Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1090, sondan 5147. ayet; 7. sure ve A'raf Suresinin 136. ayetidir. A'raf Suresi 136. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 60 ve toplam ebced değeri ise 5178 olarak hesaplanmıştır. A'raf Suresinin toplam ebced değeri 1054938 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure المص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (14) ل (2) م (6) ص (0) bulunuyor.
Arapça Metin
فانتقمنا منهم فاغرقناهم في اليم بانهم كذبوا باياتنا وكانوا عنها غافلين
Hz. Mûsâ’nın duası üzerine başlarına gelen son musibet de kaldırılınca, Firavun ve adamları daha önce Mûsâ ve İsrâiloğulları’nın Mısır’ı terketmelerine izin vermiş olmalarına rağmen yine sözlerinden döndüler. Ne var ki Hz. Mûsâ ve kavmi, bütün hazırlıklarını tamamlayarak geceleyin yola çıkmışlardı. Durumu öğrenen Firavun askerleriyle birlikte onların peşine düştü (bk. Tâhâ 20:77-78). Tevrat’ta ayrıntılı bir şekilde anlatıldığına göre (bk. Çıkış, 14:1-31) Firavun kuvvetleri onlara yetişmişti. Allah’ın buyruğu uyarınca Hz. Mûsâ’nın, asâsını denize uzatması üzerine sular sağlı sollu iki duvar teşkil edecek şekilde yarıldı ve bir koridor halinde yol açıldı. Bu suretle Hz. Mûsâ ve beraberindekiler boğulmaktan korkmaksızın (Tâhâ 20:77) hızla ilerlemeye başladılar. Peşlerinden Firavun ve yanındakiler de aynı yola girdiler. Hz. Mûsâ, kendi topluluğunun karşı tarafa geçmesi üzerine asâsını yine denize doğru uzattı ve suların tekrar eski halini almasıyla yol kapandı; böylece Firavun ve askerleri Kızıldeniz’de boğuldu. “Onlardan bir nefer bile kalmadı” (Çıkış, 12:28). Yûnus sûresinin 90-91. âyetlerinde bildirildiğine göre Firavun boğulmak üzere iken iman etmiş, fakat yeis halindeki (hayattan ümit kestiği sıradaki) bu imanı kabul edilmemiştir (Firavun’un imanıyla ilgili farklı görüşler için bk. Ömer Faruk Harman, “Firavun”, DİA, XIII, 120-121). Eski tefsirlerin hemen tamamında âyetteki “el-yemm” kelimesi Kızıldeniz diye anlaşılmıştır. Tevrat’ın Çıkış bölümünde ise sadece “deniz” kelimesi geçmektedir. Yine bu bölümde bazı coğrafî isimler verilmekteyse de bugün bu isimlerin nerelere takabül ettiği kesinlik kazanmış değildir. M. Reşîd Rızâ ise Mûsâ ve yanındakilerin geçtiği, fakat Firavun ve askerlerinin boğulduğu denizin Nil nehri olması gerektiği kanaatindedir (IX, 98).
Mehmet Okuyan
(Buna karşılık) biz de onlardan intikam almış, ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan habersizmiş gibi davranmaları sebebiyle kendilerini denizde boğmuştuk.
Yüce Allah için kullanılan ve [intikam] kökünden gelen kelimelerin geçtiği bütün ayetlerde, zalimlerden, haddini aşanlardan, suçlulardan, suçtan beslenenlerden, yoldan çıkanlardan, kısaca azabı hak edenlerden söz edilmekte, işledikleri haksızlığın karşılığında Yüce Allah’ın onlardan intikam alacağı, hesap soracağı, bunların işlediği fiillerin karşılıksız bırakılmayacağı, kötülüklerinin yanlarına kâr kalmayacağı ifade edilmektedir. Çünkü hiç kimsenin Allah’a zarar vermeye gücü yetmez. Benzer mesajlar: Âl-i İmrân 3:4; Mâide 5:95; İbrâhim 14:47; Hicr 15:79; Rûm 30:47; Zümer 39:37; Zuhruf 43:25, 41, 55; Duhân 44:16
Bu ayette onların denizde boğulmalarının iki sebebi yer almaktadır: İlki Allah’ın ayetlerini yalanlamaları, diğeri ise o ayetlere karşı ilgisiz davranıp gafleti tercih etmeleriydi. Onlar haksız bir cezalandırmayı değil, hak edilmiş bir sonu yaşamışlardı.
Bayraktar Bayraklı
Biz de, âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil kalmaları sebebiyle kendilerinden intikam aldık ve onları denizde boğduk.
