Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 745, sondan 5492. ayet; 5. sure ve Mâide Suresinin 76. ayetidir. Mâide Suresi 76. ayetinin kelime sayisi 16, harf sayısı 58 ve toplam ebced değeri ise 2855 olarak hesaplanmıştır. Mâide Suresinin toplam ebced değeri 824694 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
قل اتعبدون من دون الله ما لا يملك لكم ضرا ولا نفعا والله هو السميع العليم
(Ey Muhammed!) De ki: “Allah’ı bırakıp da, sizin için ne bir zarara ne de bir yarara gücü yeten şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”
Asırlar boyunca Hıristiyanlık âlemini meşgul etmiş ve kilise tarafından olabildiğince karmaşık hale getirilmiş olan Hz. Meryem’in ve Hz. Îsâ’nın mahiyeti meselesine Kur’an herkesin anlayabileceği bir üslûpla açık ve kesin bir cevap getirmektedir: Meryem oğlu Îsâ Mesîh sadece bir peygamberdir; annesi de dürüst, inançlı ve namuslu bir insandır; her ikisi yiyip içerlerdi, yani beşer dışında düşünülmemesi gereken varlıklardı. Oysa hıristiyan din adamlarınca günümüzde de canlı tutulmaya çalışılan anlayış, –aşağıda açıklanacağı üzere– Hz. Îsâ’nın bilinegelen anlamda bir peygamber olmadığı, Tanrı inancının bir ögesini oluşturacak ölçüde insan üstü bir varlık (rab) olduğu yönündedir. Hz. Îsâ’nın erken dönemlerden itibaren Tanrı’nın enkarnasyonu olarak kabul edilmesi, onun insanî özelliğinin mi yoksa ilâhî özelliğinin mi ağır bastığı tartışmasını gündeme getirmiş, bu tartışmalar sonucunda başlıca üç eğilim belirginleşmiştir: a) Günümüz hıristiyan dünyasında büyük çoğunluğun savunduğu Îsâ’da hem insanlık hem de ilâhlık unsurlarının eşit oranda bulunduğu fikri (dyotheletism), b) Îsâ’da bulunan insanlık unsurunun ilâhlık unsurunun içinde erimiş olduğu ve bundan dolayı Îsâ’daki tek unsurun ilâhlık olduğu yönündeki monofizit görüş (monothelitism), c) “Subordionistler” diye adlandırılabilecek grupların kabul ettiği Îsâ’da ilâhlık unsurunun bulunmadığı ve yanlızca insanlık unsurunun bulunduğu fikri (bk. Mehmet Aydın, “Hıristiyanlık [Hıristiyan İnançları]”, DİA, XVII, 347; Hıristiyanlık’ta teslîs inancının ortaya çıkışı ve mahiyeti hakkında bilgi için ayrıca bk. Nisâ 4:171 ve Mâide 5:17). “Üç unsurdan biridir” ifadesindeki “üç”ten maksadın ne olduğu hususunda iki farklı görüş ortaya konmuştur. Bunlardan birincisine göre “üç”ten maksat Allah Teâlâ, Hz. Meryem ve Hz. Îsâ’dır. Bu yorumu yapanlar yine bu sûrenin “Ey Meryem oğlu Îsâ! İnsanlara, sen mi ‘Allah’ın dışında beni ve annemi birer tanrı kabul edin’ dedin?” meâlindeki 116. âyetine dayanırlar. Diğer yoruma göre ise burada “üç”ten maksat, “ekanîm-i selâse” yani baba, oğul ve Rûhulkudüs’tür (Râzî, XII, 59). Burada Hz. Meryem’in de bir insan olduğuna vurgu yapılması, Hıristiyanlık’ta insan üstü varlık anlayışının Hz. Îsâ ile sınırlı tutulmadığını gösterdiği gibi, yukarıda meâli verilen 116. âyet ona tanrıça muamelesi yapanların bulunduğuna işaret etmektedir. Tarihî bilgiler de, Arabistan’da Collyridienler diye anılan ve Hz. Meryem’e tanrıça gibi tâzimde bulunup tatlı yiyecekler sunan kadınlardan müteşekkil sapkın bir hıristiyan grubun yaşamış olduğu yönündedir (bk. A. J. Wensinck-P. Johnstone, “Maryam”, EI2 [Fr.], VI, 614; John Reumann, “Mary”, The Encyclopedia of Religion, IX, 251). Ancak Kur’an’ın çok mevziî kalmış bu tür bir sapkın eğilime işaret etmekteki asıl amacı, Hıristiyanlık’ta genel kabul gören Hz. Meryem anlayışını mahkûm etmek ve son tahlilde bu anlayışın da onu tanrılaştırmaktan pek farklı olmadığını belirtmek olabilir. Gerçekten Hz. Meryem’i “theotokos” (tanrı taşıyan) değil, anthropotokos (insan taşıyan) olarak nitelendiren İstanbul Patriği Nestorius’un bu tezi 431 tarihli Efes Konsili’nde reddedilip ona “tanrının anası” (theotokos, mater dei) lakabının verilmesi, putperest dinlerdeki büyük tanrıçaana tanrıça (Magna Mater), müennes (dişi) elemana ihtiram âdetlerinin yeniden gelişmesine zemin hazırlamıştır. Bu karardan sonra yapılan resim ve heykellerde bile bu bellidir. Öte yandan, Protestanlar’ın Katolik kilisesine yönelttikleri ithamlardan biri de kilisenin Meryem’i tanrılığa (bazılarınca, üçleme içine) yükselttiği şeklindeki suçlamadır (bk. Günay Tümer, Hıristiyanlık’ta ve İslâm’da Hz. Meryem, s. 128, 136; Mehmet Aydın, “Hıristiyanlık [Mezhepler ve Tarikatlar]”, DİA, XVII, 355). 