Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5142, sondan 1095. ayet; 59. sure ve Haşr Suresinin 16. ayetidir. Haşr Suresi 16. ayetinin kelime sayisi 17, harf sayısı 68 ve toplam ebced değeri ise 4555 olarak hesaplanmıştır. Haşr Suresinin toplam ebced değeri 129416 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
كمثل الشيطان اذ قال للانسان اكفر فلما كفر قال اني بريء منك اني اخاف الله رب العالمين
Münafıkların durumu ise tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana, “İnkâr et” der; insan inkâr edince de, “Şüphesiz ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” der.
Nadîroğulları’yla gizli gizli haberleşip Hz. Peygamber ve ashabına karşı direnmeleri için onlara yardım vaadinde bulunan münafıkların sonuçsuz kalan girişimlerine ve bu iki grubun zaaflarına değinilerek Hz. Peygamber’in ve müslümanların mâneviyatı yükseltilmekte; aynı zamanda dolaylı bir üslûpla müminler, karakter bozukluğuna yol açan bu tür davranışlardan sakındırılmaktadır. Sûrenin başından bu kümenin sonuna kadarki kısmının Benî Nadîr’in sürgün edilmesi olayının bitiminden sonra nâzil olduğu anlaşılmaktadır. Burada şimdiki veya geniş zaman kullanılmış olması Kur’an’da benzerlerine rastlanan bir üslûp olup bu âyetlerin olaydan önce inmiş olduğunu göstermez (İbn Âşûr, XXVIII, 98-99; Derveze, VIII, 220-221). Bununla birlikte bu kısmın münafıkların gizli muhaberelerini Resûlullah’a bildirmek üzere olay sırasında inmiş olması da ihtimal dışı değildir. Elmalılı –özellikle şimdiki zaman kullanılmasından hareketle– bu ihtimali tercih etmektedir (VII, 4855-4856). Öte yandan, özellikle 11 ve 12. âyetlerde yer alan şart cümleleri dolayısıyla hatıra gelebilecek sorulara cevap olmak üzere birçok müfessirin belirttiği üzere, burada bire bir muayyen bir olayın tasvirinden çok münafıkların ve sözlerine sadakat göstermeyen yahudilerin karakter yapılarıyla ilgili genel bir anlatımın söz konusu olduğu da göz ardı edilmemelidir. “Yandaşlar” diye çevirdiğimiz 11. âyetteki ihvân (kardeşler) kelimesinin “inkâr eden” sıfatıyla birlikte kullanılmış olması, münafıklarla yahudilerin bazı inançlarda kesiştiklerini göstermektedir. Buna göre “Ehl-i kitap’tan inkârcı yandaşları” diye çevrilen ifade, bu iki kesimin, Hz. Muhammed’in peygamberliğini inkâr hususunda birleştiklerini belirtmektedir (İbn Âşûr, XXVIII, 99). 12. âyetin son cümlesinden 15. âyetin sonuna kadar özne ve tümleç olarak yer alan “onlar” zamirleriyle yahudilerin ve bunlarla iş birliği yapmaya kalkışan münafıkların birlikte kastedilmiş olması muhtemeldir; fakat bu kısımdaki tasvir yahudilerin durumuna daha uygun düşmektedir. 13. âyette onların Allah’tan çok müslümanlardan korktuğu belirtilirken “yüreklerinde” kaydının konması, bazı müfessirlerce, bu konuda da iki yüzlü davrandıklarına delâlet bulunduğu şeklinde yorumlanmıştır. Buna göre anlam şöyle olmaktadır: Onlar derin bir Allah korkusu taşıdıkları izlenimi verirler, halbuki gerçekte sizden korkmaktadırlar. Fakat bu cümleyi “Onlar kendilerine cesur görüntüsü veren kimseler oldukları için size karşı taşıdıkları korkuları gizlerler; ama yüreklerinde size karşı büyük bir korku taşımaktadırlar” şeklinde yorumlamak da mümkündür (Zemahşerî, IV, 83). Âyetin sonunda “anlayışı kıt bir topluluk oldukları”nın ifade edildiği göz önüne alınırsa, asıl maksadın söz konusu kimselerin Allah’tan çok insanlardan korktuklarını hatırlatıp müminlerden kısa vadede gelebilecek zararı hesap ettikleri halde ileride Allah’ın kendilerine vereceği cezayı göz ardı etme basiretsizliklerini eleştirmek olduğu söylenebilir (İbn Atıyye, V, 289). 