Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5201, sondan 1036. ayet; 64. sure ve Teğabun Suresinin 2. ayetidir. Teğabun Suresi 2. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 47 ve toplam ebced değeri ise 3378 olarak hesaplanmıştır. Teğabun Suresinin toplam ebced değeri 78629 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
هو الذي خلقكم فمنكم كافر ومنكم مؤمن والله بما تعملون بصير
İlk âyet genel olarak felsefenin, özel olarak da kelâm ilminin temel problemlerinden olan Allah’ın egemen iradesi karşısında insan iradesinin değeri ve insanın sorumluluğunun felsefî temeli konusuna ışık tutan bir anlatım inceliği taşımaktadır. Çünkü “Allah kiminizi kâfir kiminizi mümin olarak yarattı” tarzında bir ifade kullanılmayıp “Sizi yaratan O’dur. Ama kiminiz inkâr, kiminiz iman ediyor” buyurularak, bir taraftan inkâr ve iman realitesinin ilâhî güç ve iradeden bağımsız olmadığı, diğer yandan da her bir ferdin cebir altında değil, kendine verilen irade gücüyle yaptığı tercih sonucunda kâfir veya mümin olduğu belirtilmektedir. Her hâlükârda sonucun Allah Teâlâ’nın ilmi dışında kalamayacağını hatırlatan âyetin son cümlesinde, “Allah yapıp ettiklerinizi görmektedir” şeklinde bir ifade kullanılarak özellikle insanın hür iradesiyle yaptıklarına dikkat çekilmesi de bu mânayı destekler niteliktedir (“kesb” kavramı ve bu konudaki kelâm tartışmaları için bk. Bakara 2:7, 286).
Kendi varlık sebebini ve dünya hayatının anlamını sağlıklı biçimde değerlendirebilmesi için 3. âyette insan, göklerin ve yerin hikmetli yaratılışı yani kâinattaki muhteşem düzen üzerinde ve hemen bunun yanında kendi yaratılışındaki seçkin özellikler hakkında düşünmeye, her şeyden önce bu âlemi var eden irade ve kudretin ihtişamını kavramaya yönlendirilmektedir (Allah’ın “musavvir” isminin anlamı için bk. Haşr 59:24; insanın yaratılışındaki seçkinlik hakkında bk. İsrâ 17:70; Tîn 95:4). Bu sûretle Allah Teâlâ’nın kudret sıfatını, yarattıklarındaki eserleriyle gözlemleyip kabul etmenin yanında 4. âyette O’nun ilminin kuşatıcılığına, kalbin derinliklerinde saklandığı sanılan şeylerin dahi bu bilmenin dışında kalamayacağına dikkat çekilerek bu defa insan, hem Allah’ın ilim sıfatının kuşatıcılığını kavramaya hem kendi yapıp ettiklerinin de O’nun ilminin dışında kalmadığını bilerek sorumluluk fikri üzerinde yoğunlaşmaya çağırılmaktadır. 5. âyette ise tarihe yapılan bir gönderme ile sorumluluk bilinci içinde hareket etmemenin sonuçları üzerinde düşünme fırsatı verilmektedir.
Mehmet Okuyan
Sizi yaratan O’dur. Kiminiz kâfir, kiminiz mümindir. Allah yaptıklarınızı görendir.
Sizi O yarattı, dolayısıyla herbirinizin O'na iman etmesi lazımdır, ama buna rağmen sizden kimi inkâr ediyor, kimi de iman ediyor. Allah bütün yaptıklarınızı görür.
O, sizi yaratandır. İçinizden kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip kâfir olanlar var. İçinizden mü'min olanlar da var. Allah işlediğiniz amelleri biliyor, görüyor.
Sizi yoktan var eden O’dur fakat kiminiz nankörce davranıp O’nu inkâr ediyor, kiminiz iman ediyorsunuz. Unutmayın;Allah, yaptığınız her şeyi görmektedir ve karşılığını mutlaka verecektir.
1 Yani, yaratılışınız itibarıyla sizin aranızda bir fark yoktur. Hepiniz yaratılışta eşitsiniz. Şu halde kâfir de, mümin de O’nun yaratığıdır. İnsanın yaratılışı, Yaratıcıya imanı gerektirmekle beraber, küfre de imana da kabiliyetlidir. Mahlûkat içinde hepsinden farklı bir insan cinsi yaratmak, sonra da aynı cins içinde bir birine zıt iki grup meydana çıkarmak şüphesiz Yaratıcının her şeye kadir olduğuna delalet eden kudretinin izlerinden önemli bir delildir. “Sizi ilmî olgunlukların ve ameliyenin prensiplerini içeren güzel bir yaratılışla yaratmış, bununla beraber bazılarınız yaratılış gereğinin aksine küfrü tercih etmiş ve böylece kâfir olmuş, bazılarınız da yaratılışının gereği olarak imanı tercih etmiş ve mü’min olmuştur. Hâlbuki üzerinize vacib olan, hepinizin imanı tercih edip, ona bağlı diğer nimetlere şükretmekti. Siz ise yaratılışınız itibarıyla buna kabiliyetli olduğunuz halde öyle yapmadınız da kiminiz kâfir, kiminiz mümin olup gruplara ayrıldınız.” (Eb’us-Suud) Bu grup ve fırkalara ayrılmayı, Cebriye’nin dediği gibi kulun hiç bir rolü olmayarak sırf Allah’ın takdirine nispet etmek nasıl doğru değilse, Mutezile’nin anladığı gibi Allah’ın yaratma ve takdiri olmaksızın sadece kulların yaratmasına nispet de doğru değildir. Binaenaleyh iman da, küfür de yaratılmıştır. Ancak Allah’ın imana rızası var, küfre rızası yoktur. Bu suretle iman ve küfrün yaratılması insanın iradesiyle ilgili tali ve gerekli bir yaratma olduğundan “İçinizden kimi kâfir, kimi mümindir.” buyurulmuştur. (Elmalılı)2 Âyetin bu bölümünün, önceki bölüme hal olmayıp, takibiye olması; “insanların yaratılıştan kâfir veya Müslüman olmadıklarının” delilidir. Bu bölümün devamında da belirtildiği gibi Allah, ezelî ve ebedî ilmiyle zâten kimin kâfir, kimin Müslüman olacağını bilip durmaktadır. Ancak, bu bir bilgidir ve Allah’ın insanlara bir dayatması değildir. Eğer buradan cebriye ve sûfiye mantığıyla; “insanların yaratılıştan kâfir veya Müslüman yaratıldıklarını” anlamaya çalışırsak o zaman kullardaki iradeyi, âhiretteki cezâ ve mükâfatı inkâr etmemiz gerekir ki bu da İslâm’ın mantığına tamamen ters olur. Yani her insan kendi irade ve tercihiyle isterse kâfir, isterse Müslüman olur. Ayrıca bu âyete göre; “her doğanın İslâm fıtratı üzerine doğduğu” ile ilgili hadisi de; “her doğanın İslâm’ı kabul edecek kapasitede doğduğu” şeklinde anlamak gerekir. Bk. (Tûr: 21, Necm: 52)
Muhammed Esed
Sizi yaratan O'dur: içinizden kimi hakikati inkar eder, kimi de [ona] inanır. 1 Ve Allah her yaptığınızı görür.
Sizi yaratan O’dur. Sonra kiminiz ayetleri görmezlikten gelir, kâfir olur. Kiminiz de Allah’a güvenir, mümin olur. Yaptığınız her şeyi gören Allah’tır.