Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1101, sondan 5136. ayet; 7. sure ve A'raf Suresinin 147. ayetidir. A'raf Suresi 147. ayetinin kelime sayisi 13, harf sayısı 63 ve toplam ebced değeri ise 4040 olarak hesaplanmıştır. A'raf Suresinin toplam ebced değeri 1054938 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure المص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (15) ل (7) م (4) ص (0) bulunuyor.
Arapça Metin
والذين كذبوا باياتنا ولقاء الاخرة حبطت اعمالهم هل يجزون الا ما كانوا يعملون
Bir görüşe göre bu iki âyet (son cümle hariç), yüce Allah’ın Hz. Mûsâ’ya yukarıdaki hitabının devamıdır. Buna göre ilkindeki “âyetler”den maksat Mûsâ şeriatı, “arz”dan maksat Diyârışam, “arzda haksız yere böbürlenenler” de bu ülkede yaşayan Amâlika ve diğer kavimlerdir. Âyetteki bilgiye göre söz konusu topluluklar, gaflet ve dalâlete boğulmuş bir vaziyette Allah’ın âyetlerini yalanladıkları için hiçbir mûcizeye inanmaz, doğru yolu reddeder, fakat azgınlık yolunu kolaylıkla benimserlerdi; böylece onlar fıtrattan ve haktan sapmış bir topluluk idi. Bu toplumda böyle bir inkâr, fenalık, kibir ve gafletin hâkim olması sebebiyle yüce Allah, değişmez yasaları uyarınca, onları âyetlerinin doğruluğunu kavrayıp benimsemekten de mahrum bırakmıştır. İnsan, iyi niyetli olur, hayır ve hakikat sevgisi taşır, bu yolda çaba harcarsa Allah da ona hayır ve hakikatin yollarını açar (Ankebût 29:69); aksine, kötü niyetli olur, kibir ve gurura kapılarak yanlış inançlarını ve kötü gidişatını inatla sürdürme gafletini gösterirse Allah da onu “âyetler”inden uzaklaştırır, iman edip halini düzeltmekten mahrum bırakır. Kur’an’ın birçok yerinde olduğu gibi burada da kibir ve inadı yüzünden “doğru yol”u seçmekten imtina edip “azgınlık yolu”nda ısrar eden kişi ve toplumların hidayetten yoksun bırakılmalarının ilâhî bir kanun olduğu vurgulanmıştır. Başka bir yoruma göre bu iki âyet, Mûsâ’nın faaliyetlerini anlatan bölüm içinde, Mekke toplumuyla ilgili bir “mu‘tarıza” yani ara açıklamadır. Buna göre, bir önceki âyette fâsıklardan söz edilmişken, bu arada, Arap müşriklerinin doğru yolu reddedip azgınlık yolunu tercih eden kibirli ve inatçı tutumları hatırlatılarak, onların da aynı fâsıklar zümresinin bir parçası oldukları anlatılmıştır (İbn Âşûr, XI, 103-104). İlk âyetteki “doğruluk yolu” (sebîle’r-rüşd), Kur’an’da sık sık iman ve sâlih amel kavramlarıyla özetlenen bütün iyilik ve güzellikleri; “azgınlık yolu” (sebîle’l-gayy) ise, başta inkârcılık, putperestlik ve münafıklık olmak üzere, bütün dalâlet, fesad ve şer çeşitlerini kapsamaktadır. Buna göre fıtratları dejenere olmamış kişiler ve toplumlar, bazı yanılgılar içinde olsalar bile, inanç ve yaşayışta doğru yolun ne olduğu kendilerine anlatıldığında, kibre kapılıp inatlaşmadan, anlatılanlar üzerinde düşünür taşınır, gerçeği kabul ederler. Buna mukabil ilkel duyguları, tutkuları ve çıkarları basîretlerini, vicdanlarının sesini bastırmış olanlar ise kör bir inkâr ve red psikolojisiyle doğrulara ve iyilere karşı çıkar, bu gerçekleri kendilerine bildiren Allah’ın âyetlerini ve yaptıklarının karşılığını bulacakları âhiret hakkındaki haberleri yalanlayıp inkâr ederler. Bu iki âyette, Kur’an’ın mahkûm ettiği bir toplumun temel özelliklerini görmek mümkündür. Bu özellikler, üzerinde düşünülmesi gereken tebliğler konusunda tekebbüre kapılmak, bunun sonucu olarak âyetlere yani ne kadar güçlü olursa olsun delillere inanmamak, doğru yolu reddetmek, azgınlık yoluna sımsıkı sarılmak, Allah’ın âyetlerini yalanlamak, sürekli gaflet halinde bulunmak yani aklı ve zihni kullanmaktan ısrarla kaçınmak, hesapların görüleceği “âhiret buluşması”nı inkâr etmek şeklinde özetlenebilir. İnkârcıların, bütün bu kötü hallerinin bir sonucu olarak, dıştan bakıldığında iyi ve yararlı görünenleri de dahil olmak üzere, bütün amelleri, faaliyetleri tamamen boşa gidecek, âkıbetleri dünyada da âhirette de hüsran olacaktır; bu, onlar için bir haksızlık değil, yalnızca yapıp ettiklerinin karşılığıdır.
