Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 447, sondan 5790. ayet; 3. sure ve Âl-i İmran Suresinin 154. ayetidir. Âl-i İmran Suresi 154. ayetinin kelime sayisi 75, harf sayısı 290 ve toplam ebced değeri ise 20590 olarak hesaplanmıştır. Âl-i İmran Suresinin toplam ebced değeri 1056696 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (39) ل (42) م (30) bulunuyor.
Arapça Metin
ثم انزل عليكم من بعد الغم امنة نعاسا يغشى طائفة منكم وطائفة قد اهمتهم انفسهم يظنون بالله غير الحق ظن الجاهلية يقولون هل لنا من الامر من شيء قل ان الامر كله لله يخفون في انفسهم ما لا يبدون لك يقولون لو كان لنا من الامر شيء ما قتلنا ههنا قل لو كنتم في بيوتكم لبرز الذين كتب عليهم القتل الى مضاجعهم وليبتلي الله ما في صدوركم وليمحص ما في قلوبكم والله عليم بذات الصدور
Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; “Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok” diyorlardı. De ki: “Bütün iş, Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: “Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.” De ki: “Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.”
Uhud Savaşı’ndaki bozgunun ardından yüce Allah müslümanları büyük kederlere uğrattıktan sonra, cesaret ve metanetini yitirmeden, eninde sonunda Hz. Peygamber’in zafere kavuşacağına inanan ve onunla birlikte düşmana karşı var gücüyle vuruşan bir gruba hafif bir uyuklama hali vererek dinlenmelerini ve heyecanlarının yatışmasını sağlamıştı. Almış oldukları yaralardan dolayı acılar içerisinde olmalarına rağmen kendilerini güvende hissetmişler, kılıçları ellerinden düşecek derecede uyuklamışlardı. Nitekim olayı bizzat yaşamış olan Ebû Talha, kendileri savaş alanında iken bu uyku sebebiyle kılıcının birkaç defa elinden düştüğünü ve tekrar aldığını ifade etmiştir (Buhârî, “Tefsîr”, 3:11; “Megāzî”, 20). Oysa şiddetli korku içindeki insanı uyku tutmaz, uykusuzluk devam ettikçe de perişanlık artar ve insanın mânevî gücü çöker. Uhud Savaşı’ndaki ortam böyle bir neticenin doğması için son derece müsait idi. Çünkü müşrikler savaş alanından ayrılırken yine geleceklerini söyleyerek müslümanları tehdit etmişlerdi; bu sebeple müslümanlar düşmanın dönüp tekrar saldırmasından ve kendilerini imha etmesinden veya Medine’ye saldırarak yağmalamasından endişe ediyorlardı. İşte böyle bir ortamda yüce Allah’ın bir lutfu olarak müslümanları tatlı bir uyku basıp, korkuyu unutturmuş, gergin olan sinirlerini dinlendirmiş, böylece huzur ve güvene kavuşarak yepyeni bir güç kazanmışlar, düşman çekildikten sonra da onları Hamrâülesed’e kadar takip etmişlerdir. Daha önce Bedir olayında da savaştan önce böyle bir güven uykusu gelmişti (bk. Enfâl 8:11). Uhud’da ise savaş esnasında veya savaştan hemen sonra daha savaş alanında iken müslümanlar böyle bir ilâhî lutfa mazhar oldular.
Savaşa katılanlardan bir grup ise canlarının derdine düşüp kendilerinden başka bir şey düşünmüyorlardı. Bunlar, her ne kadar mümin görünüyorlarsa da gerçekte inanmamış oldukları için dini ve Hz. Peygamber’i savunmak gibi bir kaygıları bulunmayan münafıklardı. Savaşa sırf ganimet almak veya fitne çıkarmak maksadıyla katılmışlar, ancak büyük bir kısmı daha savaş başlamadan Abdullah b. Übey ile birlikte geri dönüp gitmiş; gidemeyenler ise müminlerin içinde kalmışlardı. Ancak müminleri huzura kavuşturan uyku bunları sarmamış, dolayısıyla korkuları arttıkça artmıştı. Savaşın seyri müminlerin aleyhine döndüğü için onlardan intikam alırcasına duygularını ortaya koyuyor ve Câhiliye kafasıyla haksız yere Allah hakkında kötü şeyler düşünüyor ve Hz. Muhammed’in peygamberliği hakkında tereddüt uyandıracak sözler söylüyorlardı (Cahiliye kavramının anlamı için bk. Mâide 50 ve Furkan 25:63-66’nın tefsiri).
Münafıkların “Bu işten bize ne” sorusundan anlaşıldığına göre onlar, düşmanla meydan savaşı yapma hususunda alınan kararın hatalı olduğuna, bu kararda kendilerinin sorumluluğu bulunmadığına, savaşın planlanmasında görüşlerine uyulmadığına, dolayısıyla elde edilen bu sonuçtan sorumlu olmadıklarına, sorumluluğun meydan savaşını isteyen müminlere ve onların sözünü dinleyen Hz. Peygamber’e ait olduğuna işaret etmek istemişlerdir. Nitekim münafık Muattib b. Kuşeyr’in, Hz. Peygamber’in yanında açığa vurmayıp münafıkların arasında söylediği “Bu işte bizim görüşümüz alınsaydı burada öldürülmezdik” ifadesinden de bu anlaşılmaktadır (Taberî, IV, 142-143; Kurtubî, IV, 242). Oysa Hz. Peygamber, münafıkların reisi Abdullah b. Übeyy’i istişareye çağırmış, kendisi de onun görüşü doğrultusunda görüş beyan etmişti. Ancak gençler, düşmanı Medine dışında karşılamayı uygun gördükleri için karar onların görüşü doğrultusunda alınmıştı. Bu sebeple münafıkların böyle bir bahane ile Hz. Peygamber’e karşı itiraz hakları olmadığı gibi onu istibdat ile de suçlayamazlardı.
Başka bir görüşe göre âyetin ilgili kısmı şöyle yorumlanmıştır: Münafıklar Hz. Peygamber’e, “Bu işten bize bir yarar var mı?” diyerek bu savaşta kendileri için herhangi bir çıkar bulunmadığını vurgulamak istemişler; kendi aralarında da “Bu işten bizim bir çıkarımız olsaydı burada öldürülmezdik” demişlerdir (Şevkânî, I, 436).
Süleyman Ateş’e göre “Bu işte bizim görüşümüz alınsaydı burada öldürülmezdik” diyenler münafıklar değil samimi müminlerden bir gruptur. Ona göre münafıklar savaşa katılmamışlardır, oysa bunlar savaş anında söylenmiş sözlerdir. Savaşın dehşetinden sarsılan bazı müminlerin içlerinde böyle düşünceler belirmiştir. Zira bu sözleri söyleyen kimselerin affedildiği bildirilmektedir. Halbuki münafık nifak içinde kaldığı sürece affedilmez (II, 122).
Kanaatimizce Ateş’in bu görüşü isabetli değildir. Çünkü bir grup münafık müminlerin içinde kalarak savaşa katılmıştı. Bu sözü onların söylemiş olma ihtimali daha kuvvetlidir. Bir sonraki âyette affedildikleri bildirilenler ise münafıklar değil şeytanın vesvesesine aldanıp savaş yerinden ayrılan müminlerdir. Ayrıca Allah ve Peygamber uğrunda canı dahil her şeyini feda edecek derecede samimi müminlerin böyle bir söz söylemeleri mümkün değildir.
