Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4340, sondan 1897. ayet; 43. sure ve Zuhruf Suresinin 15. ayetidir. Zuhruf Suresi 15. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 37 ve toplam ebced değeri ise 1017 olarak hesaplanmıştır. Zuhruf Suresinin toplam ebced değeri 253993 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م (2) bulunuyor.
Müşrik Araplar kız çocuklarını istemedikleri, onları doğru dürüst insan saymadıkları, savaşa dayanıklı olmayıp, ömürlerini güzel görünmek için süslenmekle geçirmeleri gerekçesiyle kadın cinsini hor gördükleri halde hem meleklerin hem de Allah’a ortak kıldıkları putların dişi olduklarına inanır, ayrıca bu dişi putları Allah’ın kızları olarak kabul ederlerdi. Ayetlerde bu hurafî ve tutarsız inançlar reddedilmiştir.
Mehmet Okuyan
Onlar (müşrikler), kullarından bir kısmını O’nun (Allah’ın) bir parçası saydılar. Şüphesiz ki (müşrik) insan, apaçık bir nankördür.
Bazı hristiyanlar Hz. İsa’nın (Mâide 5:17, 72, 73; Tevbe 9:30), bazı yahudiler Hz. Üzeyir’in (Tevbe 9:30I, hatta bazı yahudi ve hristiyanlar bizzat kendilerinin “Yüce Allah’ın oğlu” (Mâide 5:18) olduklarını iddia ediyorlardı. Bazı mecusilerin “Hürmüz ve Ehremen Allah’ın oğullarıdır” şeklinde bir kabulü olduğu iddia edilmektedir (Yazır, [Hak Dini Kur’an Dili], III, 480-482). Bunlara ilave olarak Mekkeli müşrikler de melekleri Yüce Allah’ın kızları sanıyorlardı. Cinlerle Allah arasında soy bağı olduğunu iddia ediyorlardı. Kur’an bütün bu iddiaları kökten reddetmekte ve böyle inananları da kâfir olarak isimlendirmektedir.
Bayraktar Bayraklı
Ama onlar, kullarından bir kısmını, O'nun bir parçası saydılar. Gerçekten insan apaçık bir nankördür.
1- Allah'ın velileri, azizleri, kralları, oğulları, çocukları, hayvanları… 2- Buradaki insandan kasıt, insanların tamamını değil, belli bir insan gurubudur. “El insan” da ki “el” takısı; belli olanı, bilineni işaret etmektedir.
Ahmet Akgül
(Ama buna rağmen Allah’ın yarattığı) Kendi kullarından (bazı kişileri ve güçleri) O’na bir parça kılarak (Allah’ın vekili, kefili ve şefaatçisi diye) yakıştır(ıp şirke sürüklendiler.) Doğrusu insan, açıkça nankörlük etmektedir.
Ama hâlâ o inkârcı putperestler kullarından bir kısmını, O'ndan bir parça sayarak O'na ortak koştular. Böyle düşünen insan, gerçekten apaçık bir nankördür.
(Ey Rasûlüm o kâfirlere, gökleri ve yeri yaratan kimdir? diye sorsan, “Allah'dır” derler. Bununla beraber tuttular), O'na kullarından bir çocuk isnad ettiler (Melekler Allah'ın kızlarıdır, dediler). Gerçekten insan, küfrü aşikâr bir nankördür.
Müşrikler tuttular (“melekler Allah'ın kızlarıdır” demek suretiyle) kullarından bir kısmını O'nun cüz'ü (parçası) saydılar. Gerçekten insan çok nankördür (şirk ve inkâr içindedir).
Burada yahudilerden bir bölümünün Uzeyr’i, hıristiyanların da İsa’yı Allah’ın oğlu saydıklarına, müşriklerin ise melekleri, Allah’ın kızları kabul ettiklerine işaret edilmiştir.
Edip Yüksel
Kullarından bazılarını O'na bir pay olarak ayırdılar. İnsan gerçekten apaçık bir nankördür.
Fakat inkârcılar, Allah’ın bazı seçkin kullarının O’nun bir parçası olduğunu ve meleklerin, O’nun “kızları” olduğunu iddia ediyorlar.Görüyorsun değil mi, ilâhî nur ile aydınlanmayan insan, nasıl da apaçık nankörlük eden zâlim bir yaratığa dönüşüyor!
