Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 382, sondan 5855. ayet; 3. sure ve Âl-i İmran Suresinin 89. ayetidir. Âl-i İmran Suresi 89. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 43 ve toplam ebced değeri ise 4032 olarak hesaplanmıştır. Âl-i İmran Suresinin toplam ebced değeri 1056696 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu ayetle aynı/benzer 1 ayet daha bulunmaktadır. Bunlar; 24:5 ayetleridir. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (9) ل (6) م (2) bulunuyor.
Arapça Metin
الا الذين تابوا من بعد ذلك واصلحوا فان الله غفور رحيم
İslâm’da günah işleyenlere bir daha dönüşü olmayan bir yola girmiş ve tamamıyla dışlanmış insanlar olarak bakılmadığı ve yüce Allah’ın –işledikleri günahın ağırlığı ne olursa olsun– kullarına karşı ne kadar bağışlayıcı ve merhametli olduğu bu âyette çok açık bir biçimde ifade edilmiştir. 86-88. âyetlerde tasvir edilen günah ve cezadan sonra “tövbe” kapısının hâlâ açık olduğunun belirtilmesi, müslümanlara insanlar arası ilişkilerde de bağışlama ve hoşgörünün yaygınlaştırılmasında başkalarına örnek olma ödevini yüklemektedir. Şu var ki büyük günahı işleyen kişilere tövbe kapısının açılması zâhiren pişmanlık belirtmelerinin istenmesi demek değildir. Nitekim âyette “Ama bundan sonra tövbe edip kendilerini düzeltenler başka” buyurulmuş ve tövbenin samimi olduğunun iyi davranışlarla ortaya konması istenmiştir. Buna göre beşerî ilişkilerde de kusurlu tarafın bağışlanma ve hoşgörülme beklentisi içine girerken kendisine düşen vecîbeleri ihmal etmemesi, kuru kuruya bir özür dileme ile yetinmeyip duyduğu üzüntü ve pişmanlığı hal ve hareketleriyle ortaya koyması gerekir.
Mehmet Okuyan
Ancak bundan sonra tevbe edip kendilerini düzeltenler hariçtir. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Mehmet Okuyan Âl-i İmran Suresi 89. Ayet Açıklaması
Yüce Allah imandan sonra küfre girenlere kapının tamamen kapanmadığını bildirmekte ve eğer tevbe edip durumlarını ıslah ederlerse onları bağışlayabileceğini müjdelemektedir. Bu bağlamda söz konusu kişilerin öncelikle [tâbû] yani “tevbe etmeleri, inkârdan vazgeçmeleri, kötülüklerin ve inkârın tersine yönelmeleri, yani iman etmeleri” gerektiği ifade edilmektedir. Tevbe, caiz olmayan şeyleri terk etmek ve gereken her şeyi yapmakla gerçekleşir. Tevbe “bir yanlıştan vazgeçip tersini yapmaya yönelmek” anlamına geldiği için, ayette ikinci sırada [aslehû] yani “ıslah etmek” ifadesi kullanılmaktadır. Yüce Allah’ın ifadesine göre imandan sonra küfre düşenler eğer inkârdan gerçek anlamda vazgeçerlerse, samimiyetle imana yönelirlerse onları da bağışlayabileceğini haber vermektedir. Benzer mesajlar: Bakara 2:159-161; Nisâ 4:16-17, 146; Mâide 5:39; Nûr 24:5; Furkân 25:70-71; Neml 27:11.
Bayraktar Bayraklı
Ancak, daha sonra tövbe edip kendilerini düzeltenler hariç tutulacaktır; zira Allah çok affedicidir; merhamet sahibidir.
1- Tövbeden kasıt, yapılan kötülükten fiilen vazgeçmektir.
Ahmet Akgül
Ancak bu (uyarıların) ardından (ölmeden önce pişman olup vicdanlarına uyarak) ; tevbe edenler, salih olarak davranıp (tekrar Hakka dönenler) başka. Çünkü Allah, gerçekten Bağışlayandır, Esirgeyendir.
Ancak taahhüdünü bozduktan, küfrü imana tercih ettikten sonra tevbe edip İslâmî hakikatleri ortaya koyarak, samimiyetle Allah'a itaate yönelenler, yaymaya devam ettikleri yanlış bilgileri düzeltenler müstesna. Allah çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir.
Cemal Külünkoğlu Âl-i İmran Suresi 89. Ayet Açıklaması
“Geri dönmek” ve “yönelmek “anlamlarına gelen “tevbe”, günah işledikten sonra pişmanlık duyarak aslına dönmeyi ve böylece nefsin istek ve arzularından ve şeytani dürtülerden uzaklaşarak Allah’a yönelmeyi ifade eder. Tevbe, insanın günahlarda ısrar etmemesi, yapılan yanlıştan/günahtan sonra hatasını anlayarak kalpten, samimi bir şekilde pişmanlık duyması ve bir daha aynı yanlışı yapmamak üzere Allah’tan af dilemesi demektir. Nitekim bu sûrenin 135. âyetinin son cümlesinde “Onlar, işledikleri günahlarda bile bile ısrar etmezler” buyurulmaktadır. Bu bakımdan tevbe, ısrarın ve tekrarın olduğu yerde değil, pişmanlığın ve kararlılığın olduğu yerde geçerlidir.
Diyanet İşleri (Eski)
Ancak bunun ardından tevbe edip düzelenler müstesnadır. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.
Ancak, bundan sonra tevbe edip (hâllerini) ıslâh edenler müstesnâdırlar; hiç şübhesiz ki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.
Ancak bundan sonra, inkârlarından vazgeçip (tövbe edip) durumlarını düzeltirlerse (yeniden İslam’a dönüp gereğini yerine getirirlerse), elbetteki Allah bağışlayıcı ve merhametli olandır.
88, 89. Onlar orada [¹] dâim kalırlar. Onların azapları tahfif olunmaz, kendilerine de bakılmaz [²] Meğer ki bundan sonra tövbe edip ıslahı nefs etsinler; çünkü Allah gafurdur, rahimdir.
Ancak, işlediği günahın ardından pişmanlık duyarak tövbe edip kendilerini düzeltenler bunun dışındadır. Allah onları elbette bağışlayacaktır. Çünkü Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
Ancak, bu hatalarından sonra tövbe ile dönüş yapan ve hallerini düzeltenler müstesnadır. Allah, eşsiz bir bağışlayıcı ve sonsuz merhamet sahibidir. 20/82, 39/53
Ancak daha sonra tövbe edip nefislerini ıslah edenler, bu hükmün dışındadır. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur).