Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4107, sondan 2130. ayet; 39. sure ve Zümer Suresinin 49. ayetidir. Zümer Suresi 49. ayetinin kelime sayisi 22, harf sayısı 84 ve toplam ebced değeri ise 7377 olarak hesaplanmıştır. Zümer Suresinin toplam ebced değeri 364979 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
فاذا مس الانسان ضر دعانا ثم اذا خولناه نعمة منا قال انـما اوتيته على علم بل هي فتنة ولكن اكثرهم لا يعلمون
İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet verdiğimizde, “Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir” der. Hayır, o bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler.
Kötülüğü Allah’a nisbet ederken nimeti, iyiliği kendinden bilme tarzındaki yanlış telakki eleştirilmekte; gerek eski inkârcı toplulukların gerekse 51. âyette “bunlar” şeklinde kendilerine işaret edilen putperest Araplar’ın bu telakkiye göre davrandıkları; sonuçta öncekiler gibi bunların da kendi kazanımları olan kötülüklerinin cezasını çekecekleri açıklanmaktadır. 52. âyette rızık örneğinden hareketle bolluğun da sıkıntının da Allah’ın irade ve takdirine bağlı olduğu ortaya konmuştur.
Kötülüğün Allah’tan geldiğini kabul ederken iyi durumları kendinden bilen, bunları kendi bilgisinin, yetenek ve deneyiminin sonucu olarak gören anlayışı Kur’an-ı Kerîm reddeder. Aslında Allah’ın izni ve iradesi olmadan evrende hiçbir olay gerçekleşmediği gibi insanlar da herhangi bir iyi veya kötü durumla karşılaşmazlar. Bu açıdan iyilik de kötülük de Allah’tandır (bk. en-Nisâ 4:78). Öte yandan insanın kendi niyet ve seçiminin etkili olduğu iyilik veya kötülükler –her üç âyette geçen deyimiyle– onun kendi kesbi (kazanımı) olup sonuçları da etkisinin derecesine göre kendisine aittir; sorumluluğu oranında kötülüğün cezasını görür, iyiliğin ödülünü alır. Bu bakımdan Kur’an-ı Kerîm’de insanlarla ilgili eylemler, iyilik veya kötülük, nimet veya sıkıntı türünden olgular, yerine göre Allah’a da insanlara da nisbet edilmiştir. 49. âyete göre nimetin verilmesi bir imtihandır; onu Allah’ın rızasına ve hükümlerine uygun olarak değerlendirenler imtihanı kazanmış, aksine hareket edenler de kaybetmiştir.
Mehmet Okuyan
İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize yalvarır. Sonra, kendisine tarafımızdan bir nimet verdiğimizde “Bu, bana ancak bilgi(m) sayesinde verilmiştir” der. Hayır! O bir imtihandır fakat çoğu bilmez.
İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize yalvarır. Sonra katımızdan ona bir nimet verdiğimizde, “Bu bana yalnızca bilgimden dolayı verilmiştir” der. Hayır, o bir sınavdır. Fakat insanların çoğu bilmezler.
İnsanın başı derde girdiği zaman Bize yönelir. Sonra ona tarafımızdan bir yardım bahşettiğimizde: “Bu bana bilgimden/yeteneğimden dolayı verilmiştir.” der. Hayır! O bir fitnedir¹. Ne var ki onların çoğu bilmezler.
1- Kişinin samimiyetinin iç yüzünün ortaya çıkması için; savaş, baskı, zulüm, zenginlik, yoksulluk, hastalık, ölüm, ün, mevki, mal, mülk gibi konularda tabi tutulduğu samimiyet sınavı.
Ahmet Akgül
İnsana bir zarar dokunduğu (ve çaresiz kaldığı zaman, hemen) Bize yalvarır. Sonra (sıkıntılarını giderip) ona katımızdan bir nimet verdik mi “Bu bana (kendi) bilgim (ve becerim) sayesinde verilmiştir” (diyerek nankörlüğe kaymaktadır) . Doğrusu bu (nimetler de musibetler de insanı denemek için bir) imtihandır; fakat çokları (gerçeği) bilmediklerinden (İslami şuur eksikliğinden gaflete dalmaktadır).
İnsana bir zarar geldi mi bizi çağırır, sonra katımızdan bir nimet verdik mi ona, der ki: Bana bu nimet, bilgim yüzünden verilmiştir; hayır, o bir sınamadır ve fakat çoğu bilmez.
