Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4171, sondan 2066. ayet; 40. sure ve Mü'min Suresinin 38. ayetidir. Mü'min Suresi 38. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 38 ve toplam ebced değeri ise 2363 olarak hesaplanmıştır. Mü'min Suresinin toplam ebced değeri 360656 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م (3) bulunuyor.
Buradan itibaren 44. âyete kadar devam eden sözlerin Hz. Mûsâ’ya ait olabileceği ileri sürülmüşse de (bk. Şevkânî, IV, 560-561), müfessirlerin çoğunluğunun da kabul ettiği üzere, ifadenin akışından bu sözlerin, Mûsâ’ya inandığını gizli tutmaya çalışan kişiye ait olduğu anlaşılmaktadır.
Önceki âyetlerde bildirildiğine göre söz konusu kişi, Firavun ve adamlarını, Mûsâ’ya karşı şiddete başvurmalarının kendileri için yanlış olduğu ve tehlikeli sonuçlar doğuracağı hususunda uyararak Mûsâ’nın söyledikleri üzerinde sabır, teenni ve sağduyu ile düşünüp sağlıklı karar vermeye çağırmıştı. Burada ise bu çağrısına uymaları halinde doğru yolu bulacaklarını bildirmektedir. “Doğru yol”dan maksat, dünyanın gelip geçici menfaatlerini aşıp “ebedîlik yurdu” olan âhiret kurtuluşuna götüren yoldur. Bu kurtuluşa ise ilâhî gerçekleri inkâr edip kötülükler yaparak değil, inanıp iyi ve yararlı işler yaparak ulaşılabilir. Bu âyetlerde özellikle şu hususlar dikkat çekmektedir: a) Dünya hayatı ve ondaki menfaatler geçici, âhiret hayatı ve oradaki nimetler ise süreklidir; şu halde dünyayı âhirete tercih ederek yalnız dünya için yaşamak akıllı bir seçim değildir. b) Âhirette kötülükler sadece dengiyle karşılık bulacak, iyilikler ise “hesapsız nimetler”le ödüllendirilecektir (bilgi için bk. el-En‘âm 6:160). c) İyilik olsun kötülük olsun, insanların yaptıklarının karşılığını bulması bakımından Allah katında erkek-kadın ayırımı yapılmayacaktır. Başka bir ifadeyle cinsiyet özellikleriyle uyumlu olarak belirlenmiş ödev ve sorumluluklarını yerine getiren erkekler ve kadınlar, cinsiyet ayırımı yapılmadan ödüllendirilecek, kötülük yapanlar da kötülüklerine denk olarak cezalandırılacaktır; çünkü Allah katında insan ve kul olarak erkek ve kadın eşittir. İbn Âşûr’un görüşünün aksine (XXIV, 151) burada erkek ve kadının özellikle zikredilmesi, âhirette amellerin karşılığını bulması bakımından iki cins arasında ayırım yapılabileceği yönündeki bir kanaati önleme amacı taşımaktadır. d) Yapılan iyiliklerin âhirette karşılığını bulması iman şartına bağlıdır. Allah’a ve âhirete inanmayanların bu dünyada yaptıklarının karşılığı yine bu dünyada elde ettikleriyle sınırlı olup âhiret kurtuluşunu sağlamayacaktır.
Mehmet Okuyan
İman eden kişi şöyle demişti: “Ey kavmim! Siz bana uyun ki ben de size doğru yolu göstereyim.
Firavun’un ailesinden olan bu yiğit kişi, yöneticiler ve/veya kalabalıklar farklı düşünüyor ve öyle istiyorlar diye hakikati söylemekten geri durmamak gerektiğini bir tebliğ ahlakı olarak öğretmektedir
Mümin yiğit kişi kavmine hitap etmiş ve Firavun’un Mü’min 40:29. ayette kullandığı kavramı kullanarak asıl doğru yolu kendisinin göstermekte olduğunu belirtmiştir. Ayette geçen [ehdi] fiiline “hidayete erdirmek” değil de “göstermek, rehberlik etmek” anlamı verilmelidir. Çünkü [hidayet] fiili kullar için kullanıldığında bu anlamda değerlendirilmelidir. hidayeti isteyen insan olsa da hidayet eden ve onu yaratan Yüce Allah’tır. Bu zatın davetinde “kendisine tâbi olmak”tan söz etmesi, ilkelerini ve prensiplerini savunduğu Hz. Musa’nın yoluna tâbi olmak şeklinde anlaşılmalıdır.
Bayraktar Bayraklı
O mümin kişi, “Ey kavmim! Siz bana uyunuz, sizi doğru yola götüreceğim” dedi.
O (gizlice) iman eden (adam) dedi ki: "Ey Kavmim, siz bana tâbi olun ki, ben sizi (aklıselim ve) sırât-ı müstakim (Sebil-er Reşad) yoluna iletip-ulaştırayım."