Mehmet Okuyan
(Oysa) ayetlerimizi ve ahiretle karşılaşmayı yalanlayanların yaptıkları boşa gitmiştir. Onlara, yaptıklarından başka karşılık verilir mi!
Bu ayette Kur’an’ın temel ilkelerinden birisine yer verilmekte, inkarcılığın “sebep”, sonrasında yaşanacakların da “sonuç” olduğuna dikkat çekilmektedir.
Bayraktar Bayraklı
Delillerimizi ve âhirete kavuşmayı yalanlayanların bütün amelleri boşa gitmiştir. Onlar yapmakta olduklarının karşılığında başka bir ceza mı göreceklerdi ki?
Ayetlerimizi ve ahiretteki karşılaşmayı yalanlayan kimselerin amelleri boşa gitmiştir. Onlar, başkasıyla değil, ancak kendi yaptıkları ile cezalandırılacaklardır.
Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayan kimselere gelince, onların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı? (Hayır, herkes amellerinin ve niyetlerinin karşılığını görecektir.)
Âyetlerimizi ve ahiret gününe ulaşmayı yalan sayanların bütün yaptıkları boşa gider. İşledikleri kötülüklerin karşılığı neyse ondan başka birşeyle mi cezalanır onlar?
Âyetlerimizi ve âhiretteki, ebedî yurttaki hesaba çekilmeyi mükâfat ve cezayı yalanlayanların bütün amelleri boşa gitmiştir. Öteden beri yapageldikleri ameller ve işlerden, inkâr, küfür, gaflet ve isyanlarının karşılığından başka bir şeyle mi cezalandırılacaklar?
Halbuki, âyetlerimizi ve âhirete kavuşmayı yalanlıyanların bütün yaptıkları ameller boşa gitmiştir. Onlar, ancak kendi amellerinin cezasını çekeceklerdir.
Ayetlerimizi ve ahiret hayatı ile karşılaşmayı inkâr edenlerin bütün amelleri boşadır. Onlar yaptıklarından başka bir şey ile cezalandırılmayacaklardır.
Ayetlerimizi ve ahiret karşılaşmasını yalanlayanların bütün çalışmaları boşa gitmiştir. Yoksa onlar, yaptıklarının karşılığından başka bir şeyle ödüllendirilmeyi mi bekliyorlardı?
Halbuki âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar, yapmakta oldukları amellerden başka bir şey için mi cezalandırılırlar!
halbuki ayetlerimizi ve Âhırete kavuşacaklarını tekzib edenlerin bütün amelleri heder ola gelmiştir, her halde çekecekleri sırf kendi amellerini cezasıdır
Halbuki âyetlerimizi ve âhirete kavuşmayı yalan sayanların bütün işledikleri boşa gitmişdir. Onlar yapmakda olduklarından başkasıyle mi cezalandırılacaklardı ya?