14. âyetin “Onların topu birden sizinle, ancak müstahkem yerlerde ve siperler ardında olduklarında savaşırlar” diye çevrilen kısmını, ilgili yorumlar ışığında şu iki şekilde açıklamak mümkündür: a) “Onlar toplu haldeyken bile sizinle, müstahkem yerlerde ve siperler ardında olmaksızın savaşa girmezler”; b) “Onlar ittifak edip sizinle birlikte savaşmazlar, her bir grup kendi kalesinde, güvenli bölgesinde savaşabilir.” Burada geçen ve “topu birden” diye tercüme edilen cemîan kelimesi ve cümle içindeki rolü hakkında yapılan farklı yorumlardan çıkan ortak sonuç şudur: Müslümanlar münafıkların ve ahidlerini bozan yahudilerin blöflerine aldırış etmemelidir; zira onlar bütün şartlarda savaşı göze alacak cesaret ve özveri duygusuna ve müşterek bir gaye uğruna canlarını feda edebilecek imana ve ruha sahip değildirler; böyle bir birlik ruhu içinde değil, sadece kendilerini sağlama alabildikleri durumlarda veya bulundukları mevzide kendilerini korumak üzere savaşırlar (Râzî, XXIX, 289-290; İbn Âşûr, XXVIII, 104-105). Yine bu âyette geçen be’s kelimesi “güç, azap, sıkıntı, kuvvetli muharebe ve çekişme” gibi mânalara gelmektedir ve âyetin, “Kendi aralarındaki gerginlik ve çatışma şiddetlidir” diye çevrilen kısmı için buradaki bağlama göre değişik açıklamalar yapılmıştır, bunların başlıcaları şunlardır: a) Aralarında gönül bağı yoktur, birlik beraberlik ruhundan yoksundurlar, gerçekte birbirlerine düşmandırlar. Âyetin devamı bu mânayı destekler niteliktedir. b) Onların güç ve cesaretleri birbirlerine karşıdır; müminlere karşı savaşacak olsalar aynı kuvvet ve cesareti koruyamazlar. c) Onlar kendi aralarında savaş konusunu hararetli biçimde tartışırlar, güçlü olduklarından söz ederler ama bu, sözden öteye geçmez; iş ciddiye binince siperlerin arkasına siner kalırlar (Râzî, XXIX, 290). Bu âyette, bir toplumun birlik ve beraberlik ruhu içinde olmaması durumunun “aklını iyi kullanmamaları” gerekçesiyle açıklanması, toplumsal dayanışmanın sırf duygu bağları temeline değil aynı zamanda rasyonel esaslar üzerine dayalı olabileceğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Nitekim Hz. Peygamber Medine’ye hicret ettiğinde oradaki muhtelif sosyal gruplarla karşılıklı hak ve vecîbeleri düzenleyen bir hukukî metin hazırlayıp ilgililere imzalatmış, bu taahhütlere uyulduğu sürece –farklı inanç gruplarından oluşmasına rağmen– Medine toplumu huzur ve güven içinde olabilmişti (bk. Mehmet Akif Aydın, “Anayasa”, DİA, III, 153-154). Bazı müfessirler 15. âyette geçen “kendilerinden az öncekiler” anlamındaki ifadeyle, Bedir Savaşı’nda perişan olan müşriklerin durumuna atıfta bulunulduğu kanaatindedirler. Fakat bu savaş sonrasında ahidlerini bozmaları sebebiyle Medine’den sürgün edilen Benî Kaynuka‘ yahudilerinin durumunun kastedilmiş olması ihtimali daha kuvvetli görünmektedir. Şöyle ki, Bedir Savaşı sonrasında Benî Kaynuka‘ mensupları müslümanları çekemedikleri için Hz. Peygamber’le aralarındaki antlaşmayı ihlâl edici konuşmalar yapmaya başlamışlar ve bu tavırları sebebiyle Resûlullah tarafından uyarılmışlar, ama onlar Hz. Peygamber’e küstahça bir cevap vermişlerdi (bk. Âl-i İmrân 3:12). Nihayet bir gün Medine çarşısında kuyumculuk yapan bu kabileye mensup bir esnafın müslümanlardan bir hanımın iffetine dokunan ve onu aşağılayan eylemi