Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4170, sondan 2067. ayet; 40. sure ve Mü'min Suresinin 37. ayetidir. Mü'min Suresi 37. ayetinin kelime sayisi 23, harf sayısı 93 ve toplam ebced değeri ise 5622 olarak hesaplanmıştır. Mü'min Suresinin toplam ebced değeri 360656 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م (4) bulunuyor.
Arapça Metin
اسباب السموات فاطلع الى اله موسى واني لاظنه كاذبا وكذلك زين لفرعون سوء عمله وصد عن السبيل وما كيد فرعون الا في تباب
36,37. Firavun dedi ki: “Ey Hâmân! Bana yüksek bir kule yap, belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Mûsâ’nın ilâhını görürüm(!) Çünkü ben, onun yalancı olduğuna inanıyorum.” Böylece Firavun’a yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve doğru yoldan saptırıldı. Firavun’un tuzağı, tamamen sonuçsuz kaldı.
“Yollar” diye çevirdiğimiz âyet metnindeki esbâb (sebepler) kelimesi “kapılar” veya “gök tabakaları” şeklinde de açıklanmıştır (bk. Taberî, XXIV, 64-65). Müfessirlerin çoğu bu âyeti zâhirî ve lafzî anlamıyla yorumlamışlar, yani gerçekten Firavun’un “Mûsâ’nın ilâhını” görebilmek için veziri Hâmân’dan yüksek bir kule yapmasını istediğini belirtmişlerdir. Râzî (XXVII, 65) ve Şevkânî (IV, 563) gibi bazı müfessirler, Firavun’un bu şekilde Allah’ı göklerde aramak için kule yaptırmak istemesinin, onun son derece cahil ve ahmak oluşuna delâlet ettiğini belirtirler. İbn Âşûr’a göre (XXIV, 145-146) aslında Firavun’un bu kuleyi yaptırmaktaki amacı, Allah’ı görebilmek için göklere yükselmek değil, kulenin tepesinde riyâzete çekilmek ve böylece, Mûsâ ve Hârûn’a geldiği belirtilen vahyin (Tâhâ 20:48) kendisine de gelmesini sağlayacak bir ruh olgunluğuna ulaşmaktı. İnzivâ ve ruhbanlık uygulaması Mısırlı kâhinlerde de vardı; Firavun, tanrıların oğlu ve kâhinlerin koruyucusu olması hasebiyle bu şekilde vahiy alma derecesine yükselmeye öncelikle kendisinin lâyık olduğunu düşünüyordu. Aslında Mûsâ’nın bahsettiği anlamda bir ilâhın mevcut olduğuna inanmamakla birlikte, aklınca bunu kendi tecrübesiyle de kanıtlamak istiyordu. Ancak Râzî’ye göre Firavun, dağlardan daha yüksek bir kule yapılamayacağını bilmeyecek kadar ahmak değildi; dolayısıyla maksadı yüksek bir yer bulmak olsaydı, kule yaptırmak yerine yüksek bir dağa çıkardı. Gerçekte bir materyalist (dehrî) olan Firavun’un asıl amacı şunu kanıtlamaktı: Bir şeyin varlığını kabul etmek için onu görmek gerekir; en yüksek bir yerden bile Mûsâ’nın sözünü ettiği Tanrı’yı görmek mümkün olmadığına, O’nu görmenin bir yolu bulunamayacağına göre bu Tanrı’nın varlığına dair bilgi edinmek de mümkün değildir. Râzî’ye göre bilgi edinmenin sadece bir yoluna (duyu) dayandığı için Firavun’un bu kuşkusu temelsizdir; çünkü bilginin “haber ve düşünme”den (nazar) oluşan iki yolu daha vardır ve bu yollarla Mûsâ’nın sözünü ettiği Tanrı’nın varlığını kanıtlamak mümkündür (XXVII, 65-66). Firavun’un kule yapma talebi, Mûsâ’nın tanrı anlayışıyla alay için söylenmiş boş