Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3541, sondan 2696. ayet; 33. sure ve Ahzab Suresinin 8. ayetidir. Ahzab Suresi 8. ayetinin kelime sayisi 8, harf sayısı 42 ve toplam ebced değeri ise 2133 olarak hesaplanmıştır. Ahzab Suresinin toplam ebced değeri 377490 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Sorgulanacak olanlar, bizim tercih ettiğimiz tercümeye göre peygamberlerdir; “Onlar bile sorgu göreceklerine göre diğerleri düşünsünler!” denilmek istenmiştir. Aynı cümleyi, “peygamberlerin dini tebliğ ettikleri kimseleri sorumlu tutmak ve sorgulamak için” şeklinde anlamak da mümkündür. Bundan sonra Ahzâb Savaşı, bu savaşta müminlerin geçirdiği çetin imtihan, münafıkların ve müşriklerin, hak dine ve gerçek peygambere karşı yapıp ettikleri anlatılacağı için bir giriş olmak üzere ezelde veya her bir peygamber vazifelendirilirken yapılan kutsal sözleşme hatırlatılmıştır. Peygamber’le yapılan sözleşme anlatılırken “yaptık”, sorgulama söz konusu edilirken “sorgulamak için yaptı” denilmesi (Arap edebiyatında iltifat adı verilen söz sanatının kullanılması), Allah-kul ilişkisi bakımından anlamlıdır. Cenâb-ı Mevlâ peygamberleriyle sözleşme yapmakla onlara büyük bir şeref bahşetmiştir, bu lutuftan söz ederken de “yaptık” demektedir. Sıra hesap sormaya gelince cemal ve lutuf sıfatlarının değil, celâl ve adalet sıfatlarının tecellisi devreye girmektedir; adaletin icrası farklı ve daha soğuk bir ilişki biçimi olduğundan “sorgulamamız için” değil “sorgulaması için” denilmiştir.
Mehmet Okuyan
(Allah bu sözü), doğru kişilerin doğruluklarını sorgulasın diye (almıştı). Kâfirler için de elem verici bir azap hazırlamıştır.
1- Sözüne bağlı kimselerin, sözlerine bağlılıklarını ortaya koysun.
Ahmet Akgül
(Allah) Doğru olanlara, (bu) doğruluk (ve bağlılık) larını(n niyetini ve neticesini) sorması için (böyle davranmaktadır) . Kâfirlere ise (Allah) acı bir azap hazırlamıştır.
Allah bu sözü doğrulara, doğruluklarını sorup, tesbit etmek için aldı. Kendisinden gelen gerçekleri örtbas edenler için de, çok acıklı bir azap hazırladı.
Taahhütlerine sadakat gösterenlere, peygamberlere, kendi devirlerinde peygamberlik görevlerini sadakatle yapıp yapmadıklarının hesabını sorması için, Allah bu sözü aldı. Kâfirler, peygamberleri inkâr edenler, nankörler için de, can yakıp inleten müthiş bir azap hazırladı.
Allah, o sadıklara (peygamberlere kıyamette ümmetleri huzurunda) sadakatlarından (tebliğlerinden) sorsun diye, (kendilerinden bu sağlam sözü almıştır.) Kâfirler için ise, acıklı bir azab hazırladı.
7-8. Hani Biz (verdiğimiz elçilik görevini yapmak hususunda) bir zamanlar nebilerden söz almıştık. Senden, Nuh'tan, İbrahim'den, Musa'dan ve Meryem oğlu İsa'dan. Evet, biz, onlardan sapa sağlam bir söz aldık ki vakti gelince (Allah), hepsine bu görevlerini sadakatle yerine getirip getirmediklerini sorsun! Gerçekleri örtbas eden inkârcılara ise korkunç bir azap hazırlanmıştır.
Hicretin beşinci yılında Kureyş ve Gatafân kabileleri topluca Medine üzerine yürümüşler; müslümanlarla ittifakı bulunan Medine’deki Benî Kureyza kabilesi de, ihanet ederek onlarla birleşmişti. Böylece düşman ordusunun sayısı 12.000 kişiye varıyordu. Hz. Peygamber, istişare ederek Araplarda âdet olmayan bir savaş taktiği uyguladı: Medine çevresine hendek kazdırdı ve askerlerini, hendekten çıkan toprakların ardına mevzilendirdi. Düşman hendeği aşamadı. Bir ay kadar süren kuşatma sırasında yardım alamayan müslümanlar bunaldılar. İşte bu durumda bir mûcize meydana geldi: Birden ortaya çıkan soğuk bir fırtına, düşman çadırlarını söküyor, ateşlerini söndürüyor, atlarını ürkütüyor, düşmanı toza boğuyordu. Müslüman askerlerin etrafında sahipleri görünmeyen seslerden tekbirler işitiliyordu. Sonunda düşman perişan oldu, çekip gitti. Daha sonra Benî Kureyza kabilesinden de bu ihanetlerinin hesabı soruldu. İşte aşağıdaki âyetlerin, bu olay hakkında nâzil olduğu rivayet edilmektedir.
Edip Yüksel
Böylece doğrulardan doğruluklarını soracağız. İnkarcılar içinse acı bir azap hazırlamıştır.
Tâ ki (Rabbin) o doğru kimselere (peygamberlere) doğruluklarından (yaptıkları tebliğ hakkında) sorsun! Kâfirler için ise (pek) elemli bir azab hazırladı.
