Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3995, sondan 2242. ayet; 38. sure ve Sâd Suresinin 25. ayetidir. Sâd Suresi 25. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 33 ve toplam ebced değeri ise 2787 olarak hesaplanmıştır. Sâd Suresinin toplam ebced değeri 227837 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure ص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ص (0) bulunuyor.
Hz. Dâvûd’un içten pişmanlığı ve tövbesi sonucunda hatasının bağışlandığı, bu sayede Allah katındaki üstün makamını koruduğu bildirilmektedir. Dâvûd’un yeryüzüne halife yapılması, onun geçmiş peygamberlerin halefi olarak onların misyonunu devam ettirmesi veya ülkesinde hükümdarlığın ona verilmesi olarak açıklanmıştır. Dâvûd hem peygamber hem hükümdar olduğu için kelimenin her iki anlamıyla da halifedir. Burada şu noktalara da dikkat çekilmektedir: Herkes hakkında gerekli olmakla birlikte özellikle Dâvûd gibi peygamber ve hükümdar olanlar için daha da önemli bazı görevler vardır, bunların başında da adalete riayet ve nefsanî arzuları yenme gelir. Aksine davranışlar, kişiyi Allah yolundan saptırır, dolayısıyla daha başka günahların işlenmesine de sebep olur. 26. âyetin sonunda bütün bunların âhiret hesabını unutmak veya önemsememekten kaynaklandığına da işaret edilmekte, bunun cezasının şiddetli olacağı hatırlatılmaktadır.
Sûrenin başında putperestlerin Kur’an ve Hz. Peygamber karşısındaki inkârcı ve alaycı tutumları hakkında bilgi verildikten sonra 17. âyette onların bu tutumlarına karşı Hz. Peygamber’e sabırlı olması öğütlenmiş ve “güçlü kulumuz” diye anılan Dâvûd’u örnek alması istenmişti. Sonraki âyetlerde ise Dâvûd’un bu gücünün iki kaynağına değinilmiştir. Bunlardan biri yönetim ve hükümlerinde adaleti gözetmesi, diğeri de hatalarının farkına varıp pişman olması ve Allah’a yönelip O’na ibadet ve dua etmesi, tövbe edip bağışını dilemesidir. Böylece Hz. Peygamber’e ve onun şahsında ümmetine şu ders verilmektedir: İşlerinizde adaletten ayrılmaz, yanlışlarınızı düzeltip Allah’a yönelir, O’nun huzurunda ibadet eder, engin mağfiretine sığınır, böylece ruhunuzu kötülüklerden arındırırsanız, Allah katında değeriniz yükseleceği gibi düşmanlarınıza karşı da güçlü olur, sonunda başarıyı siz elde edersiniz.
Mehmet Okuyan
Biz de bu işte onu bağışlamıştık. Şüphesiz ki yanımızda onun için (özel) bir yakınlık ve güzel bir varış yeri vardır.
(Biz de şüphe ve endişesinden dolayı) Böylece onu bağışladık. Şüphesiz onun (Davud’un) Bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir makamı (bulunmaktadır).
İsmail Hakkı İzmirli Sâd Suresi 25. Ayet Açıklaması
[11] Mücerret dâva ile zulüm ettiğine hükmetmesini. Yahut, başkasının, Urya'nın talip olduğu bir kadını, ehli ona nikâhtan vazgeçtikten sonra alması hususunu.
Kadri Çelik
Böylece onu bağışladık. Şüphesiz onun bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır.
Biz de, bu samîmiyetinden dolayı ona mağfiretimizi lütfettik, kararını ve kulluğunu kabul ettik. Doğrusu o, katımızda büyük bir dereceye sahiptir ve onun için âhirette de güzel bir gelecek vardır.
