Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3589, sondan 2648. ayet; 33. sure ve Ahzab Suresinin 56. ayetidir. Ahzab Suresi 56. ayetinin kelime sayisi 14, harf sayısı 63 ve toplam ebced değeri ise 2860 olarak hesaplanmıştır. Ahzab Suresinin toplam ebced değeri 377490 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ان الله وملئكته يصلون على النبي يا ايها الذين امنوا صلوا عليه وسلموا تسليما
Peygambere Allah’ın salât etmesi, rahmet etmesi; meleklerin salât etmesi, şanının yüceltilmesini dilemeleri; mü’minlerin salât etmesi ise, dua etmeleri anlamını ifade eder.
Türkçe’de genellikle çoğul şekliyle salavat olarak kullanılan salât kelimesinin kök mânası “ateşe tutmak, kızartmak”tır. İnsan kendini ya Allah’a yöneltir, O’na arzeder, O’nun şuurunda olarak yaşar veya O’ndan yüz çevirir, bu takdirde kendini ateşe tutmuş, ateşin üstüne koymuş olur. Bu kök mânadan hareketle bir dinî terim olarak kulların “salât”ı iki mâna ifade etmektedir: 1. Genel olarak dua. Çünkü dua, kulun özünü ve gönlünü Allah’a yöneltmesidir. 2. Özel olarak namaz ibadeti. Çünkü bu ibadet, kendini Allah’a vermenin, O’nun huzuruna sunmanın en güzel aracıdır, en uygun şeklidir. Müminlerin Hz. Peygamber’e salâtı, ona dua etmeleri, onu övgü ve hayırla anmalarıdır. Kendisine, “Selâmın nasıl verileceğini bildik, sana salât nasıl olacak?” diye sorulduğunda, Resûlullah namazların oturuşlarında okuduğumuz “salavât-ı şerife”yi öğretmiş, “Bana böyle salât edersiniz” demiştir (Buhârî, “Tefsîr”, 33:10). Sahih kaynaklarda meleklerin salâtı da dua, övgü ve tebrik olarak açıklanmıştır (Buhârî, “Tefsîr”, 33:10). Allah’ın bir kuluna salâtı şüphe yok ki büyük bir iltifat, şeref, lutuf ve rahmettir. Ancak bunun mahiyet ve keyfiyetini bilmek mümkün değildir. Kaynaklarda bu açıdan salât, “rahmet ve övgü” şeklinde tanımlanmıştır.
43. âyette Allah’ın müminlere rahmetiyle lutuflarda bulunması, meleklerin de onlara dua etmeleri salât kelimesiyle ifade edilmiş, hemen arkasından da bu salâtın doğurduğu sonuç açıklanmıştır: İnsanı karanlıklardan aydınlığa çıkarmak. Şu halde Allah’ın salâtı yalnızca övgü ve rahmetle sınırlı değildir, ona mazhar olanların gözlerini ve gönüllerini hakikate açan bir tecellidir.
“Siz de ona salât ve selâm okuyunuz” emri bağlayıcıdır, emrin yerine getirilmesi gereklidir. Ancak bunun zamanı, mekânı ve sayısı konusunda açıklama yapılmadığı için fıkıhçılar farklı yorumlar yapmışlardır. Ömürde bir defa Hz. Peygamber’e salavat okumanın ve selâm vermenin farz olduğunda ittifak vardır. Onun adı anıldıkça uygun aralıklarda aynı şeyi yapmanın müstehap (dince tavsiye edilmiş bir davranış) olduğu da ifade edilmiştir (Cessâs, III, 370; Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, III,1584; İbn Âşûr, XXII, 98 vd.). İbn Âşûr yaptığı araştırma sonunda sahâbenin, Hz. Peygamber’in ismi her anıldığında veya yazıldığında salavatı da okuyup yazdıklarına dair bir bilgi bulamadığını kaydetmektedir. Onun tesbitine göre sahâbe, her ismi geçtiğinde değil onun bazı fiil ve niteliklerini konuştuklarında bunu yapmışlardır. Kitapların başlangıcında salavata yer verme (salvele) âdeti Hârûnürreşîd zamanında hicrî 181 yılında başlamıştır. İsminin her geçtiği yerde salavatı okumak ve yazmak ise daha sonra, muhtemelen hicrî IV. asırda hadisçiler tarafından âdet haline getirilmiştir (s. 100-101). Ehl-i sünnet’in ilk temsilcileri salavatın Hz. Peygamber’e, kişinin gıyabında selâm vermenin ona ve diğer peygamberlere mahsus olmasını, yüz yüze selâmın bütün müminlere verileceğini bir edep olarak kabul etmişlerdir (selâmın hükmü için ayrıca bk. En‘âm 6:54; Yûnus 10:10; Nûr 24:27).