1 Bu âyetle; a- Allah’ı kullarından bir parça kabul eden “hulûl teorisi”nin bâtıl olduğu, b- Allah’a çocuk isnat etmenin küfür olduğu, c- Müşriklerin her puta bir hisse vererek onları Allah’ın bir parçası haline getirmelerinin şirk olduğu, d- Maddeyi Allah’la özdeşleştirme durumuna getiren “vahdet-i vücut felsefesi”nin küfür olduğu anlaşılmaktadır. Bu bölüm; “(Buna rağmen) onlar Allah’ın (ilâhlığından) bir kısmını, bazı varlıklara yakıştırırlar.” diye de anlaşılabilir. 2 Hulûl: Sözlükte “bir şeyi çözmek, bir yere intikal etmek, yerleşmek” anlamlarında mastar olan “hulûl” kelimesi isim şeklinde de kullanılır. “İlâhî zâtın veya sıfatların yaratıklardan birine veya tamamına intikal edip onlarla birleşmesi anlamında bir felsefi terim”dir. İslâm düşünce tarihinde itikadî tartışmalara konu teşkil eden “hulûl”; Allah’ın insan veya başka bir maddî varlık görünümünde ortaya çıkması, diye tanımlanabilir. Batıl dinlerde hulûl (incarnation), insanüstü ilâhî bir kudretin belli bir amaç doğrultusunda çoğunlukla insan, bazen da hayvan sûretinde tamamen veya kısmen yeryüzünde görünmesini (bedenlenmesini) ifade eder. Hulûl inancının köklerini, eski İran ve Hint dinlerine, Zerdüştlük ve Budizm’e dayandıranlar bulunduğu gibi Sâbiîler veya firavunlar tarafından ortaya atıldığını kabul edenler de vardır. Hulûl inancı, gerçek önemine özellikle Hinduizm ve Hristiyanlıkta kavuşmuştur. Hıristiyanlığa göre Tanrı, insanlığı kurtarmak amacıyla Nâsıralı Îsâ’nın kişiliğinde bedene bürünmüştür. Bununla birlikte eski Mısır’dan Grekler’e kadar pek çok dinde de görünmektedir. İslâm âleminde hulûl inancını benimseyen ilk kişinin “ilâhî bir cüzün Hz. Ali’ye ve onun soyundan gelen imamlara intikal ettiğini” iddia eden münafık Abdullah b. Sebe’ olduğu belirtilir. Daha sonra teşekkül eden aşırı Şiî fırkalarda hulûl ilkesi ortak bir inanç haline gelmiştir. Hulul inancı iki grupta toplanmıştır. 1. Mutlak Hulûl: Allah’ın zâtıyla her şeye hulûl ettiğini ve her yerde bulunduğunu kabul edenler. Bu tür hulûlün kapsamına öncelikle “panteist felsefeler” ve onların bir türü olduğu ileri sürülen “vahdet-i vücûd” nazariyesinin dâhil olduğu kabul edilir ve bu nazariyenin belli başlı temsilcileri de İbn’ül-Fârız, Muhyiddin İbnü’l-Arabî v.b. dir. Zira onlar, tasavvufta “seyr ü sülük” merhalelerini aşarak “fenâ fillâh” mertebesine erenlerin, “Allah’tan başka hiçbir varlığın bulunmadığını tecrübe ile bildiklerine ilişkin” düşüncelerini açıkça beyan etmişlerdir. İbnu Teymiyye, hulûl inancının asıl temsilcilerinin sûfîler olduğunu kaydeder. 2. Muayyen Hulûl. Allah’ın zâtı veya sıfatlarıyla muayyen bir şahsa yahut belirli bir nesneye intikal ettiğini kabul edenlerdir. Hıristiyanların Hz. Îsâ, Şiîler’in imamları, bazı sûfîlerin de şeyhleri hakkında benimsedikleri inançlar, bu tür hulûle örnek olarak gösterilir. Başta Ehl-i sünnet olmak üzere Mu‘tezile’ye ve mûtedil Şîa’ya mensup İslâm kelâmcıları ister mutlak ister muayyen olsun, bütün şekilleriyle hululün İslâm akaidine aykırı olduğunda da ittifak etmişlerdir. Kelâmcılar her türlü hulûlü imkânsız görmekte ve bu inancı benimseyenleri tekfir etmektedir. Allah’a karşı nankörlük, bir küfürdür. Çünkü Halik’ı mahlûktan veya mahlûku Halik’tan bir parça yapmak yahut Halik’ın mahlûkunu tamamen Onun bir eseri olarak görmeyip Allah’a eş görmek, tam bir küfürdür.
Muhammed Esed
AMA hâlâ 12 O'na bir çocuk yakıştırırlar, üstelik yarattıklarından birini! 13 Belli ki, (böyle düşünen) insan şükretmeyi terk etmiş bir nankördür!
Ama buna rağmen Allah’ın kullarından bir kısmını ondan bir parçaymış gibi kabul ettiler. Şu bir gerçek ki bunu yapan insan apaçık bir nankörlük içindedir. 16/57.59
AMA kalkarlar, kullarından birilerini Allah’tan bir parçaymış gibi telakki ederler:[4378] Şu bir gerçek ki, (bunu yapan) insan katmerli bir nankörlük içindedir.[4379]
Mustafa İslamoğlu Zuhruf Suresi 15. Ayet Açıklaması
[4378] Veya söz diziminin izin verdiği gibi: “O’nun uluhiyetinden bir parçayı, O’nun yarattığı bazı varlıklara yakıştırırlar” (Râzî). Birincisi Kilisenin şirk türünü, ikincisi Mekke’nin şirk türünü çağrıştırmaktadır. Tercihimiz bağlamla uyumludur. Zımnen: Yaratılışın çift/zıt kutupluluğu yasasını anlamazlar, ontolojik olarak birinin varlığı diğeri üzerinde yükselen bu kutuplardan her birini bağımsız varlıklar gibi algılarlar. Parça-bütün ilişkisini doğru kuramazlar.
[4379] Lafzen: “açık seçik bir nankörlük”. Sûrenin girişindeki el-kitâbu’l-mubîn inkârın karşılığıdır. Nankörlüğün mubîn olması, “katmerli” oluşuna delâlet eder.
Ömer Nasuhi Bilmen
Öyle iken onun için kullarından bir cüz isnat ettiler. Şüphe yok ki, (bu gibi bir) insan elbette apaçık bir küfürbazdır.