Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4519, sondan 1718. ayet; 46. sure ve Ahkaf Suresinin 9. ayetidir. Ahkaf Suresi 9. ayetinin kelime sayisi 24, harf sayısı 74 ve toplam ebced değeri ise 3598 olarak hesaplanmıştır. Ahkaf Suresinin toplam ebced değeri 191977 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (1) م (8) bulunuyor.
Arapça Metin
قل ما كنت بدعا من الرسل وما ادري ما يفعل بي ولا بكم ان اتبع الا ما يوحى الي وما انا الا نذير مبين
De ki: “Ben türedi bir peygamber değilim.[491] Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
Âyetin bu kısmı, Hz.Peygamber’in, peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkan ilk kişi olmadığını, daha önceki peygamberlerin çizgisini takip ettiğini ifade etmektedir. Konuyu vurgulayan diğer âyetler için bakınız: Yûnus sûresi, âyet, 47; Hicr sûresi, âyet, 10; Nahl sûresi, âyet, 43; Mü’min sûresi, âyet, 78; Âl-i İmrân sûresi, âyet, 144.
Burada peygamberliğin başlıca özellikleri şöyle sıralanıyor: a) Bütün peygamberler temel özellikler bakımından birbirine benzerler. Daha önce bir peygamberi tanımış ve ona inanmış olanların sonra gelen hak peygambere inanmasında güçlük olmamalıdır. b) Peygamberler de dahil olmak üzere Allah’tan başka hiçbir varlık –istisnaî durumlarda Allah bildirmedikçe– gaybı bilmez; gelecekte olacaklar da gayba dahildir, nitekim Hz. Peygamber bunu bilmediğini açıkça ifade etmektedir. c) Peygamberlerin özel bilgi kaynakları vahiydir. Vahiy diğer inananlar gibi peygamberler için de bağlayıcıdır; ona uymak, uygun davranmak mecburiyeti vardır. d) Allah’tan emir alarak insanları dinî hayatları bakımından uyarma, dünyada yaptıklarının âhirette nasıl karşılık bulacağını bildirme görevi peygamberlere aittir, onlardan başka –bu mânada– uyarıcı yoktur, âlimler ve eğitimciler bu görevi peygambere tabi olarak yerine getirirler.
“b” şıkkında ifade edilen husus tefsirciler arasında tartışılmıştır. Bazıları, “Onun bilmediği, dünyada olacaklardır, âhirette kimlerin başına nelerin geleceğini bilir” demişlerdir. Bize göre bu bilgi de şahıs şahıs değil, geneldir, iman ve amellerin sonuçlarıyla ilgilidir. Dünyada olsun âhirette olsun onun bildiği münferit, özel, belli olaylar ve olacaklar, istisnaî olarak ve belli hikmetler çerçevesinde Allah’ın bildirmesi, vahyetmesiyle bilinmiştir. Buhârî’nin aktardığı şu bilgi de bu anlayışı açıkça desteklemektedir: Medine’ye hicret eden müminler, oranın yerlilerine misafir edilmeleri için dağıtılmış, Osman b. Ma’zûn isimli sahâbî de misafir kaldığı evde hastalanmış ve âhirete göçmüştü. Cenaze kefenlenmiş halde iken Hz. Peygamber eve gelmiş, evin hanımı ona ölü hakkındaki kanaat ve duygularını şöyle ifade etmişti: “Allah’ın rahmeti üzerine olsun ey Osman! Sana tanıklık ederim ki, Allah’ın ikram ve ihsanına nâil oldun.” Peygamberimiz hanıma, “Ona Allah’ın ihsanda bulunduğunu nereden biliyorsun?” diye sorunca kadın kendine geldi, “Bilmiyorum ey Allah’ın Resulü” dedi. Peygamberimiz de şöyle buyurdu: “O, rabbinden gelen şüphe götürmez gerçekle karşı karşıyadır, ben onun için hayır umuyorum. Yemin ederim ki ben Allah’ın elçisi olduğum halde hakkımda ne yapılacağını bilmiyorum.” Kadın da ekledi: “Vallahi ben de bundan sonra hiçbir kimseyi (‘Onun günahı yoktur, makamı cennettir’ diyerek) tezkiye etmem” (Buhârî, “Cenâiz”, 3).