Âyetlerimizi ve âhirete kavuşmayı yalanlayanlara gelince, onların amelleri boşa gitmiştir. (Onlar) yapmakta olduklarından başka bir şeyle mi cezâlandırılacaklar(sanıyorlar)?(2)
(2)“Her baharda haşr-i ekberden (kıyâmetteki en büyük dirilmeden) daha garib binlerle haşirleri inşâ eden, mükâfât ve mücâzât (cezâ) için kudretine nisbeten bir bahardan daha kolay olan haşri yapacağını ve kıyâmeti getireceğini umum enbiyâsına (peygamberlerine) binlerle def‘a va‘d ve ahdeden ve Kur’ân’da haşrin vukūuna binlerle işâretle berâber, bin aded âyetlerinde sarâhaten (açıkça) hükmedip tehdid ve taahhüd eden bir Kadîr-i Cebbâr’ın, bir Kahhâr-ı zü’l-Celâl’in o kadar va‘dlerini tekzib (yalanlama) ve kudretini inkâr hükmünde olan inkâr-ı haşir (âhireti inkâr) hatâsını irtikâb edenlere (işleyenlere) Cehennem azâbı adâlettir.” (Şuâ‘lar, 7. Şuâ‘, 156)
İlyas Yorulmaz
Ayetlerimizi ve ahiret gününü yalanlayanların yaptıkları amellerin tamamı boşa gitmiştir. Yalnızca yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.
Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalan sayan kimselerin işleri boşa gitmiştir. Onlar işlediklerinin karşılığından başka bir şeyle mi cezalandırılırlar?
Âyetlerimizi ve âhiretteki o büyük buluşmayı inkâr edenlerin İslâm’ı ortadan kaldırmak için gösterdikleri bütün gayret ve çalışmaları sonuçsuz kalacak ve onların sözde iyilikleri de boşa gidecektir. Onlar, bu fecî âkıbeti bizzat kendileri hazırlamışlardır. Öyle ya, yaptıklarından başka bir şeyin cezasını mı çekiyorlar?Nitekim, geçmişte yaşanan şu ibret verici örnek, bunu ne güzel anlatıyor:
Âyetlerimizi ve âhirete kavuşacaklarını yalanlayanların tüm yaptıkları boşa gidecektir. (Sanki) onlar yaptıklarından başka bir şeyle mi cezâlandırılacaklar(ını bekliyorlar)dı?1
1 Yani, dünyada ne yaptılar da âhirette ne bekliyorlar?
Muhammed Esed
Öyle ya, ayetlerimizi ve ahiret gerçeğini 111 yalanlayanlar; böylece ya-pıp-ettikleri boşa gidenler- bu yaptıklarından başka bir şeyle mi ödüllendirileceklerdi? 112
Ayetlerimiz karşısında yalana sarılan ve ahiret buluşmasını hesaba katmayanların iyilik namına yaptıkları her şey boşa gitmiştir. Onlar yaptıklarından başkasıyla mı karşılık bekliyorlar? 27/90, 45/34- 35, 47/1- 28
Nitekim, âyetlerimizi ve âhiret buluşmasını yalanlayan kimselerin yapıp ettikleri boşa gidecek. Ne yani, onlar yaptıklarının karşılığından başka bir şeyle ödüllendirilmeyi mi bekliyorlardı?[1259]
Mustafa İslamoğlu A'raf Suresi 147. Ayet Açıklaması
[1259] Kötüyü tercih edip iyi sonuç bekleyenlerin içine düştükleri gülünç durumu îmâ eden örtülü bir istihza.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve o kimseler ki, âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı tekzîp etmişlerdir. Onların amelleri bâtıl olmuştur. Başkasıyla değil, ancak kendi yaptıkları amelleriyle cezalandırılacaklardır.
Halbuki âyetlerimizi ve âhirete kavuşacaklarını yalan sayanların bütün işleri ve eserleri boşa çıkmıştır. Böyle olmayıp ne olacaktı ya? Onlar yaptıklarından başkasıyla mı karşılık göreceklerdi?
Âhirete inanmadıklarından, orada da bekleyecekleri hiç bir karşılık olamaz. Mesele bu kadar vazıhtır! Çünkü, âhiretin varlığını hesabına alarak yaşayanlar oraya göre hazırlananlar, oradan faydalanmaya hak kazanırlar. Bir şeyi inkâr edenin, ondan hak taleb etmeye hakkı olamaz.
Süleyman Ateş
Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların eylemleri boşa çıkmıştır. Onlar, yalnız yaptıklarıyle cezalanmıyorlar mı?
Âyetlerimizi ve âhirete kavuşmayı yalanlayanların ise bütün yaptıkları boşa çıkmıştır. Onlar kendi yaptıklarından başka birşeyle mi karşılık görecekler?