Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4271, sondan 1966. ayet; 41. sure ve Fussilet Suresinin 53. ayetidir. Fussilet Suresi 53. ayetinin kelime sayisi 19, harf sayısı 74 ve toplam ebced değeri ise 3880 olarak hesaplanmıştır. Fussilet Suresinin toplam ebced değeri 236567 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (2) م (4) bulunuyor.
Arapça Metin
سنريهم اياتنا في الافاق وفي انفسهم حتى يتبـين لهم انه الحق اولم يكف بربك انه على كل شيء شهيد
Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi?
Allah, Kur’an’ın gelmeye başlamasından sonraki zaman diliminde öyle olaylar gerçekleştirecek ki Kur’an muhalifleri bunları gördükten, duyduktan sonra artık onun gerçekten Allah katından indirilmiş Hak kelâmı olduğunu tereddütsüz anlayacaklardır. “Çevre” diye çevirdiğimiz metindeki âfâk kelimesine ve “kendileri” diye çevirdiğimiz enfüsihim (nefisleri) ifadesine verilen farklı anlamlara göre âyet iki şekilde yorumlanmıştır:
a) Eski müfessirlerin, bazı önemsiz farklılıklarla, yaygın olarak benimsedikleri yoruma göre “âfâk”, Mekke dışındaki çeşitli yöreler, bölgeler (nevâhî), “nefisleri” de putperestlerin yaşadığı Mekke kentidir. Buna göre âyette vakti geldiğinde gerek müşriklerin yaşadığı Mekke’nin gerekse Mekke çevresindeki diğer yörelerin, hatta dünyanın birçok bölgesinin Hz. Muhammed ve daha sonraki müslüman liderler tarafından fethedileceği; böylece putperestlerin asılsız olduğunu ileri sürdükleri Kur’an mesajının, İslâm dininin cihana yayılacağı müjdelenmektedir. Nitekim daha Hz. Peygamber zamanında Mekke fethedildiği gibi Arap yarımadasının tamamına yakını da İslâm hâkimiyetine girmiş; böylece hayatta olan birçok Mekkeli bu müjdenin gerçekleştiğini görmüştür.
b) Diğer bir yoruma göre “âfâk”tan maksat yıldızları, ayı ve güneşiyle semanın uçsuz bucaksız köşeleri (kozmik evren), astronomik, meteorolojik, biyolojik vb. olaylar, yasalar; “kendileri”nden maksat da en ince sanatların ve yaratılış hikmetlerinin örneği olan insanın biyolojik ve ruhsal dünyasıdır; kısacası “dış dünyadaki kanıtlar”, kozmolojik evrenin sırları, “kendilerinde bulunan kanıtlar” ise insanın biyolojik, psikolojik, parapsikolojik yapısındaki sırlardır. Âyette ileride insanoğluna bu sırların gösterileceği, yani insanlığın bu konularda keşifler yapacağı bildirilmektedir (bu iki farklı yorum için bk. Taberî, XXV, 4-5; Râzî, XXVII, 139; Şevkânî, IV, 598).