Münafıkların bu tutumlarına karşılık yüce Allah, “De ki: İşin tamamı Allah’a aittir” buyurarak emir ve iradenin kendisine mahsus olduğunu, galibiyet veya mağlûbiyetin ezelde takdir ettiği ilâhî kanunlarına uygun olarak meydana geldiğini ve geleceğini vurgulamakta; ölenlerin de yine Allah tarafından takdir edilmiş ecelleriyle öldüklerini, eceli gelenlerin evlerinden çıkmasalar bile ölümden kurtulamayacaklarını, her insanın ölümü nerede takdir edilmişse gidip orada öleceğini bildirmektedir. Ayrıca âyette bu olayların bir hikmete binaen cereyan ettiği, bunlarla müminlerin denendiği ve kalplerinde olan kötü düşüncelerin temizlendiği ifade buyurulmuştur. Şüphe yok ki insanların gerçek şahsiyetleri güç olaylar karşısında ortaya çıkar. Nitekim Uhud Savaşı’nda da böyle olmuş, bu imtihan neticesinde insanların gerçek yüzleri ortaya çıkarılmıştır. Kalplerdeki sırları dahi bilen yüce Allah’ın insanları imtihan etmesi, onların iç yüzlerini bilmediğinden değildir. Savaşlarda alınan yenilgiler, yaşanan acılar insanların kendilerini sorgulamalarına, hatalarını görmelerine ve durumlarını düzeltmelerine yardımcı olur. Bu sebeple âyette Allah’ın Uhud’da olup bitenlerle müminleri deneyip kalplerindeki yanlış düşünce ve duyguları temizlemeyi murat ettiğine işaret edilmektedir.
Her şeyin yüce Allah’ın takdiriyle cereyan etmiş olması, bizim sebeplere sarılmayı ihmal etmemizi gerektirmez. Çünkü kazâ ve kaderin nasıl olduğunu, nerede, ne zaman ve ne şekilde tecelli edeceğini bilemeyiz; biz olayı ancak meydana geldikten sonra bilebiliriz. Biz çalışmakla ve sebeplere sarılmakla görevliyiz. Bütün gayretlerimize rağmen istediğimizi elde edemediysek o zaman Allah’ın takdirinin bizim isteğimize aykırı olduğuna inanır ve ona teslim oluruz. Bu durumda da sorumlu olmayız.
Mehmet Okuyan
Sonra (Allah) o kederin arkasından size bir güven indirdi ki (bu güvenin yol açtığı) uyuklama hâli bir kısmınızı kaplıyordu. Kendi canlarının kaygısına düşmüş bir grup da Allah hakkında cahiliye devrindeki türden yanlış ve yersiz zanlara kapılmışlar ve “Bu işten bize ne var?” diyorlardı. De ki: “İş (karar), tamamen Allah’a aittir. Onlar, sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyorlar.” (Onlar) “Bu işten bize bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.” diyorlar. (Onlara) de ki: “Evlerinizde kalmış olsaydınız bile öldürülmesi yazılmış olanlar, yataklarına (düşecekleri yerlere) çıkıp giderlerdi. Allah göğüslerinizdekileri (kalplerinizdekileri) deneyip ortaya çıkarmak ve göğüslerinizdekileri (kalplerinizdekileri) arındırmak için (böyle yaptı). Allah göğüslerin (kalplerin) özünü bilendir.”
Mehmet Okuyan Âl-i İmran Suresi 154. Ayet Açıklaması
Yüce Allah Uhud günü müslümanların içinde yer alan bir grubun samimiyetsiz insanlardan oluştuğunu, kendi dertlerinin ve menfaatlerinin ötesinde herhangi bir düşüncelerinin bulunmadığını, bu yüzden de devam eden cümlede yer verildiği üzere Allah hakkında Cahiliye zannı türünden haksız zanlarda bulunduklarını haber vermekte, bir anlamda toplumun tahlilini yaparak Hz. Muhammed’i ve diğer muhatapları bilgilendirmektedir. Ayette geçen [ehemmethum enfüsühum] ifadesi “kendilerine önem verenler”, “sadece kendilerini düşünenler”, “canlarının derdine düşenler” anlamına gelmekte ve ordudaki münafıkların durumunu ortaya koymaktadır. Onlar savaşın gidişatını gözlemeden bir kısmı münafık Abdullah b. Übeyy’le birlikte meydandan kaçmışlardı; diğerleri de iki arada bir derece kalmanın huzursuzluğu içerisinde gözlerine uyku girmemiş, kendilerini bir türlü uyku tutmamıştı
Bu cümlede savaştan kaçanların ölümden kurtulamayacakları, dahası savaşa gitmezlerse düşmanların onları gelip evlerinde öldüreceği uyarısına dikkat çekilmektedir.
Bayraktar Bayraklı
Sonra O, bu kederin ardından, size bir emniyet duygusu ve uyku hali, bazılarınızı sarıp kuşatan bir iç sükûneti bağışladı; oysa sadece kendilerini düşünen ötekiler, Allah hakkında yanlış fikirlere -putperest câhiliye düşüncelerine- kapıldılar ve “Bu konuda o zaman bir karar yetkisine sahip miydik?” diye kendi kendilerine sordular. De ki: “Bütün karar yetkisi, yalnızca Allah'a aittir!” Onlara gelince, onlar “Eğer bir karar yetkimiz olsaydı, ardımızda bu kadar çok ölü bırakmazdık” diyerek, ey Peygamber, sana göstermeyecekleri o iman zayıflığını içlerinde saklamaya çalışıyorlar. Onlara de ki: “Evlerinizde de kalmış olsaydınız, içinizden ölümü takdir edilmiş olanlar, devrilecekleri/öldürülecekleri yere mutlaka çıkıp giderlerdi.” Bu başınıza gelenlerin hepsi, Allah'ın göğüslerinizde barındırdığınız her şeyi sınaması ve kalplerinizin içini her türlü boş ve yararsız şeylerden arındırması içindir. Zira Allah, insanların sinelerindeki her şeyi bilir.
Sonra O, üzüntünün ardından, sizden bir kısmınıza, güven duygusu, sarıp kuşatan bir iç dinginlik indirdi. Bir kısmınız da can kaygısına düşmüştü. Allah hakkında, tıpkı cahiliye¹ dönemindekine benzer biçimde gerçeğe aykırı bir sanı besliyorlardı. “Bu işten bize ne? Diyorlardı. De ki: “Her şeyin takdiri yalnız Allah'ındır.” Sana, açıklamadıkları şeyleri içlerinde gizliyorlar. “Elimizden bir şey gelseydi buralarda öldürülmezdik.” Diyorlar. De ki: “Evlerinizde kalmış olsaydınız bile, üzerlerine öldürülme yazılmış² olanlar düşüp ölecekleri yere kendiliğinden çıkıp gelirlerdi. Allah, bunu, göğüslerinizde olanı sınamak ve kalplerinizdekilerini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü bilir.
1. Kur'an; cehaleti, cahiliyeyi; ‘bilgisizlik,' ‘bilmezlik,' ‘okuryazar olmamak' anlamı ile değil; gerçeğin dışında bir şeye inanmak, yapılması gerekenin veya gerçeğin tersini yapmak anlamında kullanmaktadır. Diğer bir deyimle cahiliye, vahiy dışı yaşam biçimi demektir. 2. Gerekli görülmüş.
