Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4535, sondan 1702. ayet; 46. sure ve Ahkaf Suresinin 25. ayetidir. Ahkaf Suresi 25. ayetinin kelime sayisi 14, harf sayısı 60 ve toplam ebced değeri ise 3534 olarak hesaplanmıştır. Ahkaf Suresinin toplam ebced değeri 191977 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (1) م (7) bulunuyor.
Arapça Metin
تدمر كل شيء بامر ربها فاصبحوا لا يرى الا مساكنهم كذلك نجزي القوم المجرمين
“O, Rabbimin emriyle her şeyi yerle bir eder.” Derken evlerinden başka hiçbir şeyleri görünmez hâle geldiler. İşte biz, suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.
İnancın en önemli üç unsuru tevhid, nübüvvet ve âhirettir. Bütün hak dinlerde bu üç unsur üzerinde önemle durulmuş, insanların bir tek Allah’a iman ve kulluk etmeleri, gönderdiği peygamberin yolundan gitmeleri ve öldükten sonra dirileceklerine, hesap vereceklerine inanarak yaşamaları istenmiştir. Bu sûrenin de temel konuları arasında bunlar vardır. Hz. Peygamber’in muhatabı olan Arap müşrikleri bu üç inanç unsuru karşısında direndikçe hem onları ikna etmek hem de peygamberi ve müminleri rahatlatmak için aynı şekilde davranan geçmiş ümmetlerden örnekler verilmiş, onların peygamberleriyle tartışmaları, ileri sürdükleri deliller, peygamberlerin mukabil davranışları ve ortaya koydukları kanıtlar anlatılmıştır. Burada açık örnek Âd kavmi ile “onların kardeşi” şeklinde ifade edilen Hûd aleyhisselâm, kapalı örnek ise 27. âyette zikredilen, o bölgede yaşamış diğer kavimler, ümmetler ve peygamberlerdir. Hz. Nûh’tan sonra kendilerine peygamber gönderilen ilk Arap topluluğu Âd olduğu için burada açık örnek olarak onlar seçilmiştir. “Âd’ın kardeşi”nden maksat o kavimden gelen, soy olarak o kavme mensup bulunan kimsedir ki, burada Hûd peygamber kastedilmektedir (Hûd ve Âd hakkında bilgi için bk. A‘râf 7:65-72).
Mehmet Okuyan
O (rüzgâr), Rabbinin emriyle her şeyi yıkar, mahveder. Nitekim (kasırga gelince) evlerinden başka bir şey görülemez olmuştu. İşte biz, suçlu toplumu böyle cezalandırırız.
“O rüzgâr, Rabbinin emri ile her şeyi yerle bir eder” der demez, evlerinin kalıntılarından başka bir şey görünmez oldu. İşte biz, suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.
O Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eden (bir afattır) . Böylece (o korkunç kasırga yüzünden) meskenlerinden başka, hiçbir şey(leri) görünemez duruma düşmüş (ve perperişan olmuşlardı). İşte Biz, suçlu-günahkâr bir kavmi böyle cezalandırırız.
Bir azap var ki Rabbinin emriyle her şeyi mahvedip gider, derken hepsi de helak olup gitti, öyle bir güne erdiler ki evlerinden başka hiçbir şey görülmez oldu. İşte böylece cezalandırırız mücrim topluluğu.
O rüzgar ki, herşeyi Rabbinin emriyle yakıp yıkar. Derken onlar o hale geldiler ki, evlerinden başka birşey görülmez oldu. İşte biz, günaha batıp giden toplumları böylece cezalandırırız.
“O rüzgâr, Rabbinin icra planı dâhilinde her şeyi yıkar, mahveder.” dedi. Nihayet o kasırga gelince, sabahleyin onların evlerinden başka birşey görünmez oldu. Biz, İslâm'a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsi, suçlu, günahkâr bir kavmi işte böyle cezalandırırız.
Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eder. Böylece meskenlerinden başka, hiç bir şey(leri) görünemez duruma düştüler. İşte biz suçlu-günahkar bir kavmi böyle cezalandırırız.
Rabbisinin emri ile herşeyi helâk edecektir.” Nihayet o hale girdiler ki, meskenlerinden başka bir şey görünmez oldu. İşte öyle mücrim (inkârcı) bir kavme, biz böyle ceza veririz.
Rabbinin emriyle her şeyi yıkar.” (dedik.) Öyle oldular ki evlerinden başka hiçbir şey görünmez oldu. İşte Biz, suçlu olan bir toplumu böyle cezalandırırız.