Eski müfessirlerin çoğu ikinci yoruma katılmamışlardır. Çünkü onlara göre âyet, henüz bilinmeyen bazı şeylerin ileride bilineceğini haber vermektedir; halbuki bu âyetin indiği dönemde insanlar bakışlarını semaya çevirdiklerinde oradakileri zaten görüyor, biliyorlardı. Ancak, Râzî’nin de önemle belirttiği gibi (XXVII, 139) bu gerekçe zayıftır; zira o dönemin insanları gerek kozmik evrendeki gerekse insanın biyolojik ve psikolojik varlığındaki sayısız harikalardan habersizdi; “Yüce Allah insanlara bu harikaları zaman içinde adım adım keşfettirmektedir.” Şu halde âyette Allah Teâlâ, zaman içinde insanlara hem kendi varlık yapıları hakkında hem de dış dünyada yaratıcı kudretinin eserleri olan nice kanıtlarını göstereceğini haber vermektedir ki bu da o döneme göre ileride gerçekleşecek olan bilimsel keşiflerden başka bir şey değildir. Yine Râzî’ye göre âyette Allah’ın zamanla göstereceği bildirilen kanıtları fetihler olarak anlamak isabetli görünmemektedir. Nitekim tarih bize göstermektedir ki, müslümanlar bazı ülkeleri fethettikleri gibi gayri müslimler de İslâm ülkelerini ele geçirebilmektedir. Kuşkusuz Mekke’nin fethedileceğine dair bazı müjdeler varsa da bu âyet fetihle ilgili değildir. Bize göre “kanıtlar” hem ilk muhataplara hem de sonradan gelenlere –her dönemdekilerin idrak kapasitelerine uygun düzeyde– gösterilmiştir ve gösterilmeye devam edecektir.
Son cümlesinden de anlaşılacağı üzere bu âyette, Mekke putperestleriyle onların tutumlarını tekrar edenler, Allah’ın kitabına ve peygamberine karşı inatla ve cahilce sürdürdükleri inkâr ve isyandan vazgeçmeye; böylesine üstün kudrete sahip olan Allah’ın, kulları arasından seçtiği bir peygambere kitap göndermeye de muktedir olduğunu kabul edip o kitabın hükümlerine uymaya ve o peygamberin yolundan gitmeye davet edilmekte; her şeye şahit olan Allah’ın onların hâlâ sürdürdükleri haksız ve yanlış tutumlarını da çok iyi bildiği uyarısında bulunulmaktadır.
Âyetin son cümlesi, putperestler kabul etmese bile her şeye şahit olan Allah’ın, Hz. Muhammed’in doğruluğuna tanıklık etmesinin yeterli olduğu, dolayısıyla düşmanlarının tutumları sebebiyle onun üzülmemesi gerektiği şeklinde de yorumlanmıştır (Şevkânî, IV, 598; İbn Âşûr, XXV, 20).
Mehmet Okuyan
Onlara ufuklardaki ve kendi nefislerindeki delillerimizi ileride göstereceğiz ki onun (Kur’an’ın) gerçekliği onlara apaçık olsun. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi!
Kur’an’da sadece bu ayette geçen [el-âfâk] (ufuklar) ifadesiyle kastedilenin “yıldızlar, gece-gündüz, aydınlıklar, karanlıklar, dört ana unsur denilen şeyler” olabileceği belirtilmekte, “[enfüs]” ile kastedilen ise “yavrular, ceninler, ana rahmindeki karanlıkların içindeki oluşumlar, insanlar” şeklinde yorumlanmaktadır. Benzer mesajlar: Neml 27:92; Zâriyât 51:20-22.
Bayraktar Bayraklı
Onlara dış âlemdeki ve kendi içlerindeki âyetlerimizi/doğa kanunlarını göstereceğiz. Böylece Kur'ân'ın gerçek/hak olduğunu anlayacaklardır. “Rabbinin her şeye tanık olması onlara yetmiyor mu?”
1-Gücümüzü, büyüklüğümüzü, yüceliğimizi gösteren işaretleri, göstergeleri, kanıtları. 2- Dış dünyada, doğada. 3- İç dünyada, kendi içinde. 4- Kur'an'ın.
Ahmet Akgül
Biz ayetlerimizi hem âfakta (dış dünyada), hem kendi nefislerinde onlara göstermekteyiz, (göstereceğiz) ; öyle ki, şüphesiz O’nun (Kur’an’ın ve Resulüllah’ın) Hakk olduğu kendilerine açıkça belli olsun... Her şeyin üzerinde Rabbinin şahit olması yetmez mi?