bir söz de olabilir. Muhtemelen Firavun, alaylı ama gerçekte Allah’ın varlığı gibi insanoğlunun en büyük arayışı konusunda son derece çirkin ve yanlış olan bu tür söz ve davranışlardan zevk de alıyordu. “İşte böylece, yaptığı çirkin iş Firavun’a güzel gösterildi” meâlindeki ifadeyle bu hususa işaret edildiği düşünülebilir. Firavun’un yüksek bir kule yaptırıp oraya çıkarak Allah’ın olup olmadığını anlayacağını söylemesi, halkı kandırmak için bir düzen, bir hile de olabilir. Halk (avam tabakası), Tanrı’nın yukarıda olduğuna inanır. Plana göre Firavun, kimsenin çıkamayacağı bir yüksekliğe ulaşmış, fakat Tanrı’yı görememiş olacak; inince de “Baktım, göremedim, şu halde Tanrı yok” diyecekti. “Firavun’un tuzağı”, onun kule yaptırma tasarısı olarak açıklanmış ve bu tasarının başarısızlıkla sonuçlandığı, yaptığı harcamaların da boşa gittiği belirtilmiştir (Taberî, XXIV, 66). Onun tuzağı, Râzî’nin belirttiği yanlış akıl yürütme metodu veya alaylı ifade ve davranışlarla Mûsâ’nın etkisini azaltma planı da olabilir.
Mehmet Okuyan
Yani göklerin sebeplerine (yollarına ulaşırım). (Böylece belki) Musa’nın ilahına ulaşırım; şüphesiz ki ben onu (Musa’yı) yalancı sanıyorum!” demişti. Böylece Firavun’a, yaptığı kötü iş süslü gösterilmiş ve yoldan saptırılmıştı. (Zaten) Firavun’un tuzağı elbette yıkımdadır (kayıptadır).
Bu ayet Kasas 28:38 ile birlikte okunmalıdır.,Âyette geçen [tebâb] kelimesi Tebbet suresinde geçen [tebbe] fiili ve Hûd 11:101’de geçen [tetbîb] kelimesiyle aynı köktendir ve “helak olmak”, “kahrolmak”, “boşa çıkmak” gibi anlamlar içermektedir.
Bayraktar Bayraklı
“Göklerin yollarını. Böylece Mûsâ'nın tanrısını görürüm! Ben, Mûsâ'nın kesinlikle yalancı olduğunu sanıyorum” dedi. İşte Firavun'a, yaptığı kötülük süslü gösterildi ve doğru yoldan alıkonuldu. Firavun'un tuzağı tamamen boşa çıktı.
“Göklerin sebeplerine. Böylece Mûsâ'nın ilahını görürüm. Çünkü ben onun yalancı olduğunu sanıyorum.” dedi. Ve işte böylece Firavun'a, yaptığı kötü iş iyi gösterildi ve doğru yoldan çıkarıldı. Firavunun planı, hüsrandan başka bir şeye yaramadı.
"Göklerin (sebep ve yükseliş) yollarına ki, böylelikle (belki) Musa'nın İlahına muttali olup (O’nunla ilgili bilgi ve bulguya rastlarım.) Ama doğrusu ben, onun yalancı olduğunu sanmaktayım." İşte Firavun'a, kötü ameli (ve hilesi) böyle çekici kılındı ve (Hakk) yoldan geri bırakıldı. Firavun'un bu hileli düzeni, yıkım ve kayba uğramaktan başka işe yaramadı.
Göklerin kapılarına ve derken Musa'nın mabudunu anlamış olurum ve gerçekten de sanıyorum ki o, yalancı ve Firavun'a, kötü işi, böyle bezendi de böyle çıkarıldı yoldan ve Firavun'un düzeni, ancak ziyana uğradı, boşa çıktı.
Göklere ulaşmanın araçlarına ve belki bu yolla, Musa'nın tanrısına yükselip çıkarım. Zaten O'nun bir yalancı olduğuna kesinlikle eminim.” İşte böylece yaptığı kötülükler, Firavun'a güzel göründü ve bu nedenle doğru yoldan alıkondu. Firavun'un düzeni ve tuzağı tamamen boşa çıktı.
