Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3990, sondan 2247. ayet; 38. sure ve Sâd Suresinin 20. ayetidir. Sâd Suresi 20. ayetinin kelime sayisi 6, harf sayısı 33 ve toplam ebced değeri ise 1886 olarak hesaplanmıştır. Sâd Suresinin toplam ebced değeri 227837 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure ص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ص (1) bulunuyor.
Dâvûd’a verilen “hikmet”le peygamberliğin, Zebûr’un, hukuk bilgisinin veya gerçeğe uygun olan her türlü sözün kastedildiği belirtilir. Râzî, felsefî birikiminin bir sonucu olarak hikmeti, “bilgi ve amelde tam yetkinlik” anlamına gelecek bir kapsamda açıklamıştır (XXVI, 187). İbn Âşûr, “anlaşmazlıkları bitiren konuşma yeteneği” diye çevirdiğimiz “fasle’l-hitâb” deyimini, “sözün belâgatlı olması, dinleyenin daha fazla açıklama yapılmasına ihtiyaç duymayacağı derecede beklenen anlamı içermesi” şeklinde açıklar (XXIII, 229). Aynı deyim, Hz. Dâvûd’un, özellikle yargılama sırasında konuyu iyice kavrayarak adalete uygunluk bakımından isabetli hükümler verme yeteneği şeklinde de açıklanmıştır. Zemahşerî’ye göre bu deyim, Dâvûd’un yargı, hükümet işleri, yönetim ve meşveret gibi konulara dair konuşmalarındaki doğruluğu, hak ve adalete uygunluğu ifade eder (III, 321). Böylece âyet, iyi bir devlet ve hukuk adamının sahip olması gereken özelliklere de işaret etmektedir.
Mehmet Okuyan
Onun hükümdarlığını güçlendirmiş, ona [hikmet] (doğru hüküm verme yeteneği) ve güzel konuşabilme (özelliği) vermiştik.
1- Baskı, zulüm, fitne ve fesadı engellemek için konulan yasa, kural ve ilkeler. Sağlıklı düşünme, gerçeği kavrama, doğru hüküm verme yetisi. Yargı, yargılama, karar, güçlendirme, sağlamlaştırma. 2- Hakk'ı Batıl'dan ayıran sözü söyleme yeteneği. Etkili hitap etme.
Ahmet Akgül
(Hz. Davud’un) Onun mülkünü (ve hükmetme gücünüartırmış ve) sağlam kılmıştık. (Ayrıca ona) Hikmet (varlıkların ve olayların iç yüzünü öğreti) vermiş, “fasl-ı hitap” (ihtilafları ve sorunları adil ve kesin çözümlere kavuşturma, hüküm ve içtihat yapma ve) çok açık ve etkili konuşma yeteneği (bağışlamıştık.)
Biz de buna karşılık O'nun saltanat ve otoritesini güçlendirdik ve kendisine peygamberlik, yüksek bilgi, hakkı batıldan ayırma, davaları çözme, açık ve güzel konuşma kabiliyeti vermiştik.
Biz onun ülkesini, devletini ve hükümranlığını güçlendirdik. Kendisine peygamberlik, ilim, hikmet, sağlıklı ve ahlâklı yaşama bilgisi, isabetli ifade, çözüm ve hakkı bâtıldan ayırt etme kabiliyeti verdik.
Hz. Davud, heybetli olmak, Allah tarafından yardıma uğramak ve kendisine birçok muhafız verilmek, büyük ordulara kumanda etmek gibi pâyelerle güçlendirilmiş, ayrıca peygamberlik, isabetli görüş, kitap, şerîat, yüksek ilim, amel, güzel konuşma ve hikmete sahip olmuştu.
Edip Yüksel
Yönetimini güçlendirdik; ona bilgelik ve çok iyi bir yargılama gücü verdik.
Biz de buna karşılık onun devlet ve otoritesini güçlendirmiş ve kendisine Peygamberlik, hak ve batılı birbirinden ayırma ve bunu insanlara farkettirme, ayrıca doğru karar verme ve yerli yerince söz söyleme yeteneği bahşetmiştik.
[4059] Bu âyet meşru iktidarın zorbalık ve güç temerküzüne değil hikmet ve adâlete dayandığını ifade eder. Zira devletin imanı adâlettir. Kaynak dilde deyimsel bir ibâre olan fasle’l-hıtâb, Türkçe’deki “ağacı kesip takırtıyı tüketmek” deyimine yakın bir anlam taşır. Zımnen, Dâvud’un iktidarının bu iki yetenek sayesinde sağlamlaştırıldığını ifade eder. Bunlardan ilkinin “en isabetli hükmü verme, düşüncede ve eylemde bir şeyi yerli yerine koyma” anlamına gelen hikmet olması manidardır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve O'nun mülkünü kuvvetlendirmiştik ve O'na hikmet ve fasl-ı hitap vermiş idik.
Onun mülkünü güçlendirmiştik, kendisine hikmet (peygamberlik, yüksek bilgi, hakkı batıldan ayırma, davaları çözme) ve açık, güzel konuşma (yeteneği) vermiştik.