Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 789, sondan 5448. ayet; 5. sure ve Mâide Suresinin 120. ayetidir. Mâide Suresi 120. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 41 ve toplam ebced değeri ise 2725 olarak hesaplanmıştır. Mâide Suresinin toplam ebced değeri 824694 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
لله ملك السموات والارض وما فيهن وهو على كل شيء قدير
Babasız dünyaya gelmiş olan Hz. Îsâ’nın annesi olması dolayısıyla Hz. Meryem’in gerek Hıristiyanlık’ta gerekse İslâmiyet’te özel bir yeri ve değeri vardır. Kur’an’da kendi adına bir sûre bulunan ve değişik sûrelerde anılan Hz. Meryem’in öteki kadınlara üstün kılındığı yine Kur’an’da ifade edilmiştir (onun böyle bir mûcize olay için seçilmesinin insanlık tarihindeki önemi ve hikmetleri konusunda bk. Âl-i İmrân 3:42, 45-47). Ne var ki hıristiyanlar Tanrı inancı konusunda asırlarca süren bocalama süreci içinde Hz. Meryem’in bu seçkinliğine de farklı bir boyut getirmeye yönelmişler, hıristiyan mezheplerinde onun mahiyeti hakkında değişik teoriler ortaya konmuştur. Bu arada tarihî bilgiler Arabistan’da Collyridienler diye anılan bir sapkın hıristiyan grubunun Hz. Meryem’i tanrıça olarak kabul ettiğini göstermektedir. 116. âyette Allah’a nisbetle yer verilen “Ey Meryem oğlu Îsâ! İnsanlara sen mi ‘Allah’ın dışında beni ve annemi birer tanrı kabul edin’ dedin?” şeklindeki soru, gerek Hz. Meryem’i teslîs inancının ögesi haline getirecek kadar ileri giden hıristiyanları gerekse bu derecede olmasa bile genellikle Hz. Meryem’in mahiyeti hakkında aşırılıklar taşıyan hıristiyan telakkilerini mahkûm etmektedir (bu konuda bk. bu sûrenin 72-76. âyetlerinin tefsiri; Hz. Îsâ’nın vefat ettirilmesi ve –Allah katına– kaldırılması hakkında bilgi için bk. Nisâ 4:155-161). Hz. Îsâ’nın “Hakkım olmayan şeyi iddia etmek bana yakışmaz” şeklinde tercüme edilen sözündeki incelik, böyle bir sözü söylemeye hakkı olmadığını belirtmek değil, kendisinin asla mâbud olamayacağını ve böyle bir iddiada bulunamayacağını ifade etmektir. Âyetin bu kısmını “Gerçek olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz” şeklinde anlayanlar da olmuştur.
Mehmet Okuyan
Göklerin, yerin ve içindekilerin otoritesi yalnızca Allah’a aittir. O, her şeye gücü yetendir.
Göklerin, yerin ve içlerinde olanların tümünün mülkü (tek ve gerçek sahibi olanı ve hükümranlığı) Allah'ındır. O, her şeye güç yetiren (Kâdir-i Mutlak’tır).
Göklerin, yerin ve bunların içindeki varlıkların ve imkânların mülkü ve hâkimiyeti Allah'ındır, Allah'ın tasarrufundadır.. O'nun her şeye gücü, kudreti yeter.
Havârîler, Peygamberimizin ashâbı gibi Hz. İsa’ya, O hayatta iken iman eden ve O’na sadâkat gösteren müminlerdir.
İnsanoğlu bütün dünyaya sahip olsa bile bu büyük bir kazanç değildir; çünkü bu sahiplik geçicidir ve mecâzîdir, asıl sahip Allah’tır. Ayrıca bugüne kadar keşfedilebilen, çapı on milyar ışık yıllık maddi kâinat yanında dünya bir zerre değildir. «Öyleyse dünya hayatında insan için en büyük kazanç nedir?» denecek olursa, şüphesiz bu Allah rızasıdır. O’nun rızasını kazanan, iyi ve güzel olan her şeyi kazanmıştır; öyle iyi ve güzel ki, dünyada ona insanların eli değil, hayali bile ulaşamaz. Onun için müminlerin birbirine en hayırlı duası ve teşekkürü «Allah razı olsun!» cümlesidir.
Edip Yüksel
Göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin egemenliği ALLAH'a aittir. O'nun gücü herşeye yeter.
Tañrı Ta‘ālānuñ ḫalḳı ve mülkidür gökler ve yirler daḫı, anlarda olan maḫlūḳdaḫı. daḫı ol Tañrı her nesneye ḳādirdür. SURETÜ’L‐EN‘ĀM(Başladum adı‐y‐la Tañrı Ta‘ālānuñ ki rızḳ viricidür, raḥmet idicidür)