Yakında delillerimizi, alemde de göstereceğiz, kendi varlıklarında da, böylece sonucu, onlarca da apaçık anlaşılacaktır ki o, gerçektir şüphesiz; Rabbinin, her şeye tanık olması, yetmez mi sana?
Biz zamanı geldiğinde insanlara, Kur'ân'ın Allah tarafından indirildiğini ve Allah'ın gücünü ortaya koyacak ayet ve delillerimizi, kâinâtın uçsuz bucaksız ufuklarında yani dış dünyada ve kendi öz benliklerinde yani iç dünyalarında onlara göstereceğiz ki, böylece Kur'ân'ın gerçekleri içeren bir kitap olduğu onlara besbelli olsun ve Allah'ın yüce kudretine herkes şahit olsun. Rabbinin herşeye şahit olması yetmez mi?
Biz Kur'ân'daki ayetlerimizin doğruluğunun ve Allah katından geldiğinin delillerini, Kainattaki birliğimizin ve kudretimizin ispatını dünyanın her yerinde, bütün ülkelerde, uzayda ve kendi yaratılışlarında, vicdanlarında Mescid-i Haram'da inanmayanlara yakında göstereceğiz. Kur'ân'ın gerekçeli, hikmete dayalı, toplumda hakça düzeni gerçekleştirecek hak bir kitap olduğu, Allah tarafından indirildiği nihayet onlar tarafından da anlaşılacak. Kafirlerin işledikleri amellerle ilgili her şeye ve Kur'anın kendi katından indirildiğine Rabbinin şâhit olması onlara yetmez mi?
Onlara, ufuklarda ve kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki böylece onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?
Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz; öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Her şeyin üzerinde Rabbinin şahid olması yetmez mi?
İleride biz o Mekke halkına, hem yeryüzü etrafında, hem bizzat nefislerinde ayetlerimizi (kudretimizin alâmetlerini) öyle göstereceğiz ki, nihayet Peygamberin söylediği şeyin hak olduğu kendilerine zahir olacaktır. Rabbinin her şeye şahid olması yetmez mi?
Biz dış dünyada ve iç dünyada ayetlerimizi onlara göstereceğiz. Ta ki O’nun hak olduğu onlara açıklanmış olsun. Rabbinin her şeye şahit olup (idare etmesi, onlar için) yeterli değil mi?
Biz belgelerimizin hak oldukların onlarca belli olması için —hem her yönde, hem de kendi özlerinde— onu göstereceğiz, Tanrının her şeye tanık olduğu yetmez mi sana?
(Varlığımızı ve mutlak birliğimizi apaçık ortaya koyan) bütün delillerimizi onlara hem dış dünyada (evrenin uçsuz bucaksız ufuklarında) hem de bizzat kendi içlerinde, öz benliklerinde (tam olarak) göstereceğiz ki, vahyin tartışmasız bir gerçek olduğu herkes için ortaya çıksın. Aslında, Rabbinin (her an) her şeye şahit olması yetmez mi?
Cemal Külünkoğlu Fussilet Suresi 53. Ayet Açıklaması
Kıyamete kadar Allah’ın ayetlerinin işaret ettiği bireysel, sosyal, bilimsel ve tarihî gerçeklerin ortaya çıktığını, akıllara durgunluk veren hakikatlerin tecelli ettiğini insanlar hem biyolojik ve ruhî yapılarıyla kendi dünyalarında hem yaşadıkları bölgelerde hem de dış dünyada apaçık görecekler. Böylece insanlık, hiçbir şüpheye yer vermeyecek biçimde, Kur’an’ın insan ürünü bir kitap olmadığını ve Allah tarafından gönderildiğini anlayacaktır.“Allah’ın her şeye hakkıyla şahit olması”, insanın Allah’a karşı sorumluluğunu hatırlatmaya matuf bir söylemdir. Yani Allah her şeyi görüyor ve duyuyor. Aynı zamanda görülenler ve duyulanlar bütün detayıyla en ince ayrıntısına kadar kayıt altına alınıyor anlamındadır.
