Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5202, sondan 1035. ayet; 64. sure ve Teğabun Suresinin 3. ayetidir. Teğabun Suresi 3. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 48 ve toplam ebced değeri ise 3787 olarak hesaplanmıştır. Teğabun Suresinin toplam ebced değeri 78629 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
خلق السموات والارض بالحق وصوركم فاحسن صوركم واليه المصير
İlk âyet genel olarak felsefenin, özel olarak da kelâm ilminin temel problemlerinden olan Allah’ın egemen iradesi karşısında insan iradesinin değeri ve insanın sorumluluğunun felsefî temeli konusuna ışık tutan bir anlatım inceliği taşımaktadır. Çünkü “Allah kiminizi kâfir kiminizi mümin olarak yarattı” tarzında bir ifade kullanılmayıp “Sizi yaratan O’dur. Ama kiminiz inkâr, kiminiz iman ediyor” buyurularak, bir taraftan inkâr ve iman realitesinin ilâhî güç ve iradeden bağımsız olmadığı, diğer yandan da her bir ferdin cebir altında değil, kendine verilen irade gücüyle yaptığı tercih sonucunda kâfir veya mümin olduğu belirtilmektedir. Her hâlükârda sonucun Allah Teâlâ’nın ilmi dışında kalamayacağını hatırlatan âyetin son cümlesinde, “Allah yapıp ettiklerinizi görmektedir” şeklinde bir ifade kullanılarak özellikle insanın hür iradesiyle yaptıklarına dikkat çekilmesi de bu mânayı destekler niteliktedir (“kesb” kavramı ve bu konudaki kelâm tartışmaları için bk. Bakara 2:7, 286). Kendi varlık sebebini ve dünya hayatının anlamını sağlıklı biçimde değerlendirebilmesi için 3. âyette insan, göklerin ve yerin hikmetli yaratılışı yani kâinattaki muhteşem düzen üzerinde ve hemen bunun yanında kendi yaratılışındaki seçkin özellikler hakkında düşünmeye, her şeyden önce bu âlemi var kılan irade ve kudretin ihtişamını kavramaya yönlendirilmektedir (Allah’ın “musavvir” isminin anlamı için bk. Haşr 59:24; insanın yaratılışındaki seçkinlik hakkında bk. İsrâ 17:70; Tîn 95:4). Bu sûretle Allah Teâlâ’nın kudret sıfatını, yarattıklarındaki eserleriyle gözlemleyip kabul etmenin yanında 4. âyette O’nun ilminin kuşatıcılığına, kalbin derinliklerinde saklandığı sanılan şeylerin dahi bu bilmenin dışında kalamayacağına dikkat çekilerek bu defa insan, hem Allah’ın ilim sıfatının kuşatıcılığını kavramaya hem kendi yapıp ettiklerinin de O’nun ilminin dışında kalmadığını bilerek sorumluluk fikri üzerinde yoğunlaşmaya çağırılmaktadır. 5. âyette ise tarihe yapılan bir gönderme ile sorumluluk bilinci içinde hareket etmemenin sonuçları üzerinde düşünme fırsatı verilmektedir.
Mehmet Okuyan
(Allah) gökleri ve yeri bir amaç ile yaratmıştır. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş de yalnızca O’nadır.
Gökleri ve yeri Hakk olmak üzere (hikmet ve adalet ölçüleriyle ve imtihan gayesiyle) yarattı ve size (dengeli) bir biçim (şekil) verdi; suretlerinizi de güzel yapıp düzenledi. Dönüş ancak O'nadır. (Sonunda hepinizi huzuruna toplayıp hesaba çekecektir.)
Yaratmıştır gökleri ve yeryüzünü gerçek olarak ve size suret vermiştir ve suretinizi de en güzel bir tarzda meydana getirmiştir ve sonunda da dönülüp gidilecek yer, onun tapısıdır.
Gökleri ve yeryüzünü boş yere eğlence olsun diye değil, bir amaç ve gerçek üzere yaratmış ve sizi de en güzel biçim ve şekilde yaratmıştır, dönüşünüz de O'nadır.
Gökleri ve yeri, haklı bir gerekçe ile, hikmete dayalı olarak, hesaplı bir düzen içinde yarattı. Sizin çehrelerinizi, vücut hatlarınızı şekillendirdi. Şekillerinizi, çehrelerinizi, bedenlerinizi, itina ile yaratarak güzelleştirdi. Sonuçta yalnız O'nun huzuruna varıp hesap vereceksiniz.
Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak gerektiği gibi O yarattı. Size (birbirinin aynısı olmayan) şekil verdi ve şeklinizi de güzel yaptı. Dönüş yalnız O'nadır.
2-3. âyetlerden anlaşıldığına göre, Allah insanları her yönüyle üstün meziyetleri haiz olarak yaratmış, böyle iken bir kısmı yaratılıştaki kabiliyetinin aksine olarak, kendi iradesiyle küfrü seçmiştir. İnsanların bir bölümü de yine kendi iradesiyle fıtratına uygun olan imanı seçmiştir.
Edip Yüksel
Gökleri ve yeri belli bir amaç için yaratmış, size biçim vermiş ve biçiminizi güzelleştirmiştir. Dönüş O'nadır.
(1)“Tek bir ağaca ve bir ferd-i insana bakıyoruz, görüyoruz ki: Bu meyveli ağaç, ve bu çok cihâzâtlı insan, hiçbir ressamın tam taklîdini yapamayacak derecede zâhiri ve bâtını, dış ve içi öyle bir gaybî pergârla(gizli bir pergelle) ve ince bir ilmin kalemiyle hududları çizilmiş ve tam intizamla her a‘zâsına münâsib(uzuvlarına uygun) sûret verilmiş ki, meyve ve netîcelerine ve vazîfe-i fıtratlarına (yaratılış gâyelerine)yetişsin. Bu hâl ise nihâyetsiz bir ilim ile olabilmesi cihetiyle, herşeyin herşeyi ile münâsebetini bilip ve nazara alan ve bu ağaç ve bu insanın bütün emsâllerini ve nev‘lerini ilm-i ezelîsinin kazâ ve kader pergâr ve kalemiyle dış ve iç mikdarlarını ve sûretlerini hakîmâne (çok hikmetli olarak) yapılmasını bilerek işleyen bir Sâni‘-i Musavvir(herşeye sûret veren bir san‘atkârın), bir Alîm-i Mukaddir’in (herşeyi bilen bir takdîr edicinin) hadsiz ve nihâyetsiz ilmine ve vücûb-ı vücûduna (varlığının gerekliliğine) nebâtât ve hayvanât adedince şehâdet ederler.” (Şuâ‘lar, 15. Şuâ‘, 603)
İlyas Yorulmaz
Gökleri ve yeryüzünü amacına uygun (hak ile) yaratmış, sonra sizi şekillendirmiş ve sizin şeklinizi en güzel biçimde yapmıştır. Dönüşünüz de O nadır.
Çünkü Allah, gökleri ve yeri hak, hukuk ve adâlet esaslarına göre, belli bir hikmet doğrultusunda ve şaşmaz kanunlara bağlı mükemmel bir sistem hâlinde, yani hak olarak mutlak hakikat anlaşılsın ve yaşansın diye yaratmış ve size, yeryüzünde karşılaşacağınız ortam ve şartlara uygun bir şekil vermiş ve şeklinizi güzelleştirmiştir. İşte bu nîmetler içerisinde bir süre dünyada yaşayacaksınız ve sonunda dönüşünüz O’na olacaktır.
1 Hak: gerçek ve sünnet’ullah anlamınadır. Allah onları, boşu boşuna değil hak bir amaç için ve (asla değişmeyen ölçülerle) yani hak ile kendi iradesine göre yarattı.
Muhammed Esed
O, gökleri ve yeri [derunî bir] anlam ve amaç üzere 2 yaratmış ve size (belli bir) şekil vermiştir; hem de öyle güzel bir şekil ki: 3 yolculuğunuzun varışı O'nadır.
Gökleri ve yeri gerçek bir amaç uğruna[5128] O yarattı; ve size O şekil verdi, üstelik şeklinizi en güzel biçimde takdir etti; ama (o sûret de fanidir), her halükârda dönüş O’nadır.
Allah, gökleri ve yeri gerçek bir maksatla, hikmetle yarattı. Sizi yarattı, hem de size güzel güzel sûretler verdi. Dönüşünüz de O'na olacaktır. [82, 6-8; 40, 64]
Gökleri ve yeri gerçek varlıklar olarak yaratmış, size özel şekil ve yetenekler vermiş, şekillerinizi ve yeteneklerinizi güzel yapmıştır. Sonunda dönüş O’nadır.