“Göklere götüren yollara, imkânlara ulaşabilirim de, Mûsâ'nın tanrısını görürüm, ne olduğunu anlarım. Doğrusu ben onu yalancı sanıyorum.” dedi. Böylece Firavun'a, bilinçli olarak yaptığı kötü işi süslenerek güzel gösterildi. Doğru yoldan alıkonuldu. Firavun'un iler-tutar yanı olmayan planı tamamen boşa çıktı.
Göklerin yollarına. Böylece Musa'nın ilâhına çıkarım. Çünkü ben onu yalancı sanıyorum." İşte bu şekilde Firavun'a kötü işi süslü gösterildi ve yoldan alıkonuldu. Firavun'un tuzağı muhakkak boşa çıkacaktı.
'Göklerin yollarına. Böylelikle Musa'nın ilahına çıkabilirim. Çünkü ben, onun yalancı olduğunu sanıyorum.' İşte Firavun'a, kötü ameli böyle çekici kılındı ve yoldan alıkonuldu. Firavun'un hileli-düzeni, 'yıkım ve kayıpta' olmaktan başka (bir şey) olmadı.
Göklerin yollarına (ulaşırım) da Mûsa'nın İlâh'ına bakarım. Muhakkak ben, onu, yalancı sanıyorum.” İşte bu şekilde Firavun'a kötü ameli süslü gösterildi de, doğru yoldan çıkarıldı. Firavun'un hilesi ancak helâk olmağa mahkûmdur.
36, 37. Ve Firavun dedi ki: “Ey Haman! Bana bir kule yap. Belki sebeplere (imkânlara,) göklerin imkânlarına ulaşırım da Musa’nın ilahının yanına çıkarım. Ve gerçekten ben onu yalancılardan sanıyorum. İşte Firavunun yaptığı kötülükler, ona böylece güzel gösterildi. Ve (doğru) yoldan saptırıldı. Firavunun yaptığı tuzak, zarar ve helaketten başka bir işe yaramadı.
36,37. Firavun dedi ki: «Ey Hâman ! Bana bir köşk yap, ola ki, kolayca göklerin yolunu bularak, Musa'nın Tanrısına bakayım; sanırım O yalancıdır!» İşte böyle, Firavun'a kötü işi hoş göründü, doğru yoldan ayrıldı, Firavun'un tuzağı boşa çıkmıştır
36-37. Firavun (alayla) dedi ki: “Ey Hâmân! Bana görkemli bir kule yap! Belki böylece (amacımı gerçekleştirecek) araçlara ulaşırım da Musa'nın ilahını görebilirim. Çünkü ben onun (elçilik davasında) yalancı olduğunu düşünüyorum. İşte böyle, yaptığı kötülükler Firavun'a güzel göründü ve bu nedenle (doğru) yoldan alıkondu. Firavun'un tuzağı hüsrandan başka bir şeye yaramadı.
36,37. Firavun: "Ey Haman! Bana bir kule yap; belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Musa'nın Tanrısını görürüm. Doğrusu ben, onu yalancı sanıyorum" dedi. Firavun'a, kötü işi böylece güzel gösterildi ve doğru yoldan alıkondu. Firavun'un hilesi elbette boşa gidecekti.
36, 37. Firavun: Ey Hâmân, bana yüksek bir kule yap; belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Musa'nın Tanrısı'nı görürüm! Doğrusu ben onu, yalancı sanıyorum, dedi. Böylece Firavun'a, yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve yoldan saptırıldı. Firavun'un tuzağı tamamen boşa çıktı.
"Göklerin yollarına... Böylece Musa'nın tanrısına bir bakayım. Onun bir yalancı olduğuna inanıyorum." Firavun'un kötü tavrı kendisine böyle süslenmişti ve böylece yoldan çıkarıldı. Firavun'un planı elbette boşa çıkacaktı.
"Göklerin yollarına ulaşabilirim de, Musa'nın ilâhının ne olduğunu anlarım. Ben onu mutlaka yalancı sanıyorum." İşte böylece Firavun'a kötü ameli süslü gösterildi de yoldan çıkarıldı. Çünkü Firavun düzeni hep boşa çıkar.