“O (kum fırtınası), Rabbimin emriyle (oradaki) her şeyi yerle bir eder” (dedi). Derken (gelen kum fırtınasıyla) onlar öylesine çarçabuk silinip gittiler ki geride (kumlar altında kalan) evlerinden başka bir şey kalmadı. İşte Biz kötülüğe saplanmış olan bir toplumu böyle cezalandırırız.
O azabın, yayılarak vadilerine doğru yöneldiğini gördüklerinde: "Bu yaygın bulut bize yağmur yağdıracaktır" dediler. Hud: "Hayır, o, acele beklediğiniz şeydir; can yakıcı azap veren bir rüzgardır; Rabbinin buyruğu ile her şeyi yok eder" dedi. Bunun üzerine evlerinin harabelerinden başka bir şey görünmez oldu. Biz, suçlu milleti işte böyle cezalandırırız.
O (rüzgâr), Rabbinin emriyle her şeyi yıkar, mahveder. Nitekim (o kasırga gelince) onların evlerinden başka bir şey görülmez oldu. İşte biz suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.
Rivayet edildiğine göre bu müthiş kasırga, erkeklerini, kadınlarını, çocuklarını ve mallarını yerle gök arasında savurarak parçalamış ve helâk etmiştir. Sadece Hz. Hûd ve ona iman edenler kurtulmuşlardır.
Edip Yüksel
Rabbinin emriyle herşeyi yerle bir eder. Sabahladıklarında, evlerinden başka herşey görülmez olmuştu. Suçlu topluluğu işte böyle cezalandırırız.
O rüzgâr, Rabbinin emri ile herşeyi yıkar mahveder." dedi. Nihayet helâk oldular ve evlerinden başka hiçbir şey görünmez oldu. İşte biz günahkâr kavmi böyle cezalandırırız.
Rabbının emriyle her şey'i tedmir eder, derken öyle oluverdiler ki meskenlerinden başka bir şey görünmez oldu, işte öyle mücrim bir kavme biz böyle ceza veririz
«O, Rabbinin emriyle her şey'i helak edecekdir». İşte onlar o haale geldiler ki meskenlerinden başka bir şey görünmez oldu. İşte günahkârlar güruhunu biz böyle cezalandırırız.
“Rabbisinin emriyle herşeyi helâk edecek!” Derken o hâle geldiler ki, evlerinden başka bir şey görünmez oldu! İşte, günahkârlar topluluğunu böyle cezâlandırırız!(2)
(2)“Adâlet iki şıktır. Biri müsbet, diğeri menfîdir. Müsbet ise, hak sâhibine hakkını vermektir. Şu kısım adâlet, bu dünyada bedâhet derecesinde (apaçık bir şekilde) ihâtası (kuşatması) vardır. Çünki; (...) herşeyin isti‘dad (kābiliyet) lisânıyla ve ihtiyâc-ı fıtrî (yaratılışlarına âid ihtiyaç) lisânıyla ve ızdırar (çâresizlik) lisânıyla Fâtır-ı zü’l-Celâl’den (celâl sâhibi yaratıcıdan) istediği bütün matlûbâtını (istediği şeyleri) ve vücud ve hayâtına lâzım olan bütün hukūkunu (haklarını) mahsus mîzanlarla (husûsî ölçülerle), muayyen (belirli)ölçülerle bil-müşâhede (herkesin müşâhede ve görmesiyle) veriyor. Demek adâletin şu kısmı, vücud ve hayat derecesinde kat‘î vardır. İkinci kısım menfîdir ki, haksızları terbiye etmektir. Yani haksızların hakkını, ta‘zîb ve tecziye (azab ve cezâ vermek) ile veriyor. Şu şık ise çendan (gerçi) tamâmıyla şu dünyada tezâhür etmiyor (görünmüyor). Fakat o hakīkatin vücûdunu (varlığını) ihsâs edecek (hissettirecek) bir sûrette hadsiz işârât ve emârât (işâretler ve emâreler) vardır. Ezcümle (meselâ): Kavm-i Âd ve Semûd’dan tut, tâ şu zamânın mütemerrid (hakka karşı inad eden)kavimlerine kadar gelen sille-i te’dîb (edeblendirme tokadı) ve tâziyane-i ta‘zib (azab kamçısı), gāyet âlî bir adâletin hükümrân olduğunu hads-i kat‘î (delilden kalbe çabuk gelen kat‘î bir kanâat) ile gösteriyor.” (Zülfikār, 10. Söz, 37-38)
İlyas Yorulmaz
O rüzgâr Rabbinin emri ile her şeyin altını üstüne getirdi. Öyle ki, yaşadıkları mekânlarının harabeleri dışında, kendileri yok olup görünmez oldular. Biz suçlu toplumları böyle cezalandırırız.
