Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3578, sondan 2659. ayet; 33. sure ve Ahzab Suresinin 45. ayetidir. Ahzab Suresi 45. ayetinin kelime sayisi 8, harf sayısı 38 ve toplam ebced değeri ise 2362 olarak hesaplanmıştır. Ahzab Suresinin toplam ebced değeri 377490 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
45,46. Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.
Buradan itibaren on iki âyette, Hz. Peygamber’in maddî ve mânevî özellikleri, Allah katındaki değeri, bir fâninin altından kalkamayacağı kadar ağır yükü ve kutsal görevi sebebiyle Allah tarafından kendisine lutfedilen istisnaî (kendine özgü) inayetler, hüküm ve kurallar açıklanmaktadır. Resûlullah’ın üstün nitelikleri, görev ve işlevinden kaynaklanan güzel isimleri burada sayılanlardan ibaret değildir. Ebû Bekir İbnü’l-Arabî’nin tesbitine göre bunların sayısı altmış yediyi bulmaktadır (III, 1546). Ona özgü hükümler de bu âyetler kümesinde geçenlerden ibaret değildir. Yine aynı âlimin tesbitine göre bunların da sayısı otuz beştir (III, 1561-1563).
Allah kullarına peygamber gönderip inanç, amel, ahlâk konularında ne istediğini açıklamadıkça onları sorumlu tutmuyor, birçok âyette “Bilmiyorduk, bilemezdik demeyesiniz diye size peygamberler gönderdim” diyor (meselâ bk. Nisâ 4:165). Bütün bunlara rağmen âhirette “uyarılmadığı, bilgi verilmediği yolunda” mazeret ileri sürecek olanlara da Allah Teâlâ peygamberleri ve hepsine birden son peygamberini tanık gösteriyor. Hz. Peygamber’in bu niteliği, onun rabbi nezdindeki değerini gösterir. Çünkü şahitler önce tezkiye edilir, onları tanıyan erdemli kişiler tarafından tanık olabilecekleri ifade edilir. Hz. Peygamber’i tezkiye eden ise bizzat Allah’tır.
Hz. Peygamber hem Kur’an âyetlerini tebliğ etmekle hem de bunları açıklayan, canlandıran ifadeleriyle yeteri kadar müjdeci ve uyarıcı olmuştur. Onun tebliği ve açıklamaları itaat edenler için ebedî mutlulukların müjdesi, inkâr ve isyan edenler için ise felâketlerin haberidir.
Peygamber efendimiz insanları Allah’a çağırmaktadır; yani O’na iman, ibadet ve itaat etmeye davet etmektedir. Burada dikkat çeken bir kayıt, Peygamber’in bunu Allah’ın izniyle yapmakta olduğudur. Allah bir kuluna insanları kendine çağırma izni, yani bilgisi ve yetkisi vermedikçe kimse bu vazifeyi üstlenemez. Bu konuda ümmete düşen görev, Hz. Peygamber’den öğrendiği şekilde insanları Allah’a çağırmaktır. Öğrenmenin yolu ise her mümine açık olan din ilmini tahsil etmektir. Aslı Kur’an’da ve sahih hadislerde bulunan ve tahsille elde edilen din ilmine uymayan bilgi, sezgi, keşif vb. bilgi yolları, insanları Allah’a çağırmak için yeterli ve geçerli değildir.
Beşer bilgisi Allah, varlık, başlangıç ve son, ruh, âhiret, iman, ibadetler, helâller ve haramlar gibi konularda yetersizdir. Bu konularda aydınlığa kavuşmanın, doğru bilgi sahibi olmanın geçerli yolu vahiydir, Peygamber’i dinlemektir. Şu halde Peygamber bir ışıktır, insanoğlunun en önemli bilinemezlerine Allah’ın lutfu ve izniyle onun tuttuğu ışık ortalığı aydınlatmaktadır.
Mehmet Okuyan
45,46. Ey Peygamber! Şüphesiz ki biz seni şahit, müjdeleyici, uyarıcı, O’nun izniyle Allah’a davet eden ve [münîr] (ışık saçan) bir kandil olarak gönderdik.
