Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 721, sondan 5516. ayet; 5. sure ve Mâide Suresinin 52. ayetidir. Mâide Suresi 52. ayetinin kelime sayisi 28, harf sayısı 116 ve toplam ebced değeri ise 8155 olarak hesaplanmıştır. Mâide Suresinin toplam ebced değeri 824694 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
فترى الذين في قلوبهم مرض يسارعون فيهم يقولون نخشى ان تصيبنا دائرة فعسى الله ان يأتي بالفتح او امر من عنده فيصبحوا على ما اسروا في انفسهم نادمين
İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, “Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların arasında koşup durduklarını görürsün. Ama Allah, yakın bir fetih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledikleri şeye (nifaka) pişman olurlar.
“Kalplerinde hastalık bulunanlar”dan maksat inanmadıkları halde müslüman görünen münafıklar olup âyette bunların yahudilerle ve hıristiyanlarla olan ilişkilerine değinilmektedir. Câhiliye döneminde Arabistan’daki yahudiler ve hıristiyanlar ekonomik bakımdan putperest Araplar’dan daha ileri seviyede bulunuyorlardı. Medine’de yahudiler en verimli topraklara sahip oldukları gibi ticarete de hâkimdiler. Bu sebeple halkın üzerinde güçlü bir ekonomik baskı oluşturmuşlardı. Bu durum siyasette de ağırlığını hissettiriyordu. Yarımadanın diğer bölgelerinde –özellikle Yemen’de– bulunan hıristiyanlar da ekonomik bakımdan diğerlerinden daha iyi durumda idiler. Hicretin ilk yıllarında müslümanlar Hz. Peygamber’in liderliğinde devlet kurmuş olmakla birlikte putperestlere ve diğer güçlere karşı verdikleri mücadele henüz kesin bir sonuca ulaşmadığı için Medine’deki münafıklar durumlarını netleştirmemişlerdi. Bunlar müslümanların içinde yer almışlardı, ancak mücadele müslümanların yenilgisiyle sonuçlanacak olursa yahudilere ve hıristiyanlara sığınabilmek için ilişkilerini sürdürme konusunda birbirleriyle yarışıyorlardı.
“Kalplerinde hastalık bulunanların, ‘Başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz!’ diyerek onların dostluklarını kazanmaya çalıştıklarını görürsün” meâlindeki cümlede, münafıkların ikili oynadıkları ifade edilmektedir. Ancak münafıklar Allah’ın Hz. Peygamber’e yardım edeceğini, ona zaferler, fetihler nasip edebileceğini veya düşmanlarının başına bir felâket getirip de onları yok edebileceğini, bu takdirde ikili oyunlarından pişmanlık duyacaklarını hesaba katmamışlardı. Nitekim münafıkların hesabı tutmadı, yüce Allah vaadini yerine getirerek peygamberine fetihler ve başarılar nasip etti. Böylece münafıklar hayal kırıklığına uğradılar.
Mehmet Okuyan
Kalplerinde hastalık bulunanların “Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz.” diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah bir zafer veya katından bir emir getirecek de onlar, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olacaklardır.
Kalplerinde hastalık bulunanların, “Bir felâket gelmesinden korkuyoruz” diyerek, onların arasına koştuklarını görürsün. Belki Allah, fetih ya da kendi katından bir iş getirir de onlar, içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.
Kalplerinde hastalık bulunanların, “Başımıza bir bela gelmesinden korkuyoruz.” diyerek, onların aralarında koşuştuklarını görürsün. Olur ki, Allah bir fetih veya kendi katından bir emir getirir ve böylece onlar içlerinde gizledikleri şeyden pişman olurlar!