Mehmet Okuyan
Allah ve melekleri, Peygamber’e [salât] ediyorlar (destek veriyorlar). Ey iman edenler! Siz de ona [salât] edin (destek verin) ve tam teslimiyet gösterin!
Bu cümleye “Allah ve melekleri Peygamber’e [salavat] getiriyor/dua ediyor” şeklinde anlam vermek büyük bir hatadır. Buradaki [yüsallûne] fiili ile [sallû] emir kalıbı, tıpkı Tevbe 9:103 ve Ahzâb 33:43’teki ilgili kelimelerde olduğu gibi “yardım etmek, destek olmak” demektir. Bu anlamın delili Enfâl 8:62’dir. Ayetteki buyruk Yüce Allah’ın ve meleklerinin yaptığı gibi müminlerin de Hz. Muhammed’e destek vermeleridir; ayrıca bütün müminlerin ona teslimiyet ve samimiyet göstermeleridir.
Bayraktar Bayraklı
Allah ve melekleri peygambere destek oluyorlar. Ey iman edenler! Siz de peygambere destek olunuz, ona yürekten bağlılığınızı ifade ediniz.
1- Destek olun, yardım edin. Allah ve melekleri, nebiye destek oluyorlar, siz de ona destek olun.
Ahmet Akgül
Şüphesiz, Allah ve O’nun melekleri (ve kâinattaki tüm görevlileri ve enerji (nur)güçleri Hz.) Peygambere salât edip (dua ve destek vermektedir. Öyle ise) Ey iman edenler, siz de O'na salât edin (Hz. Peygamberin sünnetine ve hayat sistemine uyuverin ve Hakk Dinin hâkimiyeti için gayret gösterin) ve tam bir teslimiyetle O'na salâtü selam verin. (Resulüllah’a saygılı ve itaatli davranın.)
Allah ve melekleri peygamberi kutsarlar yani Allah O'nun şerefini ve şanını yüceltip makamını yükseltmekte, melekler de dua edip bağışlanmasını dileyip yüksek derecelere yükseltilmesini istemekteler. Ey inananlar! Siz de O'na dua ederek, derecesinin yükseltilmesini isteyin, hayırla yad edin, kendinizi O'nun rehberliğine tam bir teslimiyetle terk edin.
Allah ve melekleri, peygamberi, itibarının yükselmesi, davetinin kabul görmesi, şeriatının devamı, ümmetine şefaatinin gerçekleşmesi, mükafatının katlanarak verilmesi için rahmetle anarlar, överler, ona saygı gösterirler, iltifat ederler; salavat getirirler
Ey iman edenler, siz de ona salavat getirin, onu dua ve saygıyla, salâtü selâm ile anın, tam bir teslimiyetle ona bağlanın, onu selâmlayın, ona selâmet dileyin.
Gerçekten Allah ve melekleri, Peygambere salât ederler (şeref ve şanını yüceltirler). Ey iman edenler! Siz de O'na salât edin (Allahümme salli alâ MUHAMMED, deyin) ve gönülden teslim olun.
Şüphesiz Allah ve melekleri, Peygambere rahmet indirirler: (Onu desteklerler.) Ey iman edenler! Siz de, ona rahmet duasını okuyun (onu destekleyin) ve ona selam verin!
