Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
5183, sondan
1054. ayet;
62. sure ve
Cum'a Suresinin
6. ayetidir.
Cum'a Suresi 6. ayetinin kelime sayisi
18, harf sayısı
71 ve toplam ebced değeri ise
3961 olarak hesaplanmıştır.
Cum'a Suresinin toplam ebced değeri
59645 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
قل يا ايها الذين هادوا ان زعمتم انكم اولياء لله من دون الناس فتمنوا الموت ان كنتم صادقين
قلياايهاالذينهادواانزعمتمانكماولياءللهمندونالناسفتمنواالموتانكنتمصادقين
Kul yâ eyyuhâ-lleżîne hâdû in ze’amtum ennekum evliyâu li(A)llâhi min dûni-nnâsi fetemennevû-lmevte in kuntum sâdikîn(e)
De ki: “Ey Yahudi akidesini benimseyenler! Bütün insanlar değil de, yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ediyorsanız, (bunda da) samimi iseniz haydi ölümü isteyin!”
Esasen yahudi telakkisine göre iman esaslarının ayrıca bildirilmesine gerek yoktur; zira her yahudi dünyaya gelişiyle birlikte, Allah’la çeşitli peygamberler ve özellikle Hz. Mûsâ arasında yapılan ilâhî ahde bağlı olmaktadır. Hatta bu sebeple ayrıca bir iman ikrarı ve bunun için gerekli formül uzun süre tesbit edilememiştir. Söz konusu ahid tabii ki öncelikli olarak Allah’ın peygamberleri aracılığıyla bildirdiklerine sahip çıkma, onları gizlememe ve gereğini yerine getirme taahhüdünü içeriyordu (bk. Âl-i İmrân
3:81, 187). Ne var ki kendilerine Tevrat yüklenen yani onunla yükümlü tutulan (Zemahşerî, IV, 96-97) yahudiler bu sözlerini hatırlamak istemediler. Ama bu yükümlülüğü inkâr da edemedikleri için Tevrat’ın yükü sırtlarında kalmış oldu. Bu yük omuzlarında hissettikleri bir sorumluluk olmaktan çok sırtlarında taşıdıkları bir ağırlık halinde kaldığı için, bu tutumu benimseyenler 5. âyette oldukça ağır bir benzetme yapılarak eleştirilmiştir. Sırtında koca koca kitaplar taşıdığı halde onların sadece maddî ağırlığı altında ezilen ama kendisiyle onların içerikleri arasında bir bağ kurma yeteneğine sahip olmayan merkep benzetmesi, bir mesel (somut düşünmeyi ve sonuçlar çıkarmayı kolaylaştıran canlı bir örnek) olduğu için kuşkusuz sırf Tevrat’la yükümlü tutulanlara değil benzer tutumu benimseyen bütün ilâhî dinlerin mensuplarına yöneltilmiş bir eleştiri ve uyarı niteliğindedir. Âyetin son cümlesi de bu uyarının genel olduğunu göstermektedir. Bakara sûresinin 94. âyetinde de yahudilere, şayet Allah katında âhiret yurdunun başka insanlara değil sırf kendilerine ait olduğu iddiasında samimi iseler, ölümü istemeleri çağrısı yapılmış ve 95. âyetinde bunu asla yapamayacakları belirtilmiştir. Bu ifadeden onların âhiret mutluluğunun sırf kendilerinin olacağını iddia ettikleri anlaşılmaktadır. Burada ise âhiretle ilgili kuruntularına değil, bütün insanlar içinde yalnız kendilerinin Allah’ın dostları oldukları iddiasına gönderme yapılmakta, ama kendisinden kaçıp durdukları ölümü asla temenni etmeyecekleri hatırlatılarak bu iddialarında da samimi olmadıklarına dikkat çekilmektedir. Kur’an’ın değişik âyetlerinden anlaşıldığına göre ilâhî dinlerin temel iman esasları aynıdır, Hz. Mûsâ’ya bildirilenle Hz. Muhammed’e bildirilen arasında bu açıdan fark yoktur. Halbuki Bakara sûresinin 96. âyetinin tefsiri sırasında belirtildiği üzere Hz. Mûsâ’ya nisbet edilen bugünkü Tevrat’ta âhiret fikri zayıf ve müphem olup ölüm sonrası diriliş ve âhiret hayatıyla ilgili bilgiler ve inanç esasları ancak tarih olarak oldukça