bardağı taşıran damla oldu. O esnaf oradan geçen bir müslüman tarafından öldürülünce antlaşmayı feshettiklerini açıkça ilân edip kalelerine kapandılar ve savaş haline girdiler. Müslümanlar tarafından yapılan kuşatma sonunda teslim oldular ve sürgün edildiler (ayrıca bk. Enfâl 8:55-57). Burada münafıkların ve geçmiş ümmetlerdeki benzerlerinin kastedildiği yorumu da yapılmıştır. Ancak İbn Atıyye bunun mâkul bir yorum olabilmesi için Hz. Mûsâ dönemi gibi nisbeten yakın bir zaman olarak düşünülmesi veya “az önce”yi “tatma”nın zarfı olarak kabul edip bu cümleye, “Onların durumu kendilerinden az önce cezalarını tadanların durumu gibidir” şeklinde mâna verilmesi gerektiğini belirtir (V, 290). 16. âyette iki yüzlülük ederek insanları kandıran münafıkların bu yöntemi şeytanın insanı doğru yoldan saptırırken uyguladığı taktiğe benzetilmiştir (ayrıca bk. İbrâhim 14:22). Ama –17. âyette belirtildiği üzere– bu ilişkide kendisine uyulan gibi uyanın da sonu ateştir; çünkü kendisine verilen irade gücünü doğru istikamette kullanmamıştır. Şu halde –burada söz konusu edilen olayda– münafıklar yaptıkları tahriklerin karşılığını görmeye, aynı şekilde yahudiler de münafıklara uymanın sonuçlarına katlanmaya mahkûmdurlar; benzer durumlar da buna göre düşünülmelidir (buradaki benzetmeyi muayyen bazı kişilerin yaptıklarıyla açıklama örnekleri için bk. Taberî, XXVIII, 49-50; Elmalılı, VII, 4861-4863).
Mehmet Okuyan
(Münafıkların durumu) tıpkı şeytan(ın durumu) gibidir. Hani şeytan, insana “İnkâr et!” der. (İnsan) inkâr edince de “Şüphesiz ki ben senden uzağım; şüphesiz ki ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım!” der.
Benzer mesaj: Enfâl 8:48. Burada verilmek istenen mesaj şeytanın da aslında Yüce Allah’ı bildiği, tanıdığı ve O’ndan korktuğudur. Hz. Âdem için Yüce Allah’a secde emrine karşı kibirlilik gösterdiği için huzurdan kovulmuştur. Bazı nankör, azgın ve sapkın insanlar şeytanı bile geride bırakacak şekilde isyana ve azgınlığa düşünce şeytan onlardan uzak olduğunu ilan etmektedir.
Bayraktar Bayraklı
Münafıklar şeytan gibidirler. Çünkü şeytan insana, “İnkâr et” der. İnsan inkâr edince de, “Ben senden uzağım; çünkü ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım” der.[624]
[624] Şeytanın aldatması hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XIX, 171-173.
Erhan Aktaş
Onların¹ durumu tıpkı şeytanın² durumu gibidir.³ İnsana: “Kâfir ol.” der. Ne var ki insan kâfir olunca da: “Kesinlikle ben senden uzağım, ben Âlemlerin Rabb'i olan Allah'tan korkarım.” der.
1- Münafıkların. 2- Şeytani karaktere sahip kişiler ve güçler. Kur'an'a göre, Şeytan; haktan uzak olan, gerçekliğe aykırı hareket eden her türlü güç, kurum ve kişinin ortak karakteristik adıdır. 3- Şeytanın insanı kandırmasına benzemektedir.
Ahmet Akgül
(Yahudileri kandıran münafıkların durumu da) Tıpkı şeytanın durumuna benzer ki; (önce) insana: "İnkâr et" deyip (onu kandırıvermiştir), onlar inkâr edince de: "Ben senden uzağım; ben âlemlerin Rabbi (olan) Allah'tan korkarım!" demişti.
Şeytan gibi, hani insana, kafir ol der de insan kafir oldu muydu, şüphe yok ki der, ben senden tamamıyla uzağım, şüphe yok ki ben, alemlerin Rabbi Allah'tan korkarım.
Yahudileri aldatan münafıkların durumu da, tıpkı şeytanın durumuna benzer ki; insana “İnkar et!” dedi, insan da inkâr edince: “Ben senden uzağım, senin yaptıklarından sorumlu değilim, ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım” dedi.