(Bu İlahi ikazlarımıza rağmen) Kalbinde maraz bulunan (şuursuz Müslümanları) görürsün ki, hâlâ (Yahudi ve Hristiyanlarla ve onlara ait bâtıl kural ve kurumlarla dostluk hususunda) onların arasına koşuşturup yarışırlar (kâfirlere yaranmaya çalışırlar ve bu münafıklıklarına bahane olarak da) ; “aleyhimize gelişen ve değişen zaman içinde, başımıza bir felaket gelmesinden (ve Müslümanların mağlup olmasından) korkuyoruz. (Bari hiç değilse, Yahudi ve Hristiyanların yardımını kaçırmayalım, diye düşünüyoruz) ” diyerek (sahte mazeretlere sığınırlar) . Fakat pek yakında Allah (Müslümanlara) umulmadık bir zaferi veya Kendi katından mutlu bir emri (ve haberi) gönderecek de (o münafıklar) kendi içlerinde gizledikleri (şeytani heves ve hesaplarına) bin pişman (ve perişan) olacaklardır.
Yüreklerinde bir hastalık olanları ve bir felakete uğramamızdan korkuyoruz, diyerek onların içine katılan, onlara koşanları görürsün. Fakat belki de Allah bir fetih verir, yahut kendi katından bir iş çıkarır meydana da onlar, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı nadim oluverirler.
Kalplerinde inkâr hastalığı bulunan münafıkların, Yahudi ve Hıristiyanlara yardım etmekte yarıştıklarını ve başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz diyerek onlar tarafını tuttuklarını görürsün. Ama Allah mü'minler için büyük bir başarı takdir ettiğinde veya kendi katından münafıklar için bir işi gerçekleştirdiğinde, o iki yüzlüler kendi içlerinde gizledikleri düşüncelerden dolayı vicdan azabı duymaya başlarlar.
Kalpleri kararmış, akıllarından zoru olanların, hasta ruhluların:
"Başımıza bir felâket gelmesinden içimiz titreyerek korkuyoruz" diyerek, Yahudilerin arasında koşuşturduklarını görürsün. Umulur ki, Allah bir fetih veya kendi katındaki planlardan birini gerçekleştirir de, onlar, içlerinde gizledikleri nifaktan dolayı pişman olurlar.
Kalplerinde hastalık (nifak) olanların "başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların aralarına koşuştuklarını görürsün. Ancak olur ki Allah fetih nasib eder yahut kendi katından bir emir gönderir de onlar kalplerinde gizlediklerine pişman olurlar.
İşte kalplerinde hastalık olanları: 'Zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz' diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih veya katından bir emir getirecek de, onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır.
Onun için kablerinde nifak hastalığı olanları görürsün ki, kâfirlerle dostluk yapmak hususunda yarışırlar. Korkarız bir zaman inkılâbı ile İslâm mağlûp olur, derler. Fakat yakındır ki, Allah, müslümanlara zaferi veya kendi katından bir emri (münafıkların açığa vurulması emrini) getirir de nefislerinde gizlediklerine pişman olurlar.
Kalplerinde hastalık olanları (münafıkları) görürsün, kâfirlere (Mekke müşriklerine) yardım etmekte yarışıyorlar. “Başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz” diyorlar. Fakat yakın bir zamanda Allah fetih nasip eder veya kendi katından (münafıklar ile ilgili) bir emir verirse, içlerinde gizlediklerinden dolayı pişman olanlardan olurlar.
Yürekleri hasta olan kimselerin, onlara koşuşarak: «Başımıza bir dert gelmesinden korkuyoruz» dediklerini görürsün, olabilir ki Allah ya bir fetih verir, ya da kendi katından bir iş yapar da, onlar gizledikleri şeyden pişman olurlar
(Bu ilahi uyarıya rağmen) kalplerinde (şüphe ve korku gibi) hastalık bulunan (münafık)ların: “Başımıza bir bela gelmesinden korkuyoruz” diyerek (inkârcılara şirin gözükmek için) onların arasında dolanıp durduklarını görürsün. Ancak Allah, (kendisine güvenen mü'minlere) zafer ihsan edecek ya da kendi tarafından (münafıkların maskelerini düşürme gibi) bir başka durum ortaya çıkaracaktır. İşte o zaman onlar içlerinde gizledikleri (şüphe ve korku) için büyük bir pişmanlık duyacaklardır.