geç dönemlere ait kutsal kitap metinlerinde yer tutabilmiştir. Kanaatimizce, birçok çağdaş Kitâb-ı Mukaddes araştırmacısı tarafından kabul edilen mevcut Tevrat’ın, farklı metinlerin bir araya getirilmesi sonucunda oluşturulduğu ve aynı kaynaktan gelmediği yönündeki tesbit de dikkate alındığında, Tevrat’taki bu durum ile yahudilerin kendi yapıp ettikleri yüzünden ölüm sonrasına ait beklentilerinin zayıflamasından söz edilen bir bağlamda Tevrat’la ilgili sorumluluklarının bilincinde davranmadıkları eleştirisine yer verilmesi arasında bir bağ kurularak, yahudilerin Tevrat’ın bu konuya ilişkin içeriğini korumada kusurlu davrandıkları uyarısının yapıldığı sonucuna ulaşılabilir. 5. âyetin “Allah’ın âyetlerini yalan sayan kavmin misali ne kötü!” şeklinde çevrilen son cümlesi de bu kanaati desteklemektedir. Şu var ki bu husus, 5. âyette belirtildiği üzere, (yazılı) Tevrat ile sınırlıdır ve Yahudilik’te âhiret inancının bulunmadığı anlamına gelmemektedir. Hatta aksine, konuya ilişkin araştırmalar yahudi tarihi boyunca –ifade ediliş biçimi, içinde yaşanan çağa, coğrafyaya ve kültüre göre farklılıklar taşısa da– öldükten sonra hayatın devam ettiği fikrinin ve âhiret inancının var olduğunu ortaya koymaktadır (bu konuda bilgi, özellikle Tora’da (Tevrat) ölüm sonrası hayatın varlığını gösteren bazı pasaj ve ifadelere dikkat çeken açıklamalar için bk. İsmail Taşpınar, Duvarın Öteki Yüzü / Yahudi Kaynaklarına Göre Yahudilik’te Ahiret İnancı, İstanbul 2003). Bakara sûresindeki çağrı ile burada yapılan çağrı arasındaki ortak nokta ise, ölümü asla istemeyeceklerinin asıl sebebi öteki hayata dönük ümitlerini söndürecek derecede kötü işler yapmış ve âhiret hayatının varlığını bildikleri halde dünya hayatına taparcasına bağlanmış olmalarıdır. Bu son nokta Bakara sûresinin 96. âyetinde, “Yemin olsun ki, onları insanların yaşamaya en düşkünü olarak bulursun” şeklinde, burada 8. âyette de “kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm” denerek ifade edilmiştir (Tevrat ve Yahudilik hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân
3:3-4; Ömer Faruk Harman, “Tevrat”, İFAV Ans., IV, 363-367; a.mlf., “Yahudilik”, İFAV Ans., IV, 464-470; ölümün mahiyeti hakkında bk. Âl-i İmrân
3:185; nefis-ruh-insan ilişkisi için bk. Nisâ
4:1; İsrâ
17:85).
De ki: “Ey yahudi olanlar! (Diğer) insanlar değil de yalnızca kendinizin Allah’ın dostları olduğunuzu sanıyorsanız (ve bu konuda) doğruysanız ölümü isteyin (bakalım)!”
De ki: “Ey Yahudiler! Bütün insanlar değil de, yalnız kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız, bunda da samimi iseniz, haydi ölümü temenni ediniz.”
De ki: “Ey Yahudiler! Eğer diğer insanların değil de yalnızca kendinizin Allah'ın velileri¹ olduğunuza inanıyorsanız ve bu iddianızda samimi iseniz, haydi hemen ölümü isteyin.²”
1- Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici, yandaş 2- Ölümü isteyin de velinize bir an önce kavuşmuş olun.
De ki: “Ey Yahudi (kafalı) olanlar, eğer siz, (bütün diğer) insanlardan ayrı (ve seçilmiş) olarak, sadece sizlerin Allah’ın gerçek velileri (dostu ve sevgili kulları) olduğunuzu öne sürüyorsanız; o halde (sonsuz ve kusursuz saadet diyarına ulaştıracak olan) ölümü temenni ediniz; eğer iddianızda sadık ve samimi iseniz (sizi cennete ve Allah’ın rahmet evine ulaştıracak ölümden asla ürkmemeniz, hatta istemeniz gerekir) .”
