Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5087, sondan 1150. ayet; 57. sure ve Hadîd Suresinin 12. ayetidir. Hadîd Suresi 12. ayetinin kelime sayisi 22, harf sayısı 109 ve toplam ebced değeri ise 7850 olarak hesaplanmıştır. Hadîd Suresinin toplam ebced değeri 189037 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
يوم ترى المؤمنين والمؤمنات يسعى نورهم بين ايديهم وبايمانهم بشريكم اليوم جنات تجري من تحتها الانهار خالدين فيها ذلك هو الفوز العظيم
Mü’min erkeklerle mü’min kadınların nurlarının, önlerinde ve sağlarında koştuğunu göreceğin gün kendilerine şöyle denir: “Bugün size müjdelenen şey içlerinden ırmaklar akan, ebedî olarak kalacağınız cennetlerdir.” İşte bu büyük başarıdır.
Âhiret hayatına ait önemli bir sahneye yer verilen bu âyetleri, kalabalık bir insan kitlesinin, etrafı uçurumlar ve tehlikelerle dolu bir ortamda, ama karanlıklar içinde yol almaya çalıştıklarını göz önüne getirerek anlamak daha kolay olacaktır. Bu şartlar altında önleri ve yanları özel olarak aydınlatılmış grup hızla ve kolayca yol alabilmekte ve esenliğe kavuşmakta; daha önemlisi kendilerine kurtuluşa erdikleri ve ebedî mutluluğu hak ettikleri müjdesi verilmektedir. İşte bunlar kadınıyla erkeğiyle müminlerdir. Arkalarında ise böyle bir aydınlıktan mahrum, onlara yetişmeye, ışıklarından yararlanmaya çalışan kadınlı erkekli münafıklar topluluğu bulunmakta ve onlara kendilerini beklemeleri veya ışıklarından yararlandırmaları için yalvarmaktadırlar. Ama onlara söylenecek olan şudur: Geriye dönün ve kendinize başka ışık arayın! Bu esnada iki kesim arasına –kapısı olan fakat aşılamaz– bir duvar konmuştur. Muhtemelen müminler kapıdan girecekler, münafıklar dışarıda kalacaklar; içerisi rahmet ve nimetle dolu olacak ama dış tarafında azap bulunacaktır. Münafıkların kullanabilecekleri tek argüman kalmıştır: “Dünyada sizinle beraber değil miydik?” diye sormak. Alacakları cevabın baş kısmı olumludur: “Evet.” Gerçekten, münafıklar içlerindeki inkârcılığı ve müminlere besledikleri husumeti gizledikleri için zâhiren müslüman muamelesi görmüşler, hatta mescidde beraberce namaz bile kılmışlardı. Ne var ki artık her şeyin içyüzü, hakikati ortaya çıkmış ve onların dünyada iken ne yaptığı ayan beyan anlaşılmıştır; bu sebeple müminlerin cevabı şöyle devam edecektir: “Ama siz başınızı belâya kendiniz soktunuz, fırsat kolladınız, hep şüphe içinde oldunuz ve Allah’ın emri gelip çatıncaya kadar geleceğe yönelik kuruntularınız sizi oyaladı; bundan ötürü o aldatan (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırıp durdu.”
12. âyette geçen nûr kelimesi “hidayet” ve “içinde bulundukları hoşnutluk hali” mânasıyla da açıklanmıştır; fakat genel kanaate göre maksat gerçek anlamda “ışık ve aydınlık” demektir. “Sağ yanlarından” ifadesi bazı müfessirlerce “bütün yönlerinden” mânasında anlaşılmıştır. Bazılarınca bu ifadeyle Araplar’da sağ tarafın uğurlu ve değerli sayılması telakkisi arasında bağ kurulmuştur. Diğer bir yoruma göre burada, amel defterlerinin sağ yanlarından verilmesine işaret vardır (İbn Atıyye, V, 261; ayrıca bk. Vâkıa 56:1-10).