Benzer mesajlar: Furkân 25:56; Sebe’ 34:28; Fâtır 35:24; Fetih 48:8.,Hz. Muhammed’in bu göreviyle ilgili olarak “davet eden kişi” anlamında [dâ‘î] kelimesi kullanılmaktadır. Yapılacak iş “davet”tir; zorlama değildir. Zaten Bakara 2:256, Yûsuf 12:108, Nahl 16:125, Kasas 28:87, Şûrâ 42:48, Kâf 50:45, Ğâşiye 88:22 gibi ayetlerde dikkat çekilen husus da budur. Hz. Muhammed’in “davetçi” olduğunun ifade edildiği Yûsuf 12:108 ve Ahzâb 33:46’da onun davet ettiği makam [ilellâhi] ifadesi gereği “Yüce Allah” olarak belirlenmektedir. Fussilet 41:33’te yer alan “Allah’a davet edenden daha güzel sözlü kim olabilir ki!” ifadesi de oldukça belirleyicidir. Hacc 22:67 ve Kasas 28:87’de verilen mesaj da bu doğrultudadır. Yüce Allah davetin kime veya neye yapılması gerektiğini ifade bağlamında Nahl 16:125’te “Rabbinin yoluna” ifadesine yer vermektedir. Yüce Allah Hz. Muhammed’e hitap ederek davetinin “Rabbine, Rabbinin yoluna” olması gerektiğini hükme bağlamıştır. Benzer mesajlar: Âl-i İmrân 3:193; Yûnus 10:25; Yûsuf 12:108; Ra‘d 13:36; İbrâhîm 14:1; Nahl 16:125; Hacc 22:67; Kasas 28:87; Fussilet 41:33; Cinn 72:20.
Bayraktar Bayraklı
Ey Peygamber! Biz seni bir şâhit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.[442]
Ey peygamber, biz seni Kur'ân'ı bilen ve tebliğ eden, çözüm getiren güvenilir örnek bir önder, doğruları konuşan bir şâhit, rahmetimizi, merhametimizi, ihsanımızı, sevgimizi müjdeleyici, sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan uyarıcı olarak özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevlendirerek gönderdik.
Ey Peygamber! Seni (ümmetinden tasdik edip etmiyenler üzerine) bir şahid, (iman edenlere cenneti) bir müjdeleyici, (kâfirlere cehennemle) bir korkutucu gönderdik;
45, 46. Ey Peygamber! Biz seni gerçekten şahit, müjdeleyici ve uyarıcı, Allah’ın izniyle O’nun yoluna çağırıcı ve aydınlatıcı bir lamba olarak gönderdik.
45-46. Ey nebi! Unutma ki biz seni (hakikatin) bir şahidi, bir müjdeleyici, bir uyarıcı hem de Allah'ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve (gönülleri) aydınlatan bir kandil olarak gönderdik.
Bkz. 2:119, 17:105, 25:56, 34:28, 35:24, 48:8“Kandil olarak gönderdik” ifadesi mecazi olarak, Hz. Peygamberin Allah’tan aldığı öğütlerle insanlığı aydınlatacağı anlamındadır. Yani insanlığı aydınlatacak olan vahiydir, Hz. Peygamberin kendisi değil. Öyle olsaydı günümüz için kandilden söz edilemezdi. Ay ve Güneş örneğinde olduğu gibi. Ay verdiği ışığı güneşten almaktadır. “Ay Güneşi okuduğu zaman” (Şems 91:2) Güneş yoksa ayın ışığı da yoktur. Hz. Peygamber vahyin tebliğcisidir ve onun getirdiği ışık Kur’an’dır. Hz. Peygamber kendi zamanında Kur’an’la insanları aydınlatmış ve ondan sonraki zamanlarda aydınlatma işi yine Kur’an’la bu misyonu üstlenen gerçek mü’minler tarafından yapılacaktır.
Diyanet İşleri (Eski)
45,46. Biz seni şahit, müjdeci, uyarıcı; Allah'ın izniyle O'na çağıran, nurlandıran bir ışık olarak göndermişizdir.
45,46. Ey peygamber, biz seni hakıykaten bir şâhid, bir müjdeci ve bir korkutucu ve Allaha, Onun emir (ve teysîri) ile bir da'vetci ve nuur saçan bir kandil olarak gönderdik.
Ey şanlı Elçi! Sen inkârcıların dedikodularına aldırmadan tebliğine devam et! Unutma ki, Biz seni hakîkate şehadet eden bir şâhit, ebedî saâdeti muştulayan bir müjdeci ve cehennem azâbını haber veren bir uyarıcı olarak gönderdik.
45, 46. Ey şanlı Peygamber! Biz seni insanlar hakkında şahit, müjdeci, uyarıcı, Allah'ın izniyle O'nun yoluna dâvet eden bir peygamber ve aydınlatan bir lamba olarak gönderdik. [ 2, 143]