Semaların esbabına da Musânın tanrısına muttali' olurum ve her halde ben onu yalancı sanıyorum» İşte bu suretle Fir'avne kötü ameli süslendirildi de yoldan çıkarıldı, Fir'avn düzeni hep husrandadır
36,37. Fir'avn (şöyle) dedi: «Ey Hâmân, benim için yüksek bir kule yap. Olur ki ben o yollara, göklerin yollarına ulaşırım da Musânın Tanrısına yükselib çıkarım! Ben onu mutlak bir yalancı sanıyorum a». İşte bu suretle Fir'avnın kötü amel (ve hareket) i süslendirildi. O, yoldan sapdırıldı. Fir'avnın düzeni, başka değil ancak hüsranda idi.
36,37. Fir'avun: “Ey Hâmân! Bana yüksek bir kule yap;(1) belki sebeblere, göklerin sebeblerine (yollarına) erişirim de, Mûsâ'nın İlâhına muttali' olurum (hakikaten var mıdır diye bakarım); doğrusu ben onu, gerçekten yalancı sanıyorum” dedi. Böylece Fir'avun'a, kötü ameli süslü gösterildi ve yoldan saptırıldı. Zâten Fir'avun'un tuzağı ancak hüsrândadır.
(1)“Kur’ân’da çok tekrâr edilen kıssa-i Mûsâ Aleyhisselâm’ın cümleleri ve cüz’leridir (parçalarıdır) ki, her bir cümlesi, hattâ her bir cüz’ü, bir düstûr-ı küllînin (büyük bir kāidenin) ucu olarak gösterilmiş ve o düstûru ifâde ediyor. Meselâ: ياَ هاَماَنُ ابْنِ ل۪ي صَرْحاً Fir‘avun, vezîrine (Hâmân’a) emreder ki: ‘Bana yüksek bir kule yap, semâvâtın (gökyüzünün) hâlini rasad edip (gözleyip) bakacağım. Semânın gidişâtından, acabâ Mûsâ’nın (as) da‘vâ ettiği gibi semâda tasarruf eden (hükmeden) bir İlâh var mıdır?’ İşte صَرْحاً [bir kule] kelimesiyle ve şu cüz’î (küçük) hâdise ile, dağsız bir çölde olduğundan dağları arzulayan ve Hâlık’ı(yaratıcıyı) tanımadığından tabîatperest (tabîatçı) olup rubûbiyet (rab olmayı) da‘vâ eden ve âsâr-ı ceberrutlarını (kibirli eserlerini) göstermekle ibkā-yı nâm eden (nâm salan), şöhretperest olup dağ-misâl meşhur ehrâmları (piramitleri) binâ eden ve sihir ve tenâsühe kāil olup (öldükten sonra rûhun başka bir bedende tekrar dünyaya geleceğine inanıp) cenâzelerini mumya edip, dağ misillü (gibi) mezarlarda muhâfaza eden Mısır Fir‘avun’larının an‘anesinde (âdetlerinde) hükümfermâ (uygulanan) bir düstûr-ı acîbi (acâib birdüstûru) ifâde eder.” (Zülfikār, 25. Söz, 32)
İlyas Yorulmaz
“Göğün derinliklerine ulaşır da, belki Musa’nın ilahını tanımış olurum. Ben Musa’nın bir yalancı olduğunu zannediyorum” dedi. Böylece Firavun’a yapmış olduğu kötü davranışlar süslü gösterildi. Doğru yoldan yüz çevirdi. Firavunun hilesi yalnızca boş bir hile idi,
Göklere çıkılacak yollara varır [³], Musa/nın mâbudunu görürüm. Çünkü ben onu yalancı sanıyorum». İşte böylece Firavun/a kötü ameli hoş göründü. O, doğru yoldan çıkarıldı, Firavun/un mekr ve hilesi yok olmadan başka bir tesir yapmadı, Musa/ya bir şey olmadı.
