Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4816, sondan 1421. ayet; 53. sure ve Necm Suresinin 32. ayetidir. Necm Suresi 32. ayetinin kelime sayisi 31, harf sayısı 130 ve toplam ebced değeri ise 10409 olarak hesaplanmıştır. Necm Suresinin toplam ebced değeri 106682 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
الذين يجتنبون كـبائر الاثم والفواحش الا اللمم ان ربك واسع المغفرة هو اعلم بكم اذ انشاكم من الارض واذ انتم اجنة في بطون امهاتكم فلا تزكوا انفسكم هو اعلم بمن اتقى
Onlar, ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak duran kimselerdir. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır. Sizi, topraktan yarattığında da ve analarınızın karnında ceninler iken de, en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, Allah’a karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir.
Ödüllendirilmeyi hak edenlerin temel bir niteliğine daha dikkat çekilmektedir. Buna göre Allah katında makbul insan olma sadece iyilik severlikle tanımlanamaz; onlar ayrıca büyük günahlardan ve çirkin fiillerden kaçınan, kısaca ahlâkî duyarlılığı gelişmiş ve eylemlerine yansımış müminlerdir. “Ufak tefek kusurlar” diye çevrilen lemem kelimesi kapsamına giren fiiller için tefsirlerde, haram olan öpme, dokunma, bakma gibi örnekler verilmiştir. Ayrıca kelimenin sözlük anlamına ve bu konudaki bazı rivayetlere dayanılarak “lemem” şu mânalarla da açıklanmıştır: a) Kişinin aklından geçirdiği fakat eyleme dönüştürmediği kötülükler, b) Yapmaya başlamışken pişmanlık duyup vazgeçtiği kötülükler, c) Müslüman olmadan önce işlediği şirk ve diğer günahlar,
d) Dünyada cezayı âhirette de azabı hak ettirmeyecek derecedeki günahlar (Taberî, XXVII, 65-69; günah çeşitleri ve büyük günah hakkında bilgi için bk. Nisâ 4:31; “çirkin işler” diye çevrilen ve fâhişe kelimesinin çoğulu olan fevâhiş, “hayasızlıklar, kötülükler” şeklinde de tercüme edilebilir, bilgi için bk. Âl-i İmrân 3:135; En‘âm 6:151).
Âyetin “sizi topraktan yarattığı zamanki halinizi” anlamı verilen kısmı “sizi yeryüzünde yarattığında; atanız Âdem’i, insan cinsini, ilk insan hücreciğini yarattığı esnada; insanın oluşumundaki, yani annenin yumurtası ile babanın sperminin meydana gelmesindeki temel gıdayı topraktan yarattığı sırada” mânalarıyla da açıklanmıştır. Âyetin devamında kişinin anne karnındaki devresinden söz edilmesi, bu ifadelerle Allah Teâlâ’nın, insanları kendilerinin dahi bilemedikleri, hatırlayamadıkları dönemleriyle bildiğine dikkat çekmenin amaçlandığını göstermektedir. Günahlardan ve çirkin fiillerden kaçınma çabası göstermenin önemine ve yüce Allah’ın bağışlamasındaki enginliğe değinildikten hemen sonra yaratılış kanununa değinilmesi, insanın Allah’ın ilmi ve kudreti karşısındaki aczini iyi kavraması, kendisinin günahsız olabileceği gibi bir yanılgıya ve benlik iddiasına asla kapılmaması için yapılmış bir uyarı anlamı taşır. Nihayet “Kimin günahtan sakındığını en iyi bilen O’dur” anlamına gelen bir cümleyle her bir fert hakkındaki bilginin Allah katında mevcut olduğu, kimsenin ecrinin zayi olmayacağı, dolayısıyla insanların kendi iyiliklerini başka insanlara onaylatma ihtiyaçlarının bulunmadığı veya bu iyiliklerin değerini bulması için kendilerini anlatmaları, övmeleri gerekmediği hatırlatılmış olmaktadır (bu konuya ışık tutan bir olay ve Hz. Peygamber’in bir değerlendirmesi için bk. Ahkaf 46:9).
Mehmet Okuyan
Ufak tefek kusurlar dışında, büyük günahlardan ve çirkinliklerden kaçınanlara gelince, Rabbinin bağışlaması çok geniştir. O, sizi topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında saklı (ceninler hâlinde) bulunduğunuz sırada (bile) sizi iyi bilendir. (Bu nedenle) kendinizi temize çıkarmayın! O, [takvâ]lı (duyarlı) olanı iyi bilendir.
