Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3989, sondan 2248. ayet; 38. sure ve Sâd Suresinin 19. ayetidir. Sâd Suresi 19. ayetinin kelime sayisi 5, harf sayısı 21 ve toplam ebced değeri ise 910 olarak hesaplanmıştır. Sâd Suresinin toplam ebced değeri 227837 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure ص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ص (0) bulunuyor.
Müfessirlerin çoğunluğuna göre bu âyetler, Hz. Dâvûd Allah’ı tesbih ederken dağların ve kuşların da dile gelerek onun tesbihine katıldıkları şeklindeki mûcizevî bir olayı anlatmaktadır. Ancak bu âyetleri mecazi anlamda yorumlayanlar da vardır. Buna göre Dâvûd Zebûr okuyarak Allah’ı tesbih ettiği gibi kuşlar ve dağlar da kendi varlık yapılarıyla Allah’ın kudretini ve yüceliğini yansıtmakta, böylece lisân-ı halleriyle Allah’ı tesbih etmektedirler (ayrıca bk. Enbiyâ 21:79). Bu mânaya göre cansız tabiatın Allah’ı tesbih etmesine dağlar, canlı varlıkların tesbihine de kuşlar örnek olarak zikredilmiştir; özellikle inanmış insanların bilinçli tesbihine örnek de Hz. Dâvûd’un tesbihidir. “Hepsi de Allah’a yönelmişlerdi” diye çevirdiğimiz 19. âyetin son cümlesi, “Gerek dağlar gerekse kuşlar Dâvûd’un etrafında toplanıp ona itaat ederlerdi” veya “Dâvûd tesbihe başlayınca onlar da kendisine katılırlardı” şeklinde de açıklanmıştır (Taberî, XXIII, 138; Râzî, XXVI, 186; İbn Âşûr, XXIII, 228-229).
Mehmet Okuyan
Toplanıp gelen kuşları da (emrine vermiştik). Hepsi de O’na (Allah’a) çok yönelicilerdi.
İbn Abbas, kuşluk namazının bu âyete göre kılındığını anlatmıştır. Rivayete göre Cenab-ı Hak, Davud (a.s.)’a güzel ve gür bir ses ihsan etmişti. O Zebûr’u okurken bütün vahşi hayvanlar etrafında toplanırlar ve onu dinlerlerdi.
Edip Yüksel
Kuşlar da toplanmıştı; hepsi onun buyruğunu izlerdi.
(1)“Mâdem rûy-i zemin (yeryüzü), bir sofra-i Rahmân’dır. İnsanın şerefine kurulmuştur. Öyle ise, o sofradan istifâde eden sâir hayvanât (diğer hayvanlar) ve tuyûrun (kuşların) çoğu insana musahhar ve hizmetkâr olabilir. Nasılki en küçüklerinden bal arısı ve ipek böceğini istihdâm edip (hizmetinize verip) ilhâm-ı İlâhî ile azîm bir istifâde yolunu açarak ve güvercinleri bazı işlerde istihdâm ederek ve papağan misillü (gibi)kuşları konuşturarak, medeniyet-i beşeriyenin mehâsinine (insanlık medeniyetinin güzelliklerine) güzel şeyleri ilâve etmiştir. Öyle de, başka kuş ve hayvanların isti‘dâd dili bilinirse, çok tâifeleri var ki, karındaşları hayvanât-ı ehliye (ehil hayvanlar) gibi, birer mühim işte istihdâm edilebilirler. Meselâ: Çekirge âfetinin istîlâsına karşı, çekirgeyi yemeden mahveden sığırcık kuşlarının dili bilinse ve harekâtı tanzîm edilse, ne kadar fâideli bir hizmette ücretsiz olarak istihdâm edilebilir. İşte kuşlardan şu nevi‘ (çeşit) istifâde ve teshîri (itâat ettirilmesi)ve telefon ve fonoğraf gibi, câmidâtı (cansızları) konuşturmak ve tuyûrdan istifâde etmek, en müntehâ hudûdunu (son sınırını) şu âyet çiziyor. En uzak hedefini ta‘yîn ediyor. En haşmetli sûretine parmağıyla işâret ediyor ve bir nevi‘ teşvîk eder.” (Zülfikār, 25. Söz, 84)
İlyas Yorulmaz
Ve bir araya toplanmış kuşlar, hepside Rablerine isteyerek yönelirlerdi.
Ve seher vakitlerinde Allah’ı anarken, Davud’un etrafında öbek öbek toplanan kuşları da, âhenkli cıvıltılarıyla ona eşlik ettirmiştik. Davud ve ona eşlik eden varlıkların hepsi, duâ ve yakarışlarla hep O’na yönelirlerdi.
18,19. Doğrusu biz dağları ve toplanıp gelen kuşları, akşam ve kuşluk vakti1 onun ile birlikte (Allah’ı) tesbih etsinler diye o (Dâvût)’a boyun eğdirdik. Hepsi birlikte (Allah’ı) bolca tesbih ederlerdi.
1 İşrak vakti: Güneş doğup doğu ufkunda biraz yükselerek ziyasının tam olarak parlamağa başladığı vakittir. Yani bayram namazlarını kıldığımız vakittir. İşrak namazı da sünnettir. Daha sonraki vakit ise kaba kuşluk, vaktidir.
Muhammed Esed
ve [aynı şekilde] bölük bölük kuşları da: 21 bunlar [hep birlikte] O'na, [kendilerini yaratmış olana,] tekrar tekrar yönelirlerdi.
18, 19. Biz sabah akşam kendisiyle zikir ve ibadet etmeleri için dağları, toplu haldeki kuşları onun hizmetine vermiştik. Her biri onun âhengine katılır, beraber zikrederlerdi. [34, 10]