De ki: Ey Yahudi olanlar, eğer gerçekten de öbür insanlar hariç, kendinizi, Allah'ın dostları sanıyorsanız, sözünüz doğruysa isteyin ölümü.
De ki: Ey Yahudiler! Diğer insanlardan ayrı olarak, Allah'ın gözdesi ve dostları olduğunuzu iddia ediyor ve bu davanızda da gerçekçi bulunuyorsanız, durmadan ölümü temenni edin ki, bu sıkıntılı dünyadan, ikram ve nimetler yurduna taşınmış olasınız.
“Ey yahudiliğin takipçileri, insanlar arasında, imtiyazlı olarak, yalnız kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız, sözünüzde de doğru iseniz, ölümü temenni edin.” diye ilan et.
bk. Kur’an-ı Kerim,
2:94-96.
De ki: "Ey yahudi olanlar! Siz (diğer) insanlardan ayrı olarak yalnız kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu sanıyorsanız eğer doğru sözlüler iseniz ölümü dileyin."
De ki: 'Ey Yahudi olanlar, eğer siz, (bütün) insanlardan ayrı olarak yalnızca sizlerin gerçekten Allah'ın velileri (dost ve sevgili kulları) olduğunuzu öne sürüyorsanız, şu halde ölümü temenni edin; eğer doğru söylüyor iseniz (bunu çekinmeden yapın).'
(Ey Rasûlüm), de ki: “- Ey Yahudi'ler! Eğer siz, diğer insanlardan başka olarak Allah'ın dostları bulunduğunuzu zannediyorsanız, haydin ölmeyi isteyin; şayet (davanızda) sadık kimselerseniz...”
De ki: “Ey Yahudiler! Eğer insanlardan ayrı olarak Allah’ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız ve bu iddianızda doğru iseniz, ölümü arzulayınız!
Diyesin ki: «Ey Yahudiler! Eğer sizler kendinizi başka insanlardan daha çok, Allahın dostları sanıyorsanız, gerçekseniz hemen ölüm isteyin!»
De ki: “Ey Yahudiler! Siz diğer insanların değil de yalnız kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız. Eğer bu iddianızda da samimi iseniz, ölümü dileyin (de dostunuza bir an önce kavuşun) bakalım!”
De ki: "Ey Yahudiler! Bütün insanlar bir yana, yalnız kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız ve bunda samimi iseniz, ölümü dilesenize!"
De ki: Ey yahudiler! Bütün insanlar değil de, yalnız, kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız, bunda da samimi iseniz, haydi ölümü temenni edin (bakalım)!
«Biz Allah’ın oğulları ve dostlarıyız» diyen yahudilerden hemen ölümü temenni etmeleri istenmiştir. Çünkü Allah’ın dostları ahireti tercih eder. Ölüm ise ahiretin başlangıcıdır.
De ki; "Ey Yahudiler, halkın arasından yalnız kendinizin ALLAH'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız, ölümü dileyin; doğru iseniz."
De ki: "Ey Yahudi olanlar! Eğer insanlar arasında yalnız sizin, Allah'ın dostları olduğunuzu sanıyorsanız, o halde ölümü temenni edin, doğru iseniz?"
De ki ey o Yehûdî olanlar! Siz sair insanlardan başka olarak Allahın dostları bulunduğunuzu zu'm ediyorsanız haydin ölmeyi temenni edin, eğer (da'vanızda) sadıklarsanız öyle yapın
De ki: «Ey Yahudiler, (bütün) insanları bir tarafa bırakarak Allahın dostları hakıykaten yalınız kendiniz olduğunuzu iddia ediyorsanız, doğru söyleyen (adamlar) sanız, hemen ölümü temennî edin».
De ki: “Ey yahudi olanlar! Doğrusu (siz, diğer) insanlardan ayrı olarak, sâdecekendinizin, Allah'ın dostları olduğunuzu zannediyorsanız (ve) eğer (bu iddiânızda) doğru kimseler iseniz, haydi ölümü temennî edin!”
Deki “Ey Yahudi olanlar! Eğer doğruyu söylüyor ve siz, diğer insanlardan daha çok Allah’a yakın olduğunuzu iddia ediyorsanız, o zaman ölümü isteyin.”
De ki «— Yahudiler! Sair nâs/tan büsbütün başka olarak Allah/ın dostu olduğunuzu za/ım ve iddia ediyorsanız, za/mınızda, gerçekseniz durmayıp ölümü temenni edin» [⁶].