İşte böyle, insanın başına bir bela geldiğinde, bize yardım için yalvarır, fakat ona tarafımızdan bir iyilikte bulunduğumuz zaman kendi kendine, bütün bunlar bana bilgim yüzünden verilmiştir der. Hayır, o nimet ve başa gelenlerin hepsi bir imtihandır, fakat onların çoğu bu imtihan gerçeğini bilmezler.
İnsanın başına bir felâket, bir sıkıntı geldiği, ekonomik darboğaza düştüğü zaman bize kulluk ve ibadet eder, yalvarır. Sonra kendisine tarafımızdan bir nimet verdiğimiz vakit,
“Bu, bana yalnızca ticarî bilgimden, maharetimden dolayı verildi” der. Doğrusu bu ağır bir imtihandır. Fakat onların çokları bunu bilmezler.
İnsana bir darlık dokunduğunda bize dua eder. Sonra ona kendi katımızdan bir nimet verdiğimizde: "Bu bana ancak bir bilgi dolayısıyla verildi" der. Hayır, o bir imtihandır. Ancak onların çoğu bilmiyorlar.
İnsana bir zarar dokunduğu zaman, bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan ettiğimizde, der ki: 'Bu, bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla verildi.' Hayır; bu bir fitne (kendisini bir deneme)dir. Ancak çoğu bilmiyorlar.
(Nankör) insana bir zarar dokundu mu, bize yalvarır; sonra kendisine tarafımızdan bir nimet verdik mi: “-Bu, bana ancak bilgimden dolayı verilmiştir.” der. Doğrusu bu bir imtihandır; fakat çokları bilmezler.
İşte insana bir zarar dokunduğu zaman, Bize yalvarır. Sonra kendi katımızdan ona bir nimet ikram ettiğimizde, “Ben bunu ancak kendi bilgimle elde ettim” der. Hâlbuki o nimet, onun için bir imtihandır. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.
İnsan bir darlığa uğradığında, yakarır bize, sonra bizden bir nimete erince, der ki: «Bu benim bilgimedir!» Hayır, o bir sınavdır, çoklarıysa bilmezler
İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet (bolluk ve mevki) verdiğimizde, “Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir” der. Hayır, o (verilen nimetlerin hepsi) bir imtihandır. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.
Bkz. 28:78Burada “Ben buralara bilgimle, zekâmla, tecrübemle, yeteneğimle, tırnaklarımla kazıyarak geldim” diyenlere bir mesaj vardır. İster servet olsun ister şan ister şöhret olsun ister makam hepsi 52. Ayette de buyrulduğu gibi Allah’ın elindedir ve kullarına imtihan için verilmişlerdir. Esas olan bu nimetleri iyi yolda kullanarak sınavdan Rabbimizin rızasını kazanmış olarak çıkmaktır.
Diyanet İşleri (Eski)
İnsanın başına bir sıkıntı gelince Bize yalvarır. Sonra katımızdan ona bir nimet verdiğimiz zaman: "Bu bana bilgimden dolayı verilmiştir" der. Hayır; o bir imtihandır, fakat çokları bilmezler.
İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize yalvarır. Sonra, kendisine tarafımızdan bir nimet verdiğimiz vakit, «Bu bana ancak bilgimden dolayı verilmiştir» der. Hayır o, bir imtihandır, fakat çokları bilmezler.
İnsana bir kötülük dokunduğu zaman bizi çağırır; ancak ona bir nimet verdiğimiz zaman ise: "Bu, bana bilgimden dolayı verilmiştir," der. Aslında o bir testtir, ne var ki çokları bilmez
Fakat insana bir sıkıntı dokunuverince bize yalvarır, sonra kendisine tarafımızdan bir nimet bahşettiğimiz zaman da: "O bana bir bilgi üzerine verildi." der. Belki bu bir imtihandır, fakat pek çokları bilmezler.
Fakat insana bir sıkıntı dokunuverince bize yalvarır, sonra kendisine tarafımızdan bir ni'met bahşediverdiğimiz zaman da o bana bir bilgi üzerine verildi der, belki o bir fitnedir velâkin pek çokları bilmezler
İnsana bir zarar dokunduğu zaman bizi çağırır (yalvarır). Sonra kendisine bizden bir ni'met verdiğimiz vakit «Bu, bana ancak bilgi (m) den dolayı verilmişdir» der. Hayır bu, bir imtihandır. Lâkin onların çoğu bilmezler.
Fakat insana bir zarar dokunduğu zaman bize yalvarır; sonra kendisine tarafımızdan bir ni'met verdiğimiz zaman: “(Bu) bana ancak (bendeki) bir bilgi sâyesinde verildi”(1) der. Hayır! O (kendilerine verdiğimiz ni'metler) bir imtihandır; fakat onların çoğu bilmezler.
