Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4363, sondan 1874. ayet; 43. sure ve Zuhruf Suresinin 38. ayetidir. Zuhruf Suresi 38. ayetinin kelime sayisi 12, harf sayısı 49 ve toplam ebced değeri ise 3268 olarak hesaplanmıştır. Zuhruf Suresinin toplam ebced değeri 253993 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (1) م (1) bulunuyor.
Arapça Metin
حتى اذا جاءنا قال يا ليت بيني وبينك بعد المشرقين فبئس القرين
İnsanın iç dünyasında daima bir ikilik, çelişkili eğilim ve çekim vardır. Bunların iyi olan, yani Allah rızasına çeken kısmı, insan fıtratına yüklenmiş bulunan din duygusundan, ezelî sözleşmeden, ilâhî ruhtan ve melekten gelir. İnsan gördüğü eğitimin de yardımıyla iradesini kullanarak kendini bu çekime bıraktığı (İslâm’ın anlamı da budur), resulün mesajını rehber edindiği sürece nefsin ilâhî ruha dönük yönü gelişir, bunun rengi bütünü kaplar. Kötüye, aşağı varlık tabakalarına çeken güce teslim olduğu, ilâhî mesaja kulaklarını tıkadığı sürece de artık onun danışmanı kendine mahsus şeytandır. Şeytanın işi, meleğinkinin tersine insanı Allah’tan uzaklaştırmak, beşerî arzuların tutsağı haline getirmektir. Böyle bir ömür geçirip ölen insan rabbinin huzuruna çıkarıldığında yaptıklarının ve seçiminin ne kadar yanlış olduğunu anlayacak, fakat iş işten geçmiş olacaktır.
Mehmet Okuyan
(Arkadaşı), bize (huzurumuza) gelince (şeytana) “Ah, keşke benimle senin aranda iki doğular kadar uzaklık olsaydı; ne kötü arkadaşmışsın!” diyecektir.
Sonunda (ahirette) Bize geldiği zaman (kendilerini kandırıp kullananlara) : "Keşke benimle senin aranda iki Doğu (Doğu ile Batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü yakın-dost(muşsun sen) " deyip (suçlayacak ve pişmanlık duyacaktır).
Sonunda o yoldan çıkan kimse, bizim huzurumuza geldiği zaman kötü arkadaşına der ki: “Keşke benimle senin aranda, iki doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı, seni hiç görmeseydim. Meğer sen ne kötü arkadaşmışsın!”
Nihayet, Kıyamet günü bize geldiklerinde, arkadaşına:
“Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar bir uzaklık olsaydı, sen ne kötü bir arkadaşmışsın.” der.
Nihayet (Allah'dan göz yuman kâfir, şeytanla bir arada Mahşerde) bize geldiği zaman, (arkadaşı şeytana) şöyle der: “- Keşke benimle senin aranda, doğu ile batı uzaklığı olaydı!... Sen ne kötü arkadaşmışsın!...”
Nihayet o, (arkadaşı ile) huzurumuza geldiğinde: “Keşke benimle senin aranda iki doğunun (doğu ile batı) mesafesi kadar bir uzaklık olsaydı! Sen ne kötü bir arkadaşsın!” der.
Sonunda bize geldiğinde, arkadaşı (olan şeyta)na: “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı (da bu durumlara düşmeseydim)! Ne kötü arkadaşmışsın sen!” der.
38,39. Sonunda Bize gelince arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!" der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.
O şeytan dostu kimse, en sonunda bize gelince arkadaşına: Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı, ne kötü arkadaşmışsın! der.
Âyetten, kıyamet gününde yoldan çıkan ve şeytana arkadaş olan kimsenin, kötü arkadaşıyla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını dileyerek görüşmek istemeyeceği anlaşılmaktadır.
Edip Yüksel
Nihayet bize geldiğinde, "Keşke benimle senin aranda iki doğu arası kadar uzaklık olsaydı; sen ne kötü bir arkadaş mışsın sen!" der.
Nihayet kıyamet günü bize gelince, arkadaşına: "Keşke seninle benim aramda doğu ile batı arasındaki kadar bir uzaklık olsaydı. Sen ne kötü arkadaşmışsın!" der.
Nihayet o bize geldiği zaman dedi ki (der ki): «Keşki seninle benim aramda gün doğusu ile gün batısı kadar uzaklık olsaydı! (Sen) ne kötü arkadaş (mışsın)»!