72. âyetin “Bilinmeli ki her kim Allah’a ortak koşarsa Allah ona cennet yüzü göstermeyecek ve onun varacağı yer cehennem olacaktır. Zalimlerin yardımcıları da olmayacaktır” şeklinde çevrilen kısmını ve başka delilleri dikkate alan Ehl-i sünnet âlimleri, mümin olup da günah işleyen kişinin (fâsık) çekeceği azabın ebedî olmayacağı sonucuna ulaşmışlardır. Âyetin belirtilen kısmından bu sonucun çıkarılışı şöyle bir anlayışa dayanmaktadır: Müşrikler için öngörülen bu ağır âkıbetin, yani cennet yüzü görememenin günahkâr müminler için de söz konusu olduğu düşünülecek olursa, Allah’a ortak koşma (şirk) için bu denli tehditte bulunulması anlamlı olmaz (Râzî, XII, 59). Cenâb-ı Allah Ehl-i kitabı bir defa daha bu büyük yanlıştan vazgeçmeye, kendisinin engin af ve mağfiretine sığınmaya davet etmekte, sapkınlıkta ısrar etmelerinin acı âkıbetini haber vermekte, dinde aşırılığa kaçmaktan sakınmaya, sapan ve başkalarının da sapmasına yol açan kişiler tarafından dinin bir sömürü aracı yapılmasına fırsat vermemeye çağırmaktadır. Bazı müfessirler 77. âyetteki “dininizde” diye çevrilen ifadenin “olması gereken anlamıyla dininizde” şeklinde anlaşılması gerektiğine de dikkat çekmişlerdir (İbn Atıyye, II, 223).
Mehmet Okuyan
De ki: “Allah’ın peşi sıra sizin için yarar ve zarara gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz!” Allah -evet yalnızca O- duyandır, bilendir.
De ki: “Allah'ı bırakıp, size bir yarar sağlamaya da bir zarar vermeye de gücü yetmeyen şeylere mi kulluk yapıyorsunuz? Allah, Her Şeyi Duyan, Her Şeyi Bilen'dir.”
De ki: "Size (Rabbiniz dileyip izin vermedikçe) yarara da, zarara da güç yetirmeyen; Allah'tan başka (aciz ve fani) şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah, İşitendir, Bilendir."
De ki: Allah'ı bırakıp O'nun yanısıra size, ne bir fayda sağlama, ne de zarar verme gücüne sahip olmayan şeylere mi taparsınız? Oysa yalnız Allah'tır, herşeyi duyan ve bilen.
“Allah'ı bırakıp, kulları durumundakilerden, size zarar vermeye ve fayda sağlamaya gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Allah her şeyi işitir. İlmi her şeyi kucaklar." de.
De ki: Allah'ı bırakıp da size ne bir zarar, ne de bir fayda sağlamayan şeylere mi tapıyorsunuz? Halbuki Allah, bütün söylediklerinizi işitendir, bütün yaptıklarınızı bilendir.
De ki: “Allah’tan ayrı olarak, size bir zarar veya menfaat vermeye malik olmayan şeylere mi kulluk edeceksiniz? Hâlbuki Allah, her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.
De ki: “Allah'a inanmakla beraber, size zararı da faydası da olamayan (aciz ve fani) varlıklara da mı kulluk ediyorsunuz?” Allah (her şeyi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) hakkıyla bilendir.
Kur’an’da; “Allah’tan başka varlıklar” anlamına gelen “min dünillah” ifadesi 70 yerde geçmektedir. Bu ifade geçtiği bütün yerlerde, insanın Allah’ın dışındaki canlı cansız bütün tapınma objelerini gösterir. Yani Allah’a inanmakla beraber O’nun dışındaki varlıkları da ilah edinmeyi ya da onları aracı kılmayı anlatır.
Diyanet İşleri (Eski)
"Size zarar da fayda da veremeyecek, Allah'tan başka birine mi kulluk ediyorsunuz?" de. Allah hem işitir, hem bilir.
De ki; ya daha siz Allahı bırakıyorsunuz da siz kendiliklerinden ne bir zarara, ne bir faideye malik olmiyan şeylere mi tapıyorsunuz, halbuki Allah işiden, bilen ancak o
De ki: «Allâhı bırakıp da size ne bir zarar, ne de bir fâide yapmıya gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Halbuki (her şey'i) işiden, (her şey'i) bilen Allahın kendisidir».