Ahmet Akgül
Sonra (o yenilgi ve) kederin ardından üzerinize bir güvenlik (duygusu) indirdi, (rahatlamak ve o şaşkınlığı atlatmak üzere) bir uyuklama ki, içinizden bir grubu sarıveriyordu. (Sizden) Bir grubu da, nefisleri can derdine düşürmüştü; Allah'a karşı haksız yere cahiliye zannıyla (kötü) zanlara kapılarak: “Bu işten bize ne var ki? (Cihada katıldık da ne kazandık?) ” diyorlardı. De ki: “Şüphesiz işin (takdirin) tümü Allah'ındır.” Onlar (münafıklar), Sana açıklamadıkları şeyi içlerinde gizli tutuyorlar, “Bu işten bize (hayırlı) bir şey olsaydı, biz burada öldürülmezdik” diye (sızlanıyorlardı) . De ki: “Evlerinizde olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine devrilecekleri (ölüp mezarı boylayacakları) yerlere gidecekti. (Kimse ölümden kaçamazdı. Bunu) Allah, sizi deneyip sinelerinizdekini açığa çıkarmak ve kalplerinizde olanı arındırmak için (yaptı) . Allah, göğüslerin-gönüllerin özünde (saklı) olanı bilip durandır.”
Bu gamdan sonra size emniyetle bir uyku verdi ki içinizden bir bölüğü sarıp kapladı. Bir bölükse can kaygısına düşmüştü. Allah hakkında, Müslümanlıktan önceki bilgisizlik çağında olduğu gibi haksız zanlara kapıldılar. Diyorlar ki: Bu işte nemiz var bizim? De ki: Bütün işler Allah'ındır. Onlar, sana açıklamadıklarını yüreklerinde gizliyorlar ve bu işte payımız olsaydı burada öldürülmezdik diyorlar. De ki: Evlerinizde de olsanız, öldürmeleri yazılanlar, gene çıkarlar, öldürülüp yatacakları yerlere giderlerdi ve Allah, gönüllerinizde olanları yoklamak, yüreklerinizdekini artırmak için yaptı bunu ve Allah, yüreklerinizde ne varsa hepsini bilir.
Sonra Allah, bu kederin ardından size bir emniyet duygusu ve bazılarınızı sarıp kuşatan bir iç sükûneti, uyuklama hali vermişti. Kendi canlarının kaygısına düşmüş, münafık bir gurup da, Allah'a karşı haksız yere cahiliye devrindekine benzer düşüncelere kapılıyorlar. “Bu işten bize ne” diyorlardı. Ey peygamber! De ki: “Bütün işler Allah'ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyorlar. “Bizim elimizden bir şey gelseydi burada öldürülmezdik” diyorlar. Onlara şöyle söyle: “Evlerinizde kalmış olsaydınız bile, öldürülmesi kararlaştırılmış olanlar, devrilecekleri yere mutlaka çıkıp giderlerdi.” Ve bu başınıza gelenlerin tümü Allah'ın göğüslerinizde barındırdığınız herşeyi denemesi ve kalplerinizin içini her türlü boş ve yararsız şeylerden arındırması içindir. Zira Allah, inananların kalplerindeki herşeyi bilendir.
Sonra o kederin ardından Allah üzerinize bir güven, içinizden bir kısmını saran ağır bir uyku indirdi. Kendi canlarının kaygısına düşmüş bir grup da, Allah'a karşı haksız yere İslâm dışı, cahiliyet devrindekine benzer düşüncelere kapılıyorlar:
“Yönetimde sözümüz mü geçiyor ki? Tedbir konusunda bizim görüşümüz mü alındı ki? Beklenilen zaferden, ganimetten bize bir pay mı var ki? Bizim elimizden bir şey mi gelir ki?” mânâlarına gelen lastikli, tarizli sözler söylüyorlardı. Sen:
“Zafer, üstünlük tamamen Allah'ın tasarrufundadır” de. Onlar senin karşında açıkça söyleyemeyecekleri asıl düşüncelerini içlerinde gizliyorlar:
“Bizim fikrimizle hareket edilse, tedbirlerimiz dikkate alınsaydı, burada içimizden bu kadar ölü vermezdik” diyerek tenkit ediyorlardı. Sen de:
“Evlerinizde oturmuş olsaydınız bile, öldürülmesi takdir edilmiş olanlar, öldürülecekleri yerlere çıkıp giderlerdi. Allah gönüllerinizdekini denemek, akıllarınızdakini, kalplerinizdekini temizlemek için böyle yaptı. Allah gönlünüzdeki sırları bilir.” de.
Sonra kederin ardından üzerinize bir güven, içinizden bir kısmınızı bürüyen bir uyuklama indirdi. Bir grup da canlarının derdine düşmüşlerdi; cahiliye zannıyla, Allah hakkında, haksız düşüncelere kapılmaya başladılar. Bunlar: "Bu işten bize bir şey var mı?" diyorlardı. De ki: "İş (buyruk) tamamiyle Allah'a aittir." Onlar sana açıklamadıklarını kalplerinde gizliyorlar. "Bu işten bize bir şey olsaydı burada öldürülmezdik" [19] diyorlar. De ki: "Eğer evlerinizde olsaydınız, haklarında öldürülme hükmü yazılmış olanlar yine mutlaka düşecekleri yerlere varırlardı." Allah kalplerinizde olanı imtihan etmek gönüllerinizi arındırmak için (bu durumlarla sizi karşılaştırıyor). Allah kalplerde olanı bilir.
Ahmet Varol Âl-i İmran Suresi 154. Ayet Açıklaması
154.İbnu Rahuye`nin Abdullah bin Zubeyr (r.a.)`den rivayet ettiğine göre Uhud savaşından sonra Müslümanların üzerlerine bir uyku bastırmıştır. Bu arada bazı kimseler de çeşitli dedikodularda bulunmuşlardır. Abdullah bin Zubeyr (r.a.): "Bu sırada yarı uykulu yarı uyanık bir halde Mi`teb bin Kuşeyr`in: "Bu işten bize bir şey olsaydı burada öldürülmezdik" diye konuştuğunu duyuyordum" demiştir. Bu ayeti kerime de bu olayla ilgili olarak indirilmiştir.19.Yani "bu işte bizim bir yetkimiz olsaydı burada öldürülmezdik." Burada "öldürülmezdik" sözünü orada öldürülenleri kasdetmek için bir kinaye olarak kullanmışlardır.
Ali Bulaç
Sonra kederin ardından üzerinize bir güvenlik (duygusu) indirdi, bir uyuklama ki, içinizden bir grubu sarıveriyordu. Bir grup da, canları derdine düşmüştü; Allah'a karşı haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak: 'Bu işten bize ne var ki?' diyorlardı. De ki: 'Şüphesiz işin tümü Allah'ındır.' Onlar, sana açıklamadıkları şeyi içlerinde gizli tutuyorlar, 'Bu işten bize bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik' diyorlar. De ki: 'Evlerinizde olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine devrilecekleri yerlere gidecekti. (Bunu) Allah, sinelerinizdekini denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak için (yaptı). Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
Sonra o kederin arkasından üzerinize Allah bir emniyet, bir uyku indirdi. Öyle ki, içinizden bir zümreyi (öz müminleri o uyku) sarıyordu. (münafıklardan ibaret) bir zümreyi de, nefisleri, can kaygısına düşürmüş, gözleri uyku tutmaz olmuştu; Allah'a karşı cahiliyyet zannı gibi haksız bir zan besliyor ve; “- Bu zafer işinden bize ne?” diyorlardı. (Rasûlüm), de ki: “- Bütün iş Allah'ındır.” Onlar, nefislerinde, sana açamadıkları bir şey gizliyorlar: “- İş elimizde olsa, zorla savaşa çıkarılmasaydık burada öldürülmezdik” diyorlardı. (Rasûlüm) de ki: “- Evinizde de olsaydınız, üzerlerine ölüm yazılmış (takdir edilmiş) bulunanları yine dışarı çıkacak, düşüp kaldıkları yerleri çaresiz boylayacaklardı.” Allah, Uhud savaşındaki bu olayları, kalblerinizde olan ihlâs ve nifakı meydana çıkarmak ve yüreklerinizdeki niyyetleri pâk ve öz yapmak için başınıza getirdi. Allah kalplerde olanı pek iyi bilir.
