Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 337, sondan 5900. ayet; 3. sure ve Âl-i İmran Suresinin 44. ayetidir. Âl-i İmran Suresi 44. ayetinin kelime sayisi 20, harf sayısı 82 ve toplam ebced değeri ise 6787 olarak hesaplanmıştır. Âl-i İmran Suresinin toplam ebced değeri 1056696 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (11) ل (8) م (11) bulunuyor.
Arapça Metin
ذلك من انـباء الغيب نوحيه اليك وما كنت لديهم اذ يلقون اقلامهم ايهم يكفل مريم وما كنت لديهم اذ يختصمون
(Ey Muhammed!) Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem’i kim himayesine alıp koruyacak diye kalemlerini (kur’a için) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu konuda) tartışırlarken de yanlarında değildin.
Birçok müfessir bu âyeti şöyle yorumlamışlardır: Hz. Muhammed’in muhatapları onun, Hz. Zekeriyyâ, Yahyâ, Meryem ve annesi hakkındaki bu haberleri okuma veya rivayet yoluyla bilmesinin mümkün olmadığından emin idiler. Geriye ya bunları bizzat müşahede etmesi ya da ilâhî bir bildirim yoluyla bilmesi ihtimalleri kalıyordu. İşte âyet-i kerîmede “Sen onların yanında değildin” buyurularak Resûlullah’ın bilgisinin vahiyden kaynaklandığının âşikâr olduğuna dikkat çekilmiş olmaktadır. Muhammed Abduh’a göre, Kur’an-ı Kerîm’de müşriklerin Hz. Muhammed’in bu bilgileri başkalarından aldığını iddia ettiklerine dair açıklamalar bulunduğu göz önüne alınınca bu yorum tutarlı olmaz; buradaki incelik, bu bilgilerin Ehl-i kitap nezdinde mevcut olmadığını belirtip inkârcıların bunların onlardan alınmış olabileceği kuşkusunu reddetmektir. M. Reşîd Rızâ ise bu yorumun da bazı âyetlerle uyumlu olmadığını belirtir; müşriklerin Hz. Muhammed hakkındaki iftiralarının onun hayatına ilişkin tarihî gerçekleri değiştiremeyeceğine ve Kur’an’ın bu iddiaları zikrinin zaten bunların saçmalığına dikkat çekmek amacını taşıdığına değinerek, burada Resûlullah’ı çevreleyen şartlar ve gerçekler ışığında onun bu haberleri başkalarından almış olabileceği iddiasının çürütülmüş olduğunu ifade eder (III, 301-302; “gayb” hakkında bk. Bakara 2:3; vahyin mahiyeti ve şekilleri hakkında bk. “Tefsire Giriş” bölümü, “I. Kur’an-ı Kerîm, A) Tanımı ve Özellikleri” başlığı).
Meryem’in bakımını üstlenme konusunda Kur’an-ı Kerîm’de verilen bilgi, Hz. Zekeriyyâ ile yakın konumdaki bir grup insanın kalemlerini (kura araçları) atarak yani kura çekerek bu görevi üstlenme yarışı içine girdikleri ve bu hususun çekişme konusu olduğu, sonunda ilâhî takdir gereği bu vazifenin Hz. Zekeriyyâ’ya nasip kılındığı şeklindedir. Bunun dışında kuraya katılanlar, bu uygulamanın gerçekleşme şekli ve böyle bir yarış içine girmenin sebebi konusunda tefsirlerde değişik açıklamalar yapılmıştır. Bu bilgiler özetle şöyledir:
Bu göreve tâlip olma sebebi, Meryem’in vefat etmiş olan babası İmrân’ın kıdemli ve saygı duyulan bir din adamı olması ya da dinî kitaplarda Hz. Meryem ve Hz. Îsâ’nın geleceğini bildiren ifadelerden Meryem’in üstleneceği misyonu keşfetmiş olmalarıdır. Kuraya katılanlar Beytülmakdis’in hizmetçileri veya burada görevli din adamlarıdır. Kendilerini Hz. Zekeriyyâ ile aynı düzeyde görüp ancak kura yoluyla çözüme razı olduklarına göre, bu kişilerin üst düzey göreve sahip din adamları olması kuvvetle muhtemeldir.