İsmail Hakkı İzmirli Mü'min Suresi 37. Ayet Açıklaması
[3] Galiba bir Rasathane bina edecek, ahval-i kevkebi tarassut edecek, bununla yer yüzünde Musa'nın nübüvvetine dair bir hâdise olup olmadığını öğrenecek.
Kadri Çelik
“Göklerin sebeplerine (yollarına erişirim). Böylelikle de Musa'nın ilahına vakıf olurum. Çünkü ben, onun yalancı olduğunu sanıyorum.” İşte Firavun'a, kötü ameli böyle süslü gösterildi ve de apaçık yoldan alıkonuldu. Firavun'un hileli düzeni hep hüsrandadır.
“Ulaşayım ki, Mûsâ’nın tanrısını kendi gözlerimle göreyim! Böylece, yukarılarda böyle bir kimse bulunmadığını hepiniz de göreceksiniz; çünkü ben, bu adamın şan şöhret peşinde koşan yalancılardan biri olduğunu zannediyorum!”İşte böylece, yaptığı çirkin davranışlar zamanla Firavunun gözünde güzel görünmeye başladı ve ilâhî yasalar gereğince, bunun doğal sonucu olarak doğru yoldan iyice uzaklaştırıldı! Yaptığı kötülüklere gelince; Firavunun tuzağı, kendisini ve halkını felâkete sürüklemekten başka hiçbir işe yaramadı!
“Gökler’in sebeplerine (ulaşırım da), Musa’nın ilahına muttali’ olurum / görürüm!
Ben, elbette onu bir yalancı biliyorum”.
Firavun’a kötü ameli böyle süslendi; Yol’dan saptırıldı.
Firavun’un düzeneği ancak boşa çıkmış / etkisiz kalmıştır.
36,37. (Bunun üzerine) Firavun: “Ey Hâmân,1 bana yüksek bir kule yap, yollara, göklerin yollarına ulaşırım da belki Mûsa’nın ilâhının ne olduğunu anlarım. Çünkü ben, onun yalancı olduğu kanaatindeyim”2 dedi. Böylece Firavun’a yaptığı kötü işi, güzel göründü ve (bu yüzden) hak yoldan alıkonuldu. Firavun’un tuzağı hüsrandan başka (bir işe de) yaramadı.
1 Hâmân ile ilgili olarak Bk: (Şuara: 6 ve dipnotu.)2 Aslında Firavun, bu sözleriyle Hz. Mûsa’yı hafife almak istiyordu. Bir de kendi saçmalıklarını ispat etmek için, güya bilimselliğe, yani deneye sığınmaya çalışıyor ve bunu sadece halkı aldatmak için bir hile, olmak üzere yapıyordu. Ayrıca “Çünkü ben, onun yalancı olduğu kanaatindeyim.” diyerek de fikrini önceden ihsas ediyordu. Bk. (Kasas: 38)
Muhammed Esed
göklere yaklaşmanın araçlarına ve belki [bu yolla] Musa'nın tanrısını görebilirim: 27 zaten o'nun bir yalancı olduğuna kesinlikle eminim!” İşte böyle, yaptığı kötülükler Firavun'a güzel göründü ve bu nedenle [doğru] yoldan alıkondu: Firavun'un tuzağı hüsrandan başka bir şeye yaramadı.
Göklere ulaşmanın yollarını. Gerçi ben onun kesinlikle bir yalancı olduğunu biliyorum ama belli mi olur belki de Musa’nın İlah’ına erişirim. İşte böylece yaptığı kötü işler Firavun’a cazip görünmüş ve onu doğru yoldan alıkoymuştu. Neticede Firavun’un kurmuş olduğu tuzak boşa çıkmış oldu. 47/14
gökleri aşacağım araçlara… Böylece Musa’nın ilâhına erişebilirim (!).[4197] Hoş, ben onun bir yalancı olduğunu sanıyorum ya!” İşte kötü davranışı Firavun’a böylesine güzel göründü ve doğru[4198] yoldan alıkonuldu:[4199] neticede Firavun’un düzeni, çöküşü (hızlandırmaktan) başka hiçbir işe yaramadı.