[6] Yani, dediğiniz gibi Allah'ın en mümtaz dostuysanız sizi O'nun nezdindeki dostluk saadetine eriştiren ölümü hemen istemeniz icabeder. Ne diye ölümü istemiyorsunuz.
De ki: “Ey Yahudi olanlar! Eğer siz, (bütün) insanlardan ayrı olarak yalnızca sizlerin gerçekten Allah'ın velileri olduğunuzu öne sürüyorsanız, eğer doğru sözlüler iseniz o halde ölümü temenni edin.”
Ey Müslüman! Yahudilere ve onların öne sürdükleri iddialara benzer saplantı içinde olanlara de ki: “Ey Yahudiler ve Yahudileşmiş olanlar; eğer bütün insanlar arasında yalnızca kendinizin Allah’ın dostları ve ayrıcalıklı kulları olduğunu iddia ediyorsanız ve bu iddianızda gerçekten samîmî iseniz, o zaman ölümü arzu etsenize! Madem Allah katında ayrıcalıklı bir yere sahip olduğunuzu iddia ediyorsunuz, o hâlde neden ölüm denilince ödünüz kopuyor? Hâlbuki Allah katında bu kadar değerli olduklarını iddia eden insanlar ölümden bu derece ürkmemelidirler.” (2. Bakara: 94)Oysa gerçek müminler, Allah adına söz söyleme cüretinde bulunmazlar, dolayısıyla ilâhî nîmetlerin sırf kendilerine özgü olduğunu iddia etmezler. Evet, cennete girmeyi kuvvetle ümit ederler, fakat bunun gereği olan dürüstlük ve samîmiyeti ortaya koymaktan geri kalmazlar; ölümü arzu etmezler, ama gerektiğinde seve seve ölüme koşmasını bilirler. Yahudilere gelince:
De ki: -“Ey yahudîleşenler! Mademki, İnsanlar’dan başka, Allah’ın veliyyleri olduğunuzu iddia ettiniz, doğru söyleyen / sadık idiyseniz, hadi, Ölüm’ü temenni edin!
(Ey Muhammed!): “Ey (Mûsa’nın dinini terk edip de)1 Yahûdî olanlar! Eğer siz, (tüm) insanlardan ayrı olarak, sadece kendinizin Allah’ın dostları olduğunu varsayıyorsanız ve bu sözünüze de sadıksanız, o halde (dostunuza kavuşmak için) ölümü temenni edin2 (de görelim.)” de.
1 Hz. Mûsa’nın getirdiği dinin adı, Yahûdîlik olmadığı için tercüme bu şekilde yapılmıştır. Yani bugünkü Yahûdîliğin Hz Mûsa’nın diniyle bir ilişkisi yoktur. Bunu (هَادُوا) ifâdesinden anlamak da mümkündür.2 Eğer o davanızda sadıksanız, Allah’ın dostları iseniz, insan hiç dostundan kaçar mı? Dostunuza kavuşmak için ölümden kaçmayıp onu temenni edin bakalım. Niçin ölümden kaçıp da bütün gücünüzle Dünya hayatına sarılıyorsunuz.
De ki: “Siz ey Yahudi akîdesine mensup olanlar! 5 Eğer, [yalnız] kendinizin Allah'a yakın olduğunu iddia eder ve diğer bütün insanları dışlarsanız, o zaman ölümü özlüyorsunuz demektir; eğer söylediğinizde samimî iseniz!” 6
De ki: Ey Yahudiler, mademki diğer insanlar değil de sadece sizin Allah’ın seçkin evliya kulları olduğunuzu iddia ediyorsunuz ve madem bu iddianızda samimisiniz öyleyse haydi Allah’a kavuşmak için hemen ölümü isteyin de görelim! 2/94...96, 5/18, 50/19
De ki: “Ey Yahudiler![5100] Eğer siz, öteki bütün insanları[5101] dışlayarak sadece kendinizin Allah’ın evliyası olduğunu iddia ediyorsanız, haydi ölümü temenni etsenize; tabi eğer iddianızda sadıksanız?”[5102]
[5100] Yahudiliğin, icat edilmiş sentetik bir kimlik olduğu gerçeğinden yola çıkarak bu hitap; “Ey Yahudileşen İsrailoğulları!” vurgusuyla da anlaşılabilir (Bkz:
6:146, not 127)
[5101] Min dûni’n-nâs, Yahudilerin kendileri dışındaki herkesi ifade eden goyim (kavimler, öteki, kâfir, başkası) tasavvurunu ele veren bir ibâredir.