Mehmet Okuyan
De ki: “Ben elçilerden bir türedi (ilk defa gönderilen) değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
Bu cümle Hz. Muhammed’in ilk peygamber olmadığını, ondan önce nice peygamberlerin gelip geçtiğini, dolayısıyla hiçbir şekilde [bid‘at] üretmediğini ortaya koymaktadır.,Yüce Allah Hz. Muhammed’in gaybı bilemeyeceği gerçeğini bu cümlede de ifade etmekte, böylece gelecekte herhangi bir şeyin olacağını bildiğini söyleyen her kim olursa, hepsinin bu ayete aykırı bir söylemde bulunduğunu ortaya koymuş olmaktadır. Ayette, hiç kimsenin mahşerle ilgili herhangi bir garantisinin olamayacağı bildirilmektedir.,Vahye uymayla ilgili ayetler için bkz. Âl-i İmrân 3:103, dipnot 1.
Bayraktar Bayraklı
De ki: “Ben peygamberler arasında türedi biri değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum ve ben apaçık bir uyarıcıyım.”[551]
De ki: "Ben elçilerden biri (rolüyle kendiliğimden ortaya çıkmış) türedi (asılsız iddialar sahibi bir kişi) değilim, bana ve size (Allah tarafından) ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, sadece Bana vahyedilmekte olana uyuyorum ve Ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim (artık karar size kalmıştır) ."
De ki: İlk gönderilen peygamber değilim ben ve bana ne yapılacağını da bilmem, size ne yapılacağını da; ancak bana vahyedilene uyarım ve ben, apaçık bir korkutucudan başka bir şey de değilim.
De ki: “Ben peygamberlerden ilk defa gelmiş biri değilim. Onların hepsi gibi ben de, bana ve size ne olacağını bilemem. Ben ancak bana vahyolunana uyarım; çünkü ben, sadece bir uyarıcıyım.”
“Ben Allahın Rasullerinin ilki, geçmişte örneği, benzeri olmayan, yenilikler icat eden biri değilim. Bana ve size ne yapılacağını bilemem. Ben, ancak bana vahyedilene, Kurân'a tâbi oluyorum. Ben ancak sorumluluk, hesap ve cezanın varlığını açıklayan apaçık bir uyarıcıyım.” de.
De ki: "Ben peygamberlerin ilki değilim. [1] Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. Sadece bana vahy olunana uyuyorum ve ben apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim.
1.Peygamber sıfatıyla çağrıda bulunan ilk kişi ben değilim.
Ali Bulaç
De ki: 'Ben elçilerden bir türedi değilim, bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahyedilmekte olana uyuyorum ve ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim.'
(Ey Rasûlüm, onlara) de ki: “- Ben peygamberler içinden bir türedi değilim. Bana ve size (dünya ve ahirette bütün tafsilatı ile) ne yapılacağını da bilmiyorum, (gaybi Allah bilir); ancak bana gönderilen vahye uyuyorum. Ben sırf (Allah'ın azabından) korkutan bir peygamberim.
De ki: “Ben peygamberlerden yeni acayip bir peygamber değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. Ben, ancak bana vahiy olunana tabi oluyorum. Ben açık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim.”
Diyesin ki: «Peygamberler içinde ben ilk gelen değilim, bana da, size de O ne yapar bilemem, ben yalnız bana vahyolunan şeye uyarım, ben ancak açık bir kocunduranım»
De ki: “Ben (Allah'ın) resullerinin ilki değilim ve (onlar gibi) ben de bana da size de ne olacağını bilemem, sadece bana vahyolunana uyarım. Çünkü ben sadece açık bir uyarıcıyım.”
