Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4120, sondan 2117. ayet; 39. sure ve Zümer Suresinin 62. ayetidir. Zümer Suresi 62. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 28 ve toplam ebced değeri ise 1712 olarak hesaplanmıştır. Zümer Suresinin toplam ebced değeri 364979 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Vekil kelimesi, “birinin adına onun işlerini yöneten, bu hususta kendisine güvenilen” demektir (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “vkl” md.). Kelime Allah için kullanıldığında yerine göre, “Kulun kendisine dayanıp güvendiği, umduklarına ulaşıp korktuklarından emin olabilmesi için yardımına bel bağladığı üstün güç” veya –burada olduğu gibi– “varlıkları kendi tekelinde bulunduran, onları ortaksız ve rakipsiz olarak yöneten, koruyup gözeten” (Râzî, XXVII, 11) şeklinde kısmen iki farklı anlama gelir.
“Anahtarlar” diye çevirdiğimiz 63. âyetin metnindeki mekālîd kelimesine “hazineler” anlamı da verilmiştir. Her iki durumda da âyet, Allah Teâlâ’nın evren üzerindeki mutlak hükümranlığını, yönetim ve gözetimini, sınırsız bilgisini ifade eder. Sonuçta bu iki âyette bütün varlıklar üzerinde en yüksek seviyede hâkimiyet ve yönetimin Allah’ a ait olduğu kesin bir dille ve özlü bir ifadeyle ortaya konmuştur. Râzî’ye göre 63. âyette geçen “Allah’ın âyetleri” ile bilhassa burada değinilen ilâhî hakikatler kastedilmiş, bu hakikatleri inkâr edenlerin hüsrana uğrayacakları bildirilmiştir (XXVII, 12).
Mehmet Okuyan
Allah her şeyin yaratıcısıdır. O her şeye [vekil]dir (güven kaynağıdır).
1- Her şeyin koruyucusu, yöneticisi, dayanağı ve kefili olan; varlığı ayakta tutan, sürdüren, koruyan kontrol altında tutan, rızkını ve hak ettiğini veren.
Ahmet Akgül
Allah, her şeyin Yaratıcısı'dır. O, her şeyin üzerinde Vekîl’dir. (Herkese sahip çıkan ve hakkını koruyandır.)
(2)“Kâinâtta esbâb (sebebler) ve müsebbebât (sebeblerle meydana gelen); görünen eşyâya(şeylere) bakıyoruz ve görüyoruz ki, en a‘lâ (en yüksek) bir sebeb en âdî (basit) bir müsebbebe kuvveti yetmiyor. Demek esbâb bir perdedir. Müsebbebleri yapan başkadır. Meselâ, hadsiz masnûâttan (san‘atlı varlıklardan) yalnız cüz’î (küçük) bir misâl olarak insan başı içinde bir hardal küçüklüğünde bir yerde yerleştirilen kuvve-i hâfızaya bakıyoruz. Görüyoruz ki, öyle bir câmi‘ (çok şeyleri içine alan) kitab, belki kütübhâne hükmündedir ki, bütün sergüzeşte-i hayâtı (hayat hikâyesi), içinde karıştırılmaksızın yazılıyor. Acabâ bu mu‘cize-i kudrete hangi sebeb gösterilebilir? Telâfîf-i dimâğiye (beynin kıvrımları) mı? Basit şuûrsuz huceyrât (hücrecikler) zerreleri mi? Tesâdüf rüzgârları mı? Hâlbuki o mu‘cize-i san‘at öyle bir Zât’ın san‘atı olabilir ki, beşerin haşirde neşredilecek (açılacak) büyük defter-i a‘mâlinden (amel defterinden) muhâsebe(hesab) vaktinde hatıra getirilecek ve işlediği her fiilleri yazıldığını bildirmek için bir küçük sened istinsâh(kopya) edip, yazıp aklının eline verecek bir Sâni‘-i Hakîm’in (sonsuz hikmet sâhibi bir san‘atkârın) san‘atı olabilir.” (Mektûbât, 33. Mektûb, 335)
İlyas Yorulmaz
Allah her şeyin yaratıcısıdır ve O, her şeyin üzerine güvencedir.
Unutmayın; Allah, her şeyin yaratıcısıdır ve O, her konuda hayatınıza yön verecek en güvenilir yardımcı, en yakın dost, en güzel vekildir. Kainatın idaresi O’nun elindedir, her şeyi görüp gözeten ve gerçek anlamda güvenilmeye lâyık olan, yalnızca O’dur.