Şüphe yok ki, Allah ve melekleri, Peygambere destek veriyor. Ey inananlar! Onu siz de destekleyin ve tam bir teslimiyetle onun rehberliğine teslim olun!
Ayette geçen “yusallûne” fiili “desteklerler” anlamında kullanılmıştır. “Allah ve melekleri peygamberi desteklediği gibi ey mü’minler siz de onu destekleyin, onun davasına omuz verin, onunla beraber Allah’ın dinini tebliğ edin, gelen vahyin hayata geçirilmesi ve diğer insanlara ulaşması için gayret gösterin” demektir. “Peygamberi övün, şanını yüceltin, onu tazim edin, onun adını anın!” demek değildir. 43. ayette mü’minlere hitaben; “O (Allah), sizi melekleri eşliğinde üzerinize indirdiği (vahiyle) destekleyip dimdik ayakta tutuyor…” buyruluyor. Burada da aynı kelime (“yusallî”) destek anlamında kullanılmıştır. “Övgü, yüceltme, tazim ve anma” gibi anlamlar verilseydi bu ayet “O sizi melekleri eşliğinde övüyor, tazim ediyor, yüceltiyor ve sizi anıyor” demek olurdu ki bu Allah’ın şanına yakışmaz. Bu kelimeye “dua ediyorlar” anlamı da veremeyiz çünkü duanın doğrudan muhatabı olan Allah’ın resulüne dua etmesi de düşünülemez. Dolaysıyla “salat” terimi burada destek anlamında kullanılmıştır. Bu âyetin doğrudan muhatapları olan günümüz Müslümanları maalesef Hz. Peygambere salavat okumayı alışkanlık haline getirerek onun davasına verilmesi gereken fiili desteği dua desteğine dönüştürmüştür. Oysa Allah vahiy göndererek peygambere verilmesi gereken desteği zaten vermiştir, Müslümanların Allah’tan aynı desteği istemesi anlamsız bir tekrardır. Salavat diye adlandırdığımız cümlede Allah’ın mü’minlere peygamberlerine destek verme emri varken, mü’minlerin bu işi Allah’a havale etmesi ciddi bir saygısızlıktır. Mü’minlere düşen Hz. Peygambere salavat okumak değil, onun davasına destek vermektir. Nitekim ayetin son cümlesinde “tam bir teslimiyetle onun rehberliğine teslim olun!” buyrularak mü’minlerden desteklemeleri gereken davada Hz. Peygamberin rehberliğine teslim olmaları emrediliyor.
Diyanet İşleri (Eski)
Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi överler: Ey inananlar! Siz de onu övün, ona salat ve selam getirin.
Allah’ın salevâtı, rahmet etmek ve kulunun şânını yüceltmektir. Meleklerin salevâtı, Peygamber’in şânını yüceltmek, müminlere bağış dilemek anlamınadır. Müminlerin salâtı ise, dua anlamına gelmektedir. Allah bütün müminlere, peygamberlerine salât ve selâm getirmelerini emretmekte ve ona saygı göstermelerini istemektedir. «Allahümme salli alâ Muhammedin» demek salât, «Esselâmü aleyke eyyühe’n-nebiyyü» demek selâmdır. Peygamberimizden rivayet edilen çok sayıda salevât-ı şerîfe vardır. Bunları okumak, mümkün olduğu kadar çok salât ve selâm getirmek, Peygamber’in sevgisini celbeder, şefâatine sebep olur.
Edip Yüksel
ALLAH ve melekleri peygamberi desteklemektedir. Ey inananlar siz de onu destekleyin, gereken saygı ve itaati gösterin.
Bu ayet, anlamı kaydırılarak suistimal edilen ayetlerden biridir. "Desteklemek" olarak çevirdiğimiz kelime 33:43 ve 9:99,103 ayetlerinde de geçmektedir. Bu üç ayeti birlikte incelediğinizde, sözkonusu kelimeyle nasıl oynandığını göreceksiniz. Bu ayetin anlamını kaydıran dinadamları, Müslümanları, sürekli olarak Allah'ı anıp yüceltmek yerine Muhammed'i anıp yüceltmeye sevketti (33:41-42). Ayrıca bak 2:157.