O, her şeyi Rabbinin emriyle berbat eder» cevabını aldılar. Hep berbat oldular. Artık meskenlerinden başka bir şey görülmez oldu. İşte biz günahkârlara böyle ceza veririz.
Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eder. Nihayet (helâk oldular ve) evlerinden başka hiçbir şey görünmez oldu. İşte biz günahkârlar topluluğunu böyle cezalandırırız.
Bu korkunç kum fırtınası, Rabb’inin emriyle oradaki her şeyi yerle bir etti; böylece, o zâlimlerin kumlar altında kalan harab olmuş evlerinden başka hiçbir şey görünmez oldu. İşte Biz, suçlu bir toplumu böyle cezalandırırız.
24,25. Sonunda onlar, o (azabı) vadilerine doğru ufku kaplayarak gelen bir bulut1 şeklinde görünce: “Bu ufku kaplayan, bize yağmur yağdıracak bir buluttur.” dediler. (Hûd, onlara): “Hayır o, gelmesi için acele ettiğiniz; içerisinde acıklı azap bulunan ve Rabbinin emriyle her şeyi yok eden bir rüz-gârdır.” dedi. Sonunda onların (bomboş) evlerinden başka bir şey kalmadı. İşte Biz günâhkâr toplumları, böyle cezâlandırırız.2
1 Ârız: Bir yanı görünen, ufku örten, dağ, afet ve engel demek olup, mecâzen “ufku kaplayan bulut” anlamında kullanılır.2 Bk. (Hâkka: 6-8)
Muhammed Esed
Her şeyi Rabbi'nin emriyle yakıp yıkacak [bir rüzgar]!” Onlar öylesine çarçabuk silinip gittiler ki 28 geride [bomboş] evlerinden başka bir şey kalmaz oldu: Biz günaha saplanmış bir topluluğu işte böyle cezalandırırız.
Hem de Rabbinin emriyle her şeyi altını üstüne getirecek bir kasırga! Sonun da geriye bomboş evlerden başka bir şey kalmadı. İşte biz, suça batmış bir toplumu böyle cezalandırırız. 26/123...139
Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir etmekte: nihayet, (harap olmuş ) haneleri dışında gözle görülen hiçbir şey kalmamıştır. Biz, günaha gömülen bir toplumu işte böyle cezalandırırız.
«Rabbisinin emriyle her şeyi helâk eder.» Artık sabahladılar, (bir halde ki) ikametgâhlarından başka bir şey görülemez oldu. İşte günahkarlar olan bir kavmi böylece cezalandırırız.
24, 25. Vaktâ ki, bildirilen azabı, vâdilerine doğru enlemesine yayılarak ilerleyen bir bulut halinde görünce: “Bu, dediler, bize yağmur getiren bir bulut! ”Hûd: “Hayır, dedi, bu, sizin gelmesi için acele edip durduğunuz şeydir, yani can yakıcı azap taşıyan bir rüzgârdır! Rabbinin izniyle her şeyi devirip yerle bir eden bir kasırgadır. ”Derken hepsi helâk olup sadece meskenleri kaldı. İşte Biz, suça gömülmüş gürûhu böyle cezalandırırız. [7, 65; 11, 50; 26, 123 vd. ]
Burada yalnız canlıları öldürüp binaları tahrip etmeyen ve yirminci yüzyılın son çeyreğinde icad edilen bir bomba çeşidine işaret bulabiliriz.
Süleyman Ateş
Rabbinin emriyle her şeyi yıkar, mahveder. Derken onlar o hale geldiler ki konutlarından başka bir şey görülmez oldu. İşte biz, suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.
Rabbinin emriyle evlerin içine girecek, her şeyi kökünden sökecektir. Sabaha erdiklerinde evlerinden başka görünen bir şey kalmamıştı. Biz suçlular topluluğunu böyle cezalandırırız.
“Rabbinin emriyle herşeyi yerle bir eder.” Nitekim öyle bir helâk oldular ki, meskenlerinden başka birşey görünmez oldu. Mücrimler güruhunu Biz böyle cezalandırırız.
Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir edecek. Sonunda o hale geldiler ki, konutlarından başka hiçbir şey görünmüyordu. Suçlular topluluğunu işte böyle cezalandırırız biz.