Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4284, sondan 1953. ayet; 42. sure ve Şûrâ Suresinin 12. ayetidir. Şûrâ Suresi 12. ayetinin kelime sayisi 13, harf sayısı 55 ve toplam ebced değeri ise 3536 olarak hesaplanmıştır. Şûrâ Suresinin toplam ebced değeri 244522 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم عسق hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م ع (0) س (2) ق (3) bulunuyor.
Arapça Metin
له مقاليد السموات والارض يبسط الرزق لمن يشاء ويقدر انه بكل شيء عليم
Gerek insanlarda gerekse hayvanlar âleminde açıkça görülen eşlilik olgusunu ve buna dayalı olarak işleyen üreme düzenini var edenin, daha da önemlisi onlara mekân olan gökleri ve yeri yoktan yaratanın yüce Allah olduğu dikkate alınırsa hiçbir varlığın O’na benzer olamayacağı kolayca anlaşılır. 11. âyetin asıl amacının da İslâm inancının en önemli noktalarından olan bu hususu pekiştirmek olduğu söylenebilir. Bunu belirtmek için Kur’an’ın kullandığı ifade öylesine vecizdir ki, bunu çevirmedeki güçlük âdetâ Allah Teâlâ’nın diğer varlıklardan farklılığının nasıllığını kavrayabilmenin de insan idrakinin çok üstünde olduğunu îma etmektedir. “O’na benzer hiçbir şey yoktur” diye çevrilen cümleyi lafza daha bağlı kalınarak, “Hiçbir şey O’nun misli gibi değildir” şeklinde tercüme etmek mümkündür. Bu da göstermektedir ki, benzerliği red ifadesinde dahi Cenâb-ı Allah’ın yüce zâtı ile başka varlıklar arasında bir karşılaştırma yapılması uygun görülmemiş, “benzeri, dengi” anlamına gelen misl kelimesine bir de “gibi” mânası taşıyan bir edat eklenmiştir (bazı müfessirler burada Arap dilindeki mutat bir kullanımın söz konusu olduğunu, bazıları da “gibi” anlamındaki edatın, benzerliğin bulunmadığı mânasını pekiştirdiğini belirtirler). Müfessirler bu ifadenin mâna incelikleri, yüce Allah’ın kendi zâtına izâfe ettiği görme, işitme gibi bazı özellikleri insana lutfetmiş olmasıyla bu âyetteki anlamın bağdaştırılması gibi konular üzerinde geniş biçimde durmuşlardır. Özü itibariyle tenzih (Allah Teâlâ’nın her türlü noksanlıktan uzak oluşu ve yaratılmışlara benzemezliği) fikrine dayalı olan bu açıklamalar, âyetin Allah’a ortak koşma, O’na çocuk izâfe etme, bazı yaratılmışlarla ulu Tanrı arasında benzerlikler kurma ve onlara ulûhiyyet izâfe etme gibi sapkın inanç ve düşünceleri mahkûm ettiğini ortaya koymakta ve yüce Allah’ın zât ve sıfatlarının beşerî tasavvurlara sığmayacağını vurgulamaktadır (meselâ bk. Zemahşerî, III, 399; Râzî, XXVII, 150-154; Elmalılı, VI, 4225-4226. Allah’ın isim ve sıfatları ve âyetteki bu ifadenin tevhid inancının temellendirilmesindeki rolü hakkında bk. Bekir Topaloğlu, “Allah”, DİA, II, 481-493, özellikle 483; bu konuda ayrıca bk. Bakara 2:255; Nisâ 4:164; A‘râf 143, 180). “Hayvanlar” şeklinde çevrilen en‘âm kelimesi bu bağlamda insanların yararlanmak üzere kendi hakimiyetleri altına alabildikleri hayvanları ifade etmektedir. İnsanların yakın çevrelerinde bulunmaları ve günlük hayatta onlarla iç içe olmaları yani gözlem kolaylığı bulunması sebebiyle bu grubun örnek olarak seçildiği düşünülebilir. Bununla birlikte meâlde sınırlayıcı bir niteleme yapılmamıştır (en‘âm hakkında bk. Mâide 5:1; “yoktan var eden” diye çevrilen fâtır kelimesi hakkında bk. Fâtır 35:1; 12. Âyette “anahtarlar” diye çevrilen mekålîd hakkında bk. Zümer 39:63; rızkın ilâhî iradeye bağlı oluşu hakkında bk. Rûm 30:37; Sebe’ 34:36).