13. âyette “Bizi bekleyin de yetişip nurunuzdan bir parça alalım” diye çevrilen cümle, “Bize bakın da nurunuzdan bir parça alalım” şeklinde de anlaşılmıştır. Bu âyetteki “Geriye dönün de başka bir nur arayın!” anlamına gelen sözü meleklerin veya müminlerin söyleyeceği yorumları yapılmıştır. Bu sözde asıl amaç onları azarlamaktır. “Geriye” denirken “nurun elde edilmesine vesile olan amellerin işlendiği dünya” veya “nur taksim edilen yer” ya da –istihza yollu– “arkalarındaki karanlık” kastedilmiş olabilir; fakat ilk ihtimal daha kuvvetli görünmektedir. Yine bu âyette geçen ve “duvar” diye çevrilen sûr kelimesi “a‘râf, münafıkların müminlerden talepte bulunmalarına mani olacak engel, cennet ile cehennem arasında bir set” mânalarıyla açıklanmıştır (Zemahşerî, IV, 65-66; İbn Atıyye, V, 261-262; Şevkânî, V, 197; Elmalılı, VII, 4739-4740; a‘râf hakkında bilgi için bk. A‘râf 7:46-48).
Mehmet Okuyan
Mümin erkeklerle mümin kadınları, (kendilerini aydınlatan) [nûr]larının (ışıklarının) önlerinde ve sağlarında koşarken gördüğün günde, (onlara) “Bugün müjdeniz, içlerinde [ebedî] kalıcılar olarak (kalacağınız), altlarından ırmaklar akan cennetlerdir.” (denecektir). Asıl büyük kurtuluş işte budur!
O gün, mümin erkeklerle mümin kadınları, amellerinin nurları önlerinden ve sağlarından aydınlatıp giderken görürsün. Kendilerine, “Bugün müjdeniz, içinden ırmaklar akan ve süreli kalacağınız cennetlerdir” denilir. İşte büyük kurtuluş budur.
O gün, mü'min erkekleri ve mü'min kadınları, nurları¹ önlerinde ve sağlarında² olduğu halde koşarlarken göreceksin. Bugün müjdeniz; içinde sürekli kalacağınız, içinden ırmaklar akan Cennetlerdir. İşte bu büyük kurtuluştur.
1- Aydınlık, ışık. Gidecekleri yönü belirleyen aydınlık. Dünyada “inanan ve salihatı yapanlar” olmaları, bu yaptıkları bir ışık olarak ahirette önlerini aydınlatacaktır. 2- “Sağ; deyim olarak, bereketli, yüksek mertebe, seçkin, uğurlu, güç ve şeref” anlamına gelmektedir.
Ahmet Akgül
(Mahşerde) O gün, mü'min erkekler ile mü'min kadınları, önlerinde ve sağlarında (dört yanında kutlu aydınlık) nurları koşarken (ışık ve saygınlık saçarken) göreceksin. "Bugün sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz), altından ırmaklar akan cennetlerdir. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur” (denilecektir).
O gün görürsün ki erkek ve kadın, inananların nurları, önlerinde ve sağlarında parlayıp koşmada; müjde bugün size; kıyılarından ırmaklar akan cennetlerde ebedi olarak kalacaksınız ve bu, en büyük kutluğun, murada erişin ve başarının ta kendisidir.
O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları görürsün ki, nurları önlerinde ve sağlarında parlayıp koşuyor. Kendilerine: “Bugün müjdeniz altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir” denilir. İşte büyük kurtuluş budur.
O gün mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların nurlarının önlerinden ve sağlarından koştuğunu görürsün. "Bugün sizin müjdeniz altından ırmaklar akan, içinde sonsuza kadar kalacağınız cennetlerdir." İşte büyük kurtuluş budur.
O gün, mü'min erkekler ile mü'min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. 'Bugün sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz), altından ırmaklar akan cennetlerdir.' İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.
(Hatırla) o günü ki, mümin erkeklerle mümin kadınların nurları, önlerinden ve sağlarından koşar bir halde kendilerini göreceksin. (Melekler onlara şöyle derler): “-Bugün size, müjde olsun! O cennetler ki, altlarından ırmaklar akıyor; içlerinde ebedî olarak kalacaksınız.” İşte en büyük kurtuluş budur...
O günü düşün ki; mümin erkek ve kadınların nurları önlerinde ve sağlarında yürür. (Melekler onlara:) “İşte bugün müjdeniz, içinde ebedî kalacağınız, altlarında nehirler akan Cennetlerdir. En büyük kazanç budur.” (derler.)