“Ben Allah’ın resullerinin ilki değilim” ifadesi, Peygamberimizin de diğer elçiler gibi sadece bir elçi olduğunu, kendisinden önce nice peygamberlerin gelip geçtiğini ve dolaysıyla bu işi kendisinin başlatmadığını, elçilik bakımından da diğer peygamberlerden bir farkının bulunmadığını anlatmaktadır. “Ben, bana da size de ne olacağını bilemem” söylemi, “ben de sizin gibi bir insanım ne kendime ne de size ne olacağını asla bilemem, gaybdan da gelecekten de haber veremem ve ben sadece Allah’ın bana bildirdiği kadarını bilebilirim” demektir. “Ben sadece bana vahyolunana uyarım.” Yani “ben yalnızca Allah’ın koyduğu sınırları gösteririm, kendime göre sınır getiremem, Sırat-ı Müstakim-i tanıtırım fakat yol yapamam, Rabbimin belirlediği hükümleri anlatırım ama kafamdan hüküm veremem, ilahi kanunları söylerim ama kanun koyamam, şeriati tebliğ ederim ancak şeriat ihdas edemem, her konuda görüşümü söylerim ama vahiy ile çelişen hiçbir şey asla söyleyemem.” anlamındadır.
Diyanet İşleri (Eski)
De ki: "Ben peygamberlerin ilki değilim; benim ve sizin başınıza gelecekleri bilmem; ben ancak bana vahyolunana uymaktayım; ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."
Âyetten anlaşıldığına göre, Hz. Peygamber, kendisinden önce birçok peygamber gelip geçtiğini hatırlatmış, kendisinin ve kavminin dünyadaki durumunun ne olacağını bilmediğini belirtmiş, dikkatlerini eski peygamberler ve ümmetlere çekerek onları uyarmıştır.
Edip Yüksel
De ki "Ben türedi bir elçi değilim. Bana ve size ne olacağını da bilmem. Ben, ancak bana vahyedilene uyuyorum. Ben apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim."
Ey Muhammed! De ki: "Ben Peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben ancak bana vahyedilene tabi oluyorum. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.
De ki: ben Peygamberler içinden bir türedi değilim, bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum, yalnız bana gönderilen vahye ittiba' ediyorum, ben başka değil, açık bir nezîrim
De ki: «Ben peygamberlerden ilk defa (gelmiş biri) değilim. Bana ve size ne yapılacağını bilmem. Ben, bana vahy olunmakda bulunanlardan başkasına uymuyorum. Ben (Allahın azâbiyle) apaçık korkutandan başkası da değilim».
De ki: “(Ben, bu hakikatleri beyân eden) o peygamberlerden farklı (şeyler söylemekte) olan biri değilim; ne bana, ne de size ne yapılacağını da bilmem. Doğrusu (ben)ancak, bana vahyedilene tâbi' olurum ve ben sâdece (Allah'ın azâbından haber veren) apaçık bir korkutucuyum.”
Deki “Ben Allah’ın insanlara gönderdiği elçilerden ilki değilim. Ben, bana da, size de ne yapılacağını bilemem. Ben yalnızca bana vahyolunana uyuyorum ve ben yalnızca açık bir uyarıcıyım.”
De ki ben peygamberlerden ilk gelen değilim, «— Bana ve size Allah ne yapacak bilemiyorum [²], Ben ancak bana vahyolunan şeye tâbi olurum. Ben aşikâr surette korkutur bir peygamberden başka bir şey değilim.
İsmail Hakkı İzmirli Ahkaf Suresi 9. Ayet Açıklaması
[2] Yâni dünyada hem bana, hem size bozgunluk, yenmek, hastalık, sağlık, zenginlik, fakirlik, bolluk, kıtlık gibi neler yapılacağını bilmiyorum. Dünyaya ait hadiseleri bilmek peygamberlik vazifelerinden değildir.