Diyanet İşleri (Eski)
Onun hak olduğu meydana çıkıncaya kadar varlığımızın belgelerini onlara hem dış dünyada ve hem de kendi içlerinde göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?
İnsanlara ufuklarda ve kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz ki onun (Kuran'ın) gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması, yetmez mi?
Âyetteki «ufuklar» kelimesinden insanı çevreleyen dış âlemi, «kendi nefisleri» ifâdesinden de insanın kendi biyolojik ve ruhî yapısını anlamak mümkündür. Buna göre âyetin mânâsı, «Biz insana gerek kendisini çevreleyen dış âlemde, gerekse bizzat kendi maddî ve rûhî yapısında bulunan ve bizim varlığımızı ve gücümüzün mükemmelliğini ısbatlayan delilleri göstereceğiz» demek olur ki, gerçekten, mutasavvıfların «büyük âlem» ve «küçük âlem» dedikleri bu iki âlemle ilgili olarak ilmin tesbit ettiği akıllara durgunluk veren bilgiler, Allah’ın varlığına ve gücünün sonsuzluğuna dair önemli deliller ortaya koymaktadır.
Edip Yüksel
Onun gerçek olduğu onlara apaçık oluncaya kadar onlara, ufuklarda ve kendi içlerinde ayetlerimizi (işaret ve kanıtlarımızı)göstereceğiz. Rabbinin her şeye tanık olması yetmez mi?
Yanlışlanabilir ve Sınanabilir fiziksel deliller Kuran'ın Tanrı sözü olduğuna dair bilimsel deliller ve belgeler sağlar. 4:82; 74:30.
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz onlara hem ufuklarda ve hem kendi nefislerinde delillerimizi göstereceğiz ki, Kur'ân'ın hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Senin Rabbinin her şeye şahit olması kafi değil mi?
İleride biz onlara hem âfakta hem nefislerinde âyetlerimizi öyle göstereceğiz ki nihayet onun hakkolduğu kendilerine tebeyyün edecek, kâfî değilmi bu ki rabbın her şey'e şâhid
Gerek afaakda, gerek kendi nefislerinizde âyetlerimizi yakında onlara göstereceğiz. Nihayet onun hak olduğu şübhesiz kendileri için de apaçık meydana çıkacakdır. Rabbinin herşey'e hakkıyle şâhid olması sana kâfî değil mi?
Onlara hem âfâkda (kendi dışlarındaki âlemlerde), hem de kendi nefislerinde(enfüsde) delillerimizi göstereceğiz;(1) tâ ki onun (o Kur'ân'ın) gerçekten hak olduğu onlara belli olsun! (Bu hususta) Rabbin yetmez mi ki, şübhesiz O, herşeye hakkıyla şâhiddir.