Sonra Allah, o keder ve sıkıntının ardından üzerinize bir güven indirdi. Bir grubunuzu bürüyen bir uyku ve esneme salıverdi (onları rahatlattı.) Bir grup da can kaygısına düşmüşlerdi. Cahiliyet devrindeki inançlar gibi Allah hakkında gerçek dışı şeyler düşünüyorlardı. “Bu işin idaresinde bizim de payımız var mı?” diyorlardı. Sen de ki: “Bütün idare Allah’ındır.” Sana göstermedikleri şeyi içlerinde gizliyorlardı. Onlar: “Eğer bir payımız olsaydı, biz burada öldürülmezdik.” diyorlardı. Sen de ki: “Eğer evinizde de olsaydınız, kendilerine ölüm yazılanlar, dışarı çıkarak düşüp öldükleri bu yerlerine geleceklerdi.” Allah bu savaşı diledi ki, içinizi (özünüzü) olgunlaştırsın, kalplerinizi (kirlerden) temizlesin. Allah sinelere sahip her canlıyı çok iyi bilendir.
Kaygının sonunda Allah sizlerden bir bölüğü sarmış olan emniyetle, uyku verdi, bir bölük de, kendi derdine düştü, haksızlık ederek Allaha karşı bilgisizlik zannı besler oldular, dediler ki: «Bu işte bizim neyimiz vardır?» Diyesin ki onlara: «Her iş Allaha gider!», sana açmadıkların içlerinde gizlerler, derler ki : «Eğer bunda kazancımız bulunsaydı, öldürülmezdik burada», diyesin ki onlara: «Ölmesi alnına yazılmış olan, evinde olsa dahi, ölüme karşı çıkar», gönlünüzü arıtmakçin, içinizde olanı, Allah yoklamakçin böyle yapmıştır, Allah bilir gönüllerde olanı
Sonra o üzüntü ve kederin ardından Allah üzerinize bir güven indirdi, (şaşkınlığı atlatmak ve rahatlamak için) bir kısmınızı bürüyen bir uyku hali verdi. Bir kısmınız da canlarının derdine düşerek, cahiliye kafasıyla Allah hakkında gerçek dışı zanlara kapılarak: “Bu işten bize ne var (niye savaştık) ki?” diyorlardı. (Ey Resûl!) De ki: “Şüphesiz bütün iş (yetki ve karar) Allah'ındır.” Onlar, sana açıklayamadıkları şeyi içlerinde gizli tutuyorlar ve: “Bu işten bize bir şey olsaydı, biz burada öldürülmezdik (kardeşlerimiz öldürülmezdi)” diyorlar. De ki: “Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu gönüllerinizdeki (ihlâs ve fitne gibi) şeyleri yoklamak ve kalplerinizdeki (vesveseleri) temizlemek için yaptı. Allah, sinelerdekini (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.”
Cemal Külünkoğlu Âl-i İmran Suresi 154. Ayet Açıklaması
Ölümün zaman ve mekân bilgisi tamamıyla Allah’ın takdirindedir (Lokman 31:34, Hud 11:6). Hangi sebeple ve isimle olursa olsun ölen kişi ya da herhangi bir canlı mutlaka eceli geldiği için ölmüştür. “Savaşa gitmeseydi, uçağa binmeseydi, ağaca çıkmasaydı, otobüsle yolculuk etmeseydi, o ilacı almasaydı, o yemeği yemeseydi, ameliyata girmeseydi, kavgaya karışmasaydı…” gibi söylemler tamamen boş ve manasızdır. Elbette ki insan, tedbiri elden bırakmayacak, disiplinli ve düzenli bir hayat yaşayacak, ancak ölümün zamanı ve mekânı konusunda ne yaparsa yapsın başarılı olamayacak. Çünkü “Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an öne geçebilirler.” (A’râf 7:34)
Diyanet İşleri (Eski)
Kederden sonra, bir takımınızı kendinden geçirecek şekilde size huzur ve emniyet indirdi; oysa bir takımınız da kendi derdlerine düşmüşlerdi. Haksız yere Allah hakkında, cahiliye devrinde olduğu gibi inanıyorlar. "Bu işte bizim bir fikrimiz var mı?" diyorlardı; De ki: "Buyruğun hepsi Allah'ındır". Sana açmadıklarını içlerinde gizliyorlar. "Bu işte bizim fikrimiz alınsaydı, burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: Evlerinizde olsaydınız, haklarında ölüm yazılı olan kimseler, yine de devrilecekleri yere varırlardı. Bu, Allah'ın içinizde olanı denemesi, kalblerinizde olanı arıtması içindir. Allah gönüllerde olanı bilir.
Sonra o kederin arkasından Allah size bir güven indirdi ki, (bu güvenin yol açtığı) uyuklama hali bir kısmınızı kaplıyordu. Kendi canlarının kaygısına düşmüş bir gurup da, Allah'a karşı haksız yere cahiliye devrindekine benzer düşüncelere kapılıyorlar, «Bu işten bize ne!» diyorlardı. De ki: İş (zafer, yardım, herşeyin karar ve buyruğu) tamamen Allah'a aittir. Onlar, sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyorlar. «Bu işten bize bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik» diyorlar. Şöyle de: Evlerinizde kalmış olsaydınız bile, öldürülmesi takdir edilmiş olanlar, öldürülüp düşecekleri yerlere kendiliklerinden çıkıp giderlerdi. Allah, içinizdekileri yoklamak ve kalplerinizdekileri temizlemek için (böyle yaptı). Allah içinizde ne varsa hepsini bilir.
Diyanet Vakfı Âl-i İmran Suresi 154. Ayet Açıklaması
Uhud savaşında düşman, sayısı ve silahıyla müslümanlardan kat kat fazla idi. Fakat zafer de, mağlubiyet de Allah’ın elinde olduğundan müslümanların üzerine bir emniyet duygusu indirildi. Bu yüzden bazı müslümanlar uyumaya koyulmuştu.
Abdullah b. Mes’ûd: «Savaştaki uyku halinin Allah’tan, namazdakinin ise şeytandan» olduğunu söyler.
Ebu Talha: «Uhud günü ben de üzerlerine uyku çökenler arasında idim. Öyle ki, kılıcım defalarca elimden düştü; aldım, yine düştü, aldım yine düştü...» der.
Müfessirlere göre bu âyette bahsedilen ikinci gurup insanlarla münafıklar kasdolunmuştur. Münafıkların buradaki ifadeleri, «Bize bundan bir fayda, bir pay var mı!», «Bizim elimizden ne gelir!», «Tedbir konusunda bizim görüşümüz alındı mı!» gibi manalarla açıklanmıştır.
