Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3388, sondan 2849. ayet; 29. sure ve Ankebut Suresinin 48. ayetidir. Ankebut Suresi 48. ayetinin kelime sayisi 13, harf sayısı 53 ve toplam ebced değeri ise 4781 olarak hesaplanmıştır. Ankebut Suresinin toplam ebced değeri 274256 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (9) ل (6) م (5) bulunuyor.
Arapça Metin
وما كنت تتلوا من قبله من كتاب ولا تخطه بيمينك اذا لارتاب المبطلون
Okumak ve yazmak, birinden öğrenim görmenin en temel iki yoludur. Âyette Hz. Peygamber’in başka birinden bu şekilde öğrenim görmediği belirtilmektedir. Zira onun okuması yazması olsaydı o zaman Kur’an’ı inkâr etmek için bahane arayanlar, onu başka birinden, meselâ bir Ehl-i kitap mensubundan okuyup yazdığını ileri sürebilirlerdi. Nitekim yine de bu tür iddialar gündeme getirilmiş fakat etkili olamamıştır. Bunun önemli sebeplerinden biri, bu ve benzeri âyetlerde ifade buyurulduğu üzere, Resûlullah’ın –en azından yirmi üç yıllık peygamberlik süresinin on üç yılını oluşturan Mekke döneminde– okuma yazmasının olmaması, yani ümmî oluşudur (ümmîlik konusunda ayrıca bk. A‘râf 7:157-158).
Mehmet Okuyan
Sen bundan önce ne (kutsal) bir kitap okur ne de onu sağ elinle yazardın. Öyle olsaydı (gerçeği) iptal edenler elbette kuşku duyarlardı.
Bu ayet Hz. Muhammed’in Kur’an’dan önce herhangi bir ilahî metin okumadığını göstermektedir. Kasas 28:86 ve Şûrâ 42:52’de verilen bilgiler de bunun delilidir. Demek ki buradaki mesaj Hz. Muhammed’in okuma-yazma bilmediğiyle ilgili değil, dini metinlerle içli dışlı olmak anlamında entelektüel bir din meşguliyetine sahip olmamasıyla ilişkilidir. Hz. Muhammed’in ümmiliği de onun kitap ehlinden olmaması, Tevrat’ı bilmemesi ve Mekkeli oluşu demektir; konunun okuma-yazma bilmemeyle herhangi bir ilişkisi olamaz.
Bayraktar Bayraklı
Sen daha önce bir kitaptan okuyup sağ elinle de yazarak kopya çekmiş değilsin. Öyle olsaydı, saçmalayanlar şüpheye düşerlerdi.[415]
1- Kur'an sana vahyedilmeden önce. 2- Seni, bu mesajları başka kitaplardan almakla suçlarlardı.
Ahmet Akgül
(Ey Nebim!) Bundan (Kur’an’dan) önce Sen hiç kitap okuyan birisi değildin ve onu kendi elinle de yazmıyordun. Böyle olsaydı, bâtılda olanlar kuşkuya kapılırlardı.
Ey peygamber! Sen, bu Kur'an sana gelmezden önce hiç kitap okumazdın ve ellerinle de yazı yazar birisi değildin. Öyle olsaydı, batıl şeylere kapılanlar, mutlaka şüpheye düşerlerdi.
Sen Kur'ân indirilmeden önce, ne kitaptan okumayı bilirdin, ne de sağ elinle yazı yazabilirdin. Eğer öyle olsaydı, bâtıl yolda gidenler, bâtılın hâkimiyetini temin için hakkı baskı altında tutan güç ve iktidar sahipleri elbette kuşku duyarlardı.
Sen bundan önce (Kur'an'ın nüzulünden evvel inen kitablardan) hiç bir kitab okur değildin ve elinle de onu yazmazdın. (Eğer okur yazar olmuş olsaydın), o vakit müşrikler, (Kur'an'ı başkasından okuyup yazdın ve öğrendin diye) elbette şübhelenirlerdi.
Ve sen, bu Kur’andan önce hiçbir kitap okuyan değildin. Ve sağ elinle kitap yazan da değildin. Böyle bir durumda, boş düşünen o insanlar şüpheye düşerlerdi.
(Ey Resul!) Sen Bundan önce herhangi bir ilahi kelamı okumuş ya da onu kendi elinle yazmış değildin. Şayet böyle olmasaydı (okumuş ya da yazmış olsaydın) o takdirde batıl peşinde koşanlar (o Kur'an'ı başka yerden okudun ya da yazdın diye) şüpheye düşerlerdi.
Hz. Peygamber’in «ümmî» yani okuma-yazma bilmeyen bir kişi olmasının başlıca hikmeti, bu âyette açıklanmış olmaktadır: Eğer Resûl-i Ekrem, okuma-yazma bilen bir kişi olsaydı, ümmî olan peygamber için bile «Bu Kur’an’ı o uydurmuştur» demeye kalkan ve en açık mucizeleri inkâr eden müşrikler, iftiralarına bir ölçüde mesnet bulmuş olacaklar ve daha çok kimseleri kandırabileceklerdi.