Kuranın çekiliş şekli, dinî metinleri yazdıkları kalemlerini veya bastonlarını suya atmaları ve suyun akış yönünün tersine giden kalem veya baston sahibinin kazanmış sayılması yahut isimler yazılı okların suya atılması ve kimin oku su yüzüne önce çıkarsa onun kazanmış kabul edilmesidir (Râzî, VIII, 45-46).
Bir hak veya vecîbenin belirlenmesinde başka ölçüt bulunamayan durumlarda kura yoluna başvurmanın İslâm’da da câiz olduğu sonucuna ulaşan hukukçular bu âyeti de delil gösterirler (bu konuda ayrıca bk. Enbiyâ 21:87; Saffât 37:141).
Mehmet Okuyan
Bu(nlar), sana vahyetmekte olduğumuz [gayb] (bilinemeyen) haberlerindendir. İçlerinden hangisi Meryem’i himayesine alacak diye (kura çekmek için) kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin. Onlar (bu konuda) çekişirken de yanlarında değildin.
Şimdi sana vahyettiğimiz şey, gayb haberlerindendir. Zira, hangisinin Meryem'in hâmisi olacağını kura ile belirlediklerinde sen onlarla birlikte değildin ve birbirleriyle çekişirlerken de yanlarında yoktun.
İşte bunlar, sana vahiy ile bildirdiğimiz ğayba ait bilgilerdir. Meryem'i kim himaye edecek diye kalemlerini attıkları¹ zaman da çekiştikleri zaman da sen yanlarında değildin.
(Ey Resulüm!) Bunlar gayb haberlerindendir; bunları Sana vahyediyoruz. (Yahudi din adamlarından) Onlardan hangisi Meryem'i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kur'a atarlarken Sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin.
Bunlar, gaibe ait haberler ki sana vahyetmekteyiz. Meryem'i yetiştirmeyi tekeffül edecek kimdir diye kura çekmek için kalemlerini attıkları zaman da yanlarında değildin, bu hususta çekiştikleri zaman da.
Bütün bunlar akıl ve duyularla değil, vahiy ile bilinen gerçeklerdir. Zira Meryem'i kim koruma altına alacak diye birbirleriyle çekişip bunu kur'a ile belirlediklerinde sen onların yanlarında değildin. Bunları sana bildiriyoruz.
Bunlar, bizim sana vahiy yoluyla bildirdiğimiz, bilgi alanın dışındaki olaylardan, gayb âleminin haberlerindendir. İçlerinden hangisinin Meryem'i himayesine alacağına dair kura çekmek üzere kalemlerini (oklarını) atarlarken sen onların yanında değildin. Onlar bu yüzden tartışırlarken de yanlarında değildin.
Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Meryem'i kimin sorumluluğuna alacağını belirlemek için kalemlerini attıkları sırada sen yanlarında değildin. Aralarında tartıştıkları zaman da sen yanlarında değildin.
Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz. Onlardan hangisi Meryem'i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kur'a atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin.
İşte bu Meryem, Zekeriyya ve Yahya (Aleyhisselâm) kıssaları, sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Ey Rasûlüm, yoksa Meryemi hangisi himayesine alacak diye, Tevrat yazdıkları kalemleriyle kur'a atarlarken, sen onların yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında bulunmuyordun.
Bunlar gaybi bilgilerdir. Onları sana vahyediyoruz. Onlar, hangisi Meryem’e kefil olacak diye kalemlerini ortaya atarken, sen onların yanında değildin. Ve tartışırlarken de sen onların yanında değildin.