Kadri Çelik
De ki: “Ben peygamberlerin ilki (türedisi) değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahyedilmekte olana uymaktayım ve ben apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim.”
Ey Peygamber! Onlara de ki “Bakın, ben daha önce benzeri görülmemiş türedi bir elçi değilim. Benden önce de bu mesajı insanlığa ileten Peygamberler gelmişti. Ayrıca ben, bir melek olduğumu da söylemiyorum. Dolayısıyla, bana ve size neler yapılacağını ve ileride başımıza neler geleceğini bilemem. Ben, ancak bana vahyedilen ilâhî emirlere uyarım ve apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim.”
De ki:
-“Rasûller’den bir türedi değilim.
Size de, bana da ne yapılır, bilmiyorum.
Bana ancak vahyedilene tâbi’ oluyorum.
Ben sadece açık bir uyarıcıyım”.
“Ben peygamberliği ilk defa iddiâ eden birisi değilim,1 (ileride) bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. Ben ancak bana vahyolunana tâbi olurum ve ben sadece apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim.” de.2
1 Yani ben, daha önce hiç örneği görülmemiş, yeni türemiş, türedi, yani ilk olarak Peygamberlik iddia eden yahut hiç bir Peygambere benzemeyen ve kendi kendine Allah’ın izni olmaksızın bir takım örneksiz şeyler ortaya koyan birisi değilim. Âyetin bu bölümü, “Ben hiç örneği görülmemiş, yeni türemiş bir peygamber değilim.” şeklinde tercüme edilebilir.2 Ümm’ül-Alâ’; biz Medine’de muhacirleri kendi aramızda paylaşırdık. Bizim payımıza Osman b. Maz’un düşmüştü. O bizde iken vefat etti. Ben: “Allah’ın rahmeti üzerine olsun, Ey Saib’in babası! Allah sana mutlaka ikramda bulunacaktır” dedim. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v): “Allah’ın ona mutlak ihsanda bulunduğunu sana kim söyledi?” buyurdu. Ben: “Anam-babam sana feda olsun ey Allah’ın Rasulü! Allah ona değil de kime ikramda bulunacak?” dedim. Allah’ın Rasulü (s.a.v): “Ona ölüm geldi. Biz onda sadece hayır gördük. Allah’a yemin olsun ki ben onun cennete girmesini ümit ediyorum. Vallahi peygamber olduğum halde ben, bana da size de ne yapılacağını bilmiyorum” buyurdular. Ben de: “Vallahi bundan sonra hiç kimseyi tezkiye etmeyeceğim” dedim. (Kurtubi, Buhari) Bu ayeti ve hadisi, efendilerinin kendilerini toptan cennete göndereceğine veya dünyadayken kendilerine cennet vadetmelerine inananların iyi düşünmeleri ve Allah’ın hiçbir kulunun Allah’ı ve Allah’ın elçilerini geçemeyeceklerini asla unutmamak gerekir.
Muhammed Esed
De ki: “Ben [Allah'ın] elçilerin[in] ilki değilim; 10 ve [onların tümü gibi] ben de, bana ve size ne olacağını bilemem, 11 sadece bana vahyoluna-na uyuyorum: çünkü ben sadece açık bir uyarıcıyım”.
De ki: – Ben, elçilerin ilki değilim. Gelecekte beni ve sizi nelerin beklediğini de bilmiyorum. Ben, sadece bana vahyedilen Kuran’a uyuyorum. Çünkü ben, apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim. 7/188, 10/15
De ki: “Ben rasullerin ilki değilim;[4507] bana ve size ne yapılacağını ben de bilmem;[4508] ben sadece bana vahyedileni izlerim ve ben sadece (vahyi) olduğu gibi beyan eden bir uyarıcıyım.”[4509]
[4507] Veya: “Ben türedi bir rasul değilim”. Yani: risalet benimle başlamadı, ben bir zincirin halkasıyım; dolayısıyla söylediklerim de ilginç ya da hiç duyulmamış şeyler değil. İbn Abbas, Mücahid, Katâde âyeti böyle anlamışlardır (Taberî). Sözün özü: Hakikat ne eskidir ne yenidir; eskimezdir.