Benzer mesajlar: Nisâ 4:31; Şûrâ 42:37.,Benzer mesajlar: Hûd 11:61; Nûh 71:17.,Benzer mesajlar: Nisâ 4:49; Nûr 24:21. Bu ayetin nüzûl sebebi olarak şöyle bir olay nakledilmektedir: Ümmü’l-‘Alâ adlı kişi muttakî birisinin cenazesine yönelerek, “Ey Ebû Sâib, senin adına şahidim ki Allah sana ikram edecektir” deyince, Hz. Muhammed ona şöyle demiştir: “Allah’ın ona ikram edeceğini sen nerden biliyorsun ki! Allah’a yemin olsun ki Allah’ın peygamberi olduğum halde, yarın bana ne yapılacağını ben bile bilmiyorum” (Buhârî, Cenâiz, 3).
Bayraktar Bayraklı
Onlar, basit hatalar hariç büyük günahlardan ve yüz kızartıcı davranışlardan kaçınanlardır. Şüphesiz Rabbinin bağışlaması geniştir. O sizi topraktan var ederken de, annelerinizin rahminde saklı bulunduğunuzda da, sizinle ilgili her bilgiye sahiptir. Öyleyse kendinizi temize çıkarmayınız. O, Allah'a saygı duyanı en iyi bilendir.[592]
[592] Büyük ve küçük günah kavramları hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XVIII, 381-382.
Erhan Aktaş
Onlar, ufak-tefek hatalara düşmek hariç, büyük günahlardan ve aşırılıklardan kaçınırlar. Kuşkusuz Rabb'in, bağışlaması bol olandır. O, sizi topraktan inşa ederken de annelerinizin karnında cenin halindeyken de ne olduğunuzu en iyi bilendir. O halde kendinizi temize çıkarmayın. O, korunup sakınan kimseyi en iyi bilendir.
Ki onlar, (halis ve salih Müslümanlar; istemeyerek ve ayağı sürçerek işledikleri basit ve şahsi) hatalar dışında, günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan (fuhşiyattan) kaçınanlardır. Şüphesiz Senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O sizi daha iyi Bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da (size sahip çıkandır) . Öyleyse siz kendinizi (överek) temize çıkarıp-durmayın. O (küfür ve kötülükten) sakınanı (ve Allah’tan korkarak davrananı) daha iyi Bilendir.
Israr etmemek şartıyle küçük günahlardan başka suçların büyüklerinden ve çirkin şeylerden sakınanlara gelince: Şüphe yok ki Rabbinin yarlıgaması pek geniştir. O, sizi yeryüzünden yaratıp meydana getirdiği zaman ve siz, analarınızın karnında birer dölken de bilir; artık siz, kendinizi temize çıkarmaya kalkışmayın, o, kim çekinmededir, daha iyi bilir.
Büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlara gelince, onlar arada bir hataya düşseler de bilsinler ki, Rabbin bağışlaması bol olandır. O sizi yeryüzündeki topraktan var ederken de, analarınızın karınlarında saklı bulunduğunuz zaman da, sizi en iyi bilen O'dur. O halde siz, kendinizi temize çıkarmaya kalkışmayın. O, kimin yolunu kendi kitabıyla bulmaya çalıştığını daha iyi bilir.
İhsan sahibi, devamlı aktif samimi mü'minler, küçük kusurların dışında, bilerek büyük günah işlemekten ve meşrû olmayan şehevî fiillerden, gayri meşrû ilişkilerden, zinadan, hayâsızlıktan, cimrilikten, haddi aşmaktan ve ahlâksızlıktan kaçınanlardır. Senin Rabbinin koruma kalkanı ve bağışlaması geniştir. O, sizi topraktan yarattığı günler dahil, annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz dönemleri de içine alacak şekilde her şeyi bilir, sizi iyi tanır. Bu sebeple kendinizi, vicdanlarınızı, birbirinizi temize çıkarmayın. O, kendisine sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan, sağlıklarının bozulmasından, hastalıklardan korunanları, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan, takva esaslarını, takvaya dayalı düzeni benimseyen mü'minleri de iyi bilir.