Mustafa İslamoğlu Mü'min Suresi 37. Ayet Açıklaması
[4197] Ünlem, Firavun’un alayına dikkat çekmek içindir.
[4198] es-Sebîldeki belirlilik çeviriye “doğru” kelimesiyle yansımıştır.
[4199] Ya da sadde okuyuşuna istinaden: “doğru yoldan döndü”.
Ömer Nasuhi Bilmen
«Göklerin yollarına (eğerim) de Mûsa'nın Allah'ına muttalî olurum ve şüphe yok ki, ben O'nu bir yalancı sanıyorum.» Ve işte Fir'avun için kötü ameli öylece süslendirilmiş oldu ve yoldan saptırıldı ve Fir'avun'un hilesi, başka değil, bir hüsrânda bulunmaktan ibaretti.
36-Firavun: “Haman! benim için bir kule inşa et, dedi, Umarım ki böylece yükselebillir, göklere yol bulur da Mûsâ'nın Tanrısına ulaşırım. Gerçi ben onun yalancı olduğunu zannediyorum ya, (neyse! )”İşte böylece, Firavun'un kötü gidişatı kendisine cazip göründü ve yoldan çıkarıldı. Sonuç itibariyle Firavunun hilesi ve düzeni de tamamen boşa çıktı [28, 38]
Firavun bir gözetleme kulesi yaptırarak teknik bir teşebbüste bulunmak ve bu şekilde Hz. Mûsâ’yı güya yalancı çıkarmak için bir şarlatanlık yapmak istiyordu. Bunda şu iki düşünceden biri vardı: Ya halka diyecekti ki, “İşte gökleri gözetledik, orada Mûsâ’nın dediği İlahı göremedik, olsaydı görünmesi gerekirdi” veya diyecekti ki: “Bakınız! Biz bu kadar malî imkânlarımızla göklere çıkmanın yolunu bulamadık, o halde Mûsâ nereden çıktı da bize onların Rabbi tarafından görevli olduğunu söylüyor?” Müteakip âyet, Firavun’un bu husustaki aptallığına ve kötü tutumuna işaret eder: Zira Allah’ın varlığını gökler, yer ve yerdeki bunca varlık gösterirken, gökte bir yıldız arar gibi O’nu aramak akıl kârı değildir.
Süleyman Ateş
(Yani) Göklerin yollarına (erişeyim) de çıkıp Musa'nın tanrısına bakayım. Çünkü ben Musa'yı, yalancı sanıyorum. Böylece yaptığı kötü iş, Fir'avn'a süslü gösterildi ve (o), yoldan çıkarıldı. Fir'avn'ın tuzağı, tamamen boşa çıktı.
Göklerin yollarına ulaşır da Musa'nın ilahını (tanrısını) görürüm. Ben onun, gerçekten yalancı olduğunu düşünüyorum" dedi. Bu kötü tavrı, Firavun’a güzel göründü ve asıl yoldan engellendi. Firavun'un oyunu elbette boşa çıkacaktı.
Göklerin sebeplerine... ve Musa'nın ilahını görürüm. Çünkü ben onun yalancı olduğunu sanıyorum. Firavuna kötü işleri işte böyle süslendi ve yoldan saptırıldı. Firavunun tuzağı hüsrandan başka bir şey değildir.
“Göklere giden yollara çıkayım da Musa'nın tanrısına ulaşayım. Çünkü onun yalancı olduğunu düşünüyorum.” Firavun'a yaptığı kötü iş böylece hoş gösterildi ve yoldan çıkarılmış oldu. Fakat Firavun'un tuzağı hüsrandan başka bir sonuç vermeyecekti.
"Göklerin sebeplerine ulaşırsam, Mûsa'nın tanrısına, da ulaşırım. Ben onun yalancı biri olduğunu düşünüyorum." Firavun'a, yaptığı işin kötülüğü bu şekilde süslü gösterildi de yoldan saptırıldı. Firavun'un tuzağı hep kayıptadır.