Nihâyet (o kimse şeytanıyla berâber) bize geldiğinde (şeytanına): “Keşke benimle senin aranda, doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı. Demek (sen) ne kötü arkadaşmış(sın)!” der.
Taki o, aldatılmış kimse bize gelince, (hesap gününde) kendini aldatana “Keşke seninle benim aramda iki doğu kadar uzak bir mesafe olsaydı. Sen ne kötü bir arkadaşmışsın” der.
Nihayet o, yoldaşı ile beraber huzurumuza gelince yoldaşına «— Keşke aramız gün doğuşu ile gün batışı [²] kadar uzak olsaydı! Sen, ne kötü yoldaşmışsın!» diyecek.
Ve sonunda, yargılanmak üzere huzurumuza geldiği zaman, şeytanlarına lânetler yağdırarak “Ah, keşke seninle benim aramda doğu ile batı kadar mesafe olsaydı da seninle hiç karşılaşmasaydım! Meğer sen ne kötü bir arkadaşmışsın! diyecektir.
(Böyleleri,) sonunda Bizim huzurumuza gelince (kendi şeytanlaşmış kişiliklerine): “Keşke ikimiz birbirimize doğu ile batı1 arası kadar uzak olsaydık. Meğer sen ne kötü dostmuşsun.”2 der.
1 “İki doğu” ifâdesi Arapçada; a- Mecâzen “doğu ile batı” anlamında kullanılır. (Tıpkı “İki Basra” denilince Basra ve Kufe’nin anlaşıldığı gibi.) b- Kelime anlamı olarak; kış doğusuyla yaz doğusu şeklinde de anlaşılabilir.2 Tırnak içerisindeki bölüm, “Keşke benimle senin aranda, doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı. Meğer sen ne kötü dostmuşsun.” şeklinde de tercüme edilebilir.
Muhammed Esed
Ama sonunda 32 [bu şekilde günaha batmış olan] kişi, [Hesap Günü] önümüze geldiği zaman, [öteki kişiliğine,] “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı 33 kadar bir mesafe olsaydı!” diyecektir; şu öteki kişilik ne kadar da kötüymüş!
Nihayet o kişi yoldaşıyla birlikte huzurumuza çıktığında: – Keşke seninle aramızda doğu ile batı kadar uzak bir mesafe olsaydı. Sen ne kötü bir yoldaşmışsın! Der. 7/38-39, 14/21-22
En sonunda çıkıp huzurumuza geldiği zaman, (şeytanî kişiliğine) der ki: “N’olaydı, keşke benimle senin aranda doğuyla batı kadar bir mesafe olaydı. Meğer (uydusu olduğum) yoldaş, ne kadar da berbatmış.”
Ta ki huzurumuza gelinceye kadar böyle devam eder. Huzurumuza çıktığında arkadaşına: “Keşke seninle aramız doğu ile batı arası kadar uzak olsaydı! Meğer sen ne kötü arkadaşmışsın! ” der.
Nihayet (Zikr'imize karşı körlük edip yoldan çıkan o adam) bize geldiği zaman (kötü arkadaşına) der ki: "Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) arası kadar uzaklık olsaydı (seni hiç görmeseydim); meğer ne kötü arkadaş(mışsın sen)!"
(9) 37:5’in açıklamasında da geçtiği gibi, (1) Güneş her an Dünyanın bir yerinde doğmaktadır; bu itibarla, her yer için Güneşin doğduğu bir yer vardır. (2) Yılın her günü için Güneşin doğacağı bir yer vardır. Farklı enlemler için, bu doğuş noktaları çok daha fazla çeşitlilik ortaya çıkarır. (3) Güneş Sistemi uzayda sürekli hareket halinde olduğu için, Güneş, Dünyaya nispetle her an uzayın ayrı bir yerinden doğar. Bunların herbirinin nihaî noktaları, “iki doğu” olarak nitelendirilebilir. Bu durumda, birinci şıkka göre doğu-batı yönünde en uzak iki nokta, ikinci şıkka göre kuzey-güney yönünde en uzak iki nokta, üçüncü şıkka göre ise, Dünyanın tarihinde Güneşin ilk doğduğu nokta ile en son doğacağı nokta söz konusu olur.
Yaşar Nuri Öztürk
Sonunda bize geldiğinde, şeytan, yoldaşına şöyle der: "Keşke aramızda iki doğu arası kadar uzaklık olsaydı. Ne kötü yoldaşmışsın sen!"