Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3658, sondan 2579. ayet; 34. sure ve Sebe' Suresinin 52. ayetidir. Sebe' Suresi 52. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 36 ve toplam ebced değeri ise 1460 olarak hesaplanmıştır. Sebe' Suresinin toplam ebced değeri 254246 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
İman etmenin gerekli ve geçerli olduğu yer dünya hayatıdır. Âyette, imansız olarak ölen bir kimsenin yeniden dünya hayatına dönerek iman etmesinin imkânsızlığı vurgulanmaktadır.
Sûrenin başında kıyametin kendilerine gelmeyeceğini iddia edenlerden söz edilmişti; bu âyetlerde de, o inkârcıların kaçışı, kurtuluşu olmayan güne yakalanmanın telâşı içindeki halleri tasvir edilerek sûre tamamlanmaktadır. 51. âyette geçen “yakın bir yerden yakalanma”, bazı müfessirler tarafından, yeryüzünden, kabirlerden, mahşerde hesap görülen yerden veya bulundukları yerden alınıp cezalandırılma şeklinde açıklanmıştır (Taberî, XXII, 107-109; Şevkânî, IV, 384). Diğer bir yoruma göre ise burada, o kişilerin çepeçevre kuşatılmaları kastedilmektedir (İbn Atıyye, IV, 426). Muhammed Esed bunu “kendi içlerinden, kişiliklerinden, can damarından” şeklinde yorumlar (II, 883). 52. âyette geçen ve “Ama bu kadar uzak bir yerden (kurtaracak bir imana) kavuşmak ne mümkün!” şeklinde çevrilen cümle, imanın fayda vermesi ve kurtuluşa erme fırsatının çoktan kaçırılmış olduğunu veya tövbe etme ve tekrar dünyaya döndürülme isteğinin kabul edilmeyeceğini belirten temsilî bir anlatımdır (Taberî, XXII, 110-111; Şevkânî, IV, 384). 53. âyetin “körü körüne” şeklinde çevrilen kısmı lafzan “uzak yerden” anlamına gelmekte olup, bununla hiçbir sağlam delile dayanmadan ve bilinçsizce ortaya atılan iddialar kınandığı için (Şevkânî, IV, 384) böyle tercüme edilmiştir.
Mehmet Okuyan
“Ona inandık!” demişlerdir. Ama uzak bir yerden (imana) ulaşmak onlar için nasıl mümkün olur ki!
1- Asıl iman etme yeri dünyaydı. O, şimdi çok uzak. Dünyadayken iman etmemiş olanlar için ahirette iman etmenin bir yararı olmaz.
Ahmet Akgül
(Bu durumda mecburen) "Biz O’na (Allah’a ve Kur’an’ına) iman ettik" derler; ancak onlara böyle uzak bir yerden (ve çok geç kalınmış bir halde hidayete) el uzatmaları (ve iman nimetine kavuşmaları artık) nerede? (Çünkü son pişmanlık faydasızdır.)
İş işten geçtikten sonra:
“Ona iman ettik” demişlerdir. Uzak bir yerden, ulaşılması mümkün olmayan bir yerden imana el uzatmak, ona kavuşmak, onlar için ne mümkün!
52. Telaşa düştükleri zamanı bir görseydin! Onlara kurtuluş olmayacaktır. Ve yakın bir yerden yakalanacaklardır. (O gün) “O Kur’ana inandık” derler. Fakat çok uzak bir yerden nasıl ona ulaşacaklardır?!
51,52. Onları korktukları zaman bir görsen; artık kurtuluş yoktur, cehenneme yakın bir yerde yakalanmışlardır. O zaman, "Allah'a inandık" derler ama, ahiret gibi uzak bir yerden imana nasıl kolayca ulaşırlar?
(İş işten geçtikten sonra:) «Ona inandık» demişlerdir, ama uzak yerden (dünya hayatı gelip geçtikten sonra) imana kavuşmak onlar için nasıl mümkün olur?
Artık (iş işten geçtikten sonra): “Ona (Muhammed'e) îmân ettik” demişlerdir. Fakat uzak bir yerden (âhiret âleminden, dünyada olması gereken îmânı) elde etmek, onlar için nasıl (mümkün) olur?
“O’na (Allah’a) iman ettik” dediler. Fakat çok uzak bir mekânda (dünya hayatında) inkâr etmişken, (azabı gördüklerinde iman ettik demekle) onların nasıl bir kurtuluş ümitleri olabilir ki?
İşte o zaman, “Biz şimdi ona inandık!” diye yalvaracaklar fakatbu kadar uzak bir mesafeden nasıl dünyaya ellerini uzatıp imanı alabilecekler? Kaçan fırsat bir daha ele geçer mi hiç?
1 Dünya hayatı gelip geçtikten ve onlar burada yol yakınken îman etmedikleri halde, âhirete gidip yolu uzattıktan sonra nereden ve nasıl dünyaya dönüp de îmana ulaşacaklar! Bu asla mümkün değildir.
Muhammed Esed
ve [görsen, nasıl] “Biz [şimdi] ona inandık!” diye yalvarırlar!” Fakat nasıl bu kadar uzaktan 64 [kurtuluşa] ere[ceklerini ümit ede]bilirler?
Onlar orada “Biz inandık” diye feryat ederler ama iş işten geçtikten sonra bunca uzak mesafeden inanıp kurtuluşa ermek ne mümkün! 6/26...28, 23/99...108, 32/12
İşte onlar (o zaman) “Biz ona inandık!” diye haykırırlar.[3870] Ama bunca uzak mesafeden (kurtuluşa) zahmetsizce ulaşmak[3871] nasıl ve nereden mümkün olacak?
Mustafa İslamoğlu Sebe' Suresi 52. Ayet Açıklaması
[3870] Geçmiş zaman kipi kullanılmasına rağmen, buna benzer tüm bağlamlarda olduğu gibi bununla murad edilen gelecek zamandır. Geçmiş zamanın kullanılması, “olup bitmiş gibi kesin bilin” mesajı vermek içindir (Krş: Zemahşerî).
[3871] Tenavuş, “devenin suya kolayca dudak uzatıp birkaç yudum alması”. Dolayısıyla, kelimenin kendisinde “zahmetsizce” anlamı mevcuttur.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve demiş olurlar ki, ona imân ettik. Fakat onlara uzak bir yerden el sunmak nerede?
Maksat şudur: Dönüş ve tövbeleri dünyada kabul edilirdi. Halbuki dünya hayatı, çoktan geçmiş durumda. Dünya, şimdi âhiretten o kadar uzak ki!Bu, muhali taleb etmektir: Âhiretteki inanmalarının, dünyada iken müminlere imanlarının temin ettiği faydayı sağlamasını beklemektedirler.
Süleyman Ateş
Ona inandık demektedirler, ama uzak yerden (ta dünyadan imanı) nasıl alabilsinler?
İnanmak, artık dünyâda kalmıştır. Burası inanma yeri değildir. Çünkü herşey gözlerinin önündedir. Görülene inanılmaz. Dünyâ da artık pek gerilerde kalmıştır. Oraya uzanıp imanı almaları mümkün mü?
Süleymaniye Vakfı
“Tamam biz ona inandık" derler ama, o kadar uzaklaşmışken ona nereden ulaşacaklar?
(6) Ölüm gelip çattığı veya hesap gününde toplandıkları zaman, artık, azap yakınlaşmış, geçerli bir imanın elde edileceği dünya ise çok uzaklarda kalmıştır.
Yaşar Nuri Öztürk
"Ona inandık!" dediler. Ama nasıl mümkün olur onlar için imana ulaşmak o uzak yerden!