Müslüman görünerek İslâm'a karşı gizli eylem planları ve eylem yapan münâfıkların durumu, tıpkı şeytanın durumu gibidir. Şeytan insana:
“İnkâr et, nankörlük et” der. İnkâr edip nankörlük edince de:
“Benim seninle ilgim yok, senden uzağım. Ben, âlemlerin, bütün varlıkların Rabbi Allah'tan korkarım.” der.
Tıpkı şeytanın durumu gibi. O insana: "İnkar et" dedi. (İnsan) inkar edince de: "Ben senden uzağım. Doğrusu ben alemlerin Rabbi Allah'tan korkuyorum" dedi.
Şeytanın durumu gibi; çünkü insana 'İnkâr et' dedi, inkâr edince de: 'Gerçek şu ki, ben senden uzağım. Doğrusu ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım' dedi.
(Yahudi'leri savaşa teşvik hususunda münafıkların hali), şeytanın hali gibidir: Hani insana “Kâfir ol.” demişti de, kâfir olunca: “- Ben, senden berîyim; çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'dan korkarım.” deyiverdi.
Onların durumu, o şeytanın örneğine benzer. Ki insana, “inkâr et!” dedi. İnsan inkâr edince, “Ben senden beriyim. Ben, âlemlerin sahibi olan Allah’tan korkarım” dedi.
Münafıkların durumu ise tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana: “İnkâr et” der; (insan) inkâr edince de: “Şüphesiz ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'ın (azabından) korkarım” der.
Her zaman olduğu gibi şeytanın, körük çekerek günahkârı önce coşturması ve daha sonra yarı yolda bırakması hakkındaki bu temsili ifade, daha farklı bir üslup içinde Enfal suresinin 8:48 ayetinde de geçmektedir: “Hani şeytan (Bedir’de savaştan hemen önce) yaptıkları işleri kendilerine güzel göstererek (inkârcılara): ‘Bugün insanlardan sizi yenecek kimse yok, ben sizin arkanızdayım’ demişti. Fakat iki ordu birbirini görünce, (şeytan) birdenbire geri dönerek: ‘Benim sizinle hiçbir ilgim yok, ben sizin görmediğiniz (melekler)i görüyorum ve ben Allah’tan sakınırım, çünkü Allah’ın azabı çok şiddetlidir’ demişti.”
Diyanet İşleri (Eski)
İkiyüzlülerin durumu insana: "İnkar et!" deyip, insan da inkar edince: "Doğrusu ben senden uzağım; Alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" diyen şeytanın durumu gibidir.
Münafıkların durumu tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana «İnkâr et» der. İnsan inkâr edince de: Ben senden uzağım, çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım, der.
Onlar tıpkı şeytan gibidir: İnsana, "İnkar et" der. Sonra o inkar edince de, "Benim seninle bir ilişkim yok. Ben, evrenlerin Rabbi ALLAH'tan korkarım," der.
(Yahudileri kandıran münafıkların durumu da) tıpkı şeytanın durumuna benzer ki insana "İnkâr et." dedi, (insan) inkar edince de: "Ben senden uzağım, ben âlemlerin Rabb'i Allah'tan korkarım!" dedi.
(Yahudileri muhaarebeye teşvıyk eden münafıkların haali de) şeytanın haali gibidir. Çünkü (şeytan) insana «Küfret» der de o küfredince «Ben hakıykaten senden uzağım. Çünkü ben aalemlerin Rabbi olan Allahdan korkarım» der!
(Münafıklar) Şeytanın durumu gibi, insana “Doğruları inkâr et” dediğinde, insan inkâr ettiği zaman “Ben (inkâr etmenden dolayı) senden uzağım, ben âlemlerin Rabbi Allah’dan korkarım” der.
Münafıkların, Yahudileri aldatma hususundaki hali şeytanın hali gibidir ki insana «— Kâfir ol» der [³]. İnsan kâfir olunca şeytan «— Benim seninle ilişiğim yoktur; çünkü âlemlerin Rabbi olan Allah/tan korkarım» der.
İsmail Hakkı İzmirli Haşr Suresi 16. Ayet Açıklaması
[3] Yâni küfür işlemek üzere iğva eder.
