Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 335, sondan 5902. ayet; 3. sure ve Âl-i İmran Suresinin 42. ayetidir. Âl-i İmran Suresi 42. ayetinin kelime sayisi 13, harf sayısı 59 ve toplam ebced değeri ise 2912 olarak hesaplanmıştır. Âl-i İmran Suresinin toplam ebced değeri 1056696 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (11) ل (8) م (4) bulunuyor.
Arapça Metin
واذ قالت الملئكة يا مريم ان الله اصطفيك وطهرك واصطفيك على نساء العالمين
33. âyette peygamberler hakkında kullanılmış olan “süzüp çıkarma, seçkin kılma” anlamına gelen “ıstafâ” fiilinin burada Hz. Meryem hakkında kullanılmış olmasından, onun özel ve önemli bir görev için seçildiği ve bu sebeple ilâhî lutuflara mazhar kılındığı anlaşılmaktadır.
İlâhî hikmet gereği dinlerin gelişim süreci Hz. Muhammed’in peygamberliği ve Kur’an-ı Kerîm’in tebliği ile tamamlanmış olacaktır (bk. Mâide 5:3). Bu son mesajın bildiriminden önce insanlığın geçirdiği aşamalar içinde Hz. Meryem’e yüklenen misyonun bir benzerinin bulunmadığı dikkate alınınca bu âyette Hz. Meryem’in özelliklerine yapılan vurgular daha iyi kavranabilmektedir. İnsanlığın bir erkekle bir kadından yaratıldığını, insanların keyfî seçimlerinin değer ölçüsü olamayacağını ve insanı değerli kılan yegâne ölçütün Allah’a kulluk iradesi ve onun buyruklarına teslimiyet olduğunu bildirerek insanın insan önünde eşit sayılmasına çağrıda bulunacak olan Kur’an-ı Kerîm’in (bk. Hucurât 49:13) bu çağrısına hazırlık için, erkek ve kadın cinsi arasında, toplumda kökleşmiş hale gelse de haklı gerekçelere dayanmayan ayırımcılığın yanlışlığına dikkat çekmek üzere çok güçlü bir vurguya ihtiyaç vardı. İşte bu âyette, Hz. Meryem’e verilen görevle, iki cins arasında yaratılış özelliklerinden kaynaklanmayıp ancak güçlünün zayıfı sömürmesi şeklinde izah edilebilecek olan derin ayırıma ve bunu besleyen telakkilere esaslı bir darbe indirilmiş oluyordu. Çünkü bir kadın ilâhî iradenin bir tecellisi olarak, bir erkekten gebe kalmaksızın bir erkek çocuk dünyaya getirecek ve bu erkek de yeni bir dinin tebliği ile görevlendirilecekti. İşte Hz. Muhammed’in geleceğini bildirmekle de vazifelendirilecek olan bu peygamber (Hz. Îsâ), insanlığın –sadece sömürünün bir parçası olarak zâhiren değer verdiği durumlar haricinde– kadını dışlayan tavır ve uygulamalarına karşı ona “iâde-i i‘tibar”ını sağlayacak İslâm mesajının da müjdecisi olacaktı (bu konuya farklı bakış getiren bir yorum için bk. Emin Işık, “Niçin Hz. Meryem?”, Uluslararası Hz. Mevlânâ Vakfı Bülteni, İstanbul, Aralık 1996, sayı 2, s. 48-49).
Âyet-i kerîmede geçen birinci “ıstafâ” fiili, Meryem’in –alışılmışın dışında– mâbed hizmetine kabul edilmesi, rızkının ilâhî lutufla özel bir yoldan kendine ulaştırılması, kendisini tamamen Allah’a ibadete veren bir kul kılınması ve meleklerle konuşma mertebesiyle onurlandırılması gibi anlamlarla açıklanmaktadır. Hz. Meryem’in başka kadınlara üstün kılındığını özellikle belirten ikinci ıstafâ fiili için de şu açıklamalar yapılmaktadır: Babasız olarak Hz. Îsâ’yı dünyaya getirmiş olması, çocuğunun doğar doğmaz konuşup çevreden gelen ithamları bertaraf eden açıklamalar yapması, kendisinin ve oğlunun bütün idrak sahiplerinin ders alacağı bir delil, bir mûcize kılınması. “Seni tertemiz kıldı” cümlesi değişik şekillerde (farklı yaratılış özelliklerine sahip kılındığı vb.) yorumlanmışsa da, hâkim görüş bu ifadenin amacının onun kötülüklerden arındırıldığını ve özellikle yahudilerin iftiralarından uzak olduğunu belirgin biçimde ortaya koymak olduğu yönündedir (meselâ bk. Zemahşerî, I, 189; Râzî, VIII, 43). Hz. Meryem’in “Âlemlerdeki kadınlara üstün kılındığını” bildiren cümleyi bütün kadınlara üstün kılındığı şeklinde anlayan, hatta meleklerle konuşturulmasından hareketle onun “resul” olmamakla beraber “nebî” (yeni bir dini ve ilâhî kitabı tebliğle görevli olmayan peygamber) olduğu sonucuna ulaşan müfessirler vardır. Buna karşılık Allah katında en yüce mertebeye sahip kadınların isimlerini bildiren hadisleri dikkate alan müfessirler, âyetteki bu ifadeyi “Kendi zamanının kadınlarına üstün kılındı” şeklinde yorumlamışlardır (bk. İbn Atıyye, I, 433; Kāsımî, IV, 840-841; İbn Âşûr, III, 244). Kanaatimize göre bu âyeti yorumlarken, Hz. Meryem’le hadislerde anılan hanımlar arasında mutlak bir karşılaştırma yapmak yerine, ona insanlık tarihinde benzeri olmayan bir görev yüklenmiş olduğuna (babasız dünyaya gelen Hz. Îsâ’ya anne oluşuna) dikkat çekildiğini ön plana çıkarmak daha uygun olur.