O gün erkek, dişi inanmış olanların nurları önlerinden, yanlarından koşacaktır; o gün, müjde sizlere, altından ırmaklar akan cennetler vardır, orda sonsuz kalırlar; bu ulu bir onunçtur
Mü'min erkeklerle mü'min kadınların (iman ve iyi amelleriyle kazandıkları) nurlarının, önlerinden ve sağlarından (aydınlatıp) gitmekte olduğunu göreceğin gün kendilerine şöyle denir: “Bugün size müjdelenen şey içlerinden ırmaklar akan, yerleşip mesken edineceğiniz cennetlerdir.” İşte bu, büyük bir kurtuluştur.
İnanmış erkek ve kadınları, defterleri sağdan verilmiş ve ışıkları önlerinde olarak giderken gördüğün gün onlara şöyle denecektir: "Müjde; bugün içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacağınız cennetler sizindir." İşte bu büyük kurtuluştur.
Mümin erkeklerle mümin kadınları, önlerinden ve sağlarından, (amellerinin) nurları aydınlatıp giderken gördüğün günde, (onlara): Bugün müjdeniz, zemininden ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacağınız cennetlerdir, denilir. İşte büyük kurtuluş budur.
İnanan erkeklerin ve kadınların ışıklarının önlerinden ve sağ yanlarından yayıldığını gördüğün gün, "Müjde, bugün, sürekli olarak kalacağınız altlarından ırmaklar akan cennetler var. Bu, en büyük zaferdir.
O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları görürsün ki nurları, önlerinde ve sağlarında koşuyor. (Kendilerine): "Bugün müjdeniz altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir." (denilir) İşte büyük kurtuluş budur!
O günde ki erkek mü'minlerle kadın mü'minleri — nuurları önlerinden ve sağlarından koşar bir halde görürsün. (Melekler onlara) «Bugün sizin müjdeniz, içlerinde ebedî kalacağınız, altlarından ırmaklar akan cennetlerdir» (diyeceklerdir). İşte bu, büyük muraada ermenin ta kendisidir.
O gün (kıyâmet günü) mü'min erkeklerle mü'min kadınları görürsün ki, nûrları önlerinde ve sağlarında koşuyor. (Onlara denilir ki:) “Bugün sizin müjdeniz, altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalıcı kimseler olduğunuz Cennetlerdir!” İşte en büyük kurtuluş budur!(1)
(1)“İnsan, nûr-ı îmân ile a‘lâ-yı illiyyîne (en yüksek mertebeye) çıkar, Cennete lâyık bir kıymet alır. Ve zulmet-i küfür (küfür karanlığı) ile, esfel-i sâfilîne (aşağıların en aşağısına) düşer; Cehenneme ehil olmaya bir vaziyete girer. Çünki îman, insanı Sâni‘-i zü’l-Celâl’ine (celâl sâhibi san‘atkârına) nisbet ediyor (bağlıyor); îman, bir intisabdır (bağlanmadır). Öyle ise insan, îmân ile insanda tezâhür eden (görünen) san‘at-ı İlâhiye(Allah’ın san‘atı) ve nukūş-ı esmâ-i Rabbâniye (Allah’ın isimlerinin nakışları) i‘tibâriyle bir kıymet alır. Küfür, o nisbeti kat‘ eder (keser). O kat‘dan san‘at-ı Rabbâniye gizlenir. Kıymeti dahi yalnız madde i‘tibâriyle olur. Madde ise, hem fâniye, hem zâile (geçici), hem muvakkat (vakti sınırlı) bir hayât-ı hayvânî olduğundan, kıymeti hiç hükmündedir. (...) Eğer nûr-ı îman, içine girse, üstündeki bütün ma‘nîdâr nakışlar o ışıkla okunur. O mü’min, şuûr ile okur ve o intisabla okutur. Yani: ‘Sâni‘-i zü’l-Celâl’in masnûuyum (eseriyim), mahlûkuyum, rahmet ve keremine mazharım’ gibi ma‘nâlarla insandaki san‘at-ı Rabbâniye tezâhür eder. Demek Sâni‘ine (san‘atkârına) intisabdan ibâret olan îman, insandaki bütün âsâr-ı san‘atı (san‘at eserlerini)izhâr eder (gösterir). İnsanın kıymeti, o san‘at-ı Rabbâniyeye göre olur ve âyine-i Samedâniye (samed olan Allah’a aynalık yapması) i‘tibâriyledir. O hâlde, şu ehemmiyetsiz olan insan, şu i‘tibârla bütün mahlûkāt üstünde bir muhâtab-ı İlâhî (Allah’ın muhâtabı) ve Cennete lâyık bir misâfir-i Rabbânî (Allah’ın misâfiri) olur.” (Sözler, 23. Söz, 101)
İlyas Yorulmaz
O hesap günü, inanan erkeklerin ve inanan kadınların, önlerini ve sağ taraflarını aydınlatmak için ışıklarının arada koştuğunu görürsün. Onlara “Bugün size devamlı kalmak üzere, altlarından ırmakların aktığı cennetlere gireceğinizin müjdesi var” denilir. İşte bu büyük bir kurtuluştur.