Biz de onlardan intikam alıvermiştik ve ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan habersizmişler (gibi) davranmaları nedeniyle onları suda boğup (helak etmiştik).
Zayıf sanılan ulusu, uğurlu kıldığımız yerin doğusunda, batısında mirasçı kıldık, İsrail oğullarına, Tanrının verdiği güzel söz dahi, sabırları yüzünden yerine geldi, Firavunla ulusunun yaptıkları, yükselttikleri nesneleri yok ettik
Cemal Külünkoğlu A'raf Suresi 136. Ayet Açıklaması
“İntekame” kelimesi “intikam/öç almak”, “karşılığını çıkarmak”, hakkı teslim etmek” gibi farklı anlamlara gelir. Ancak Allah’ın intikamı, hak edileni vermek ve layık olanı teslim etmek şeklinde olunca burada bu kelimeye “hakkı teslim etmek” anlamı verdik. Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi onca uyarıya ve mucizeye rağmen Firavun ve avenesi Allah’tan gelen ayetleri yalanlamaya, zulme ve insanların hayatlarına kastetmeye devam edince Allah da hak ettiklerinin karşılığını teslim ederek denizde hayatlarına son verdi. Ayrıca ayeti günümüz için düşündüğümüzde Rabbimiz hiçbir haksızlığa, zulme, kötülüğe uğrayan mazlum ve mağdurun hakkını kimse de bırakmaz, faillerin de cezalarını verir şeklinde anlayabiliriz.
Diyanet İşleri (Eski)
Bu sebeple onlardan öç aldık, ayetlerimizi yalan sayıp umursamadıkları için onları denizde boğduk.
Bunun üzerine (biz de) gerçekten onların âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil kişiler olmaları sebebiyle kendilerinden intikam aldık da onları denizde boğduk.(2)
(2)“Kur’ân-ı Hakîm’de ehl-i dalâlete karşı azîm şekvâları (büyük şikâyetleri) ve kesretli tahşîdâtı(pek çok üzerinde durması) ve çok şiddetli tehdîdâtı, aklın zâhirine göre (ilk bakışta) Kur’ân-ı Hakîm’in adâletli ve münâsebetli (uygun) belâğatine (edebiyâtına) ve üslûbundaki i‘tidâline ve istikāmetine (dengeli ve dosdoğru oluşuna) münâsib düşmüyor. Âdetâ Kur’ân-ı Hakîm, âciz bir adama karşı orduları tahşîd ediyor (yığıyor). Ve o ehl-i dalâletin (haktan sapanların) cüz’î (küçük) bir hareketi için, binler cinâyet etmişler gibi onları tehdîd ediyor. Ve onların müflis (iflâs etmiş) ve mülkte hiç hisseleri olmadığı hâlde onlara mütecâviz bir şerik (sınırları çiğneyerek ortak olan biri) gibi mevki‘ (yer) verip onlardan şekvâlar ediyor. Bunun sırrı ve hikmeti nedir? El-cevab: Onun sır ve hikmeti şudur ki: Şeytanlar ve şeytanlara uyanlar, dalâlete sülûk ettikleri(gittikleri) için, küçük bir hareketle çok tahrîbât yapabilirler. Ve çok mahlûkātın (yaratılmışların) hukūkuna, tecâvüz ediyorlar. Az bir fiil ile çok hasâret (zarar) veriyorlar. (...) Ehl-i dalâlet olan hizbü’ş-şeytanın(şeytanın yolundan gidenlerin) zâhiren cüz’î hatîâtlarıyla (küçük hatâlarıyla) ve isyanlarıyla pek çok mahlûkātın hukūkuna tecâvüz ettikleri için ve mevcûdâtın (varlıkların) vezâif-i âliyelerinin (yüce vazîfelerinin) netîcelerinin ibtâl edilmesine sebebiyet verdikleri (sebeb oldukları) için, onlardan azîm şikâyetler etmesi ve onları dehşetli tehdîd etmesi ve tahrîbâtlarına karşı mühim tahşîdât etmesi, ayn-ı belâğat içinde mahz-ı hikmettir (hikmetin ta kendisidir) ve gāyet münâsib ve muvâfıktır (uygundur).” (Lem‘alar, 13. Lem‘a, 73)
İlyas Yorulmaz
Bizde onlardan intikam aldık. Ayetlerimizi yalanladıkları ve ayetlerimize boş verdikleri için onları suda boğduk.
Bunun üzerine onlara hak ettikleri cezayı verdik ve hepsini denizde boğduk. Çünkü ayetlerimiz karşısında yalan yanlış şeylere sarılıyorlar hem de başlarına böyle bir şeyin geleceğini hiç beklemiyorlardı.