Mehmet Okuyan
Göklerin ve yerin anahtarları, yalnızca O’nun (katında)dır. (Allah) rızkı dilediğine açarak (bol) da verebilir, kısarak (dar) da. Şüphesiz ki O her şeyi bilendir.
Göklerin ve yerin anahtarları O'nun (kudret elindedir) . O, dilediğine rızkı genişletip-yayar ve (dilediğinden de) kısar ve daraltır. Çünkü O, her şeyi hakkıyla Bilendir.
Göklerin ve yerin tüm hazinelerinin anahtarları O'nun elindedir, rızkı dilediğine açarak bol verir, dilediğine de kısarak ölçüyle verir. Çünkü O herşeyi bilendir.
Göklerin ve yerin hazinelerinin anahtarları, şifreleri O'nun tasarrufundadır. Rızkı ve serveti, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu varlıklara bol bol da verir; ölçüyle kısarak da verir. Her şey, O'nun ilmi, planı, iradesi dahilinde gerçekleşmektedir.
Göklerin ve yerin hazinelerinin anahtarları (tasarruf yetkisi) yalnız O'nundur. O, dilediğine bol rızık verir, dilediğine az. Şüphe yok ki O, her şeyi hakkıyla bilendir.
Göklerde ve yerde var olan her şey, belli kanunlara göre yaratılmış ve o kanunlar doğrultusunda hayatlarına devam etmektedir. “Göklerin ve yerin hazinelerinin anahtarları O’nundur” derken rızkı ve serveti, koyduğu düzenin yasalarına uygun olarak, akıllı ve sorumlu varlıklara istediği gibi verebilmesine ve bu konuda tasarruf yetkisinin sadece Allah’ın kendisine ait olduğuna dikkat çekilmektedir. Talak 65:3’te: “Ona beklemediği ve tahmin etmediği yerden rızık verir. Kim Allah’a dayanıp güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz ki Allah, istediğini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü (bir sınır) koymuştur” buyrulmaktadır. Ayrıca var olan her şey yalnız Allah’a aittir ve iradesinin tecellisine tabi, akıllı ve sorumlu varlıkların durumu, O’nun mülkünde sadece “intifa hakkı sahibi” olmaktan öteye geçmez.
Diyanet İşleri (Eski)
Göklerin ve yerin kilitleri O'nundur. Dilediğine rızkı yayar ve isterse kısar, bir ölçüye göre verir. Doğrusu O herşeyi bilendir.
Göklerin ve yerin hâzineleri, anahtarları O/nundur. O, rızkı dilediğine bol bol verir, dilediğine de azar azar verir. Çünkü O, her bir şeyi hakkıyle bilir.
Göklerin ve yerin hazinelerinin anahtarları O’nun elindedir; dilediğinin rızkını genişletir, dilediğine az, ölçülü ve idâreli verir. Hiç kuşkusuz O, her şeyi tam olarak bilendir.
1 Arapçada, “birisine anahtarları vermek”, mecâzen; “o ne emrederse onu yapmak demektir.” Yukarıdaki tercüme bu mecâzî anlam esas alınarak yapılmıştır. Kelime anlamı olarak bu âyetin tercümesi “Göklerin ve yerin (sırlarının) anahtarları Onundur.” şeklindedir. Bk. (Zümer: 63)
Muhammed Esed
Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur; O, dilediğine bol rızık verir, dilediğine az: çünkü O her şeyi bilendir. 11
Göklerin ve yerin anahtarları O’na aittir: O tercih ettiğine rızkı bol verir, tercih ettiğini sınırlandırır: çünkü O her şeyi her yönüyle bilendir.[4312]
[4312] Zımnen: İnsan O’nun mülkünde misafirdir. Kullanımına verilenler emanettir. O sadece kimin neye lâyık olduğunu değil, özünde kimin neye ihtiyacı olduğunu ve neyin kim için iyi olduğunu da bilir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Dilediği kimse için rızkı bolca yapar ve kısar. Şüphe yok ki, her bir şeyi bilicidir.
Göklerin ve yerin hazinelerinin anahtarları O'nun yanındadır. Dilediğinin nasibini bollaştırır, dilediği kimsenin nasibini daraltır. Çünkü O, her şeyi bildiği gibi her duruma en uygun olanı da bilir.
(5) Göklerin ve yerin mülkiyeti, egemenliği, rahmet hazineleri, tedbir ve tasarrufu.
Yaşar Nuri Öztürk
Göklerin ve yerin kilitleri/anahtarları O'nundur. Rızkı, dilediğine açıp bol bol verir. Kısarak, ölçüyle de verir. Gerçek şu ki, O her şeyi en iyi biçimde bilmektedir.