Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4147, sondan 2090. ayet; 40. sure ve Mü'min Suresinin 14. ayetidir. Mü'min Suresi 14. ayetinin kelime sayisi 8, harf sayısı 37 ve toplam ebced değeri ise 1833 olarak hesaplanmıştır. Mü'min Suresinin toplam ebced değeri 360656 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م (1) bulunuyor.
Bir önceki âyetin sonunda Allah, zâtını “yüce ve ulu” şeklinde nitelemişti; burada ise kendi yüceliği ve ululuğunun bazı kanıtlarını göstermektedir. “İşaretler” (âyât), Allah’ın varlığına, birliğine, yaratıp yönetmesine delâlet eden varlık ve olaylar; “gökten indirilen rızık” ise gerek insanların gerekse bitkilerin ve hayvanların yararlandığı yağmurdur. Burada ayrıca insanın zihnini ve gönlünü bu ilâhî işaretlere açık tutup onlardan gerekli sonuçları çıkarması, bunun için samimi bir yöneliş ve arayış içinde olması, içten bir bağlılıkla Allah’a yönelip O’na kulluk ve dua etmesi gerektiği de belirtilmektedir. “O’nun dereceleri yüksektir” diye çevirdiğimiz refîu’d-derecât tamlamasındaki refî‘ kelimesi hem “yüksek” hem de “yükselten” anlamına geldiğinden âyetin bu bölümü iki farklı şekilde yorumlanmıştır (meselâ bk. Râzî, XXVII, 42-43; Şevkânî, IV, 555; İbn Âşûr, XXIV, 106-107): a) “Allah’ın dereceleri yüksektir”; yani Allah, kendisinin saygınlığını ve yüceliğini gösteren sayılamayacak derecede üstün niteliklere sahiptir; bu sebeple dua ve ibadete de ancak O lâyıktır; O’nu bırakarak hangi türden olursa olsun asla O’nun derecesine ulaşması düşünülemeyecek varlıkları tanrı yerine koyup onlara tapmak akıl ve iz‘anla bağdaşmaz. b) “Allah, dereceleri yükseltendir”; meleklerin, peygamberlerin, sevdiği ve himayesine aldığı diğer kullarının derecesini yükselten O’dur. Şu halde maddî ve manevî alanda sağlıklı ve hayırlı gelişme de ancak O’nun lutuf ve inâyetiyle mümkündür. Çünkü O, “Arşın sahibidir”; yani mutlak hükümranlık O’nundur, bütün varlık ve olayların yönetimi ve nihaî kaderi O’nun elindedir. Râzî, 15. âyet metninde vahyin “ruh” kelimesiyle ifade edilmesini özetle şöyle açıklar: “Ruhlar, ilâhî bilgiler ve kutsal hakikatlerle hayat kazanır; vahiy ruhlara bu bilgileri ve hakikatleri kazandırdığı için ruh diye anılmıştır. Ruh, canlı olmanın sebebi, vahiy ise belirtilen mânevî hayata ulaşmanın sebebidir” (XXVII, 44). Yüce Allah, kullarından dilediğine, yani peygamberlerine vahiy indirmek suretiyle dinî ve ahlâkî hayatları bakımından bireyler ve toplumlar için bir ruh ve can değerinde olan lutufta bulunmuş olmaktadır. Son ilâhî vahiy olan Kur’an da bu anlamda ruh olarak isimlendirilmiştir (Zuhruf 42:52). Âhiret gününde bütün yaratılmışlar veya semavî varlıklarla dünyevî varlıklar ya da yaratıcıyla kulları bir araya geleceği için 15. âyette o gün “buluşma günü” şeklinde nitelendirilmiştir. Bu buluşmayı, zalimlerle mazlumların veya insanlarla onların dünyadayken yaptıkları işlerin buluşması olarak açıklayanlar da vardır (Zemahşerî, III, 365; Şevkânî, IV, 555; İbn Âşûr, XXIV, 109).
Mehmet Okuyan
Kâfirlerin hoşuna gitmese de dini O’na özgü kılarak Allah’a dua edin!
Öyleyse kâfirler hoş görmese de, dini yalnızca O'na halis kılanlar olarak Allah'a dua (kulluk) yapın (yaşamınızda ve amacınızda Kur’an’ı ve Resulüllah’ı merkeze alın).
O Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler hoşlanmasa da, siz ey mü'minler! Dini Allah'a has kılarak, içten bir inançla gösterişten uzak, samimiyetle O'na dua edip yalvarın.
Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirlerin hoşuna gitmese de, Allah'ın dinini ve düzenini içtenlikle benimseyerek samimiyetle toplumunuzda uygulayıp Allah'a ibadet ve dua edin.
O hâlde, (Ey mü'minler!) İnkârcılar hoşlanmasalar da dinini bütün yanlarıyla içten kabul ederek ve yalnız O'nun rızasını düşünerek Allah'a kulluk edin!
Öyleyse, ey müminler; kâfirler istemeseler de, siz her türlü şirkten arınmış tertemiz bir inançla Allah’a yönelerek, yalnızca O’na duâ edin! Unutmayın ki;
1 Müşriklerin Allah’a imanla birlikte şefaatçi olsunlar diye Allah’la aralarına soktukları putlara yalvardıkları gibi yapmayın. Allah’la aranıza şefaatçi veya aracı olacaklar diye uyduruk önderler, efendiler ve koruyucuları sokmayın. Böyle yapmazsanız uydurduğunuz yeni dinle Allah’ın huzuruna varırsınız.
Muhammed Esed
Hakikati inkar edenleri ne kadar öfkelendirse de içten bir inançla yalnız Allah'a bağlanarak O'na dua edin!