(1)“Şu kâinât denilen âlem-i ekber (en büyük âlem) ve insan denilen onun misâl-i musağğarı (küçük bir nümûnesi) olan âlem-i asğar (küçük âlem), kudret ve kader kalemiyle yazılan âfâkī (dış âleme âid) ve enfüsî(insanın iç âlemine âid) vahdâniyet delâilini (Allah’ın birliğinin delillerini) gösteriyorlar. Evet, kâinâttaki san‘at-ı muntazamanın (intizamlı san‘atın) küçük bir mikyasta (ölçüde), nümûnesi insanda vardır. O dâire-i kübrâdaki (en büyük dâiredeki) san‘at, Sâni‘-i Vâhid’e (bir olan san‘atkâra) şehâdet ettiği gibi, şu insanda olan küçük mikyastaki hurdebînî (mikroskopla görülebilecek) san‘at dahi, yine o Sâni‘a işâret eder, vahdetini(birliğini) gösterir. Hem nasıl ki şu insan, gāyet ma‘nîdâr bir mektûb-ı Rabbânîdir (Allah’ın isimlerini gösteren bir mühürdür), muntazam bir kasîde-i kaderdir. Öyle de, şu kâinât dahi aynı o kalem-i kader ile, fakat büyük bir mikyasta yazılmış muntazam bir kasîde-i kaderdir. Hiç mümkün müdür ki, hadsiz alâmet-i fârika (ayırdedici alâmetler) ile bütün insanlara bakan şu insan yüzündeki sikke-i vahdete (birlik mührüne) ve bütün mevcûdâtı(varlıkları) omuz omuza, el ele, baş başa veren kâinât üstündeki hâtem-i vahdâniyete (Allah’ın bir olduğunu gösteren mühre), Vâhid-i Ehad’den (sıfatlarında ve zâtında bir olan Allah’dan) başka bir şeyin müdâhalesi bulunsun?” (Mektûbât, 20. Mektûb, 62)
İlyas Yorulmaz
Onlara kendi dışlarında ve kendi içlerinde ayetlerimizi elbette ki göstereceğiz. Taki, gerçekten hakkın (Allah’dan gelenin) o olduğu, onlara açık seçik belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması onlara yetmiyor mu?
Biz, Kur/an/ın doğru olduğu [³] onlara belli olmak için kendilerine, hem her bir tarafta, hem öz nefislerinde kudretimize ait olan nişanlan [⁴] göstereceğiz, Rabbinin her şeye hakkıyle şahit olması elvermiyor mu? [⁵].
İsmail Hakkı İzmirli Fussilet Suresi 53. Ayet Açıklaması
[3] Veya islâmın hak olduğu, tevhidin doğru olduğu.[4] Hem âlemdeki havadis maziye ve âtiye, hem Mekke'lilere ait havadis - etraf âlemdeki hâdisatı, bedendeki sanayi-i acibeyi - alâmat-ı semaviyeyi alâmat-ı arziyeyi.[5] Yani senin doğruluğun hakkında Allah'ın her şeye hakkiyle şahit olması onlara veya sana elvermez mi?
Kadri Çelik
Şüphesiz hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun diye biz hem afakta ve hem de enfüste (iç ve dış âlemde) onlara ayetlerimizi göstereceğiz. Senin Rabbinin her şeyin üzerinde şahit olması yetmez mi?
Elinizdeki bu Kur’an’ın Allah’tan gelen kesin ve tartışılmaz bir gerçek olduğu bütün insanlık tarafından açık ve net olarak anlaşılıncaya kadar, onlara hem dış dünyada, hem de kendi iç dünyalarında ayetlerimizi göstereceğiz.Kıyamete kadar bütün insanlar Allah’ın ayetlerinin işâret ettiği bireysel, toplumsal, tarihî, ekonomik ve siyasal gerçeklerin bir bir ortaya çıktığını hem kendi iç dünyalarında, hem Mekke’de, Harem’de hem de dış alemde, bütün dünyada apaçık görecekler. Çevrelerindeki hayatı daha yakından tanıyacaklar.Böylece insanlık, hiçbir şüpheye yer vermeyecek biçimde, Kur’an’ın insan ürünü bir kitap olmadığını anlayacaktır. Bu nasıl olur deme: Rabb’inin her an her şeye tanık olması yetmez mi?Ama bütün bu apaçık delillere, apaçık mûcizelere rağmen yine de hakîkatten yüz çevirecek olurlarsa;
Ufuklar’da ve nefislerinde âyetlerimizi onlara göstereceğiz; tâ ki onlara iyice belli olsun: O, Hakk’tır.
Senin rabbin yetmedi mi ki; O, her şeye şahiddir?
Biz, gerçek olduğu kendilerine açıkça belli olsun diye âyetlerimizi hem uçsuz bucaksız ufuklarda, hem de kendi gönüllerinde onlara göstereceğiz.1 Doğrusu senin için Rabbinin her şeyi görüp durması yetmez mi?
