Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 490, sondan 5747. ayet; 3. sure ve Âl-i İmran Suresinin 197. ayetidir. Âl-i İmran Suresi 197. ayetinin kelime sayisi 7, harf sayısı 30 ve toplam ebced değeri ise 1580 olarak hesaplanmıştır. Âl-i İmran Suresinin toplam ebced değeri 1056696 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (3) ل (3) م (6) bulunuyor.
Her ne kadar söze Hz. Peygamber’e hitap eden bir ifade ile başlanmışsa da asıl muhatap ümmetidir. Râzî’nin kaydettiğine göre bazı müminler ticaretle uğraşan Mekke müşriklerinin nimetler içerisinde yaşadıklarını görünce, “Allah’ın düşmanları refah içinde yaşıyorlar, biz ise açlıktan ve takatsizlikten ölüyoruz” demişler, bunun üzerine bu âyetler inmiştir. Bunların zengin yahudilere imrenenler hakkında indiği de söylenmiştir (IX, 152). 196. Âyet, Hz. Peygamber’in şahsında müminleri teselli etmekte ve kâfirlerin yeryüzünde nimetler içerisinde dolaşmalarına aldanmamalarını tavsiye etmektedir. Çünkü onlara verilen nimetler ne kadar çok olursa olsun geçici olup yok olmaya mahkûmdur; bu sebeple Allah katında hiçbir değeri yoktur. Nitekim 197. âyette kâfirlere verilen nimetlerin az bir dünya metaı olduğu ifade edilmiş, daha sonra da varacakları yerin cehennem olduğu bildirilerek dünya metaının kâfirler için cehennem azabına sebep olduğuna işaret edilmiştir. 178. âyette de “Onlara verdiğimiz fırsat ancak günahlarını arttırmaya yarıyor” buyurulmuştur. Oysa 198. âyette ifade buyurulduğu gibi rablerine karşı içtenlikle kulluk eden müminlere âhirette sürekli olarak içinde yaşayacakları cennet nimetleri verilecektir. Şüphesiz ki bu lutuf dünyada kâfirlere geçici olarak verilen nimetlerden çok daha iyidir. 198. âyette geçen nüzûl kelimesi “misafiri ağırlamak için ona ikram edilen yiyecek, içecek vb. ikram” anlamına gelir. Yüce Allah müminlere değer verdiği için onlara vereceği nimete bu ismi vermiştir. Nitekim Fussılet sûresinin 31-32. âyetlerinde şöyle buyurmuştur: “Biz, dünya hayatında da âhirette de sizin dostunuzuz. Orada, çok bağışlayıcı, çok merhametli olan Allah’tan bir ikram olarak sizin için canınızın çektiği her şey bulunacak, yine orada umduğunuz her şeyi elde edeceksiniz” (“ebrâr” hakkında bilgi için bk. Bakara 2:177).
Mehmet Okuyan
Azıcık bir menfaattır (o). Sonra onların barınağı cehennemdir. (Orası) ne kötü bir yataktır!
196,197. İnkar edenlerin diyar diyar gezip refah içinde dolaşması sakın seni aldatmasın; az bir faydalanmadan sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü duraktır!..
(2)Müslümanlardan bir kısmının: “Kâfirler refah içinde yaşarken, biz zarûret içerisinde açlık çekiyoruz” diye yakınmaları üzerine bu âyet-i celîle nâzil oldu. (Celâleyn Şerhi, c. 1, 533)“Bu âlemin mutasarrıfının (idârecisinin) mâdem nihâyetsiz böyle bir keremi, nihâyetsiz böyle bir rahmeti, nihâyetsiz öyle bir celâl ve izzeti vardır. Nihâyetsiz celâl ve izzet, edebsizlerin te’dîbini (edeblendirilmesini)ister. Nihâyetsiz kerem, nihâyetsiz ikrâm ister; nihâyetsiz rahmet, kendine lâyık ihsân ister. Hâlbuki bu fânî dünyada ve kısa ömürde, denizden bir damla gibi milyonlar cüz’den ancak bir cüz’ü yerleşir ve tecellî eder(görünür). Demek o kereme lâyık ve o rahmete şâyeste bir dâr-ı saâdet (saâdet yeri) olacaktır. Yoksa gündüzü ışığıyla dolduran güneşin vücûdunu (varlığını) inkâr etmek gibi, bu görünen rahmetin vücûdunu inkâr etmek lâzım gelir. Çünki bir daha dönmemek üzere zevâl (ayrılmak) ise, şefkati musîbete, muhabbeti hırkate(yanmaya) ve ni‘meti nıkmete (azâba) ve aklı, meş’um (uğursuz) bir âlete ve lezzeti eleme kalb ettirmekle(çevirmekle) hakīkat-i rahmetin intifâsı (rahmet hakīkatinin sönmesi) lâzım gelir. Hem o celâl ve izzete uygun bir dâr-ı mücâzât (cezâ yeri) olacaktır. Çünki ekseriyâ zâlim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp, buradan göçüp gidiyorlar. Demek bir mahkeme-i kübrâya (büyük bir mahkemeye) bırakılıyor, te’hîr ediliyor. Yoksa, bakılmıyor değil! Bazen dünyada dahi cezâ verir.” (Zülfikār, 10. Söz, 18)
İlyas Yorulmaz
Yaşamalarına az bir zaman verildi, sonra sığınacakları yer cehennemdir, kalacakları yer ne kadar kötü.
Çünkü onlara verilen bu nîmetler, basit ve gelip geçici bir zevkten ibarettir, sonunda varacakları yer ise, cehennemdir. Orası, ne korkunç bir yataktır!
Mustafa İslamoğlu Âl-i İmran Suresi 197. Ayet Açıklaması
[710] Metâ’ Kur’an’da geçtiği her yerde na‘îmin mukabili olarak dünyevî hazlar için kullanılır ve üç ana niteliği vardır: Dâim olmayan, sâbit olmayan, kâmil olmayandır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Azıcık bir metadır, sonra onların varıp sığınacakları yer cehennemdir ve o ne fena bir yatak!