İşte bunlar görünmeyen eski haberlerden vahyettik onu sana, Meryeme kimin bakacağı bilinmek üzere, kur'a çekmek için, kalemlerini attıkları, kavga yaptıkları bir sırada, yanlarında değildin
(Ey Muhammed!) Sana vahyettiğimiz (bu kıssalar), gaybın (görmediğin ve yaşamadığın devrin) haberlerindendir. Zira hangisinin Meryem'in hamisi olacağını kura ile belirlediklerinde sen onlarla birlikte değildin ve onlar tartışırken de sen yanlarında yoktun.
Cemal Külünkoğlu Âl-i İmran Suresi 44. Ayet Açıklaması
İslam öncesi Araplarca uygulanan, kör oklarla fal açmaya benzer eski bir Sami âdeti vardı. Bu âdette yazı yazmada kullanılan kamışlar suya atılırdı. Kimin kalemi suyun üzerine çıkarsa o kazanırdı. Hz. Meryem’i himaye konusunda İsrailoğulları, Tevrat’ı yazmakta kullandıkları kamışlarını (kalemlerini) nehre atmak suretiyle kura çekmişlerdi. Çekilen kurada hangisinin kalemi su yüzüne çıkarsa Meryem’i o himayesine alacaktı.
Diyanet İşleri (Eski)
Bu Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin, çekişirlerken de orada bulunmadın.
(Resûlüm!) Bunlar, bizim sana vahiy yoluyla bildirmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. İçlerinden hangisi Meryem'i himayesine alacak diye kur'a çekmek üzere kalemlerini atarlarken sen onların yanında değildin; onlar (bu yüzden) çekişirken de yanlarında değildin.
Diyanet Vakfı Âl-i İmran Suresi 44. Ayet Açıklaması
Tefsircilerin beyanına göre İsrailoğulları, Tevrat’ı yazmakta kullandıkları kalemlerini nehre atmak suretiyle kur’a çekmişlerdi ki, böylece hangisinin kalemi su yüzüne çıkarsa Meryem’i o himayesine alacaktı. Bu kur’ayı oklarla çektikleri de rivayet edilmektedir.
Edip Yüksel
Bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye zar atarlarken sen onların yanında değildin; çekiştikleri zaman da sen onların yanında değildin.
İşte bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. (Yoksa) "Meryem'i kim himayesine alıp koruyacak?" diye kalemlerini (kur'a için) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu hususta) Tartışırlarken de yanlarında bulunmadın.
Bu işte sana gayb haberlerinden, onu sana vahy ile bildiriyoruz (ya Muhammed), yoksa Meryemi hangisi himayesine alacak, diye kalemleriyle kur'a atarlarken de sen yanlarında değildin, çekişirlerken di yanlarında değildin
(Habîbim) bunlar sana vahyetmekde olduğumuz ğayb haberlerindendir. Meryem'i onlardan hangisi himaayesine alacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu hususda) çekişirlerken de yine yanlarında yokdun.