1 Yani kendilerinin bulunduğu Mekke sınırları dışında, Mekke sınırları içerisinde ve gönüllerinde Kur’an’ın gerçek olduğunu onlara göstereceğiz. İslâm’ın ileride dünyanın tamamına yayılacağını haber veren bu âyet, Kur’an’ın gerçekten, Allah Kelâmı olduğunu açıkça ispat eden mûcizelerindendir. Bu âyetin Mekke’de indirildiği, bir de ondan sonra Peygamber (s.a.v)’e ve halîfelerine Allah’ın ihsan ettiği nîmetler düşünülürse, bunun ne büyük bir mûcize olduğu çok iyi anlaşılır. Allah, bu âyette Kur'an’ın hakk olduğunu, Hz. Muhammed (s.a.v)’in doğruluğunu, İslam’ın yüceliğini ispat için bu iki nevi mucizelerin ikisini de göstereceğini vadediyor. Öyle ki; onun hakk olduğu o kâfirlerce görülünceye kadar Bedir’den Mekke’nin fethine kadar, Mekke müşrikleri bunu hem kendi nefislerinde hem de Mekke sınırları dışında gördüler. Ondan sonra diğerleri de görmeğe başladılar. Bunlar görüldükten, bu hakikat açıkça ortaya çıktıktan sonra sanki hiç görülmemiş gibi hâlâ inkârda devam eden sonraki kâfirler de ileride göreceklerdir.
Muhammed Esed
Zamanı geldiğinde insana mesajlarımızı [evrenin] uçsuz bucaksız ufuklarında ve kendi öz benliklerinde [bulduklarıyla] 49 tam olarak anlatacağız 50 ki bu [vahy]in tartışılmaz bir gerçek olduğu, apaçık ortaya çıksın. Rabbinin her şeye tanık olduğu[nu bilmeleri onlara] hâlâ yetmez mi? 51
Vakti geldikçe biz bu ilahi mesaj Kuran’ın tartışmasız bir hak olduğu herkes için ortaya çıkıncaya kadar, onlara hem iç dünyalarında hem de dış dünyalarındaki tüm ayetlerimizi/işaretlerimizi göstereceğiz. Bütün bunların gerçekleşeceği hususunda Rabbinin şahitliği onlara yetmiyor mu? 13/1...5, 45/1...9, 51/20-21, 29/52
Vakti geldikçe insana,[4293] kâinatın uçsuz bucaksız ufuklarında ve bizzat kendi iç dünyasında âyetlerimizi göstereceğiz.[4294] Ta ki bu vahyin tartışmasız bir gerçek olduğu herkes için[4295] ortaya çıksın. (Buna delil olarak), senin Rabbinin bu şeye şahit olması yetmez mi?[4296]
Mustafa İslamoğlu Fussilet Suresi 53. Ayet Açıklaması
[4293] Âyet 51’deki “insana” atfen.
[4294] fi’l-Âfâki ve fî enfusihim: âlem-i kübra (makro kozmos) olan evrende ve âlem-i suğra (mikro kozmos) olan insanda. Râzî’nin de dikkat çektiği gibi âfâkta ve enfüste gösterilecek bu şeyler “askerî fetihler” olmaktan çok, insan ve kâinatın barındırdığı muhteşem sırlardır. Keşiflere ve ilmî gelişmelere bu âyet ışığında yaklaşacak olursak, bütün bunların sadece “keşfeden”in mahareti değil, onları keşfe açan ve insan bilgisine “arz” ve “nazil” eden Allah’ın ikramı olduğu anlaşılır. Bu hakikati inkâr eden akıl, bilgiyi Allah’tan koparacaktır. Allah’tan koparılan bilgi ahlâksız kalmaya mahkûmdur.
[4295] Lafzen: “onlar için”.
[4296] Zımnen: Sen onların yalanlamalarına aldırma, Rabbinin şahitliği sana yeter.