Kadri Çelik
(İkiyüzlülüklerinin durumu,) İnsana, “İnkâr et” deyip insan da inkâr edince, “Doğrusu ben senden uzağım; âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım” diyen şeytanın durumu gibidir.
Yahudileri kışkırtan münâfıkların durumu, şeytanın durumuna ne kadar da benziyor: Şeytan, insana vesvese vererek, “Allah’ın ayetlerini inkâr et! Korkma, ben senin yanındayım!” der fakat insan onun sözüne güvenip Rabb’ini inkâr edince hemen ardından Bedir savaşında olduğu gibi (8. Enfal: 48) aynı şekilde Hesap Gününde de onu yapayalnız bırakarak, “Ben seni tanımıyorum ve yaptıklarının sorumluluğunu da kabul etmiyorum! Çünkü ben her ne kadar isyankâr olsam da, âlemlerin Rabb’i olan Allah’tan korkarım!” der.
(Onlar); insana önce “inkâr et” diyen kâfir olunca da: “(Artık) ben senden uzağım. Doğrusu ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” diyen o şeytan gibidirler.
tıpkı Şeytanın insana: “Hakikati inkar et!” deyip [insan da] inkar edince, “Bak, ben senden, (senin yaptıklarından) sorumlu değilim: ben bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım!” 23 dediği zaman[ki] gibi.
Onların durumu; insana “Kâfir ol” diye telkinde bulunan, sonra da insan kâfir olunca; “Ben senden uzağım zira ben âlemlerin Rabbi Allah’tan korkarım” diyen şeytanın durumu gibidir. 8/48, 14/22
Tıpkı malum şeytan örneğinde olduğu gibi: Hani o insana “inkâr et” diye telkin eder, ona uyup inkâr edince de “Ben senin yaptığından sorumlu değilim, çünkü ben âlemlerin Rabbi Allah’tan korkarım” der.[5026]
[5026] Bu “şeytan”lar, 11. âyette tarif edilen münafık tipler olmalıdır. Önce ayartırlar, sonra da hiçbir sorumluluk üstlenmezler. şeytanın “Ben Allah’tan korkarım” demesi, münafıklığını gösterir. Bu pasajın en çarpıcı yanı, şeytan rolüne, inkârcı Yahudilerin değil münafıkların lâyık görülmesidir. Zira onlar Yahudilerin gözünde hain ve dönek, Müslümanların gözünde onursuz ve alçak konumuna düştüler. Sonuç: Her nifakta bir şeytanlık gizlidir (Benzer temsilî diyaloglar için bkz: 14:22; 50:27).
Ömer Nasuhi Bilmen
Şeytanın meseli gibi ki, vaktiyle insana «Kâfir ol!» dedi, Vaktâ tâ ki kâfir oldu. (Şeytan) Dedi ki: «Şüphe yok ben senden uzağım. Muhakkak ki ben âlemlerin Rabbinden korkarım.»
Yahudileri savaşa teşvik eden münafıkların durumu ise tıpkı şeytan'ın durumuna benzer ki o, insana: “Dine inanma, reddet! ” diye telkin eder. O kendisine kulak verip kâfir olunca da şöyle der: “Ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbinden korkarım! ”
(Onların durumu) Tıpkı şeytanın durumuna benzer ki insana "İnkar et" dedi. (İnsan) inkar edince de: "Ben seden uzağım, ben alemlerin Rabbi Allah'tan korkarım!" dedi.
Bunlar şeytan gibidirler; şeytan insana: "Görmezlikten gel (kafir ol)” der, o da görmezlikten gelirse, (şeytan) bu kez şöyle demeye başlar: "Benim seninle ilgim olmaz; ben varlıkların Sahibi olan Allah'tan korkarım."
Şeytanın hali de böyledir. İnsana “Kâfir ol” der. O kâfir olduğunda da “Ben senden uzağım; çünkü ben Âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım” deyiverir.
Durumları, şeytanın durumuna benziyor. Hani, şeytan insana, "Küfret/inkâr et!" der, insan küfür ve inkâra sapınca da şöyle konuşur: "Vallahi ben senden uzağım; ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım!"
şeyŧān beñzeri gibi kim şeyŧān beñzeri gibi kim ol vaķt kim eyitti ādemiye: “kāfir ol” pes ķaçan kim kāfir oldı eyitti “bayıķ ben bįzarvan senden bayıķ ben ķorķarın Tañrı’dan 'ālemler çalabı’sı.”