Edip Yüksel
Sonra o üzüntünün ardından, içinizden bir grubu sakinleştiren güven dolu bir uykuyu üzerinize indirdi. Bir kısmınız bencilce kendi derdine düşmüş, cahiliye döneminde olduğu gibi ALLAH hakkında yanlış düşünceler üretiyor ve, "Bu işte bir yetkimiz varmı," diyordu. "Tüm yetki ALLAH'ındır," de. Sana açmadıklarını içlerinde gizliyorlardı. "Bizim bir yetkimiz olsaydı burada öldürülmezdik," diyorlar. De ki, "Evlerinizde dahi olsaydınız, aranızda ölmesi kararlaştırılanlar devrilecekleri yere doğru sürüneceklerdi." ALLAH böylece göğüslerinizdekini dener ve kalplerinizdekini arıtır. ALLAH en gizli düşünceleri bilir
Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize öyle bir eminlik, öyle bir uyku indirdi ki, o, içinizden bir zümreyi örtüp bürüyordu. Bir zümre de canları sevdasına düşmüştü. Allah'a karşı, cahiliyet zannı gibi, hakka aykırı bir zan besliyorlar ve "Bu işten bize ne?" diyorlardı. De ki: "Bütün iş Allah'ındır". Onlar sana açıklamayacaklarını içlerinde saklıyorlar (ve) diyorlar ki: "Bize bu işten bir şey olsaydı burada öldürülmezdik". Onlara şöyle söyle: "Eğer siz evlerinizde olsaydınız bile, üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar yine muhakkak yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gidecekti. Allah (bunu) göğüslerinizin içindekini denemek ve yüreklerinizdekini temizlemek için yaptı. Allah göğüslerin içinde olanı bilir.
sonra o gamın arkasından üzerinize bir emniyyet indirdi: bir uyku ki içinizden bir taifeyi sarıyordu, bir taife de nefisleri sevdasına düşmüşlerdi: Allaha karşı cahiliyye zannı nâ hak bir zan besliyorlardı: «var mı bize o emirden bir şey?» diyorlardı, «hakikat emrin hepsi Allahın» de, onlar nefislerinde sana açamadıkları bir şey gizliyorlar: «bizim emirden bir hıssamız olsa idi burada katlolunmazdık» diyorlar, deki: «evinizde de olsa idiniz üzerlerine katil yazılmış bulunanlar yine çıkacak düşüb kaldıkları yerleri çaresiz boylıyacaklardı, Allah sinelerinizdekini yoklamak ve yüreğinizdekini meydana çıkarmak içindir ki bunu başınıza getirdi, Allah sinelerin kühnünü bilir
Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize öyle bir emînlik, öyle bir uyku indirdi ki o, içinizden bir zümreyi örtüb bürüyordu. Bir zümre de canları sevdasına düşmüşdü. Allâha karşı câhiliyyet zannı gibi hakka aykırı bir zan besliyorlar ve: «Bu işden bize ne?» diyorlardı. De ki: (Habîbim), «Bütün iş Allahındır». Onlar sana açıklamayacaklarını içlerinde saklıyorlar, diyorlar ki: «Bize bu işden bir şey (bir pay) olsaydı burada öldürülmezdik». Şöyle de: «Siz evlerinizde olsaydınız bile üzerlerine öldürülmesi yazılmış (takdîr edilmiş) olanlar yine muhakkak yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıb gidecekdi. (Allah bunu) göğüslerinizin içindekini yoklamak, yüreklerinizdekini temizlemek için (yapdı). Allah, sîynelerdeki özü hakkıyle bilendir.
Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize bir emniyet, bir uyku indirdi ki, (o hâl)içinizden bir tâifeyi (samîmî mü'minleri) bürüyordu; (münâfıklardan) bir tâife de vardı ki, doğrusu nefisleri, kendilerini derde düşürmüş, Allah hakkında haksız yere, câhiliye zannıyla zanda bulunuyorlardı. “Bu işten (zafer ve galibiyet va'dinden) bize bir şey var mı?” diyorlardı.(Ey Resûlüm!) De ki: “Şübhesiz iş tamâmıyla Allah'a âiddir!”(1) Sana açıklayamayacaklarını içlerinde gizliyorlar. (Birbirlerine:) “Eğer (Muhammed'in dediği gibi) bu işten bize bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik” diyorlardı.De ki: “Evlerinizde bile bulunsaydınız, üzerlerine ölüm yazılmış olanlar, (öldürülerek)yatacakları yerlere mutlaka çıkıp giderlerdi!” Artık (bu, birçok hikmetler ve) Allah'ın sînelerinizde olanı denemesi, hem kalblerinizde olanı temizlemesi içindir. Çünki Allah, sînelerin içinde olanı hakkıyla bilendir.
(1)“Eğer denilse: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm mâdem Habîb-i Rabbü’l-Âlemîn’dir (âlemlerin Rabbinin sevgilisidir). Hem elindeki hak ve lisânındaki hakīkattır. Ve ordusundaki askerlerin bir kısmı melâikedir! Ve bir avuç su ile bir orduyu sular! Ve dört avuç buğday ve bir oğlağın etiyle bin adamı doyuracak bir ziyâfet verir! Ve küffar ordusunun gözlerine bir avuç toprak atmakla o bir avuç topraktan her küffârın gözüne bir avuç toprak girmesiyle onları kaçırır. Ve daha bunlar gibi bin mu‘cizât sâhibi olan bir Kumandan-ı Rabbânî, nasıl oluyor, Uhud’un nihâyetinde (sonunda) ve Huneyn’in bidâyetinde (başında) mağlûb oluyor?El-cevab: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, nev‘-i beşere (tüm insanlığa) muktedâ (uyulacak kişi) ve imam ve rehber olarak gönderilmiştir. Tâ ki o nev‘-i insânî, hayât-ı ictimâiye ve şahsiyedeki düsturları ondan öğrensinler ve Hakîm-i zü’l-Kemâl’in kavânîn-i meşîetine (irâdesinin kānunlarına) itâata alışsınlar ve desâtîr-i hikmetine (hikmetinin düsturlarına) tevfîk-ı hareket etsinler (uygun davransınlar). Eğer Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, hayât-ı ictimâiye ve şahsiyesinde dâimâ hârikulâdelere ve mu‘cizelere istinâd etse(dayansa) idi, o vakit imâm-ı mutlak ve rehber-i ekber (en büyük rehber) olamazdı.” (Lem‘alar, 13. Lem‘a, 82-83)
İlyas Yorulmaz
Savaş sonrası size isabet eden yenilgiye üzülmenizden sonra, Allah üzerinize bir uyku sükûnet indirdi. Bu sükûnet hali sizden bir gurubu kaplamış, yine sizin içinizden bir gurup da kendi şahsiyetlerini ön plana çıkarmış ve cahiliyyet döneminde yaptıkları gibi, Allah’a haksız yere yanlış zanlarda bulunuyorlardı. “Bu işte bizim payımız (savaş bize ne kazandırdı) ne oldu” diyorlardı. Deki “İşlerin tamamı (sonucunu tayin etmek) Allah’a aittir. Sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyorlar. “Keşke bu işte (savaşta) bizim de katkımız olsaydı (bizim fikrimiz alınsaydı) savaş meydanında bu kadar çok (insanımız) öldürülmezdik” diyorlar. Deki “Evlerinizde olsanız ve ölüm onların üzerine yazılmış olsaydı, yataklarında dahi ölüm onları bulurdu. Allah içlerinizden geçirdiklerinizle sizi denemek ve kalplerinizi arındırmak için (yenilgileri size tattırıyor). Allah göğüslerin ne barındırdığını (içinizden geçenleri) en iyi bilendir.
