verecektir” anlamlarınadır. (Beyzâvî) Fahreddin Razi: “Müfessirler zannettiler ki, bu âyetin görünen mânâya alınması, Allah'ın ilminin yenilenmesini gerektirir. Hâlbuki Allah, doğruyu ve yalancıyı imtihandan önce bilirken, imtihan sırasında bilecek demek nasıl mümkün olur? diye; buna, -gösterecek, ortaya koyacak, ayırt edecek- mânâlarını verdiler. Biz de deriz ki, âyet olduğu gibi görünen manasındadır, çünkü Allah'ın ilmi bir sıfattır ki, onda her olay, olduğu gibi ortaya çıkar. Mesela Allah, Zeyd’in itaat edeceğini, Amir’in de isyan edeceğini tekliften önce bilir, sonra teklif vaktinde de bilir ki o itaatkâr, öbürü isyankârdır. Onlar ömürlerini tamamlayınca da bilir ki, o itaat etti, öteki isyan etti. Hallerin hiç birinde O'nun ilmi değişmez, değişen ancak bilinendir” der. (Elmalılı)
Muhammed Esed
Evet, andolsun ki, Biz kendilerinden öncekileri de sınadık; o halde [bugün yaşayanlar da sınanacak ve] elbette Allah, doğru davrananları ortaya çıkaracak ve yalancıların 2 da kimler olduğunu gösterecektir.
Andolsun ki biz, onlardan öncekileri de çeşitli sıkıntılarla sınamıştık, böylece Allah, “İman ettik” sözünde kimin sadık/samimi, kimin de yalancı olduğunu ortaya çıkaracaktır. 2/155, 22/11, 67/2
Mustafa İslamoğlu Ankebut Suresi 3. Ayet Açıklaması
[3469] Lafzen: “bilecek.”Muzari fiil te’kit nunuyla gelirse, fiilin üç zamana muhtemel yapısını gelecek zamana kilitler (Krş: Âyet 11, not 13). Bu âyet, Allah’ın iyiyi kötüden saçip ayıracağını buyuran âyet (3:179) ışığında anlaşılmalıdır. Fiilin nisbet edildiği iki mastardan biri olan ‘alem, “belirti, işaret, belge” demektir. Mutlak olan İlâhi bilginin zamanlar ve mekânlar üstü tabiatı gereği, bu ibâre, Kur’an’ın farklı yerlerindeki benzerleri gibi zorunlu olarak Allah’ın “kullarını belirlemek için sınamasını” ifade eder. Bununla amaçlanan, İlâhi bilginin insan iradesini geçersiz kıldığı yönündeki her tür yaklaşımı temelden reddetmektir (İlahî bilginin çift boyutlu tabiatı için bkz: 2:143, not 274). Özellikle Bakara 214, bu âyetin tefsiri niteliğindedir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Andolsun ki, onlardan evvelkileri de imtihan ettik, elbette ki, sadâkatte bulunanları da ve yalancı olanları da bilir.
Biz elbette kendilerinden önce yaşamış olanları denedik. Allah elbette şimdiki müminleri de imtihan edip iman iddiasında sadık olanlarla, samimiyetsiz olanları elbette bilecektir.
Fahreddin Razî der ki: Müfessirler, bu âyeti zahirî şekliyle anlamanın, Allah’ın ilminde değişme ve yenilenme gerektireceğini zannederler. Zira Allah Teâlâ imtihan etmeden önce de neticeyi bilmektedir. Bu düşünce ile âyetteki “Allah bilecek” kısmını “Allah gösterecek, ortaya çıkaracak, ayırd edecek” diye açıkladılar. Biz de deriz ki: âyeti zahirî şekliyle anlamak, daha uygundur. Çünkü Allah’ın ilmi, bir sıfattır ki onda, her şey vâki olduğu gibi zuhur eder. Mesela imtihandan önce Allah bilir ki “Zeyd itaat edecek, Amr ise isyan edecek. Sonra imtihan sırasında da bilir ki birinci itaatli, ikinci âsi. İmtihandan sonra bilir ki Zeyd itaat etti, Amr ise isyan etti. Her üç durumda da O’nun ilmi değişmez. Değişen sadece ilmin konusudur.”İbnu’l-Muneyyir ise şöyle der: “Gerçekten, Allah’ın ilmi birdir. Her mevcuda, var olduğu sırada veya önceki ve sonraki şekliyle nasıl ise öyle taalluk eder.” Fakat unutmamak gerekir ki burada sebebin zikredilmesinden maksud, müsebbebe dikkat çekmektir. Yani “bilecek” demekten maksat “hak ettiği ödülü veya cezayı verecek” demektir.
Süleyman Ateş
Andolsun biz, onlardan öncekilerini sınadık. Elbette Allah (sınayıp) doğruları bilecek, yalancıları bilecektir.
Yemin olsun ki biz, onlardan öncekileri de fitne yoluyla denemişizdir. Allah, özüyle sözü bir olanları elbette bilecektir. Ve O, yalancıları da elbette bilecektir.