Kalblerinde hastalık olanların, "Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek onlara koştuğunu görürsün. Olur ki Allah bir zafer verir veya katından bir emir getirir de kalblerinde gizlediklerine içleri yananlara dönerler.
Kalblerinde hastalık bulunanların: «Başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz» diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah bir fetih, yahut katından bir emir getirecek de onlar, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olacaklardır.
Başka dinden olanlar, özellikle yahudiler ve hıristiyanlar müslümanların dostu olmazlar; onlar ancak birbirinin dostu olur, birbirini desteklerler. Zaman zaman müslümanlara yaklaşmaları, kendi menfaatleri bunu gerektirdiği içindir. Müslümanların bunu unutmamaları ve kendi aralarındaki dostluğu güçlendirmeleri zaruridir. Müslümanların arasına sızan iki yüzlüler, felâket tellâllığı yaparak onları, kâfirlere yöneltmek isterler; iman ehlinin bunlardan da sakınması gerekmektedir.
Edip Yüksel
Kalplerinde hastalık bulunanların, "Başımıza bir bela gelmesinden korkuyoruz," diyerek onların arasında dolanıp durduklarını göreceksin. Olur ki ALLAH , zaferi veya kendi tarafından bir emri getirir de, içlerinde gizledikleri düşüncelerinden dolayı pişman olurlar.
Kalblerinde hastalık bulunanların :" Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek, onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih ihsan eder veya katından bir emir (iş) getirir de içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.
Onun için yüreklerinde nifak ılleti olanları görürsün ki onların içine koşar dururlar ne yapalım tersine bir devrin başımıza dönmesinden korkuyoruz derler, me'mul ki Allah yakında o fethi vey anezdi İlâhîsinden bir emir ihsan ediverir de nefislerinde gizlediklerine pişman olurlar
İşte kalblerinde bir (nifak) maraz (ı) bulunan kimselerin «Felâketin bize (dönüb) çarpmasından korkuyoruz» diyerek aralarında koşuşduklarını görüyorsun. Belki Allah feth (-ü zafer) veya kendi katından bir emir getirecek de onlar, yüreklerinde gizledikleri şey'e karşı peşiman kimseler olacaklardır.
Şimdi kalblerinde bir hastalık (bir nifak) bulunanların: “Bize bir belâ gelmesinden korkuyoruz!” diyerek, (kâfirleri dost edinmek için) onların arasında koşuştuklarını görürsün. Fakat, umulur ki Allah, (peygamberine) zafer veya (münâfıklar hakkında)katından bir emir getirir de (onlar) içlerinde gizlediklerine pişmân olan kimseler olurlar.
Kalplerinde hastalık olanların, onlarla işbirliği içine girmek için koşuştuklarını görürsün ve bu koşuşturmaya mazeret olarak da “Başımıza şanssız bir işin gelmesinden korkuyoruz” derler. Allah’ın onların başına, yurtlarını kaybetmeleri veya katından bir azap vermesi umulur. Sonra, kalplerinde gizledikleri kötü düşüncelerden dolayı da, pişman olurlar.
Kalplerinde münafıklık hastalık bulunan kimselerin «bizleri çepçevre bir felâket kaplamasından [¹] korkarız» diyerek onları dost tutma hususunda koşuştuklarını görürsün. Olabilir ki [²] Allah fetih ve zafer verir veya kendi nezdinden bir emir [³] getirir de onlar kalplerinde gizledikleri şeye pişman olurlar.
İsmail Hakkı İzmirli Mâide Suresi 52. Ayet Açıklaması
[1] Kıtlık gibi, islâmın mağlûp olması gibi başımıza gelecek felâketten korkarız da onlara muvafakat ederiz.[2] Şâri' umdurunca herhalde ihsan eder.[3] Mekke fethi, Hayber ve Fedek fethi gibi yahut Yahudilerin hakkında muameleye dair ferman-ı İlâhî.