(1)“Nasılki nazdâr (nazlı) bir çocuk, ağlamasıyla ya istemesiyle ya hazîn (hüzünlü) hâliyle matlûblarına(isteklerine) öyle muvaffak olur ve öyle kavîler (güçlüler) ona musahhar (hizmetkâr) olurlar ki; o matlûblardan binden birisine, bin def‘a kuvvetçiğiyle yetişemez. Demek za‘f ve acz (zayıflık ve güçsüzlük), onun hakkında şefkat ve himâyeti (korumayı) tahrîk ettikleri için, küçücük parmağıyla kahramanları kendine musahhar eder. Şimdi böyle bir çocuk, o şefkati inkâr etmek ve o himâyeti ittihâm etmek (suçlamak) sûretiyle ahmakāne(ahmakçasına) bir gurur ile: ‘Ben kuvvetimle bunları teshîr ediyorum (emrime itâat ettiriyorum)’ dese, elbette bir tokat yiyecektir. İşte insan dahi Hâlık’ının (yaratıcısının) rahmetini inkâr ve hikmetini ittihâm edecek bir tarzda küfrân-ı ni‘met (nankörlük) sûretinde, Kārûn gibi: اِنَّمَا اُوت۪يتُهُ عَلٰي عِلْمٍ yani ‘Ben kendi ilmimle, kendi iktidârımla kazandım’ dese, elbette sille-i azâba (azab tokadına) kendini müstehak eder. Demek şu meşhud (görünen) saltanat-ı insâniyet ve terakkıyât-ı beşeriye (insanlığın ilerlemesi) ve kemâlât-ı medeniyet (medeniyetin ni‘metleri); celb ile (kendi tedâriki) değil, galebe (üstünlük) ile değil, cidâl (mücâdele)ile değil; belki ona, onun za‘fı için teshîr edilmiş, onun aczi için ona muâvenet (yardım) edilmiş, onun fakrı için ona ihsân edilmiş, onun cehli (câhilliği) için ona ilhâm edilmiş (bildirilmiş).” (Sözler, 23. Söz, 117)
İlyas Yorulmaz
İnsana bir zarar dokunduğunda, bize dua eder. O zararı bizden bir nimete çevirdiğimizde “Bu nimetler benim bilgimin karşılığında verilmiştir” der. Hayır, o nimetler onun için bir imtihandır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.
İnsanın başı sıkıldı mı bize yalvarır, yakarır, sonra inayetimizden ona nimet verdik mi «— Şu bana verilen şey ancak yolunu bildiğimden [¹] dolayıdır» der. Hayır, o nimet bir mihnet ve iptilâdır. Fakat onların pek çoğu bunu bilmez.
İsmail Hakkı İzmirli Zümer Suresi 49. Ayet Açıklaması
[1] Kazanma usulünü bildiğimden, buna müstahak olduğumu Allah'ın bilmesinden.
Kadri Çelik
İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan ettiğimizde der ki: “Bu, bana ancak (sahip olduğum) bir bilgi dolayısıyla verildi.” Hayır! Bu bir denemedir. Ancak onların çoğu bilmiyorlar.
İnsanoğlu herhangi bir belâ veya sıkıntıyla yüz yüze gelince, Bize içtenlikle yalvarıp yakarır fakat bu sıkıntının ardından ona Kendi katımızdan bir nîmet tattırdığımızda, “Bu servet bana,üstün yeteneklerim ve engin bilgim sayesinde verilmiştir ve bu da, benim doğru yolda olduğumu açıkça gösteren bir işarettir! O hâlde, mal benim, mülk benim; dilediğim gibi harcarım!” der. Hayır; aslında bu nîmetlerin verilmesi bir imtihândır fakat onların çoğu bunu bilmezler.
İnsan’a bir zorluk / sıkıntı dokunduğu zaman bize dua etti.
Sonra onu bizden (gelen) bir nimete dönüştürdüğümüz zaman:
-“Doğrusu bu, bana bilgi üzerine verildi” dedi.
Oysa o bir denemedir; ama onların çoğu bilmez.
İnsana bir zarar dokunduğu zaman, hemen Bize duâ eder, sonra (Biz) tarafımızdan ona bir nîmet ihsan edince de: “Bu (nîmet) bana ancak bendeki bilgi sayesinde verildi.”1 der. Hâlbuki bu bir imtihandır, ama onların çoğu bilmiyorlar.