Ki onlar küçük kusurlar dışında günâhların büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar. Şüphesiz Rabbin bağışlaması geniş olandır. O sizi topraktan yarattığında ve siz daha annelerinizin karınlarında ceninler iken de (her kademede) sizi çok iyi bilir. Artık kendinizi temize çıkarmayın. Kimin sakındığını O daha iyi bilir.
Ki onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir.
Onlar ki, küçük günahlar müstesna, günahın büyüklerinden (şirkten) ve fuhşiyattan kaçınırlar, muhakkak Rabbin geniş mağfiretlidir (onları bağışlar). O, sizi (babanız Adem'i) topraktan yarattığı sıra ve sizler analarınızın karınlarında ceninler iken, sizin hallerinizi çok iyi bilendir. Şimdi nefislerinizi temize çıkarmayın; O, Allah'dan korkanın kim olduğunu çok iyi bilendir.
O iyiler k; büyük günahlardan ve fahiş şeylerden –küçük günahlar hariç- çekinirler. Şüphesiz Rabbinin mağfireti çok geniştir. O, sizi çok daha iyi bilir. Sizi topraktan yarattığı zaman ve siz ana karnında ceninler iken, (O, sizin nasıl aciz, bir şey yapamaz olduğunuzu görüyor.) Onun için, kendinizi temize çıkarmayın. O, kimin kendini kötülüklerden daha iyi koruduğunu en iyi bilendir.
Göklerle, yerde olan Allahındır; kötülük edenleri, yaptıklarına göre cezalandıracak, küçük suçlardan başka, büyük günahlardan, fuhuştan kaçınarak, iyilik edenlere de, iyilikle ceza verecek; evet, senin Tanrın geniş bağışlıdır, sizleri topraktan yarattığında, ananızın kârnında döl halinde iken, sizi çok iyi bilir, imdi kendinizi arı sanmayın, O çok iyi bilir sakınanları
İyilik işleyenler, küçük kusurlar hariç, büyük günahlardan ve çirkin davranışlardan uzak dururlar. Şüphesiz senin Rabbin, bağışlayıcılığı geniş olandır. O sizi gerek ilk başta topraktan yaratırken ve gerekse annelerinizin karınlarında cenin aşamasındayken (ne olduğunuzu) çok iyi bilendir. Öyleyse kendinizi (beğenip) temize çıkarmayın (günahsız, kusursuz ve tertemiz olduğunuzu iddia ederek övünmeyin)! Çünkü o kimin kötülüklerden sakındığını herkesten iyi bilendir.
31,32. Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir.
Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.
Hz. Âdem’in topraktan yaratılışı, insanın ana karnındaki durumu, aslındaki zayıflığı ve aczi hatırlatılarak, kendini beğenip gurura kapılmaması istenmiştir.
Edip Yüksel
Onlar, büyük günahlardan ve kötülüklerden kaçınırlar, yalnız küçük suçlar işlerler. Rabbinin bağışlaması engindir. Sizi topraktan yaratırken ve annelerinizin karınlarında cenin (fetus) durumundayken sizi iyi bilmektedir. Öyleyse kendinizi (övüp) temize çıkarmayın. O, erdemlileri iyi bilir.
Onlar ki günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar hariç. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada, sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.
Onlar ki günahın büyüklerinden: vebalden, fuhşiyyattan kaçınırlar, ancak ufak tefek kusur başka, şübhesiz ki rabbın geniş mağfiretlidir, hem sizin her hallerinize a'lemdir, sizi Arzdan inşa ettiği sıra ve sizler analarınızın karınlarında cenînler iken, şimdi nefislerinizi tezkiyeye kalkışmayın odur en bilen müttakı olanı
(O güzel hareket edenler), ufak ufak suçlar (ı) haaric olmak üzere, günâhın büyüklerinden ve fuhuşlardan kaçınanlardır. Şübhesiz ki Rabbin, mağfireti bol olandır. O, sizi daha toprakdan yaratdığı zaman ve siz henüz analarınızın karınlarında döller haalinde olduğunuz sırada siz (in ne olduğunuzu) çok iyi bilendir. Bunun için kendinizi (beğenib) temize çıkarmayın. O, (fenâlıkdan) sakınan kimdir, çok iyi bilendir.
Onlar ki, (bazen hatâ ederek işledikleri) küçük günahlar hâriç, büyük günahlardan ve fuhşiyâttan (mutlaka) kaçınırlar. Şübhesiz ki Rabbin, mağfireti pek geniş olandır. O sizi, gerek yerden (topraktan) yarattığı zaman, gerekse siz analarınızın karnında bir cenin iken en iyi bilendir. O hâlde nefislerinizi temize çıkarmayın!(1) O, takvâ sâhibi olanı en iyi bilendir.