Elmalılı Hamdi Yazır
Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin.
Şübhesiz ki Allah ve melekleri o peygambere çok salât (ve tekrîm) ederler. Ey îman edenler, siz de ona salât edin, tam bir teslîmiyyetle de selâm verin.
(1)Allah-ü Teâlâ’nın Hz. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’a salât etmesi, ona rahmet edip ondan râzı olması; meleklerin salât etmesi ise, duâ edip mağfiret dilemeleridir. (İbn-i Kesîr, c. 3, 110)“Evet salavâtın ma‘nâsı, rahmettir. Ve o zîhayat mücessem rahmete rahmet duâsı olan salavât ise, o*رَحْمَةً ِللْعاَلَم۪ينَ*’e (âlemlere rahmet olan Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’a) vusûle (kavuşmaya)vesîledir. Öyle ise sen salavâtı kendine, o رَحْمَةً ِللْعاَلَم۪ينَ ’e ulaşmak için vesîle yap ve o Zât’ı da rahmet-i Rahmân’a vesîle ittihaz (kabûl) et!” (Lem‘alar, 14. Lem‘a, 103)
İlyas Yorulmaz
Allah ve melekleri peygambere yardım edip destekliyorlar. Ey inananlar sizde peygambere yardım edip destekleyin ve onun emirlerini (verdiği görevleri) tam bir teslimiyetle yerine getirin.
Hiç kuşkusuz Allah ve melekleri, Peygambere salât ederler. Allah Peygamber’ine karşı çok merhametlidir; ona dâimâ sevgiyle yönelir, onu över, işlerini bereketli kılar, ismini yüceltir ve onun üzerine rahmetini indirir. Melekler de Peygamber’i çok severler; onun en yüce makâmlara ulaşması, İslâm’ın ve Müslümanların üstün gelmesi için Allah’a duâ ederler. Onun şerefini gözetmeğe, şanını yüceltmeğe özen gösterirler. O hâlde, ey inananlar, sizin kurtuluşunuz için her şeyini fedâ eden bu Peygamberin izinden yürüyün, tüm gücünüzle dâvâsını destekleyin, ona saygı duyun, onu yüceltin; böylece siz de ona salât edin ve ona tüm kalbinizle esenlikler dileyerek içtenlikle selâm edin!Allahumme salli ve sellim alâ nebiyyinâ Muhammed!
1 Salât kelimesi; Allah için rahmet, melekler için istiğfar ve dua, mü’minler için hürmet anlamına gelir. Bk. (Ahzab: 43)2 Bu âyete göre Peygambere ismi zikrolundukça salâvat farzdır. Peygamber (s.a.v): “Allah benim için iki Melek görevlendirmiştir. Benim ismim bir Müslüman’ın yanında anılıp da bana salâvat getirince o iki melek ona: Allah seni bağışlasın der. Allah ve diğer melekler de âmin derler. Benim ismim bir Müslüman’ın yanında anılıp da bana salâvat getirmezse o iki melek ona: “Allah seni bağışlamasın der. Allah ve diğer melekler de âmin derler” buyurmuştur. (Kurtubî) Namazda son tahiyyattaki “Allahümme salli ve barik” dualarını okumak Hanefilere göre sünnet, Şafiilere göre, vaciptir. 3 Bu âyetin son bölümü “Ey îman edenler! Siz de ona salâvat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.” şeklinde de tercüme edilebilir.
Muhammed Esed
Allah ve melekleri, şüphesiz, Peygamberi kutsarlar: [o halde] ey iman etmiş olanlar, siz de o'nu kutsayın ve kendinizi [o'nun rehberliğine] tam bir teslimiyetle terk edin!