(Habîbim, yâ Muhammed!) Bunlar gayb haberlerindendir ki, onu sana vahyediyoruz. Yoksa, içlerinden hangisi Meryem'i himâyesine alacak diye kalemlerini (kur'a için nehre) atarlarken, sen onların yanında değildin! (Onlar) birbirleriyle çekişirlerken de yanlarında değildin!(4)
(4)Annesi tarafından Mescid-i Aksâ’ya teslîm edilen Hz. Meryem’i, ilimce en büyük reisleri bulunan İmrân’ın kızı olması sebebiyle, her âlim kendisi himâye etmek istedi. Sonunda kur‘a attılar ve Hz. Meryem vâlidemizin teyzesinin beyi olan Zekeriyyâ (as)’ın kalemi su yüzüne çıktı. (İbn-i Kesîr, c. 1, 282)“Kur’ân’ın vukūât ve ahvâl-i mâziyeye (geçmişte olan hâllere ve hâdiselere) dâir ihbârâtı (haberler vermesi)aklî bir iş değil ki akıl ile ihbâr edilsin. Belki, semâ‘a mütevakkıf (işitmeye bağlı) nakildir. Nakil ise, kırâet ve kitâbet (okuma-yazma) ehline mahsustur. Dost ve düşmanın ittifâkıyla kırâetsiz, kitâbetsiz, emânetle ma‘ruf(güvenilir oluşuyla tanınan), ümmî (okuma-yazması olmayan) lâkabıyla mevsuf bir zâta nüzûl ediyor (iniyor). Hem o ahvâl-i mâziyeyi öyle bir sûrette ihbâr eder ki, bütün o ahvâli görür gibi bahseder. Çünki uzun bir hâdisenin ukde-i hayâtiyesini (can damarını) ve rûhunu alır. Maksadına mukaddeme (başlangıç) yapar. Demek Kur’ândaki fezlekeler, hulâsalar gösteriyor ki, bu hulâsa ve fezlekeyi gösteren, bütün mâzîyi bütün ahvâli (hâlleri) ile görüyor. Zîrâ bir zâtın bir fende veya bir san‘atta mütehassıs (ihtisas sâhibi) olduğu, hülâsalı bir sözle, fezlekeli bir san‘atçıkla, o şahısların mahâret ve melekelerini gösterdiği gibi, Kur’ân’da zikrolunan vukūâtın (hâdiselerin) hulâsaları ve ruhları gösteriyor ki, onları söyleyen, bütün vukūâtı ihâta etmiş(kuşatmış), görüyor, ta‘bir câiz ise, bir mahâret-i fevkalâde ile ihbâr ediyor.” (Zülfikār, 25. Söz, 35)
İlyas Yorulmaz
(Ey Resul!) “Sana vahyettiğimiz bu olay, gayb haberlerinden bir haberdir. Meryem’e kimin kefil olacağını tespit etmek için, aralarında kura çekerken tartıştıkların da, sen onların yanlarında değildin.”
Bu haberler gayip haberlerdendir ki biz onları sana vahyediyoruz. Onlar Meryem/in terbiyesini hangisi tekeffül edecek diye kalemlerini [⁹] attıkları zaman sen yanlarında değildin. Bu hususta kavga ettikleri zaman yine yanlarında değildin.
İsmail Hakkı İzmirli Âl-i İmran Suresi 44. Ayet Açıklaması
[9] Kur'a için Tevrat yazdıkları kalemleri veya ok veya değnekleri nehre attıkları zaman.
Kadri Çelik
Bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye (kura çekmek için) kalemlerini atarlarken, sen yanlarında değildin, çekişirlerken de orada bulunmadın.
(Hz. Meryem, annesi tarafından Allah yolunda mabede adanmış bir kız olduğu için cinsiyeti nedeniyle onun koruyuculuğunu kimin yapacağı konusu, mabetteki görevliler için bir problem oldu. Bu nedenle görevliler problemi çözmek için kura çektiler.)
Mahmut Kısa
Ey Muhammed! İşte bunlar, sana vahiyle bildirdiğimiz ve senin daha önce hiç bilmediğin gayb haberlerindendir. Yoksa, içlerinden hangisi Meryem’in kefaletini üstlenecek, onu himayesine alacak diye kura çekmek üzerekalemlerini suya attıkları sırada, sen onların yanında değildin; onlar bu konuyu tartışırlarken de yanlarında bulunmuyordun. Dolayısıyla, insanoğlunun bilgi ve tecrübe sınırlarını aşan bu ve benzeri olayları bizzat görmüşçesine haber vermen, senin Peygamber olduğunu gösteren delillerden biridir:
İşte bu, sana vahyettiğimiz Gayb’ın haberlerindendir.
Meryem’e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken yanlarında değildin, çekişirlerken de yanlarında değildin.