Kadri Çelik
Kalplerinde hastalık olanların, “Bize bir felaket (yenilgi) gelmesinden korkuyoruz” diyerek (veli edinmek için) onlara (Yahudi ve Hıristiyanlara) doğru koşuştuğunu görürsün. Oysa umulur ki Allah, bir fetih ya da katından bir emir getirir de böylece onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olurlar.
Kalplerinde hastalık olan şu münâfıkların, “Kâfirlerin günün birinde gâlip gelmeyeceği ne malum? İyisi mi, biz şimdiden tedbirimizi alalım, zira başımıza bir belâ gelmesinden korkuyoruz!” diyerek kâfirlere şirin gözükmek için çırpındıklarını, hep onlara yöneldiklerini görürsün.Fakat yakında Allah, kâfirleri hezimete uğratarak size vaadettiği zaferi nasip edecek, yâhut katından bir buyruk göndererek münâfıkların bütün plânlarını suya düşürecektir; işte o zaman, yüreklerinde Allah’a ve müminlere karşı çirkin düşünceler besledikleri ve kâfirleri kendilerine dost ve yardımcı edindikleri için büyük bir pişmanlık duyacaklardır!
Kalblerinde hastalık olanları görürsün ki:
-“Bize ters bir devrin / devranın gelmesinden çekiniyoruz” diyorlar; onların içine koşuşuyorlar.
Umulur ki Allah, kendi katından bir emr / yetki veya Feth verir.
Nefislerinde gizlediklerine pişman olurlar.
Kalplerinde hastalık bulunan (münâfık)ların ise: “Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz.” diyerek onların arasında koşuştuklarını görürsün.1 Umulur ki Allah, yakında size bir fetih nasip eder ya da kendi katından (beklenmedik) bir gelişme gösterir de onlar, gönüllerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar.2
1 Bu bölüm; “(Ey Muhammed!) Kalplerinde hastalık bulunan (münâfık)ların ise: ‘Ne yapalım, devrin tersine dönmesinden korkuyoruz.’ diyerek, onların arasında koşuştuklarını görürsün.” diye de tercüme edilebilir.2 Kaynuka Yahûdîleri Peygamberimizle savaşma noktasına gelince Ubade b. Samit Peygamberimize gelerek: “Benim Yahûdîlerden pek çok dostum var. Fakat ben bunların dostluklarından Allah’a ve Rasûlün’e dönüyor ve dostluğumu arz ediyorum.” demişti. Münafık Abdullah b. Übey ise: “ben devrin tersine dönmesinden korkarım ve dostlarımdan vazgeçemem.” demişti. 51 ve 52. âyetler bu olay üzerine nâzil olmuştur. (Vâhidî)
Muhammed Esed
Ve kalplerinde hastalık olanların, [kendi kendilerine] “Şansımızın kötü gitmesinden korkuyoruz!” diyerek onların işine yarayan bir tavır sergilemekte yarıştıklarını 74 görebilirsin. A-ma Allah, [müminler için] büyük bir başarı takdir ettiğinde yahut kendi planının 75 [başka] bir tezahürünü gerçekleştirdiğinde o [kararsız]lar, kendi içlerinde gizlice barındırdıkları düşüncelerden dolayı vicdan azabı duymaya başlarlar.
Kalplerinde hastalık olanların: “İşlerin ters gidip, başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz.” diyerek onların çıkarları için koşuşturduklarını görürsün. Belki Allah, bir zafer verir veya katından bir talimat gelirse, içlerinde gizlediklerinden dolayı vicdan azabı çekmeye başlarlar. 3/7, 3/28, 24/50
Kalplerinde hastalık bulunanların, “İşlerin ters gidip başımıza bir şey gelmesinden korkarız” diyerek, o (düşma)nlarla işbirliği yapmak için koşuşturduklarını görürsün.[947] Belki Allah bir zafer verir ya da O’nun katından bir talimat gelir de, içlerinde sakladıkları düşüncelerden dolayı vicdan azabı çekmeye başlarlar.