Tevhit nurları erkek, kadın mü/minlerin önlerinde, sağlarında çabuk yürürken, mü/minleri o nurların ışığında görürsün, onlara «— Bugün size müjdeler olsun ki ağaçları altından ırmaklar akar uçmaklar hazırdır, orada devamlı kalacaksınız» denecek. İşte büyük kurtuluş budur.
Mümin erkekler ile mümin kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşar iken gördüğünüz gün (onlara), “Bugün sizin müjdeniz, içinde temelli kalıcılar olarak altından ırmaklar akan cennetlerdir” denir. İşte büyük kurtuluş budur.
O Gün zâlimler ve kafirler karanlıklar içinde cehenneme doğru yol alırlarken, inanan erkekleri ve kadınları, göreceksin. Onlar sırat üzerindeyken dünyadaki iman ve onun gereği olan salih amelleri, güzel davranışlarıyla kazandıkları nurları, önlerinden ve sağlarından koşarakCennete doğru onlara yol açarlar. Onlara denilecek ki: “Bugün size müjdeler olsun; sizin ödülünüz, ağaçlarının altından ırmaklar çağıldayan ve sonsuza dek içinde yaşayacağınız cennet bahçeleridir. İşte en büyük kurtuluş budur!”
Erkek Müminler’i ve kadın Müminler’i görürsün ki; onların nûru önlerinden ve sağlarından koşmaktadır.
Sizin müjdeniz, O Gün, içinde sürekli kalacağınız, altından Irmaklar akan cennetlerdir.
İşte bu Çok Büyük Başarı’dır / Kurtuluş’tur.
O gün, inanan erkeklerin ve inanan kadınların (îmanlarının) nurlarını, onların önlerinden ve sağ taraflarından koşarken görürsün. Ve o gün onlara: “Bugün müjdeler olsun size! İçerisinde ebedî olarak kalacağınız, zemîninden ırmaklar akan cennetler, sizindir. İşte bu, en büyük kurtuluştur.” denilir.
bütün mümin erkekleri ve mümin kadınları önlerinde ve sağ taraflarında hızla yayılan ışık dalgalarıyla 12 göreceğin Gün, [o Gün onlar şu hitapla karşılanacaklar:] “Bugün size bir müjde (var): içinden ırmaklar akan, mesken edineceğiniz bahçeler! Bu, en büyük mazhariyettir!”
İşte O gün, mümin erkekleri ve mümin kadınları önlerinde ve sağ yanlarında kazandıkları nurlarıyla aydınlanmış olarak hızla ilerlerken görürsün. – Müjdeler olsun size! Şimdi girin tabanından ırmakların çağladığı ve içinde kalacağınız cennetlere, işte budur muhteşem zafer! Denilecek. 80/38-39
Bütün mü’min erkekleri ve mü’min kadınları önlerini ve sağ taraflarını aydınlatan nurlarıyla hızla ilerlerken[4943] gördüğün gün (onlara): “Bugün size müjde var: Zemininden ırmaklar akan, içinde yerleşip kalacağınız cennetler!.. Bu, işte budur muhteşem zafer!”
Mustafa İslamoğlu Hadîd Suresi 12. Ayet Açıklaması
[4943] Bu dünyanın sahte yıldızlarına/starlarına karşılık, kalıcı dünyanın etraflarına ışık saçan gerçek yıldızları onlar olacak.
Ömer Nasuhi Bilmen
O gün mü'minleri, ve mü'mineleri göreceksin ki, nûrları önlerinde ve sağ taraflarından koşar. (Onlara denilecektir ki:) Bugün sizin müjdeniz cennetlerdir ki, onların altlarından ırmaklar cereyan eder, içlerinde ebedîyyen kalıcılarsınız, işte bu, en büyük bir necâttır.