Hiç kuşku yok ki Allah ve melekleri nebiye destek vermektedirler. Ey iman edenler! Siz de O’na destek olun ve O’nu her türlü şaibe ve çirkin yakıştırmalardan uzak tutun. 7/157, 48/9
Elbette Allah ve O’nun melekleri Nebî’yi desteklerler. Ey iman edenler! Onu, siz de destekleyin![3783] Ve onu her tür şaibeden ve ithamdan uzak tutun![3784]
Mustafa İslamoğlu Ahzab Suresi 56. Ayet Açıklaması
[3783] Lafzen: “..salat ederler.. salat edin”. Burada Allah ve meleklerinin Rasul için yaptığı eylemi mü’minlerin de yapması emredilmektedir. Bu âyetin kapsamı, Allah ve meleklerinin mü’minleri desteklediğinden (yusallî ‘aleykum ve melâiketuhu) söz eden 43. âyetle birlikte (Krş: 2:157; 9:99, 103) değerlendirilmelidir. Mü’minler gibi Rasul de vahiyle desteklenmiştir. Hemen üstteki âyetler bu desteğin açık göstergesidir. Kelimenin türetildiği salâ zaten “destek” anlamına gelmektedir (87:15, not 15). Salat, “dua” mânasına bu kökten yola çıkarak ulaşmıştır. Fakat Allah’ın kuluna “dua etmesi” caiz olmayacağı için, âyetin yorumunda ilk otoriteler farklı görüşler dile getirmişlerdir. İbn Abbas bunu “tebrik etmek” olarak anlamıştır (Taberî). Süfyan Allah’ın salatı “rahmet”, meleklerinki “dua” demiştir. Ata “Rahmetim herşeyi kuşatmıştır” âyetini okumuştur. Said b. Cübeyr İbn Abbas’tan bu âyetin tefsiri sadedinde şunu nakletmiştir: “İsrâiloğulları Musa’ya ‘Rabbin seni destekliyor (yusallî ‘aleyke) mu?’ diye sordular. Musa’nın Rabbi nida etti: ‘Evet Ben de meleklerimle birlikte tüm nebi ve rasullerimi destekliyorum.’ Cabir’in eşi Rasulullah’tan kendine ve eşine salat etmesini istedi, Rasulullah ona “Allah sana ve eşine salat etsin (sallallahu ‘aleyke ve ‘ala zevcike)” diye dua etti (İbn Kesir). Bütün bunlar salâtın bir destek emri olduğunu, Allah’ın ve meleklerinin bu salâtı vahyi gönderip indirerek yaptıkları, mü’minlerinse filî dua ile risalet mirasını desteklemeleri gerektiğini göstermektedir. Aslında Allah Rasûlü için edilen dua olan salavât da bu desteğin sözlü boyutudur. Fakat salavât konusu, rivayet edebiyatında en çok istismar edilen ve çığırından çıkarılan konuların başında gelir. Yüce Rabbimizin, mü’minleri sevgili Rasûl’ümüze destek vermeye davet ettiği bu âyet, “ne kadar salevât o kadar hûri” sululuğuna âlet edilebilmiştir. (Konu için bkz: Üç muhammed, 111-115).
[3784] Salâta Allah ve melekleri de katılırken selâmın sadece mü’minlere emredilmiş olması manidardır.
Ahzâb 56. âyetin içinde yer aldığı pasaj (53-59) başta olmak üzere, bu pasajların (49-73) konusu tamamıyla Allah Rasûlü’nün şahsı ve ailesidir. Hatta Kur’an’da sadece Allah Rasûlü’nü ilgilendiren nadir âyetlerdin biri (52) bu pasajda yer alır. Vahyin sahibi Allah, bu âyetlerde, gönderdiği Elçi’nin tüm şâibelerden uzak tutulmasını istemekte, Allah Rasûlü ve pâk ailesi hakkında dedikodu üretenleri mahkûm etmektedir. Bu amaçla, hem Elçi’nin kendisine, hem de ona imân eden mü’minlere düşenleri bir bir öğretmektedir. Elçi’yi destekleme (salât) emrini içeren bu âyetin sonunda gelen ve sellimû teslîmâ ibaresi ile mü’minlere, ne tasavvur ve düşüncelerinde, ne de söylem ve eylemlerinde ona ilişkin hiçbir şâibe barındırmamaları, onu her tür şâibeden sâlim ve uzak bilmeleri emredilmektedir. “Bir rasule nasıl şâibe bulaştırılır?” sorusunun cevabı da, 69. âyette, Hz. Mûsâ ve ona şâibe bulaştırma çabası içine giren İsrailoğulları üzerinden verilmektedir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Muhakkak ki, Allah Teâlâ ve melekleri peygamber üzerine salatta bulunurlar. Ey imân etmiş kimseler! O'nun üzerine salatta, teslimiyetle selâmda bulunun.
Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygambere hep salat (rahmet ve sena) ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salat edin ve tam bir içtenlikle selâm verin. [33, 41-43; 2, 157]
Allah’ın salatı: Nebîsini rahmetine mazhar etmesi, onun şanını yüceltmesidir. Meleklerin salatı Hz. Peygamber’in şanını yüceltme, müminler için duadır. Müminlerin salatı da, duadır. Selamları ise ona güven verme, ona kendileri tarafından vâki olabilecek zarar, saygısızlık gibi olumsuz durumlardan teminat verme anlamına gelir.Demek ki salat-u selâm, Hz. Peygamber’in Allah Teâlâ tarafından getirdiği ne kadar ahkâm varsa hepsini kabul edip, devamlı sûrette ona verilen biatı yenileme mânasına gelir. Evet, her salavat bir tecdid-i biattır. Hatıra gelen bir soru da, Hz. Peygamber’in salata, dua ve rahmete ihtiyacı olmadığı halde bunun üzerinde önemle durmanın sebebidir. Cevap olarak şöyle denilebilir: Ümmetin Hz. Resulullaha ihtiyacı fazladır. Hele bu ihtiyaç, uzun ve tehlikeli, meşakkatli âhiret hallerinde son derece fazla olacaktır. Resul-i Ekrem (a.s.m) ın bu itibarı, tabir caiz ise Allah Teâlâ nezdindeki bu kıymeti, ne kadar artarsa, bu imkânların kullanılması o derece fazlalaşacaktır. Her bir Müslümanın ondan istifadesi daha da artacaktır. Demek ki salavat, nihayetsiz ümmetin, nihayetsiz ihtiyaçları ile ilgili olduğu için, ne kadar yapılsa yeridir.Ayrıca salavatla müminler Hz. Peygamber’e karşı görevlerini daha sık hatırlamakta, onun buyruklarıyla irtibata geçme ve ona olan sevgilerini artırma vesilesi bulmaktadırlar.
Süleyman Ateş
Allah'ı ve melekleri, Peygambere salat etmekte(onun şerefini gözetmeğe, şanını yüceltmeğe özen göstermekte)dir. Ey inananlar, siz de ona salat edin, (onun şanını yüceltmeğe özen gösterin); içtenlikle selam edin (ona esenlik dileyin).
Allah tarafından salât: rahmet ve kulunun şânını yüceltmek anlamına gelir. Meleklerin salâtı da burada yine peygamber'i esirgemek, onun şânını yüceltmek demektir. Ayrıca meleklerin mü'minlere salât etmesi, onların bağışlanmalarını dilemeleridir. Mü'minlerin salâtı ise, du'â, acıma anlamınadır. Yüce Allah, bütün mü'minlere, peygamber'e salât ve selâm getirmelerini emretmektedir. Yani onun için rahmet ve esenlik dilemelerini, böylece ona saygı göstermelerini istemektedir. Aslında bu âyet, çeşitli dedikodularıyle peygamber'i rahatsız eden kişilerle ilgilidir. Onlara, peygamber'e acımaları, onu rahatsız etmemeleri emredilmiştir. Ömürde bir kez olsun Hz. peygamber'e salât ve selâm getirmek farzdır. Bir rivâyete göre onun adı her anıldığında salât ve selâm getirmek gereklidir. "Allahumme salli Œlâ Muhammedin" demek salât; "es-selâmu Œleyke eyyuhâ'n-nebiyyu" demek selâmdır. peygamberimizden rivâyet edilen birçok salâvât-ı şerîfe vardır. Bunları okumak, mümkün olduğu kadar çok salât ve selâm getirmek, bize karşı peygamber'in sevgisini çeker ve kendimiz için de rahmet olur.