(1)“*فَلاَ تُزَكُّٓوا اَنْفُسَكُمْ*[Nefislerinizi temize çıkarmayın!] âyeti işâret ettiği gibi, tezkiye-i nefis etmemek (nefsi temize çıkarmamak)! Zîrâ insan, cibilliyeti (huyu) ve fıtratı hasebiyle (yaratılışı i‘tibârıyla)nefsini sever. Belki, evvelen ve bizzat yalnız zâtını sever, başka herşeyi nefsine fedâ eder. Ma‘bûd’a(Allah’a) lâyık bir tarzda nefsini medheder. Ma‘bûd’a lâyık bir tenzîh (kusursuz görüş) ile nefsini meâyibden(ayıblardan) tenzîh ve tebrie eder (temize çıkarır). Elden geldiği kadar kusurları kendine lâyık görmez ve kabûl etmez. Nefsine perestiş (kulluk) eder tarzında şiddetle müdâfaa eder. Hattâ fıtratında tevdî‘ edilen (konulan)ve Ma‘bûd-ı Hakīkī’nin hamd ve tesbîhi için ona verilen cihâzât ve isti‘dâdı (âletler ve kābiliyetleri), kendi nefsine sarf ederek: مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ [Hevâsını (nefsânî arzularını) kendisine ilâh edinen kimse] sırrına mazhar olur. Kendini görür, kendine güvenir, kendini beğenir. İşte şu mertebede, şu hatvede (adımda)tezkiyesi, tathîri (temizlemesi): Onu tezkiye etmemek, tebrie etmemektir (temize çıkarmamaktır).” (Sözler, 17. Söz, 85)
İlyas Yorulmaz
Küçük sürçmelerin dışında, günahların büyüklerinden ve çirkin davranışlardan kaçınanları, şüphe yok ki senin Rabbin bağışlamasıyla kuşatacaktır. O Rabbiniz sizi yeryüzünden ilk defa yaratırken ve annelerinizin karnında henüz cenin halindeyken dahi, sizi en iyi bilendir. Onun için kendi nefsinizi kendiniz temize çıkarmayın, zira kendisinden sakınıp korunanları da en iyi bilen O dur.
Ufak tefek kabahat başka. Çünkü Rabbinin yarlıgaması (bağışlaması) geniştir. O sizi, topraktan peyda ettiği zaman, siz analarınızın karnında döl halindeyken sizi herkesten iyi bilir. Artık özünüzü temize çıkarmayın. O, sakınanları da herkesten iyi bilir.
Onlar ufak tefek kusurları dışında büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınırlar. Hiç şüphesiz Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, daha topraktan yarattığı ve siz daha annelerinizin karınlarında cenin halinde bulunduğunuz zaman bile sizi daha iyi bilendir. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp durmayın. O, kimin takva sahibi olduğunu en iyi bilendir.
Onlar, adam öldürme, hırsızlık, yalana şâhitlik, ana babaya isyan, dolandırıcılık, içki, kumar ve benzeri büyük günahlardan ve özellikle de zina, fuhuş gibi yüz kızartıcı kötülüklerden kaçınan kimselerdir; ancak büyük günah olarak nitelendirilmeyen ufak tefek kusurlar hariç… Çünkü müminler, Kur’an ve sünnette açıkça yasaklanan büyük günahlardan uzak durdukları takdirde, işledikleri küçük günahlar pişmanlık, tevbe ve istiğfar ile affedilecektir. Çünkü Rabb’in çok bağışlayıcıdır. Sizin, asla günah işlemeyen birer melek olmadığınızı biliyor. O, sizi Âdem olarak topraktan yaratırken de, annelerinizin rahminde saklı küçücük bir varlık, cenin durumundayken de sizin ne kadar âciz ve muhtaç bir varlık olduğunuzu gâyet iyi bilmektedir. Öyleyse, kendinizi temize çıkarmayın! Hiç günahsız, kusursuz ve tertemiz olduğunuzu iddia ederek övünmeyin! Çünkü O, kimin dürüst ve erdemlice bir hayat sürerek kötülüklerden sakındığını en iyi bilendir.
