Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4380, sondan 1857. ayet; 43. sure ve Zuhruf Suresinin 55. ayetidir. Zuhruf Suresi 55. ayetinin kelime sayisi 6, harf sayısı 36 ve toplam ebced değeri ise 2777 olarak hesaplanmıştır. Zuhruf Suresinin toplam ebced değeri 253993 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م (6) bulunuyor.
Hz. Peygamber’in daveti ve tevhid mücadelesi anlatılırken yeri geldikçe geçmiş tecrübelere temas edilmektedir. Buradaki örnek Hz. Mûsâ ile Mısır’ın tanrı kralı Firavun ve tebaası arasında geçen olaylar, tartışmalar ve alınan ibretlik sonuçlardır. Bu âyetlerde iki nokta dikkat çekmektedir: 1. İnkârcıların bilinçlerinin derinliklerinde bir Allah inancı vardır, çeşitli telkinler ve dünyanın çekici menfaatleri bu temel duyguyu köreltmiş veya üstünü küllerle örtmüştür. Allah yine rahmetinin eseri olarak inkârcıları bazı felâketlerle uyarınca bu temel duygu ve inanç açığa çıkmakta, ona sığınılmakta, sıkıntı geçince yine inkâra dönülmektedir. 2. Tevhid inancı bütün peygamberlerin ortak tebliğleri ve inanç ilkeleridir. Kendilerine kitap gönderilmiş topluluklara sorulduğunda veya eski kitapların kalıntıları okunduğunda anlaşılmaktadır ki, Allah hiçbir zaman kendisi dışında bir varlığa kulluk edilmesine izin vermemiştir. Hz. Mûsâ’nın mücadelesi de bunun bir kanıtıdır. 54. âyette “halkının aklını çeldi” şeklinde çevirdiğimiz cümle, yöneten ve yönetilen ilişkisi bakımından çok önemlidir. Kelimenin aslı, Türkçe’de de kullanılan istihfâf kökündendir. Bu kelime Arapça’da “acele ettirdi, aldattı, bilgisizliklerinden yararlandı, onları bilgisizlikleri ve güçsüzlükleri yüzünden hafife aldı, istediği gibi yönlendirdi” mânalarını ifade etmektedir. Totaliter yönetimlerde yöneticilerin istemediği şey, halkın bilgilenmesi, doğruyu öğrenmesi, örgütlenerek hakkını talep edecek kadar güçlenmesidir. Firavun da aynı yola başvurmuş, Hz. Mûsâ’nın gerçeğe ve tevhide yönelik davetini sabote etmiş, halkın sağlıklı düşünmesini engellemiş, geleneklerden ve gözler önündeki alâyişten yararlanarak toplumu âdeta büyülemiş ve saltanatını devam ettirmenin yolunu bulmuştur. Ancak, şairin dediği gibi, “Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde!”
Mehmet Okuyan
Böylece bizi öfkelendirdiklerinde onlardan intikam almış, hepsini (denizde) boğmuştuk.
(3)“Sırât-ı müstakīm ehli olan (dosdoğru bir yolda giden) peygamberlere binler vâkıâtta (vak‘alarda)istimdadlarına (yardım taleblerine) hârika bir tarzda gaybî imdad gelmesi ve o peygamberlerin istedikleri aynen verilmesi ve düşmanları olan münkirlere (inkâr edenlere) yüzer hâdisâtta (hâdiselerde) aynı zamanda gazab gelmesi ve semâvî musîbet başlarına inmesi kat‘î, şeksiz (şübhesiz) gösterir ki; bu kâinâtın ve içindeki nev‘-i beşerin (insan nev‘inin) Hakîm ve Âdil (hikmet ve adâlet sâhibi) ve Muhsin ve Kerîm (ihsân ve cömertlik sâhibi) ve Azîz ve Kahhâr (izzetli ve gerektiğinde düşmanları kahredici) bir Mutasarrıfı (idârecisi) ve bir Rabbi var ki, Nûh (as) ve İbrâhîm (as) ve Mûsâ (as) ve Hûd (as) ve Sâlih (as) gibi çok nebîlere(peygamberlere) pek hârika bir sûrette târihî ve geniş hâdiselerle muzafferiyet (zafer) ve necâtları(kurtuluşları) vermiş ve Semûd ve Âd ve Fir‘avun kavimleri gibi çok zâlimlere ve münkirlere dahi, peygamberlerine isyanlarına mukābil (karşılık) dünyada dahi bir cezâ olarak, başlarına dehşetli semâvî musîbetler indirmiş.” (Şuâ‘lar, 15. Şuâ‘, 579)
İlyas Yorulmaz
Bizi öfkelendirdiler sonra bizde, Firavunun kavmini suda boğarak onlardan intikam aldık.