Süleymaniye Vakfı
Allah ve melekleri bu nebîye destek olurlar. Ey inanmış kimseler! Ona siz de destek olun ve içtenlikle samimi davranın.
(23) Veya “tam bir teslimiyetle ona teslim olun.” Peygambere Allah’ın salât etmesi, rahmet etmek; meleklerin ve bizim salât etmemiz de onun için rahmet duası etmek anlamına gelir. Onun rahmete erişmesi ise, ümmeti olarak bizim rahmete erişmemiz demektir. Çünkü hayatı boyunca görüldüğü gibi, onun bütün kaygısı ümmetinden ibarettir. Bir gece sabaha kadar ümmeti için Rabbine yakardıktan sonra Allah ona Cebrail ile “Biz seni ümmetin hakkında hoşnut edeceğiz ve asla üzmeyeceğiz” şeklinde haber göndermiştir. (Müslim, İman: 346.) 17:79’da da ona “Övülmüş Makam” adıyla şefaat makamının verileceği müjdelenmiştir ki, bu durum, bizi Allah’ın Resulü ile çok yakın ve sıcak bir ilişki içinde bulunmaya davet etmektedir. İşte salâvat, onunla bizim aramızda bu sıcak ilişkiyi kuran, devam ettiren ve pekiştiren en önemli bir vasıtadır. Bu konuda Peygamberimizin birçok hadisi bulunmaktadır ki, bunlardan birkaç tanesi şöyledir: “Kabrimi bayram yerine çevirmeyin. Bana salât ve selâm edin. Çünkü nerede olsanız salât ve selâmınız bana ulaşır.” (Ebû Davud, Menâsik: 97.) “Günlerinizin en üstünü Cuma günüdür. O gün bana çok salât ve selâm getirin. Çünkü sizin salât ve selâmlarınız bana sunulur.” “Ey Allah’ın Elçisi,” diye sordular. “Sen ölüp de senden bir iz kalmadıktan sonra salât ve selâmlarımız sana nasıl sunulur?” Peygamberimiz buyurdu ki: “Allah, peygamberlerin cesetlerini çürütmeyi toprağa yasaklamıştır.” (Ebû Davud, Salât: 201.) Übeyy ibni Kâ’b birgün Peygamberimize şöyle sordu: “Ey Allah’ın Elçisi, ben sana çok salâvat getiriyorum. Duamın ne kadarını salâvata ayırayım?” Peygamberimiz “Dilediğin kadarını” buyurdu. Übeyy yine sordu: “Dörtte birini ayırayım mı?” Peygamberimiz yine “Dilediğin kadarını,” buyurdu. “Ama arttırırsan senin için daha iyi olur.” “Yarısını?” “Dilediğin kadarını. Ama arttırırsan senin için daha iyi olur.” “Peki, duamın tamamını salâvata ayırsam?” “İşte o zaman Allah senin bütün sıkıntılarını giderir ve günahlarını da bağışlar.” (Tirmizî, Kıyamet: 23.) “Yeryüzünde Allah’ın seyyah melekleri vardır; ümmetimin selâmlarını bana ulaştırırlar.” (Müstedrek, 2:456, no. 3576.) “Ey Allah’ın Elçisi, sana selâm vermeyi anlıyoruz; peki, nasıl salât edeceğiz?” sorusuna karşılık ise, Peygamberimiz, namazların teşehhüdlerinde okumakta olduğumuz “Allahümme salli, Allahümme bârik” duâlarını öğretmiştir. (Buhârî, Tefsir 33:10; Tirmizî, Tefsir 33:23.)
Yaşar Nuri Öztürk
Şu bir gerçek ki, Allah ve melekleri, o Peygamber'e destek verirler/onun şanını yüceltirler. Ey inananlar! Siz de ona destek olun/onun şanını yüceltin ve ona içtenlikle selam verin.