(Ey Muhammed!) İşte bu; Bizim, sana vahiyle bildirdiğimiz, ğayb’a ait haberlerdendir. Onlar, “kim Meryem’in sorumluluğunu üstlenecek?” diye kalemleri ile kur’a çekerlerken sen, onların yanında olmadığın gibi, onlar birbirleriyle çekişirken de yanlarında değildin.1
1 Meryemle ilgili en doğru haber budur. Sakın birilerinin yanındaymış gibi anlattıklarına itibar etme.
Muhammed Esed
Sana [şimdi] vahyettiğimiz şey, senin idrakini aşan bir hususla ilgilidir: 30 zira, hangisinin Meryem'in hâmisi olacağını kur’a ile belirlediklerinde sen onlarla birlikte değildin, 31 ve [o konuda] birbirleriyle çekiştiklerinde yanlarında yoktun.
Bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem’e hangisi kefil olacak diye (Kur’a için) kalemlerini suya atarken sen onların yanında değildin, konuyu tartışırlarken de yanlarında değildin. 11/120, 12/111
(Ey Nebi!) Sana aktardığımız bu bilgi senin gıyabında olup biten olayların haberlerindendir.[582] İçlerinden hangisi Meryem’i himaye edecek diye kur’a çektiklerinde sen yanlarında değildin; onlar (bu konuda) birbirleriyle tartışırlarken de yanlarında değildin.[583]
Mustafa İslamoğlu Âl-i İmran Suresi 44. Ayet Açıklaması
[582] Kur’an’da ğayb farklı vurgularla kullanılmıştır. Bazen idraki aşan mutlak hakikatlere, bazen idrak edilebilir olduğu hâlde görülemeyenlere, bazen de muhatabın gıyabında olan olaylara delâlet eder. Bu bağlamda vurgu sonuncusunadır.
[583] Âyetteki ğayba dair bir açıklama ve benzeri bir meydan okuma için bkz: 28:44, not 54.
Ömer Nasuhi Bilmen
Bu sana gayb haberlerindendir. Onu sana vahyediyoruz. Meryem'i hangisi tekeffül edecek diye kalemlerini attıkları zaman sen onların yanında değildin ve onlar muhâsemede bulundukları zaman da sen onların yanında bulunmuyordun.
İşte bunlar gayb kabîlinden haberler olup onları Biz sana vahyediyoruz. Yoksa onlar Meryem'i kimin himaye edeceğine dair kur'a çekerlerken ve birbirleriyle tartışırlarken sen yanlarında bulunmuyordun. [11, 49; 12, 102]
Suat Yıldırım Âl-i İmran Suresi 44. Ayet Açıklaması
Bu âyet, Kur’ân’ın vahyedilmesinden önce, bu hâdiselerin Hz. Peygamber (a.s.) ve kavmi tarafından bilinmediğini açıkça göstermektedir.
Süleyman Ateş
(Ey Muhammed) Bunlar sana vahyettiğimiz, görünmez alemin haberlerindendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye (kur'a) oklarını atarlarken sen onların yanında değildin; birbirleriyle çekiştikleri zaman da sen yanlarında değildin.
İşte bu, sana vahiy yoluyla bildirdiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa Meryem'in bakımını kim üstlenecek diye kura çekerlerken yanlarında değildin. Aralarında tartışırlarken de yanlarında değildin.
Süleymaniye Vakfı Âl-i İmran Suresi 44. Ayet Açıklaması
[*] Duyu organların erişemeyeceği veya kişinin bilmediği şeylere gayb denir.
Şaban Piriş
Bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken (kura çekerlerken) sen yanlarında değildin, konuyu tartışırlarken de yanlarında değildin.
İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa, onlar Meryem'in bakımını kim üstlenecek diye kur'a çekerken sen onların yanında değildin. Onlar tartışırken de sen yanlarında değildin.
Bu, gayb haberlerindendir ki, sana vahyediyoruz. Onlar, Meryem'in bakımını kimin üstleneceğini belirlemek için kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin. Çekiştikleri sırada da yanlarında değildin.