Ufak Tefek Kusurlar dışında Günah’ın büyüklerinden ve Fuhşiyat’tan / Açık Çirkin İşler’den kaçınanlara!
Senin rabbin, Bağışlaması geniş olandır.
O, sizi Yer’den / Toprak’tan yetiştirirken de, siz annelerinizin karınlarında cenin iken de sizi çok iyi bilir.
Kendinizi temize çıkarmayın!
O, sakınıp korunan kimseyi çok iyi bilir.
Küçük kusurları1 dışında, büyük günâhlardan2 ve hayâsızlıklardan3 kaçınanlara gelince şunu iyi bil ki Rabbin, affı geniş olandır. O, topraktan yarattığında da annelerinizin karınlarında bulunduğunuzda da sizi, en iyi bilendir. O halde, kendinizi temize çıkarmayın.4 Çünkü O, Kendisi’ne karşı hata etmekten sakınanı çok iyi bilir.
1 Lemem: kelimesinin aslı olan (لَمَّ) fiili; toplamak, biriktirmek, bir şeyi ısrarlı ve devamlı olmamak şartıyla yapmak ve düzeltmek manasına gelir. Dağınık olan saçı düzeltme işi de bu fiille ifade edilir. Dolaysıyla bu kelime, bir kişinin bir işi yapmamakla birlikte yapacak noktaya kadar gelmesini ifade eder. “Elemme”, aynı zamanda günaha yaklaşmak, günah işlere yakın olmak demektir. Bu anlamdan hareketle, “kişinin yapıp da hemen pişman olduğu küçük günahlara, ya da kişinin yapmaya niyet ettiği fakat yapmadığı hatalara lemem” adı verilir. Müfessirlerin çoğuna göre “lemem” küçük günahlardır. (Beydavî, İbnu Kesîr, Elmalılı) Bazıları da, bir kişinin büyük günahı işleyecek noktaya gelmesine rağmen bir suç işlememesi, ya da günahta son safhayı gerçekleştirmemesi şeklinde açıklamışlardır. 2 Kebâir (Büyük Günâhlar): Kebîre’nin çoğuludur. (كبيرة) büyük günah anlamına gelir. (كبائر الاثم) “günahın büyük olanları” demektir. Günah olan işler, Allah’a karşı büyük cür‘et olduğundan, (كبيرة) “büyük” sıfatı yalnız başına kullanılınca “büyük günah” anlaşılır. Bunlar, “Kur’an’da ve sünnette hakkında cezâ bulunan veya açıkça yasaklanan” günâhlardır. Âyet ve hadislerde zikredilen büyük günahlar şunlardır: Allah’a şirk koşmak, içki içmek, kumar oynamak, haram aylarda savaşmak, yetimin malını yemek, fakirlik korkusuyla çocuğunu öldürmek, insanlar arasında fitne çıkarmak, faiz yemek, ana-babaya isyan etmek, akrabaya miras hakkını vermemek. Zina yapmak, haksız yere adam öldürmek, ölçü ve tartıyı tam yapmamak, kibirlenmek, iffetli kadına zina isnat etmek, tesettüre riayet etmemek, insanları diliyle ve hareketleriyle çekiştirmek, gıybet etmek, sihir yapmak, düşmana hücum anında harpten kaçmak, hırsızlık yapmak, şarap içmek, kumar oynamak gibi… Büyük günahların, “Şer’i cezayı icap ettirmek; Cehennem azabıyla tehdit olunmak; yapana fasık denilmek ve lanet olunmak.” gibi bazı alâmetleri vardır. Konu ile ilgili geniş açıklama için Bk. (Şûra: 37)3 Fevâhiş: “fâhişe”nin çoğuludur. Fâhişe; çirkinliği gayet açık ve aşırı olan arzular, edepsizlikler ve düşkünlükler şeklinde olan günâhlardır. Âyette kebâir ve fevâhiş'ten kaçanlar övülmektedir. Kebâir, fâili açıkça cehennem ile tehdit edilen, fevâhiş ise dünyada cezası bulunan fiillerdir. Kebâir, helâldir diyenin kâfir olacağını söyleyen âlimler olmuştur. "Kebâir, miktarı çok olan büyük günah, fevâhiş ise çirkinliği açık olan günahtır. Her günah, esasında Allah'a karşı büyük cür’ettir. Ancak Allah, kullarının yanılma, unutma ile yaptıkları hataları bağışlar.” (Râzî) Bk: (Şûra: 37) 4 Tezkiye: Temizlenmek ve temize çıkarmak anlamlarına gelir. Nefsi tezkiye ise: onu kirletecek küfür, cehâlet