O hâlde, ahdinize vefa gösterin! Çünkü Allah, bu sözleşmeyi kabul eden herkese, ona ne kadar sadık kaldıklarını Hesap Gününde mutlaka soracaktır. Kur’an’ın hükümlerini tanımayan inkârcılara gelince; onlara da, can yakıcı bir azap hazırlamıştır! Siz sözünüze bağlı kaldığınız sürece, Allah sizi asla yardımsız bırakmayacaktır. Nitekim;
7,8. Biz bir zamanlar senden, Nûh’tan, İbrahim’den, Mûsa’dan, Meryem’in oğlu İsa’dan ve tüm Peygamberlerden kesin sözlerini almıştık.1 İşte Biz (Peygamberlerden) o çok ağır sözü, doğrulardan doğruluklarını sormak2 ve kâfirlere de acıklı bir azap hazırlamak için aldık.
1 Elçiliği kabul ile dine davet, Allah’ın dinini tebliğ ve uygulamaya dâir sözlerini. 2 Allah’ın o doğrulara doğruluklarından sorması, onların sadakatlerini açıklamak içindir. (Elmalılı) Buradaki doğrular, Müslümanlardır ve bunlardan doğruluklarının sorulması ise, bir öğretmenin başarılı öğrencisine, davetlilerin huzurunda soru sorup onun başarısını ispatlayacak cevap alması gibidir. Bu soru, o doğru kulları onurlandırma, başarılarını duyurma ve onları övme amacına yönelik bir sorudur. (Özetle-Seyyid Kutub, Fî Zılâl’il-Kur’an)
Muhammed Esed
ki, [zamanın bitiminde] O, bu hak dâvânın temsilcilerine hakikate sadık kalmalarını[n yeryüzünde nasıl bir karşılık gördüğünü] sorabilsin. 12 Ve O, hakikati inkar edenlerin tümü için acı bir azap hazırlamıştır!
Bu yüzden Allah hepsine bu görevlerini sadakatle yerine getirip getirmediklerini soracak, gerçekleri örtbas eden kâfirler için ise acıklı bir azap hazırlayacaktır. 5/109-118-119, 7/6, 39/69
ta ki O, sözlerine sadık kalanların sadâkatlerine buldukları karşılığın hesabını sorabilsin:[3726] zira O, inkârcılar için elem verici bir azap hazırlamıştır.
7, 8. Bir vakit, Biz peygamberlerden, kuvvetli bir söz almıştık: Senden, Nuh'tan, İbrâhim'den, Mûsâ'dan ve Meryem'in oğlu Îsa'dan. Evet onlardan pek sağlam söz almıştık ki vakti gelince O, sadıklara sözlerine bağlılıklarını sorsun. Kâfirlere ise gayet acı bir azap hazırladı. [3, 81; 42, 13; 5, 109; 7, 6]
Bu söz, elçilik görevini yerine getirmek, dinî tebliğ ve öbür peygamberleri tasdik etmek konusundadır. Allah risaletlerini tebliğ ve ifa etme konusunda sözlerine gösterdikleri bağlılığı, ümmetleri önünde açıklayacaktır.
Süleyman Ateş
(Böyle yaptık) Ki (Allah), o doğrulara doğruluklarından sorsun. Kafirlere de acı bir azab hazırlamıştır.
Bunu, sözlerini tutanların dürüstlüklerini (sadıkların sadakatlerini) sorgulamak için yaptık. Kâfirlere de (verdiği sözü görmezden gelenlere) acıklı bir azaphazırladık
[*] Arap edebiyatında iltifat sanatı vardır. Anlatımı canlı tutmak ve konunun önemini vurgulamak için sözün akışı beklenmedik bir şekilde değiştirilerek üçüncü şahıstan birinci şahsa, ikinci şahıstan birinci veya üçüncü şahsa, birinci şahıstan ikinci veya üçüncü şahsa geçilir. Geçmiş zamandan şimdiki veya gelecek zamana; gelecek zamandan geçmiş zamana ya da geçmiş zamandan emir kipine geçiş yapılabilir. Türkçede bu sanat olmadığından bu gibi ifadeler bir Türk'ü şaşırtır. Bu sebeple burada bu sanat dikkate alınmamıştır. Önceki âyetin devamı olan bu âyette birinci şahıstan üçüncü şahsa geçildiğinden meal, bu geçiş yok sayılarak verilmiştir.
Şaban Piriş
Doğrulara doğruluklarından sormak ve inkarcılara da acı bir azap hazırlamak için...
(6) Kıyamet gününde, Peygamberlere, ümmetlerinin kendilerine ne cevap verdiklerini sorsun. 4:41 ve 16:84 gibi âyetlerde bu husus belirtilmiştir. Bu arada, ümmetlerinin sapmaları hakkında da peygamberlere soru sorulacağı, meselâ Hz. İsa’ya “Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara ‘Beni ve annemi Allah’ın yanı sıra tanrı edinin’ diyen sen misin?” (5:116) sorusunun yöneltileceği de âyetlerden anlaşılmaktadır. Böylece, peygamberlerin sözlerine sadık kaldıkları ve görevlerini eksiksiz ve doğru bir şekilde yerine getirdikleri açığa çıktıktan sonra, onların davetlerini nasıl karşıladıkları konusunda ümmetleri hesaba çekilecektir.
Yaşar Nuri Öztürk
Ki Allah, özüyle sözü bir olanlardan doğruluklarını sorsun. Küfre batmışlara ise korkunç bir azap hazırlamıştır.