Mustafa İslamoğlu Mâide Suresi 52. Ayet Açıklaması
[947] Risk üstlenmek istemeyen, bunun için de mü’minlerle birlikte olmalarına rağmen karşı tarafı da gözeten yarım inançlılar.
Ömer Nasuhi Bilmen
İmdi kalblerinde bir maraz olan kimseleri görürsün ki, onların içinde koşar dururlar, «Bize bir felaket isabet etmesinden korkarız,» derler. Artık umulur ki, Allah Teâlâ bir feth veya nezd-i ilâhiyesinden bir emir vücuda getirir de, onlar kendi nefislerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar.
Kalbinde nifak hastalığı olanların, içlerinden: “Ne olur ne olmaz, başımıza bir felâket gelebilir, şimdiki durumumuz değişebilir, onun için biz tedbirimizi alalım. ” diyerek, kâfirlerle dost olmak için onların yanına girip çıktıklarını görürsün. Umulur ki Allah yakında bir zafer ihsan eder veya Kendi tarafından peygamberi vasıtasıyla münafıkların maskelerini düşürme gibi bir başka durum ortaya çıkar da, Onlar içlerinde gizledikleri bu nifaktan dolayı pişman olurlar.
Kalblerinde hastalık bulunanların: "Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz!" diyerek onların arasına koştuklarını görürsün. Belki Allah fetih ya da kendi katından bir iş getirir de onlar, içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.
Kalplerinde hastalık olanların, onların arasında koşuştuğunu görürsün; “Çepeçevre kuşatılmaktan korkuyoruz” derler. Bakarsın Allah, hastalıklarını açığa çıkarır veya katından bir iş meydana getirir de içlerinde gizledikleri şeylerden dolayı pişman olurlar.
Kalplerinde hastalık olanların:-Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz, diyerek onlara koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah bir fetih verir veya katından bir emir getirir de içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.
Kalplerinde hastalık bulunanların, “Başımıza bir felâket gelmesinden korkuyoruz” diyerek(19) onların arasına koşuştuklarını görürsün. Fakat bakarsın, Allah size bir fetih nasip eder veya kendi katından bir iş ortaya çıkarır da onlar gönüllerinde sakladıkları şey için pişman oluverirler.
(19) “Gün gelir hesap döner; bakarsınız, yarın talih onların yüzüne güler. Onun için biz şimdiden onların dostluğunu kazanalım” düşüncesiyle.
Yaşar Nuri Öztürk
Kalplerinde hastalık olanların, "Başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz." diyerek onların içine daldıklarını görürsün. Olabilir ki Allah, bir fetih yahut katından bir buyruk getirir de bunu yapanlar, benliklerinde sakladıkları şeye pişmanlık duyar hale gelirler.
pes göreseñ anları kim göñüllerindedür. śayrulıķ ya'nį münāfıķlıķ iverler anlaruñ ḥaķķında eydürler “ķorķaruz ire bize rūzigār dönmek” pes ola kim Tañrı getüre açmaġı ya'nį mekke fethi yā bir iş ķatından pes olalar anuñ üzere kim gizlediler nefsleri içinde peşimenler.
Görürsin ol kişileri ki yüreklerinde münāfıḳlıḳ vardur, tizledürler anlara,[anlar] bile dost olurlar, eydürler ki ḳorḳar‐biz ki bize bir muṣībet yitişseola ki Tañrı Ta‘ālā nuṣret vire, Müselmānlıḳ ġālib ola, yā bir iş ola Tañrı Ta‘ālābuyruġı‐y‐la. Pes olur gizlü fikr eyledüklerine nefslerindepeşīmānlar.