ve ahlâksızlıktan temizleyerek, îman, irfan ve güzel ahlâkla terbiye edip, çevresine îman ve ameliyle örnek olmak demektir. Yoksa onun, son derece feyizlendiğini sanarak temize çıkarmak ve övmek değildir. Bir kimsenin kendisini kusursuz, hiç günahsız ve tertemiz kabul ederek övünmesi bu ayetle yasaklanmıştır. Zira insanın, farkında olmadığı birçok kusuru bulunabilir. Yusuf (a.s.) bile: “Ben, yine de nefsimi temize çıkarmıyorum, çünkü Rabbimin rahmet etmesi dışında nefis, kesinlikle kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim, gerçekten çok bağışlayıp çok esirgeyendir” demiştir. (Yusuf: 53, Şems: 9)
Muhammed Esed
Büyük günahlardan ve çirkin fiillerden kaçınanlara gelince, onlar arada bir hataya düşseler de 24 (bilsinler ki) Rabbin bağışlamada cömerttir. O, sizi toz-topraktan 25 var ederken de, annelerinizin rahminde saklı bulunduğunuzda da sizinle ilgili her bilgiye sahiptir: 26 o halde kendinizi saf ve temiz görmeyin; [çünkü] O, kimin Kendisine karşı sorumluluk bilinci taşıdığını en iyi bilendir. 27
Bunlar ki ufak tefek kusurlar dışında büyük günahlardan ve yüz kızartıcı davranışlardan uzak dururlar. Bilesin ki senin Rabbin sınırsız bir bağış sahibidir. Zira O, sizi ilkin topraktan yarattığında da ve annelerinizin karnında henüz birer cenin iken de ne olduğunuzu çok iyi biliyordu, öyleyse kendinizi temize çıkarmayın. Şüphesiz ki O, kendi emir ve yasaklarına karşı kimin en duyarlı olduğunu en iyi bilendir. 42/37
Büyük günahlardan ve ahlâksızca fiillerden kaçınanlara gelince:[4793] ufak tefek kusurlar işleseler de, kesin olarak bilsinler ki senin Rabbin engin bağış sahibidir. O, yeryüzü (toprağından) sizi var ederken de, annelerinizin karınlarında cenin halindeyken de sizinle ilgili her şeyi bilir; şu halde kendinizi temize çıkarmayın:[4794] kimin sorumlu davrandığını en iyi bilen O’dur.
[4793] Fevâhiş: Hem günah, hem ayıp, hem suç olan davranışlar.
[4794] Ümmü’l-’Alâ, muttaki misafirinin cenazesine yönelerek “Ey Ebu Saib, senin adına şahidim ki Allah sana ikram edecektir!” deyince, Allah Rasûlü, “Allah’ın ona ikram edeceğini sen nereden bileceksin ki? Vallahi Allah’ın Rasûl’ü olduğum halde, yarın bana ne yapılacağını ben bile bilmiyorum!” buyurur (Buhârî, Cenâiz 3, Tabir 13, 27).
Ömer Nasuhi Bilmen
(Güzellikte bulunanlar) O kimselerdir ki, günahın büyüklerinden ve fahiş şeylerden kaçınırlar, küçük günah müstesna. Şüphe yok ki, Rabbim mağfireti geniş olandır ve O sizi en ziyâde bilendir. O vakit ki, sizi yerden, yarattı ve o vakit ki, siz analarınızın karınlarında ceninler halinde idiniz. Artık nefislerinizi tezkiye etmeyin. O, muttakî olanı en ziyâde bilendir.
O iyiler, ufak kusur ve günahlardan olmasa da, büyük günahlardan, aşikâr hayasızlıklardan kaçınırlar. Senin Rabbinin mağfireti boldur. O sizi topraktan yaratırken ve siz annelerinizin karınlarında döl halinde iken mayanızın ne olduğunu gayet iyi bilir. Öyleyse kendinizi temize çıkarmayın, övünüp durmayın. Çünkü kimin Allah'ı daha çok sayıp O'na karşı gelmekten sakındığını O pek iyi bilmektedir. [39, 53; 4, 39]
Kur’ân ve Sünnette kesin olarak haram kılınan, haklarında had cezası bildirilen veya âhirette azap sebebi sayılan günahlar büyük, diğerleri küçük günahlardır. Küçük günahların affedilmesi, onların günah sayılmamasından değil, Allah’ın rahmetinin genişliğindendir.