Bu gamdan sonra size içinizde bir takımını bürüyüp emniyete sebep olan bir uyuklama indirdi. Diğer takım ise [¹] can kaygusuna düştü, Allah hakkında nahak yere cahiliyete mahsus zanlar ile zanda bulundu, «bundan bize ne oldu?» [²] diyorlardı. Onlara de ki işin hepsi Allah/ındır. Onlar sana aşikâr kılmadıkları şeyi kalplerinde gizlerler. Derler ki, elimizde bir şey olsaydı burada maktul düşmezdik.» De ki evlerinizde bile olsaydınız yine katli yazılmış olan kimse çıkar, makteline giderdi [³]. Allah sinelerinizdeki ihlâs ve nifakı meydana koymak, kalplerinizdeki vesveseyi temizlemek için böyle yaptı. Allah sinelerinizdekini hakkiyle bilir.
İsmail Hakkı İzmirli Âl-i İmran Suresi 154. Ayet Açıklaması
[1] Münafıklar.[2] Bize bir pay var mı? Bize olan vaad ne oldu, veyahut bu işde bizim reyimiz yoktur, düşmana galebe edemeyeceğiz.[3] Şehirde kalmak ona fayda vermez.
Kadri Çelik
Kederden sonra bir takımınızı (kaçtıklarına pişman olanları) saracak şekilde size güven veren hafif bir uyku indirdi; kendi canlarının kaygısına düşmüş bir grup ise haksız yere Allah hakkında cahiliye zanlarına kapıldılar. “Bu işten (Allah'ın yardımından) bir payımız var mı?” diyorlardı. De ki: “İşlerin tümü Allah'ındır.” Sana açmadıklarını içlerinde gizliyorlar. “Bu işten (Allah'ın yardımından) bir nasibimiz olsaydı, burada öldürülmezdik” diyorlar. De ki: “Evlerinizde olsaydınız, haklarında ölüm yazılı olan kimseler, yine de devrilecekleri yere gelirlerdi.” Bu, Allah'ın içinizde olanı denemesi ve kalplerinizde olanı arıtması içindir. Allah gönüllerde olanı bilir.
Derken Allah bu üzüntünüzün ardından, üzerinize tatlı bir uyuklama, içinizi okşayan bir huzur ve güven duygusu indirdi. Bu duygu, içinizden bir kısmını dalga dalga sarıp kuşatıyordu. Münâfıkların oluşturduğu diğer bir grup ise, sırf kendi canlarının kaygısına düşmüşlerdi. Allah hakkında, İslâm öncesi câhiliye döneminden kalma putperest kafasıyla, yalan yanlış düşünceler besliyorlardı. Allah’ın müminlere yardım etmeyeceğini, bu dâvânın artık bittiğini söylüyorlardı. Yenilginin faturasını hep Peygambere çıkararak, şöyle diyorlardı:“Bu işlerin kararlaştırılmasında bizim yetkimiz mi var?Niçin bizim sözümüz dinlenmedi? Yetki ve egemenlikte bizim de payımız olsaydı, bu hâllere düşer miydik?” Sen de onlara de ki:“Doğrusu her önemli konuda karar verme yetkisi, tamamen ve sadece Allah’a aittir. Sözü dinlenecek, emirlerine kayıtsız şartsız itaat edilecek yegâne otorite ve egemenlik kaynağı, Allah’ın kitabıdır.”Aslında onlar, sana açıkça söyleyemedikleri İslâm düşmanlığını ve sana karşı besledikleri kin ve nefretlerini içlerinde gizleyerek:“Bu konuda karar verme yetkisi bizde olsaydı, Medîne’de şehir savunması yapar, burada böyle öldürülmezdik, yani dostlarımızı, kardeşlerimizi bir hiç uğruna ölüme göndermezdik!” diyorlar. Böylece, bir yandan İslâmî yönetimden hoşnut olmadıklarını ima ederken, öte yandan ölüm ve ecel konusunda Allah’ın irâdesini hafife alıyorlar. Buna karşılık, onlara de ki:“Hayır, öyle değil! Siz veya Uhud savaşında şehit olan yakınlarınız, şâyet Allah yolunda mücâdeleyi terk edip evlerinizde kalmış olsaydınız bile, Allah, içinizden bazılarının —sizin bilmediğiniz hikmet ve sebeplerle— o gün orada ölmesini takdir etmişse, kendilerine ölüm yazılmış olanlar, mutlaka ölecek ve kabirde yatacakları yere gideceklerdi. Bu durumda hangi güç onları ölüm yolculuğundan alıkoyabilirdi? Unutmayın ki, her canlı için ölüm kaçınılmaz bir gerçektir. O hâlde, ölümden kaçma adına Allah yolunda mücâdeleyi terk etmenin size bir faydası olmayacaktır.”“Peki, bunca sıkıntılara katlanmamızın hikmeti nedir?” diye soracak olursanız;Allah, göğsünüzdeki iman ve samîmiyet derecesini ölçüp sınamak ve yüreğinizdeki korkaklık, bencillik ve miskinlik gibi kötü duygu ve düşünceleri söküp atarak iç dünyanızı tertemiz yapmak için sizi imtihân etmektedir. Hiç kuşkusuz Allah, kalplerin içindeki bütün gizli niyet ve düşünceleri bilmektedir.
Acı’nın ardından, yine içinizden bir grubu saran güven uykusu indirdi.
Bir grup da Allah hakkında Gerçek dışı bir zanna, Câhiliye’nin zannına kapılarak kendi can derdine düştü.
-“Bizim hiçbir Yetki’miz var mı?” diyorlardı.
De ki: -“Bütünüyle Emr / Yetki, Allah’ındır”.
Sana belli etmeyecekleri şeyleri nefislerinde gizliyorlardı.
-“Bu iş bize kalsaydı, burada öldürülmezdik” diyorlardı.
De ki:
-“Evlerinizde bulunsaydınız bile Öldürülmesi yazılanlar, yatırılacakları yere giderdi”.
Allah’ın, göğüslerinizdeki şeyleri sınaması, kalblerinizdekileri ayıklaması içindir.
Göğüsler’in özünü Allah bilmektedir.
Sonra o sıkıntının ardından Allah, içinizden bir grubun üzerine, kendilerini saran bir güven duygusu ve uyku,1 indirmişti. Diğer grup2 ise; kendi derdine düşmüştü. Çünkü onlar Allah hakkında cahiliyye zihniyetiyle, gerçek dışı bir düşünceye kapılarak: “Bu işte bizim de bir payımız var mı?”3 diyorlardı. (Ey Muhammed!) Onlara: “(Hayır,) işlerin tamamı, kesinlikle Allah’a aittir.” de. Aslında onlar, sana açıklayamadıkları bir şeyi içlerinde saklıyarak, kendi kendilerine: “Eğer bu işte bizim bir payımız olsaydı4 şimdi biz, burada böyle öldürülmezdik.” diyorlar. Sen de onlara: “Eğer siz, evlerinizde de olsaydınız, öldürülmeleri takdir edilmiş olanlar, mutlaka öldürülecekleri yerlere çıkıp gideceklerdi.” de. (Şunu iyi bilin ki) Allah (bunu) gönüllerinizdekini denemek ve kalplerinizde bulunanları temizlemek için yaptı. Çünkü Allah, gönüllerin özündekileri, çok iyi bilir.