Edip Yüksel
Sen daha önceki kitaplardan hiç birini okumuyordun ve onları elinle de yazmıyordun. Bu durumda, yanlışı savunanların kuşkulanması için bir bahane oluşacaktı.
(1)“Ümmî (okur-yazar olmayan) bir Zât’ta (asm) zuhûr eden (ortaya çıkan) o Şerîat; on dört asrı ve nev‘-i beşerin humsunu (insanlığın beşte birisini), âdilâne (adâletle) ve hakkāniyet (haklılık) üzere ve müdakkikāne (gāyet dikkatlice), hadsiz kānunlarıyla idâre etmesi emsâl (kıyas) kabûl etmez. Hem ümmî bir Zât(asm)’ın ef‘âl ve akvâl ve ahvâlinden (fiil, söz ve hâllerinden) çıkan İslâmiyet; her asırda üç yüz elli milyon insanın rehberi ve mercii (mürâcaat kaynağı) ve akıllarının muallimi ve mürşidi; ve kalblerinin münevviri(nûrlandırıcısı) ve musaffîsi (sâfîleştiricisi); ve nefislerinin mürebbîsi (terbiyecisi) ve müzekkîsi (arındırıcısı); ve ruhlarının medâr-ı inkişâfı (ma‘nevî yükselme sebebi) ve ma‘den-i terakkiyâtı (ilerleme kaynağı) olması cihetiyle, misli (benzeri) olamaz ve olamamış.” (Şuâ‘lar, 7. Şuâ‘, 119)
İlyas Yorulmaz
Sen daha önceden (Allah, ahiret, ceza, din vs. konularla ilgili) ne bir kitap okuyordun ve nede elinle bir kitab yazıyordun. Öyle olsaydı, batıl inançlar içine olan kimseler hemen şüphelenirlerdi.
Bu Kur’an sana vahyedilmeden önce, sen herhangi bir kitap okuyor veya kendin böyle şeyler yazıyor değildin. Bu güne kadar içlerinde yaşadığın Mekke halkı, senin okuyup yazmadığını biliyorlardı. Eğer öyle olsaydı, Kur’an mesajını iptal etmeye, çürütmeye çalışan batıl peşinde koşan inkârcılar, “Sen bunları öncekilerin kitaplarından öğrendin!” diyerek, Peygamberliğin hakkında şüpheye düşebilirlerdi.
Hâlbuki bu (Kur’an)dan önce sen, hiç bir kitap okumaz ve sağ elinle yazı da yazmazdın. (Eğer bir de) böyle olsaydı, bâtıl peşinde koşanlar şüphe ederlerdi.1
1 Şüphelerine bahane bulurlardı. Gerçi hakkı arayanlar hiç şüphe etmezler. Çünkü Kur’an’-ın i’cazı için Peygamberin ümmî olması şart değildir. Nice okur-yazarlar vardır ki iki lafı bir araya getiremezler. Nitekim diğer Peygamberler ümmî değillerdi.
Muhammed Esed
çünkü, [ey Muhammed,] sen bu [vahyin gelmesi]nden önce herhangi bir ilahî kelâmı okumuş ya da onu kendi ellerinle 46 yazmış değildin; öyle olsaydı, [sana vahyetmiş olduğumuz] hakikati çürütmeye çalışanlar, 47 insanları [onun hakkında] kuşkuya sevk edebilirlerdi.
Oysa sen daha önce herhangi bir kitap okumuş değildin ve bunu kendin yazabilecek durumda da değildin. Eğer öyle olsaydı batılı hâkim kılmak isteyenler insanları şüpheye düşürürlerdi. 42/52, 13/17
Hem sen bu (Kur’an)dan önce herhangi bir (kutsal) kitabı okumuş değildin; dahası onu kendi elinle[3531] yazıyor da değilsin. Eğer böyle olsaydı insanları kuşkuya düşürürlerdi,[3532] gerçeği geçersiz kılmaya yeltenenler.[3533]
Mustafa İslamoğlu Ankebut Suresi 48. Ayet Açıklaması
[3531] Lafzen: “sağınla”. Ayrıca bkz: 28:45.
[3532] Şekk’ten farklı olarak raybın “ya doğruysa kaygısı içeren şüphe” oluşuyla ilgili bkz: 9:110 not 5 ve 14:9, not 5.