1 Âyetin bu bölümü: “bu nîmet bana, kendi bilgilerim sayesinde verildi.” şeklinde de tercüme edilebilir.
Muhammed Esed
İŞTE [böyle:] İnsanın başına bir bela geldiğinde bize yardım için yalvarır; fakat ona katımızdan bir iyilikte bulunduğumuz zaman, [kendi kendine,] “[Bütün] bunlar bana [benim kendi] hikmetimden 55 dolayı verilmiştir!” der. Hayır! Bu [rahmetin verilmesi] bir imtihandır, ama çoğu onu anlamaz.
Ne zaman insanın başına bir sıkıntı gelse hemen bize dua eder. Sonra ona katımızdan bir nimet bahşedince, bu bana kendi bilgim ve yeteneğim sayesinde verildi der. Hâlbuki bu bir imtihandır. Fakat onların çoğu bu gerçeği bilmez. 7/189-190, 16/53-54, 28/78
İŞBU nedenle, ne zaman insanın başına bir zarar gelse Bize yalvarır; daha sonra kendisi katımızdan bir nimete kavuşsa “Bu servete ben sadece ve sadece kendi bilgim ve becerim sayesinde ulaştım” der;[4148] ama hayır, aksine o bir sınav aracıdır: ne var ki onların çoğu bunu dahi kavrayamamaktadır.
Mustafa İslamoğlu Zümer Suresi 49. Ayet Açıklaması
[4148] Krş: Âyet 8. Kârun örneği için bkz: 28:76-82.
Ömer Nasuhi Bilmen
Fakat insana bir zarar dokunduğu vakit Bize dua eder. Sonra ona tarafımızdan bir nîmet verdiğimiz vakit de: «Bana o, şüphe yok ki bir bilgi üzerine verilmiştir» der. Belki o, bir imtihandır. Fakat onların birçokları bilmezler.
İnsanın başı derde girdi mi Biz'e yalvarır, ama sonra ona tarafımızdan nimet verince: “Ben bilgi ve becerim sayesinde bu serveti elde ettim” der. Hayır! Bu bir imtihandır, ama çokları bunu anlamazlar. [28, 76-78; 34, 35]
Dünya nimetleri bakımından zengin veya yoksul olma, Allah’ın kulunu sevip sevmediğinin ölçüsü değildir. Zira herkes bilir ki Allah’ın nice makbul kulları yoksulluk çekerken, nice azgın kimseler nimetler içinde yüzmektedirler.
Süleyman Ateş
İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize du'a eder. Sonra, ona bizden bir ni'met verdiğimiz vakit; "Bu, (benim) bilgi(m) sayesinde bana verildi" der. Hayır, o bir imtihandır, fakat çokları bilmiyorlar.
İnsanın başı sıkışınca bize yalvarır. Sonra iyilik yaparak ona bir fırsat versek “Bu, bana bendeki bir ilme karşılık verildi” der. Oysa fırsat verilmesi bir fitnedir (kendilerini yakan bir imtihandır) ama çoğu bunu bilmez.
Süleymaniye Vakfı Zümer Suresi 49. Ayet Açıklaması
[*] Musa aleyhisselamın 40 günlüğüne Tur'a çıkmasından sonra, İsrail oğullarının, Harun aleyhisselama rağmen Mısırlıların tanrı edindiği Apis'i hatırlatan buzağı heykeline tapmaları, Firavun'unun servetine konmalarından sonra olmuştu. (Bkz. Araf 7:137 vd, Taha 20:84 vd.)
Şaban Piriş
İnsana bir zarar dokundu mu hemen bize dua eder. Onu bizden bir rahmet ile değiştirdiğimiz zaman da:-Bu bana, bilgim dolayısıyla verilmiştir der. Oysa o bir imtihandır. Fakat çokları bilmez.
İnsan bir sıkıntıya düştüğünde Bize yakarır. Ona tarafımızdan bir nimet tattırdığımızda ise “Bilgim sayesinde bu benim oldu” deyiverir. Oysa o bir sınamadır; fakat çokları bunu bilmez.
İnsana bir zorluk/zarar dokunduğunda bize yalvarır-yakarır; sonra ona bizden bir nimet lütfettiğimizde şöyle der: "Bu bir ilim sayesinde verildi bana!" Hayır, öyle değil; o bir fitnedir ama onların çokları bilmiyorlar.
pes ķaçan kim yoķandı ādemiye ziyān oķıdı bizi andan ķaçan kim virdük aña ni'met bizden eyitti: “bayıķ virinildüm anı bilmek üzere” belki ol fitnedür śınamaķdur velįkin eyregi anlaruñ bilmezler.