Mehmet Türk Âl-i İmran Suresi 154. Ayet Açıklaması
1 Yani Müslümanlara… Müşrikler, Uhud’dan “yine geleceğiz” diye tehdit savurarak ayrılmışlardı. Müslümanlar ise, müşriklerin tekrar hücum etmelerinden veya giderken Medine’ye bir baskın yapmalarından endişe ediyorlardı. İşte bu sıkıntı içerisinde bulundukları sırada Allah, onlara bir güven duygusu verdi ve uyuklamağa başladılar. Ebû Talha: “Uhud günü başımı kaldırdım, kimi gördüysem kalkanının altında uyuyordu, o gün ben de uyku basanlardan idim, elimden kılıcım düşerdi alırdım. Sonra kamçım düşerdi onu alırdım. (Elmalılı) Bu olayın bir benzeri, Bedir Savaşında da meydana gelmişti. Bk. (Enfâl: 11)2 Bunlar, Uhud savaşına ganîmet elde etmek amacıyla katılan münâfıklardır. Bunların büyük bir kısmı, savaşa katılmadan ayrılmışlardı. Savaşa katılanları ise önce intikam almış gibi bir sevinç hissetmişler, sonra da her iki taraf için şüpheli bir konumda bulunduklarından dolayı gözlerine uyku girmemişti.3 Bu ifâde, “Daha sonra (gelecek hâkimiyetten) bize de bir pay var mı? Veya Bizim bu zaferi engellememiz için üzerimize düşen bir görev var mı?” şeklinde de anlaşılabilir.4 Yani bu savaşa çıkılırken bizim dediklerimiz dikkate alınsaydı veya Muhammed’in vâdettikleri doğru olsaydı şimdi biz burada böyle yenilmezdik.
Muhammed Esed
Sonra O, bu kederin ardından, size bir emniyet duygusu, bazılarınızı sarıp kuşatan bir iç sükûneti bağışladı; 112 oysa sadece kendilerini düşünen ötekiler, Allah hakkında yanlış fikirlere -putperest cahiliyye düşüncelerine- kapıldılar ve “[Bu konuda]) o zaman bir karar yetkisine sahip miydik?” diye (kendi kendilerine) sordular. 113 De ki: “Bütün karar yetkisi, yalnızca Allah'a aittir!” 114 [Onlara gelince,] onlar, “Eğer bir karar yetkimiz olsaydı, ardımızda bu kadar çok ölü bırakmazdık” 115 diyerek [ey Peygamber,] sana göstermeyecekleri o [iman zayıflığı]nı içlerinde saklamaya çalışıyorlar. [Onlara] de ki: “Evlerinizde de kalmış olsaydınız, [içinizden] ölümü takdir edilmiş olanlar, devrilecekleri yere mutlaka çıkıp giderlerdi.” Ve bu [başınıza gelenlerin tümü], Allah'ın göğüslerinizde barındırdığınız her şeyi sınaması ve kalplerinizin içini 116 her türlü boş ve yararsız şeylerden arındırması içindir: Zira Allah, [insanların] kalplerindeki her şeyi bilir.
Sonra, o derin üzüntünün ardından size bir güven duygusu verdi ve içinizden bir kısmınıza uyku gibi saran bir sükûnet bahşetti. Canlarının derdine düşmüş bir grup da, cahiliye devri düşüncesine benzer bir düşünce ile Allah hakkında gerçek dışı düşüncelere dalmışlar ve diyorlardı ki; “Bu savaş kararında bizim bir yetkimiz var mı ki?” Onlara de ki: “Bütün yetki ve karar yalnızca Allah’a aittir.” Sana açıklamadıkları gerçek duygularını içlerinde gizliyor ve şöyle diyorlardı: “Savaş kararında bir yetkimiz olsaydı, bugün burada boş yere can vermezdik.” De ki: “Siz evlerinizde bile olsanız, ölümü takdir edilmiş olanlar yıkılacakları yere kadar giderlerdi. Bu, olup biten her şey Allah’ın yüreklerinizdeki imanı sınaması ve kalplerinizde olan kuşkuları arındırması için bir vesileydi. Zira Allah, gönüllerin özünü hakkıyla bilendir.” 3/168, 31/34
Sonra (Allah), bu elemin ardından size bir güven hissi, bir kısmınızı çepeçevre kuşatan bir iç sükuneti bahşetti. Diğer bir kısmınız ise canlarının derdine düşmüşlerdi; Allah hakkında, haddini bilmezlik çağı olan Cahiliyye’ye özgü,[677] yanlış tasavvurlara kapıldılar. Diyorlardı ki: “(Savaşa) emir-komuta[678] etmede bizim de pay sahibi olmamız gerekmez miydi?” De ki: “Bütün yetki, yalnızca Allah’a aittir.” Onlar ise içlerinde gizleyip sana göstermedikleri gerçek duygularını (şöyle) dile getiriyorlardı: “Eğer bizim de emir-komuta(ya iştirak etme) yetkimiz olsaydı, burada bu kadar ölü vermezdik.” De ki: “Evlerinizde kalmış olsaydınız dahi (fark etmezdi); o ölüm, ölümü mukadder olanları, yine de yataklarına kadar izlerdi.” Bu da, Allah’ın göğüslerinizde olan her bir şeyi sınaması ve kalplerinizde olanları arıtıp damıtması içindir: zira Allah kalplerin içini bilir.
Mustafa İslamoğlu Âl-i İmran Suresi 154. Ayet Açıklaması
[677] Câhiliyye, sıradan bir “bilmezlik” durumu olarak adlandırılamaz. Bu anlamda daha o günden Mekke’nin en kültürlü tüccarlarından biri olan Amr b. Hişam’ın “Ebu Cehil” olarak adlandırıldığı hatırlanacak olursa, bunun karşılığı bir “kendini bilmeme”, “haddini bilmeme” hâli olsa gerektir.
[678] el-Emr, bu bağlamda Uhud savaşının emir-komutasına dair pratik bir vurguya sahiptir. Emr’in çok daha kapsamlı olar “nedenselliğin ilâhî yasaları” anlamı için bkz: 41:12, not 19.
Ömer Nasuhi Bilmen
Sonra o gamın ardından üzerinize bir emniyet, hafif bir uyku indirdi ki, sizden bir zümreyi örtüp kaplayıverdi. Sizden bir tâifeyi de nefisleri kaygıya düşürmüştü. Allah Teâlâ'ya karşı cahiliye zannı gibi hakka muhalif bir zanda bulunuyorlardı. Diyorlardı ki: «Bize bu emirden bir şey var mıdır?» De ki: «Şüphesiz emrin hepsi de Allah'ındır.» Onlar sana açıklamıyacakları şeyleri kendi nefislerinde gizleyiverirler. Derler ki: «Eğer bizim için bu emirden bir şey olsaydı burada katlolunmazdık. De ki: «Eğer sizler evlerinizde olsaydınız, üzerlerine katledilmeleri yazılmış olanlar yine çıkar, ölüp yatacakları yerlere kadar muhakkak giderlerdi.» Ve Allah Teâlâ göğüslerinizin içinde olanı meydana koymak ve kalblerinizde olanı temizlemek için (bu hadiseyi vücuda getirirdi). Ve Allah Teâlâ sinelerde bulunanları hakkıyla bilendir.