[4508] “Bana da size de ne yapılacağını ben de bilmem” cümlesi, “falanca geleceği biliyor” türünden tüm iddiaları mahkûm eden Kur’anî bir ilkeyi dile getirir. Bu âyetin Rasulullah’ın şahsiyetini inşâ edici rolünü şu rivayet güzel açıklar: Seçkin bir sahabi Medine’ye hicretinin ardından yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak konuk olduğu evde vefat eder. Evin sahibesi Ümmü’l-‘Alâ “Allah sana rahmet etsin ey Ebu Sâib! Ben şahidim ki Allah sana kesinlikle ikram edecektir!” der. O sırada orada bulunan Rasulullah şu tepkiyi verir: “Allah’ın elçisi olduğum halde, yarın bana ne muamele edileceğini vallahi ben bile bilmiyorum” (Buhârî ve İbn Hanbel). Ferrâ bu âyeti, Kureyş’in Allah Rasûlü’ne karşı suikast hazırlıkları bağlamında ele alır.
[4509] “Uyarıcı”nın sıfatı olan mubîn, şu âyet ışığında anlaşılmalıdır: “İşte sana da bu uyarıcı vahyi indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın” (16:44). Ayrıca beyyene fiilinin “eksiksiz iletme, duyurma” anlamında kullanıldığı yerler için bkz: 2:159; 3:187; 5:15.
Ömer Nasuhi Bilmen
De ki: «Ben peygamberlerden ilk evvel olan değilim ve ne bana ve ne de sizlere ne yapılacağını bilmem. Ben başka değil ancak bana vahyolunana tâbi olurum ve ben apaçık bir korkutucudan başka değilim.»
De ki: Peygamber olarak gelen ilk insan ben değilim ki! (Sanki peygamber olduğunu söyleyen ilk insan benmişim gibi nedir bu kadar tepkiniz? )Dünya hayatında benim ve sizin başınıza neler geleceğini bilemem. Ben sadece bana ne vahyediliyorsa ona uyarım. Çünkü ben açıkça uyaran bir elçiden başka bir şey değilim.
Âhirette insanların mâruz kalacakları durumları bildirmek peygamberlerin görevine dahildir. Fakat dünyada neler olacağını bilmek böyle değildir. Onun için mealde “dünya hayatında” kaydını koymak gerekmiştir. Müşriklerin keyfî tahakkümle, alay etme ve işi yokuşa sürme gibi maksatlarla Hz. Peygambere yönelttikleri olur olmaz isteklerinin saçmalığı vurgulanmış ve Peygamberin görevine, kendilerinin ondan nasıl faydalanacaklarına işaret edilmiş oluyor.
Süleyman Ateş
De ki: "Ben türedi bir elçi değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum ve ben apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim."
Peygamberliği ilk defa ben ortaya atmadım, ya da önceki peygamberlerin hiç söylemediği bir şeyi söyleyen, ortaya bid'atlar atan bir peygamber değilim.
Süleymaniye Vakfı
De ki “İlk elçi ben değilim. Bana da size de ne yapılacağını bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece doğruları açıklayan bir uyarıcıyım; o kadar.”
De ki:- Ben, peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size neler yapılacak bilmiyorum. Ben, ancak bana vahyedilene tabi oluyorum. Ben, apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim.
De ki: Peygamberlerin ilki ben değilim. Bana veya size ne yapılacağını da ben bilemem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım; çünkü ben apaçık bir uyarıcıyım.
De ki: "Ben, resuller içinden bir türedi değilim! Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. Bana vahyedilenden başkasına da uymam! Ve ben, açıkça uyaran bir elçiden başkası da değilim."