De ki: “Allah'ı bırakıp, sizin için ne bir zarar ne de bir faydaya mâlik olmayan şeylere mi tapıyorsunuz?” Hâlbuki, Semî' (hakkıyla işiten), Alîm (herşeyi bilen) ancak Allah'dır.(2)
(2)“Evet, bana öyle bir Hâlık (yaratıcı) ve Rab lâzım ki, en küçük hâtırât-ı kalbimi (kalbimden geçenleri) ve en hafî niyâzımı (gizli duâmı) bilecek ve en gizli ihtiyâc-ı rûhumu yerine getirdiği gibi, bana saâdet-i ebediyeyi vermek için koca dünyayı âhirete tebdîl edecek (çevirecek) ve bu dünyayı kaldırıp âhireti yerine kuracak, hem sineği halk ettiği (yarattığı) gibi semâvâtı da îcâd (yoktan var) edecek, hem güneşi semânın yüzüne bir göz olarak çaktığı gibi, bir zerreyi de gözbebeğimde yerleştirecek bir kudrete mâlik olsun.Yoksa sineği halk edemeyen, hâtırât-ı kalbime müdâhale edemez, niyâz-ı rûhumu işitemez! Semâvâtı halk etmeyen, saâdet-i ebediyeyi bana veremez! Öyle ise benim Rabbim O’dur ki, hem hâtırât-ı kalbimi ıslâh eder, hem cevv-i havayı (gökyüzünü) bulutlarla bir saatte doldurup boşalttığı gibi, dünyayı âhirete tebdîl edip, Cenneti îcâd eder, kapısını bana açar, ‘Haydi gir içeri!’ der.” (Lem‘alar, 26. Lem‘a, 254)
İlyas Yorulmaz
Deki “Allah her şeyi işiten, her şeyi bilen olduğu halde, size ne bir zarar, nede bir fayda verme gücüne sahip olmayan, Allah’dan başkalarına m kulluk ediyorsunuz?”
Şimdi ey hakîkat yolcusu, Allah’tan başka otoriteler kabul eden tüm kâfirlere seslenerekde ki: “Siz hâlâ Allah’ın yanı sıra, O dilemedikçe size en ufak bir zarar veya fayda veremeyecek olan âciz varlıklara mı kulluk edeceksiniz? Hâlbuki, her şeyi işiten ve her şeyi bilen, yalnızca Allah’tır!
(Ve onlara): “Siz, Allah’ı bırakıp da size zarar da fayda da sağlama gücü olmayan şeylere mi tapıyorsunuz? (Şunu iyi bilin ki) Allah, hakkıyla işitendir, eksiksiz bilendir.” de.
De ki: “Allah'ın yanısıra size ne bir fayda sağlama ne de zarar verme gücü olmayan şeye mi taparsınız? Oysa yalnız Allah'tır her şeyi duyan, her şeyi bilen!”
De ki: “Siz Allah ile aranıza koyup, size zararı da yararı da dokunması mümkün olmayan birine mi kulluk ediyorsunuz? Oysa Allah, her şeyi işitendir, her şeyi bilendir.” 3/79-80, 10/18, 46/4-5-6
De ki: “Allah dışında, size hiçbir zarar veremeyen ve yarar sağlamayan şeylere de mi tapıyorsunuz?[968] Oysa yalnız Allah’tır her şeyi bütünüyle işiten, her şeyi tamamıyla bilen.”
Mustafa İslamoğlu Mâide Suresi 76. Ayet Açıklaması
[968] Buradaki mâ edatı dilde cansızlara işaret eder. Fakat pasajın konusu Mesih ve Meryem’dir. Şu halde, bu ikisinin tapınmaya konu olan resim ve heykelleri de âyetteki “şeyler”e dahildir.
Ömer Nasuhi Bilmen
De ki: «Allah Teâlâ'dan başkasına mı, sizin için zarara da, faideye de mâlik olmayan şeylere mi tapıyorsunuz? Halbuki, (her şeyi bihakkın) işitici ve bilici olan ancak Allah Teâlâ'dır.»
De ki: Siz Allah'tan başka, size ne zarar, ne de fayda vermeye gücü yetmeyen âciz mahluklara mı ibadet ediyorsunuz? Halbuki hakkıyla işiten ve bilen yalnız Allah'tır. [13, 16; 20, 89; 25, 3] {KM, Baruh 6. bölüm}
De ki: "Allah'ı bırakıp size ne zarar, ne de yarar vermeğe gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah, işiten, bilendir (O'na tapmanız gerekmez mi?)."
Söyle onlara: "Allah'ın yanında bir de, size zarar yahut yarar sağlama gücü olmayan şeylere mi kölelik/kulluk ediyorsunuz? Allah, en iyi duyan, en iyi bilenin ta kendisidir."
Eyit yā Muḥammed: Ṭapar mısız Tañrıdan özgeye ki elinden gelmez size ziyān eylemek, ne daḫı aṣṣı eylemek. Tañrı Ta‘ālā ol Allāhdur ki her nesneyiişidicidür, bilicidür.