Sonra o kederin peşinden üzerinize bir güven duygusu indirdi. Sizden bir kısmını bürüyen tatlı bir uyku hali verdi. Bir kısmınız ise can derdine düşmüş, Allah hakkında Cahiliye devrindekine benzer, gerçek dışı şeyler düşünüyorlar: “Bu işin kararlaştırılmasında bizim yetkimiz mi var? Ne gezer! ” diye söyleniyorlardı. De ki: “Bütün yetki ve karar Allah'ındır” Onlar aslında içlerinde, sana karşı açığa vuramadıkları birş eyler saklıyor ve kendi aralarında: “Bu emir ve komuta işinde bir payımız olsaydı, şimdi burada olmaz, öldürülmezdik. ” diyorlardı. De ki: Siz evlerinizde dahi olsaydınız, haklarında ölüm takdir edilenler, mutlaka düşüp ölecekleri yerlere doğru çıkacaklardı. Allah, sizin içinizde olanı sınamak ve kalplerinizi her türlü vesvese ve kirden arındırıp pırıl pırıl yapmak içindir ki bunu başınıza getirdi. Allah sinelerin özünü dahi bilir. [48, 12]
Suat Yıldırım Âl-i İmran Suresi 154. Ayet Açıklaması
Bazı münâfıklar, müminlerle birlikte savaşa katıldıklarına pişman olmuşlardı. Aralarında konuşurken: “Yönetimde rolümüz olsaydı, fikrimizle hareket edilseydi, böyle perişan olmaz, bu kadar ölü vermezdik.” diyorlardı. Böylece Peygamberimizi itham ediyor, müminlerin de maneviyatlarını bozuyorlardı.
Süleyman Ateş
Sonra o üzüntünün ardından (Allah) size bir güven, bir kısmınızı bürüyen bir uyku indirdi; bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah'a karşı cahiliyye zannı gibi haksız bir zanda bulunuyorlar: "Bu işten bize bir şey var mı?" diyorlardı. De ki: "Bütün iş, Allah'a aittir." Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyorlar. Diyorlar ki: "Bu işten bize bir fayda olsaydı, burada öldürülmezdik." De ki: "Evlerinizde dahi olsaydınız, yine üzerine öldürülme(si) yazılmış olanlar, mutlaka (vurulup) yatacakları yeri boylardı. Allah göğüslerinizdekini denemek, kalblerinizdekini açığa çıkarmak için (bunları başınıza getirdi)". Allah göğüslerin özünü bilir.
O kederden sonra size bir güven duygusu ve bir kesimi rahatlatan tatlı bir uyku verdi. Bir kesim de kendi derdine düşmüştü. Allah hakkında, gerçek dışı kuruntulara, cahiliye kuruntusuna kapılarak "Bu işten elimize ne geçti ki?" diyorlardı. De ki: "Bütün işler Allah içindir". Sana açmadıklarını içlerinde gizliyor, "Bu iş lehimize olsaydı burada öldürülmezdik" diyorlardı. De ki: "Evlerinizde bile olsaydınız, öldürülecekleri yazılanlar, düşecekleri yere kadar gelirlerdi". Bunlar, Allah'ın içinizde olanı denemesi ve kalplerinizdeki kirleri iyice gidermesi içindir. İçinizde ne olduğunu bilen Allah’tır.
Sonra, o kederin ardından size öyle bir güven öyle bir uyku indirdik ki O, içinizden bir grubu kapladı. Bir grup da canlarının derdine düşüp, Allah hakkında, cahiliye (dönemi) zannı ile doğru olmayan bir zanda bulunuyorlardı: -Bu işten bize ne? (Bizmi gelmek istedik) diyorlardı. De ki:-İş tamamıyla Allah'ındır. İçlerinde, sana açıklamadıkları bir şey gizliyorlar.-Bizim görüşümüz alınsaydı, burada öldürülüp gitmezdik, diyorlar. De ki:-Evlerinizde bulunsaydınız bile, öldürülecekleri takdir olunanlar yatırılacakları yere giderlerdi. Bu, Allah'ın gönüllerinizdekini denemesi ve kalplerinizdekini temizlemesi içindir... Allah, gönüllerde olanı hakkıyla bilir.
Bu gamdan sonra Allah size bir emniyet indirdi ve içinizden bir kısmını kaplayan bir uyku verdi. Kendi derdine düşen daha başkaları ise, Cahiliyet kafasıyla Allah hakkında gerçek dışı zanlara kapılmışlardı. Onlar “Yönetimde bizim de bir payımız olacak mı?” diyorlar. Sen, “Emir bütünüyle Allah'ındır” de. Gönüllerinde ise, sana açıklayamadıkları şeyi gizliyorlar. Diyorlar ki: “Eğer yönetimde bizim de bir payımız olsaydı, burada böyle öldürülmezdik.” De ki: Siz evinizde bile olsanız, ölümleri takdir edilmiş olanlar, evlerinden çıkıp, düşecekleri yere varacaklardı. Allah, gönüllerinizde olanı sınamak ve kalplerinizdekini temizlemek için bunları başınıza getirdi. Allah, gönüllerde saklı ne varsa hepsini bilir.
Sonra bu kederin ardından üzerinize, içinizden bir grubu sarıp kuşatan, güven verici bir uyku indirdi. Bir grup da -gerçekten onlar kendi canlarının derdine düşmüştü- Allah hakkında gerçek dışı sanılara, cahiliye düşüncelerine kapılıyordu. "Şu işten bize bir şey var mı?" diyorlardı. De ki: "Emir/iş ve oluş tümüyle Allah'ındır." Öz benliklerinde, sana açıklamaz oldukları şeyler saklıyorlar. Diyorlar ki: "Bu işten bizim lehimize bir şey olsaydı, şuracıkta öldürülmezdik." Söyle onlara: "Evlerinizde kalsaydınız bile, üzerlerine ölüm yazılmış olanlar, uzanacakları yerleri muhakkak boylayacaklardı." Bu, Allah, göğüslerinizdekini denesin, kalplerinizdekini ortaya çıkarsın diyedir. Allah, göğüslerin özünü çok iyi bilir.
Andan ṣoñra indürdi sizüñ üstüñüze ḳayġıdan ṣoñra iminlik. Uyuḳlamaḳyapdı bir ṭāyife sizden ve bir ṭāyife daḫı hemme ve ġamma düşdiler nefsle‐ri‐çün. Ẓan iderler Allāh ḥaḳḳında nā‐ḥaḳ nesneleri cāhiller ẓannı gibi. Ey‐dürler: Bizüm işde nesnemüz var mıdur, dirler. Eyit yā Muḥammed: Barça iş‐ler ve buyruḳlar Tañrı Ta‘ālānuñdur. Ṣaḳlarlar nefslerinde saña āşikāre ey‐lemegen nesneleri. Eydürler: Eger bir iş üstine olsa‐y‐dı bizi bunda öldür‐mezlerdi. Eyit yā Muḥammed: Eger olsa‐y‐duñuz evlerüñüzde düşmangelürdi, ol kişiler ki öldürmek yazılmış‐ıdı üstlerine anlar yatduġı yirlerde,ṣınamaġ‐ıçun Tañrı Ta‘ālā yüreklerinde olan nesneyi, daḫı gidermeg‐içünyüregüñüzde olan kini, Tañrı Ta‘ālā bilicidür yüreklerden geçen fikrleri.