[4066] Bu pasajda anlatılan kıssa sonraki müfessirler tarafından peygamberleri masum kılan karakter temizliğinin doğuştan mı, yoksa ahlâkî bir gayret ve mücahede sonucunda mı gerçekleştiği tartışmaları ekseninde ele alınmıştır. İlk tefsir otoritelerinin kelâmî polemikten uzak tavrı bu konuda 20:121-122 ve 28:15-16’da belirginleşen Kur’anî prensibe daha uygun düşmektedir. Bu pasajın arka planını Mukâtil ve Taberî gibi müfessirler şöyle naklederler: Hz. Dâvud’un gönlü evinin damından zaman zaman gördüğü güzel bir hanıma meyleder. Araştırınca hanımın Uriyah adlı bir askerin eşi olduğunu öğrenir. Uriyah Hz. Dâvud’un emriyle gönderildiği bir savaşta ölmüştür. Hz. Dâvud dul eş ile evlenir ve bu evlilikten Hz. Süleyman olur. Eski Ahid’deki anlatım Hz. Dâvud’a iftira niteliğindedir. Bir peygambere zina isnat eden bu versiyon kesinlikle reddedilmelidir (II Samuel, 11:4-5). Hz. Ali bu iftirayı taşıyana iki kat iftira cezası tatbik edeceğini söylemiştir (Keşşaf). Kur’an burada hikâyenin iftiradan arındırılmış şeklini îmâ ederek, Hz. Dâvud’a gelen iki dâvâcı üzerinden ahlâkî bir öğüt verir. Zımnen: Doksan dokuzu elinde tutanlar, başkalarının elindeki bire göz dikmesinler!
Ömer Nasuhi Bilmen
Artık bunun için O'nu yarlığadık, ve şüphe yok ki, O'nun için Bizim katımızda elbette bir yakınlık vardır ve bir akıbet güzelliği vardır.
(4) Bu âyetlerde anlatılanlardan çıkarabileceğimiz anlam şudur: Hz. Davud, mescidde Rabbiyle baş başa iken, alışılmışın dışında bir yolla içeri giren iki kişinin bu hali onu ürkütmüştü. Onlardan biri, aralarındaki meseleyi anlatır anlatmaz Hz. Davud kanaatini beyan etti; hadisenin doğruluğunu araştırmak için daha ötede bir çaba gösterildiğine dair âyette bir ifade göremiyoruz. Fakat Hz. Davud sınandığını anlamakta da gecikmedi; derhal Rabbine yönelerek bağışlanma istedi. Onun bağışlanma istediği kusurunun ne olduğunu öğrenmek için, âyetin gösterdiği şey bundan ibarettir. Şu da unutulmamalıdır ki, Kur’ân, kendisinden önce gelen kitapları hem doğrulayıcı, hem de tashih edicidir; onlara karıştırılmış olan yalan ve iftiraları ayıklar ve kıssaları bize öylece sunar. Buna rağmen, gerek eskilerden, gerekçe çağdaş yorumculardan, Yahudi efsanelerinin cazibesinden kurtulamamış niceleri vardır ki, hadiseye tamamen ters yönden yaklaşır ve eski kıssaları Kur’ân’a arz edeceği yerde, Kur’ân’ın—hâşâ!—eksik bıraktığını onlarla tamamlamaya çalışır; bu uğurda da aklın, hayalin alamayacağı şekilde üretilmiş ve Peygamberleri tezyif etme kastı taşıdığında hiçbir kuşku olmayan senaryolardan medet umarlar. Bu durum, daha Sahabe döneminden itibaren ümmetin başına dert olmuş bir “kıssacılar” sınıfının üremesine yol açmıştır ki, Sahabenin önde gelenlerinin ve Hulefâ-i Râşidînin bu konudaki duyarlılıkları meşhurdur. Hz. Ali’nin “Kim Davud hadisesini kıssacıların anlattığı gibi anlatırsa ona yüz altmış değnek vurdururum” dediği bilinmektedir. Nitekim âyet de kıssanın sonunda “Onun için katımızda bir yakınlık ve güzel bir âkıbet vardır” ifadesiyle, bu tür uydurmaların kapısını kesin bir şekilde kapatmaktadır.
Yaşar Nuri Öztürk
Biz de ondan o günahı affettik. Katımızdan onun için bir yakınlık ve güzel bir gelecek var.