Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1102, sondan 5135. ayet; 7. sure ve A'raf Suresinin 148. ayetidir. A'raf Suresi 148. ayetinin kelime sayisi 22, harf sayısı 89 ve toplam ebced değeri ise 6898 olarak hesaplanmıştır. A'raf Suresinin toplam ebced değeri 1054938 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure المص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (14) ل (9) م (10) ص (0) bulunuyor.
Arapça Metin
واتخذ قوم موسى من بعده من حليهم عجلا جسدا له خوار الم يروا انه لا يكلمهم ولا يهديهم سبيلا اتخذوه وكانوا ظالمين
Mûsâ’nın kavmi onun (Tur’a gitmesinin) ardından, ziynet eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli (yaparak ilâh) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara hiçbir yol göstermediğini görmediler mi? (Böyle iken) onu (ilâh) edindiler de zalim kimseler oldular.
İsrâiloğulları daha önce Hz. Mûsâ’dan, tapmaları için kendilerine bir put yapmasını istemişler, bu yüzden Mûsâ onları şiddetle eleştirmiş ve uyarmıştı. Bu defa da, Mûsâ’nın kırk gün süren Tûr’da bulunuşu sırasında, Hz. Hârûn’un ısrarla karşı koymasına rağmen, böğürme şeklinde sesler de çıkarabilen bir buzağı heykelini tanrı edinerek ona tapmaya başladılar. Bugünkü Tevrat’ta bu buzağı heykelini yapanın Hârûn olduğu ileri sürülür. Tevrat’a göre, Mûsâ’nın gecikmesi üzerine kavmi Hârûn’un yanında toplanarak ondan kendileri için bir tanrı yapmasını istemişler; o da herkesin elindeki altın küpeleri getirterek bunlardan bir buzağı heykeli yapmıştır (Çıkış, 32:1-2). Bir peygamberin, put yaparak şirk inancına hizmet ettiğini ileri süren böyle bir iddia büyük bir iftira olup Tevrat’taki bu ifadelerin bir tahrif eseri olduğunda kuşku yoktur. Nitekim Kur’an-ı Kerîm, altın buzağıyı yapanın Sâmirî adında biri olduğunu açıkça bildirerek Hârûn aleyhisselâmı böyle bir bühtandan kurtarmıştır (Tâhâ 20:85-97).
Söz konusu altın buzağı heykelini Sâmirî denilen bir kuyumcu icat ettiği halde, İsrâiloğulları da bunu istedikleri, hatta belki de –Tevrat’taki bilgilere göre– onun malzemesini kendileri temin ettikleri için âyette bu suç hepsine nisbet edilmiştir. Bir rivayete göre Hz. Mûsâ Tûr’a giderken, kavmine otuz gün sonra döneceğini söylemiş; ancak on gün daha orada kalması gerekince, itibarlı bir kişi olan Sâmirî, yanında Mısırlılar’dan kalma bir buzağı heykeli bulunduğunu bildirerek halktan ona tapmalarını istemiş; onlar da bunu kabul etmişlerdir. Yüce Allah, “Görmediler mi ki o (buzağı heykeli), onlarla ne konuşuyor ne de onlara yol gösteriyor!” buyurarak böyle bir nesneyi tanrı sayıp ona tapmalarının ahmakça bir tutum olduğuna işaret etmiştir.
Mehmet Okuyan
Musa’nın kavmi, ondan (Sînâ’ya gidişinden) sonra ziynet (eşya)larından boğuk bir sese sahip bir ceset şeklindeki buzağı heykelini (ilah) edinmişti. O (buzağının) kendilerine konuşamadığı ve onlara yol gösteremediğini görmediler mi? Onu (ilah olarak) benimsemişler ve zalimlerden olmuşlardı.
Sâmirî’nin İsrailoğulları için yaptığı bu buzağı heykeliyle ilgili bilgi için bkz. Tâhâ 20:88.
Bayraktar Bayraklı
Mûsâ'nın arkasından kavmi, ziynet takımlarından böğürebilen bir buzağı heykelini tanrı edindiler. Görmediler mi ki o, onlarla ne konuşuyor ne de onlara yol gösteriyor. Onu tanrı olarak benimsediler ve zâlimler oldular.
