Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4057, sondan 2180. ayet; 38. sure ve Sâd Suresinin 87. ayetidir. Sâd Suresi 87. ayetinin kelime sayisi 5, harf sayısı 18 ve toplam ebced değeri ise 1275 olarak hesaplanmıştır. Sâd Suresinin toplam ebced değeri 227837 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu ayetle aynı/benzer 1 ayet daha bulunmaktadır. Bunlar; 81:27 ayetleridir. Bu sure ص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ص (0) bulunuyor.
Temel gayesi nübüvvetin ispatı olan sûrenin bu son âyetlerinde bu gerçek üzerine son bir defa daha dikkat çekilmekte, Hz. Muhammed’in hak peygamber olduğunun kanıtları onun dilinden ifade edilmektedir. Buna göre Hz. Peygamber, görevini sürdürmek için muhataplarından kişisel bir çıkar, maddî veya mânevî bir karşılık beklememektedir; şayet gerçekten peygamber olmasaydı bir çıkar sağlamak için bu işe kalkışması gerekirdi. Böyle olmadığına göre o davetinde samimidir, söyledikleri gerçektir; sahte bir misyon üstlenen, peygamberlik taslayan biri değildir; tebliğ ettiği Kur’an da onun yakıştırması değil, bütün âlemlere, yani bütün akıllı ve yükümlü varlıklara gönderilen ilâhî bir öğüt ve uyarıdır. Burada “bütün âlemlere” kaydı, Kur’an mesajının ve Hz. Muhammed’in peygamberliğinin evrenselliğini gösteren en kesin delillerdendir. Son âyette geçen nebe’ kelimesi “haber” anlamına gelir. Haber, “realiteye uygun bildirim” demektir; nitekim asılsız bildirime “yalan haber” denir. Şu halde haberde asıl olan, duyurulan bilginin gerçekliğidir. Bu sebeple âyetteki nebe’ kelimesini “bildirdiklerinin gerçekliği” şeklinde çevirdik. “Onun bildirdiklerinin gerçekliğini bir zaman sonra öğreneceksiniz” ifadesi, müslümanlar için gelecekte İslâm’ın başarıya ulaşacağını bildiren bir müjde, inkârcılar için de bir uyarı anlamı taşımaktadır. Nitekim, müşriklerin bütün karşı çabalarına, mücadelelerine, zulüm ve baskılarına rağmen bu müjde adım adım gerçekleşmiş; daha Resûlullah aleyhisselâm hayattayken Arap yarımadasında şirkin kökü kazınmış; nihayet bir asır gibi kısa bir zamanda İslâm üç kıtaya yayılan, çeşitli milletlerce benimsenen evrensel bir din haline gelmiştir.
Mehmet Okuyan
O (Kur’an) ancak âlemler için bir hatırla(t)madır.
“O (Kur’an bütün insanlık ve) âlemler için ancak (kıyamete kadar geçerli ve gerekli olan İlahi) bir zikir (öğüt ve hatırlatmadır, ölçü ve temel yasa) dır.”
“Bu Kur'an ancak âlemler, insanlar ve cinlerin haklarının korunması için okunması ibadet olan bir öğüttür, bir ikazdır, bir şereftir, bir övünç kaynağıdır.”
86,87,88. Diyesin ki: «Sizden hiçbir ödül istemiyorum, size bir şey öne sürmem de, ancak bu âlemlere öğüttür, bir zaman sonra haberini herhal öğrenirsiniz»
(2)“Kur’ân’ın mâ‘nâları dağ gibi akılları işbâ‘ ettiği (doyurduğu) gibi, sinek gibi küçücük basit akılları dahi aynı sözlerle ta‘lîm eder (öğretir). Tatmîn eder. Zîrâ Kur’ân, bütün ins (insanların) ve cinnin bütün tabakalarını îmâna da‘vet eder. Hem umûmuna (tamâmına) îmânın ulûmunu (îman ilimlerini) ta‘lîm eder. İsbât eder.” (Zülfikār, 25. Söz, 23)
İlyas Yorulmaz
“Size bildirdiğim vahy, bütün zamanlarda yaşayanlar için bir öğüttür.”
“Bu Kur’an, kıyâmete kadar gelecek bütün insanlık için bir öğüt ve uyarıdan başka bir şey değildir!” Eğer bu uyarıya kulak vermeyecek olursanız, o zaman şunu iyi bilin:
1 Buna göre aklı olanların, bu Kur’an’ı sürekli hatırlarında tutarak, gerektiği şekilde îman etmesi gerekir. Akılsız mahlûkatın uyarıdan anlamadığı gibi, akılları nefsanî arzularına mağlûp olup, düşünme kabiliyetini kaybetmiş olanlar da bu uyarılara önem vermediklerinden, insanların pek çoğu, îman etmezler.
Muhammed Esed
Bu [ilahî kelâm], bütün âlemler için ancak bir öğüt ve uyarıdır.