Bazı müfessirler Meryem sûresinin 17. âyetinden Hz. Meryem’le konuşanın Cebrâil olduğu anlaşıldığı için, burada çoğul olarak kullanılan melâike kelimesiyle de Cebrâil’in kastedildiğini söylemişlerdir (Râzî, VIII, 47).
Mehmet Okuyan
Hani melekler şöyle demişlerdi: “Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti; seni tertemiz yarattı ve seni âlemlerin kadınlarının üzerine seçti.
Meleklerin Meryem'e:
“Ey Meryem, Seni Allah seçti. O seni kötülükten arınmış olarak tertemiz yarattı. Seni O insanlık âleminin hanımlarının üzerinde seçkin bir yere getirdi.” dedikleri vakti hatırla.
Hatırla ki, bir vakit melekler şöyle demişti: “-Ey Meryem, hakikaten Allah, seni ibadetle seçkin kıldı; seni pâk ve tertemiz büyüttü; ve seni âlemlerin kadınları üzerine seçti.
Hatırla o anı ki; melekler Meryem’e şöyle dediler: “Ey Meryem! Allah seni (İsaya ana olman için) seçti ve seni temize çıkardı. Ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı.”
Hani melekler: «Ey Meryem, şübhesiz ki Allah sana seçgin bir hususiyyet verdi. Seni tertemiz (büyütdü), Seni âlemlerin kadınları üzerine mümtaz kıldı» demişdi.
Hani melekler, Meryem’e şöyle seslenmişlerdi: “Ey Meryem! Gerçekten Allah seni insanlar arasından süzüp seçti, tertemiz kıldı ve yaşadığın çağdaki bütün kadınlar arasında seçkin ve üstün bir konuma yükseltti.”
42,43. Bir zamanlar melekler: “Ey Meryem! Allah, (kulları arasından) seni seçti, seni tertemiz kıldı ve seni, bütün dünya kadınlarına tercih etti.1 Ey Meryem! Rabbine gönülden bağlan, ona secde et ve rükû edenlerle birlikte rükû et.”2 demişlerdi.
1 Peygamberimiz: “Dünya kadınları içerisinde (örnek olarak); İmrân’ın kızı Meryem, Firavunun karısı, Hüveylid’in kızı Hatice ve Muhammed’in kızı Fatıma yeter.” buyurmuştur. (Taberî) 2 43. âyet; “Ey Meryem! Rabbine gönülden bağlan ve namaz kılanlarla beraber namaz kıl.” şeklinde de anlaşılabilir. Ancak önce secdenin daha sonra da rükû’nun zikredilmesi, bazı müfessirler tarafından, Hz. Meryem’in kıldığı namazda rükû’nun secdeden sonra yapıldığı şeklinde anlaşılmışsa da, mecâzen “Allah’ın emrine itaat et” diye de anlaşılabilir.
Muhammed Esed
VE O ZAMAN melekler “Ey Meryem!” dediler, “Allah seni seçti ve tertemiz kıldı; seni bütün dünya kadınlarının üstünde (bir konuma) çıkardı.
Hani bir zamanlar da melekler şöyle demişlerdi: “Ey Meryem, Allah seni seçti. Seni tertemiz etti ve bütün toplumların kadınlarına, seni seçip üstün yaptı. 66/11-12, 23/50
(Benzer bir olayda farklı bir tavrın mümkün olduğunu da) hatırla![579] Hani melekler Meryem’e demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah seni seçti ve tertemiz kıldı; seni bütün dünya kadınlarına tercih etti.[580]
Mustafa İslamoğlu Âl-i İmran Suresi 42. Ayet Açıklaması
[579] Söz birden Hz. Zekeriyya’nın tavrından Hz. Meryem’in tavrına getiriliyor. Amaç, iki tepki arasındaki farkı göstermek ve daha iyi tavrı temsil eden “tam teslimiyete” işaret etmek. Parantez içi açıklamamızın gerekçesi budur.
[580] Meryem’in tüm dünya kadınları içinden seçilmesi iki şeyi gösterir: Birincisi Meryem’in anneliğinin çok çok özel oluşunu, ikincisi Meryem’in babasız çocuk doğurmasının tamamen ilâhî bir müdâhale sonucu gerçekleşen istisnaî bir durum oluşunu.
Ömer Nasuhi Bilmen
Hani melekler dedi ki: «Ey Meryem! Şüphe yok ki, Allah Teâlâ seni mümtaz kıldı ve seni tertemiz kıldı ve seni âlemlerin kadınları üzerine ihtiyar buyurdu.»
Hani Melekler dediler ki: “Meryem! Muhakkak ki Allah seni seçti. Seni tertemiz kıldı hatta seni dünyadaki bütün kadınlara üstün kıldı. [7, 144] {KM, Hakimler 5, 24. Luka 1, 42. 28}
Daḫı ẕikr eyle yā Muḥammed ol güni ki feriştehler eyitdi Meryem[e]: İyMeryem Tañrı Ta‘ālā seni iḫtiyār eyledi ve arıtdı seni ma‘ṣiyetden, daḫı efḍalḳıldı seni ‘ālem ‘avratlarından.