[5102] Yani: Allah’ın velisi olduğunu iddia eden dünyevîleşmez, aksine bir an önce dostuna kavuşmayı diler. Fakat siz Hesap Günü’ne inanmıyor, ölümden köşe bucak kaçıyorsunuz.
De ki: «Ey Yahûdi bulunan kimseler! Eğer siz, Allah için insanlardan ayrı dostlar olduğunuzu zû'm ediyor iseniz, imdi ölümü temenni ediniz, eğer siz sâdıklar oldu iseniz.»
De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah'ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O'na kavuşun. [2, 94-96]
Yahudi, Hz. Yâkub (a.s.)’ın dördüncü oğlu Yehuda’ya nisbettir. Hz. Süleyman (a.s.)’dan sonra İsrailoğulları ikiye bölününce onlardan birine Yehuda, öbürüne İsrail adı verilmiştir. Hz. Yâkub’un soyundan gelen kabilelerden sadece Yehuda ve Bünyaminin nesli kalıp, çoğunluk da Yehuda’da olduğundan bu isim galip gelmiştir.
De ki: "Ey yahudi olanlar, eğer insanlar arasında yalnız sizin, Allah'ın dostları olduğunuzu sanıyorsanız, (bu inancınızda) samimi iseniz ölümü temenni edin.
Çünkü âhiret hayâtı dünyâdan çok daha iyidir. Siz Allah'ın dostları iseniz o güzelim hayâtı niçin istemiyorsnuz?
De ki “Ey Yahudiler! Sandığınız gibi siz, Allah’a diğer insanlardan daha yakınsanız, iddianızda da samimi iseniz ölmünüzü isteyin.
De ki:-Ey Yahudiler, insanları bir yana bırakarak, sadece sizin, Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız; haydi, doğru söylüyorsanız, ölmeyi arzulayın!
De ki: Ey Yahudiler! Eğer başka insanlardan ziyade kendinizin Allah dostları olduğunu iddia ediyorsanız, o zaman ölümü isteyin—eğer iddianızda doğru iseniz.
De ki: "Ey Yahudiler! Eğer insanlar arasında yalnız kendinizin Allah'ın dostları olduğunu sanıyorsanız, buna gerçekten inanıyorsanız, hadi ölümü isteyin!"
eyit “iy anlar kim cuḥūd oldılar! eger śanursañuz bayıķ siz dostlarısız Tañrı’nuñ 'ādemįlerden ayruķ pes arzulañ ölümi eger olasız girçekler.”
Eyit yā Muḥammed Yehūdīlere ki: Yā Yehūdiler, eger siz da‘vā iderseñüzki Allāh dostlarısız cemī‘ ḫalḳdan özge, pes ölümi isteñüz, eger siz girçek‐ler‐iseñüz.
(Ya Peyğəmbər!) De: “Ey yəhudilər! Əgər bütün insanlardan fərqli olaraq, özünüzün Allahın dostları olduğunuzu iddia edirsinizsə, (və bunu) doğru deyirsinizsə, onda (Allahdan) ölüm diləyin! (Çünki Allah dərgahındakı ne’mətlər, əbədi həyat övliyalara ancaq öləndən sonra qismət olar).
Say (O Muhammad): O ye who are Jews! If ye claim that ye are favored of Allah apart from (all) mankind, then long for death if ye are truthful.
Say: "O ye that stand on Judaism!(5458) If ye think that ye are friends to Allah, to the exclusion of (other) men, then express your desire for Death, if ye are truthful!"(5459)*
5458 Standing on Judaism is a very different thing from following the Law and Will of Allah. An arrogant claim to be a chosen people, to be the exclusive possessors of divine teaching, to be exempt from any punishment for breaches of the divine law, (Cf.
2:88), is presumptuous blasphemy. It may be Judaism, but it is not in the spirit of Moses. 5459 Cf.
2:94-96. If they claimed to be special friends of Allah, why do they not eagerly desire death, which would bring them nearer to Allah? But of all people, they are the most tenacious of this life and the good things of this life! And they know that their grasping selfish lives have run up a score of sin against them, which will meet its recompense.