Musa'nın halkı, onun arkasından, böğürmesi olan, süs eşyalarından yapılmış bir buzağı benimsediler. Onun kendileriyle konuşamadığını ve hidayet yolunu gösteremediğini görmediler mi ki onu benimsediler? Onu benimsemekle zalimlerden oldular.
(Tûr’a gitmesinin) Ardından Musa’nın kavmi (topladıkları altın) süs eşyalarından böğürmesi olan bir buzağı heykelini (tapılacak ilah) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onları bir yola da yöneltip-iletmediğini (hidayete erdirmediğini) görmediler mi? Onu (tanrı) edindiler de, zulmedenlerden olup gittiler.
Musa'nın kavmi, o gittikten sonra ziynet eşyasından bir buzağı yaptılar. O buzağı, böğürüyordu da. O buzağının kendileriyle konuşmayacağını, onlara doğru yolu göstermeyeceğini görüp anlamadılar mı da ona sarıldılar ve kendilerine kıydılar, yazık ettiler.
Ahd-i Atıyk'te, buzağıyı yapan Hârûn'dur (Huruc, 32). Kur’ân 20. sûrenin 87. âyetinde, buzağıyı yapanın Sâmiri olduğunu söyler.
Abdullah Parlıyan
Ve Musa'nın halkı, onun yokluğunda süs eşyalarından yaptıkları ve ses çıkaran buzağı heykeline tapmaya başladılar. Bunun kendileriyle ne konuşabileceğini ve ne de onlara hiçbir şekilde yol gösteremeyeceğini görmüyorlar mıydı sanki? Öyleyken yine de ona tapmaya devam ettiler ve böylece yaratılış sebebine aykırı davranmış oldular.
Mûsâ'nın arkasından kavmi, süs takılarından yapılmış, böğüren bir buzağı heykelini put haline getirmişlerdi. O buzağının kendileriyle konuşamayacağını, kendilerine bir yol gösteremeyeceğini görmüyorlar mıydı, düşünemiyorlar mıydı? Yine de onu put haline getirdiler, şirke girdiler, zâlim oldular.
Musa'nın kavmi, onun ardından [9] süs eşyalarından yapılmış, buzağı görünümde ve böğürmesi olan bir heykeli (ilah olarak) benimsediler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve kendilerini bir yola iletmediğini görmediler mi? Onu benimsediler ve zalim kimseler oldular.
9.Yani onun Rabbinin emirlerini almak üzere münacaata gitmesinden sonra.
Ali Bulaç
(Tura gitmesinin) Ardından Musa'nın kavmi süs eşyalarından böğürmesi olan bir buzağı heykelini (tapılacak ilah) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onları bir yola da yöneltip-iletmediğini (hidayete erdirmediğini) görmediler mi? Onu (tanrı) edindiler de, zulmedenler oldular.
Tûr'a çıkan Mûsa'nın arkasından, geride kalan kavmi, süs eşyalarından bir buzağı heykeli yapıp onu tanrı edindiler, ki onun bir böğürmesi de vardı. Buzağının kendileriyle konuşamayacağını, onlara bir yol gösteremiyeceğini görmediler mi de onu tanrı edindiler? Böylece zâlimlerden oldular.
Musa’nın kavmi ondan sonra, süs eşyalarından cesetli, böğüren bir buzağı edindiler. Görmediler mi?! O, onlarla konuşamıyor ve onlara yol gösteremiyor. (Fakat) onu ilah olarak benimseyip kendilerine zulmettiler.
Musa orda yokken, hemen ulusu süs takımlarından, böğürücü bir buzağı heykelini yaptılar, görmezler mi buzağı onlar ile konuşmaz, doğru yol da göstermez onlara, onu Tanrı edinmekle zalim oldular
(Musa, Tevrat levhalarını almak için Tur'a gittiği zaman) kavmi onun arkasından ziynet/süs eşyalarından (esen rüzgarla) böğürtü sesi çıkaran bir buzağı heykeline tapınmaya başladırlar. Görmemişler miydi ki o heykel onlara hitap edemiyordu ve kendilerine yol da gösteremiyordu. Ama buna rağmen onu tanrı edindiler ve zalimlerden oldular.