Gün gelir, mümin erkekleri ve mümin kadınları, önlerinde ve sağ taraflarındaki nurlarıyla, koşarcasına cennete doğru ilerlediklerini görürsün. Kendilerine: “Bugün size müjdeler olsun! Buyurun, içinden ırmaklar akan cennetlere, ebedî kalmak üzere girin! ” denilir. İşte en büyük başarı ve mutluluk budur.
Hz. Peygamber (a.s.) kıyamet günü, kendi ümmetinin mensuplarını abdest izinden ötürü alınları, elleri ve ayaklarındaki nurla tanıyıp ayırd edeceğini bildirmiştir. İbn Ebî Hatim, Ebû Ümame’den şöyle bir hadis nakletmiştir: “Kıyamet günü bir karanlık salınır, öyle ki ne mümin ne de kâfir avucunu dahi göremez. Ta ki Allah Teâlâ müminlere amelleri kadar nur gönderinceye kadar.” Taberî ve Beyhakî İbn Abbas’ın şöyle dediğini naklederler: “İnsanlar karanlıklar içinde iken, Allah Teâlâ bir nur gönderir. Müminler o nuru görünce o tarafa doğru yönelirler. İşte bu nur, onların cennete girmeleri için Allah tarafından gönderilen bir kılavuz olur.”
Süleyman Ateş
O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları; ışıkları, önlerinde ve sağlarında koşar durumda görürsün. (Kendilerine): "Bugün müjdeniz, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacağınız cennetlerdir." (denilir). İşte büyük başarı budur!
Bir gün inanıp güvenen erkeklerle inanıp güvenen kadınların ışıklarının, önlerinden ve sağlarından saçıldığını göreceksin. Onlara: “İçinden ırmaklar akan bahçeler bugün sizin müjdenizdir; orada ölümsüzleşeceksiniz” denir. İşte bu, büyük bir kurtuluştur.
O gün, mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların nurlarının önlerinden ve sağlarından koştuğunu görürsün.-Müjde, bugün, alt tarafından ırmaklar akan ve içinde daimi kalacağınız cennetler sizindir. İşte O, en büyük kurtuluştur.
O gün mü'min erkekleri ve mü'min kadınları görürsün ki, nurları önlerinde ve sağlarında koşmaktadır.(10) Bugün sizin müjdeniz, altlarından ırmaklar akan Cennetlerdir; ebediyen orada kalacaksınız. İşte bu pek büyük bir kazanç ve kurtuluştur.
(10) Peygamberimiz buyuruyor ki: "Ben kıyamet gününde secde izni verileceklerin ilkiyim. Secdeden kalkma izni verileceklerin de ilkiyim. Secdeden başımı kaldırdığımda bakarım, önümde, diğer ümmetler arasından ümmetimi tanırım. Sağıma bakar, ümmetimi tanırım. Soluma bakar, ümmetimi tanırım.” Ümmetini nasıl tanıyacağını soran kimseye de Peygamberimiz şu cevabı vermiştir: “Abdest yüzünden parıl parıl parlarlar; onunla tanırım. Kitapları sağdan verilir; onunla tanırım. Yüzlerinde secde izi vardır; onunla tanırım. Bir de önlerindeki ve sağ taraflarındaki nurlarıyla tanırım.” Diğer yandan, kıyamet günü insanlar karanlık içindeyken Allah’ın mü’minlere, yaptıkları işlere göre nur göndereceği, bunlardan en büyüğünün dağ kadar olacağı, en küçüğünün ise parmağını aydınlatacak kadar olacağı ve bir sönüp bir yanacağı rivayet edilmiştir. (Müstedrek, 2: 250, no. 3784, 3785.)
Yaşar Nuri Öztürk
Gün olur, mümin erkeklerle mümin kadınları, ışıkları önlerinde ve sağ yanlarında koşar görürsün. Şöyle denilir: "Bugün size, altlarından ırmaklar akan cennetler müjdeleniyor. Sürekli kalıcısınız içlerinde." İşte büyük başarının ta kendisidir bu.
Ol gün ki göresin mü’minleri ve mü’mine ‘avratları. Yürüye nūrları ileyle‐rince ve yanlarınca. Size muştılıḳ bu gün cennetlerdür ki aḳar altlarındanırmaḳlar. Ebedī ḳalurlar anda. Oldur ulu sa‘ādete yitişmek.