Süleyman Ateş
Onlar, günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük hatalar işleyebilirler. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir (O kendisine yönelen kulunu affeder). O sizi daha iyi bilir: Gerek sizi topraktan inşa ettiği, gerek annelerinizin karınlarında bulunduğunuz zaman biçim verdiği sırada (sizin her halinizi bilmiştir), artık kendinizi övüp yüceltmeyin, çünkü O, korunanı daha iyi bilir.
Güzel davrananlar, kusurları hariç[1], günahların büyüklerinden ve fuhuş çeşitlerinden[2] kaçınanlardır. Sahibinin bağışlaması boldur. Topraktan sizi oluştururken de analarınızın karnında birer cenin iken de sizi en iyi bilen O’dur. Kendinizi iyi göstermeye kalkmayın[3]. Doğal yapısını kimin koruduğunu en iyi O bilir.
[1] "Size konan yasakların büyüklerinden kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz." (Nisa 4:31) el lememe(اللَّمَمَ):Etrafındakiler, çevresindekiler anlamına gelir. Kur'an-ı Kerim'de büyük günahlar(kebair el ismi) ve onun etrafındekiler sınıflandırması vardır. Küçük günahlar diye bir sınıflandırma yoktur. [2] Fuhuş çeşitleri diye tercüme ettiğimiz kelime fevâhiş'tir; fuhuş'un çoğuludur. Arapçada çoğul en az üçü gösterir. Kur'an'a göre zina ve erkek erkeğe ilişki fuhuştur. Üçüncüsü kadın kadına yaşanan sevicilik olabilir. [3] Bakara 2:151, Şems 91:9, Nisa 4:49 ve Tevbe 9:103'ün kapsamında bir dipnot yazılacak.
Şaban Piriş
O iyilik edenler, ufak tefek kusurları dışında, günahın büyüklerinden ve fuhşiyattan kaçarlar. Şüphesiz Rabbinin mağfireti geniştir. Sizi topraktan meydana getirdiği zaman da ve siz, annelerinizin karnında cenin halinde iken de sizi en iyi O bilir. Öyleyse, kendi kendinizi temize çıkarmayın. Kimin takvalı olduğunu en iyi o bilir.
Onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyüklerinden ve fuhşiyattan(9) kaçınırlar. Rabbinin bağışlaması ise pek geniştir.(10) Sizi topraktan yarattığında da, annelerinizin karınlarında siz birer cenin halinde iken de sizi en iyi bilen Odur. Siz kendinizi temize çıkarmayın; kimin takvâ sahibi olduğunu en iyi O bilir.
(9) 6:151’in açıklamasına bakınız.(10) 4:31’e de bakınız.
Yaşar Nuri Öztürk
Öyle kişilerdir ki onlar, günahın büyüklerinden ve iğrençliklerden çekinip kaçınırlar. Bazı küçük sürçmeler hariç. Hiç kuşkusuz, senin Rabbin affı geniş olandır. Sizi en iyi bilen O'dur: Hem sizi topraktan oluşturduğu zaman hem de annelerinizin karınlarında ceninler halinde bulunduğunuz zaman. O halde kendi kendinizi temize çıkmış göstermeyin; kimin sakındığını en iyi bilen O'dur.
anlar kim śaķınurlar ulularından yazuġuñ daħı zişt işlerden illā kiçi yazuķlardan. bayıķ Tañrı’yı bol yarlıġamaķludur. ol bilürirekdür sizi [281a] ol vaķt kim yarattı sizi yirden daħı ol vaķt kim siz aña ķarındaġı oġlanlarsız analaruñuzuñ ķarnı içinde. arulıġaman nefslerüñüzi ol bilürirekdür anı kim śaķındı.
Ol kişiler ki ıraḳ olurlar yamanlıġuñ ulularından, fāḥişelerde daḫı, illā kiçiyazuḳlardan. Senüñ Tañrıñuñ raḥmeti geñişlikdür. Ol sizi bilicidür ki sizi evvelde yaratdı, ya‘nī Ādem peyġamberi. Daḫı bilür sizi küçükler‐iken anala‐ruñuz ḳarnında. Pes özüñüzi yaḫşılamañuz, ol müttaḳīleri bilicidür.