Ömer Nasuhi Bilmen
Yakında onlara ufuklarda ve kendi nefislerinde olan âyetlerimizi göstereceğiz, tâ ki, onlar için onun hak olduğu tezahür etsin. Kifâyet etmiyor mu ki, Rabbin, şüphe yok ki O, her şey üzerine şâhittir.
Evet, Biz ileride onlara delillerimizi gerek dış dünyada, gerek kendi öz varlıklarında göstereceğiz; ta ki Kur'ân'ın, Allah tarafından gelen gerçeğin ta kendisi olduğu onlar tarafından da iyice anlaşılacak. Rabbinin her şeye şahid olması yetmez mi? [4, 166]
Âyetlerin gösterilmesi başlıca şu iki şekilde açıklanır: 1-Kur’ân’ın dâvetinin kısa zamanda dünyada yayılması. 2-Allah’ın insanlara yeryüzünde ve gökte, Kendi varlığına ve birliğine dair delilleri göstermesi. Kur’ân’da bildirdiği birçok hakikatin insanların yaptıkları bilimsel keşiflerle iyice anlaşılarak, Kur’ân’ın Allah katından geldiğini anlamaları.
Süleyman Ateş
Biz onlara, ufuklarda ve kendi canlarında ayetlerimizi göstereceğiz ki o(Kur'a)n'ın gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye tanık olması yetmez mi?
Ufuklar: Mekke'nin dışındaki dünyâ ülkeleri, enfüs ise, Mekke'deki Arap kavmi anlamını taşıdığı gibi, ufuklar dış dünyâ, enfüs insanların ruhları anlamına da gelir. Bu âyet, Allah'tan gelen Kur'ân âyetlerinin, diğer ülkelerde olduğu gibi, Arapların kendi içlerinde de yayılacağını, hakkın ortaya çıkacağını haber vermekle bir mu'cize göstermiştir. Ufuklar dış dünyâ, nefisler iç dünyâdır. Bu anlam, tasavvufta çok işlenmiştir. Kur'ân âyetlerinin dış ve iç anlamları olduğu ileri sürülmüştür. Yine bu âyetten, bilginin iki önemli kaynağı olduğunu anlamaktayız: Duyulara çarpan dış dünyâ ve insanın iç yetileri, düşüncesi. İnsan bilgisi bu iki kaynaktan doğmaktadır.
Süleymaniye Vakfı
Onlara, çevrelerinde ve kendilerinde olan âyetlerimizi göstereceğiz, sonunda onun (Kur’ân’ın) tümüyle doğru olduğu, onlar açısından iyice ortaya çıkacaktır. Sahibinin her şeye şahit olması yetmez mi?
Yakında onlara hem âlemin ufuklarında, hem de kendi benliklerinde âyetlerimizi göstereceğiz—tâ ki Kur'ân'ın hak olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin herşeye şahit olması yetmez mi?
Onlara ayetlerimizi ufuklarda ve öz benliklerinin içinde göstereceğiz. Ta ki, onun hak olduğu kendilerine ayan-beyan belli olsun. Kendisinin her şey üzerinde bir tanık oluşu, senin Rabbine yetmez mi?
(1l) tįz gösterevüz anlara nişānlarumuzı yir gök ķıranlarında daħı gendüzilerinde tā bellü ola anlara kim bayıķ ol ya'nį ķur’ān ḥaķdur. [257b] ay daħı ŧap olmadı mı çalabuñ bayıķ ol her nesene üzere ŧanuķdur?
Göstereçek‐biz anlara āyetlerümüzi gökler ve yirler ḳarañularında, öz nefsle‐rinde daḫı, ḥattā bile anlar ki Ḳur’ān ḥaḳdur, yitişmez mi seni yaradanṭanuḳluġı? Taḥḳīḳ ol her nesne üzere ḥāżırdur.