[3533] Hicretin hemen arefesinde inen bu âyetler, Medine Yahudilerine karşı Nebi’nin üslubunu inşâ etmektedir. Burada olumsuzlanan Allah Rasûlü’nün Kur’an vahyinden önce herhangi bir vahyi okuyup yazmamış olduğudur. Bu âyet Furkân 4-5’te kastedilen türden (Krş: 16:103), vahyi Allah Rasûlü’nün yazdığı iftiralarını reddetmektedir. Kur‘an’ın içeriği, vahyin kaynağının rasul olmadığının en çarpıcı delilidir. Zira Kur’an’da Rasulullah’ın özel hayatında yaşadığı büyük acıların (amcasının, eşinin, oğlunun, kızlarının ölümleri) ve sevinçlerinin izine bile rastlanmaz. Hz. İsa’nın annesiyle ilgili 98 âyetlik bir sûre ve ayrıca onlarca âyet yer alırken, Allah Rasûlü’nün annesiyle ilgili tek bir îmâda dahi bulunulmaz.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve sen ondan evvel hiçbir kitap okur olmadın ve sağ elin ile onu yazmadın. Öyle olsa idi elbette iptale çalışanlar, şüpheye düşmüş olurlardı.
Ey Resulüm! Sen vahyimizden önce kitap okuyan veya yazı yazan bir insan değildin; eğer böyle olsaydı, batıl iddia peşinde olanlar şüphe edebilirlerdi. [7, 157; 25; 5, 6]
Hz. Peygamber (a.s.)’ın ümmîliğin yaygın olduğu bir topluma mensup olduğu bilinmektedir. Kendisinin de ümmî, yani öğrenim görmemiş, okur yazar olmayan bir zat olduğu, tarihî bir gerçektir. Halbuki Kur’ân-ı Kerimde çok çeşitli bilim dallarına ait bilgiler, ilmî prensipler, neticeler, atıflar veya işaretler vardır. Sadece Yahudi ve Hıristiyan dinlerine ve kutsal kitaplarına dair bilgileri göz önünde bulunduracak olursak büyük bir yekün teşkil eder. Bu konulara girmek, hele hele o alanın ilim adamları arasındaki ihtilaflı konularda görüş bildirmek, eleştiri yapmak, karar verip hükme bağlamak, bilgi sahiplerinin bile yanaşamayacağı bir iştir. Şu halde Kur’ândaki bu bilgilere bir merci lâzımdır. Kur’ânı tebliğ eden ve kırk yıllık ömrünü kendi hemşehrilerinin arasında geçiren Hz. Muhammed’in; okul, öğretmen görmediği, hatta yazma bile bilmediği kesindir. Zira Kur’ân, sayısız muhaliflere karşı bu âyeti bildirmiş, hiçbir düşman çıkıp da onun yazı bildiğini ileri sürememiştir. Öyleyse Kur’ân’ın her şeyi bilen Allah Teâlâ tarafından gönderildiği kesinlik kazanmaktadır.
Süleyman Ateş
(Ey Muhammed) Sen bundan önce bir Kitap okumuyordun, elinle de onu yazmıyorsun. Öyle olsaydı o zaman (Allah'ın sözlerini boşa çıkarmaya çalışan) iptalciler, kuşkulanırlardı.
Süleymaniye Vakfı Ankebut Suresi 48. Ayet Açıklaması
[*] "Yazı" diye tercüme ettiğimiz kelime "kitap"tır. Arapçada bir kaç kelimelik yazıya da kitap denir. Nitekim Neml 27:28 ve Neml 27:29. ayetlerde Süleyman aleyhisselamın Belkıs'a gönderdiği mektuba kitap denmiştir. Zaten mektup Arapçada "kitaplaştırılmış şey" anlamındadır. Yukarıdaki ayette "kitap" özel isim değil, cins isimdir. Allah'ın önceki toplumlara gönderdiği kitaplardan söz edilen her yerde kelime marife yani özel isim şeklinde olur. Arapçada bir kural vardır; "nefyin siyakında vaki olan nekre umum ifade eder" yani olumsuz bir cümlenin içinde geçen cins isim, o cinsin bütün türlerini kapsar. Türkçede de bu vardır; "Bugün bize kimse gelmedi" dediğiniz zaman hiç kimsenin gelmediği anlaşılır. Onun için ayet, Nebimizin okuma yazma bilmediği konusunda şüpheye yer vermeyecek kadara açıktır. Furkan 25:5. ayet de bu anlamı pekiştirmektedir. "Şunu dediler: "Bunlar eskilerin masallarıdır; yazdırtmış, sabah akşam ona belletiliyor." Batılılar Kur'an'ı Allah'ın kitabı saymadıkları için Nebimizin okuma yazma bilmemesi, onları sıkıntıya sokuyor. Bundan dolayı ne yapıp yapıp onun okuma yazma bildiğini ispata çalışıyorlar.
Şaban Piriş
Daha önce sen, hiç bir kitap okumuş değildin. Onu sağ elinle de yazmadın, öyle olsaydı, batılcılar şüphe ederlerdi.