Cemal Külünkoğlu A'raf Suresi 148. Ayet Açıklaması
Bkz.2:51 ve dipnotu, 54, 92, 4:153, 20:88Buradan anlaşılıyor ki; İsrailoğulları tapınma geleneğinden bir türlü kopamıyor. Kendilerini Firavun’un zulmünden kurtararak Allah’ın yardımıyla bulundukları bölgenin en üstün toplumu durumuna getiren peygamberleri Allah’tan vahiy almaya gidiyor, onlar da peygamberlerini hevesle ve heyecanla beklemesi gerekirken, fırsat bu fırsattır diyerek Hz. Musa’nın arkasından buzağıya taparak dönekliklerini ortaya koyuyor. Hz. Musa’ya inanan ve fakat en küçük bir fırsatta onu yalnız bırakan, o günün dönek İsrailoğulları ile, Hz. Muhammed’e inandığı halde çok küçük bir dünyalık çıkar için onu yalnız bırakabilen Müslümanın ne farkı var?
Diyanet İşleri (Eski)
Musa'nın ardından milleti, ziynet takımlarından, canlıymış gibi böğüren bir buzağı heykeli yaparak onu tanrı edindiler. O buzağının kendileriyle konuşmadığını ve yol da göstermediğini görmediler mi? Onu tanrı olarak benimseyip kendilerine yazık ettiler.
(Tûr'a giden) Musa'nın arkasından kavmi, zinet takımlarından, böğürebilen bir buzağı heykelini (tanrı) edindiler. Görmediler mi ki o, onlarla ne konuşuyor ne de onlara yol gösteriyor? Onu (tanrı olarak) benimsediler ve zalimler oldular.
Hz. Musa’nın Tûr’da kalma müddeti on gün uzatılınca, İsrailoğullarından Sâmirî adında bir sanatkâr, zinet takımlarını toplayarak bir buzağı heykeli yaptı ve: «Sizin de Musa’nın da tanrısı budur. Fakat Musa tanrısını unuttu» dedi. Buzağıyı öyle bir ustalıkla yapmıştı ki, içine rüzgâr girdiğinde canlı imiş gibi böğürüyordu.
Edip Yüksel
Musa'nın halkı kendisinden sonra, süs eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli yapıp putlaştırdılar. Onun, konuşmaktan ve kendilerine yol göstermekten aciz olduğunu görmediler mi? Onu benimseyerek zalimlerden oldular.
Buzağı heykelinin "böğürdüğü" değil de "böğürmeye sahip" olduğu bildirilmesi ilginçtir. Bu ses büyük olasılıkla heykelin üzerindeki deliklere rüzgarın çarpmasıyla oluşuyordu. Nitekim, arkeolojik kazılar, eski Mısır tapınaklarındaki bazı heykellerin rüzgar yoluyla ses çıkarabilen deliklere sahip oldukları ortaya çıkardı. Ayrıca bak 20:83-99.
Elmalılı Hamdi Yazır
Musa'nın arkasından kavmi, tutmuş süs takılarından böğüren bir buzağı heykeli edinmişlerdi. O buzağının kendilerine bir söz söylemediğini ve bir yol gösteremediğini görmemişler miydi? Fakat yine de onu tanrı edindiler ve zalimlerden oldular.
Musânın arkasından ise kavmi tutmuşlar huliyyatlarından bir dana: böğüren bir heykel idinmişlerdi, görmemişler miydi ki o, onlara bir söz de söyliyemezdi, bir yol da gösteremezdi, fakat onu idindiler ve zalim idiler
(«Tuur» a giden) Musânın arkasından kavmi zînet takımlarından bir buzağı heykel (i yapıb onu Tanrı) edindiler ki onun (inek gibi) bir böğürmesi de vardı. Onun kendileriyle konuşmayacağını, onlara bir yol da gösteremeyeceğini görmediler mi ki ona tutundular, kendilerine yazık ediciler oldular?
Ve kendisinin (Tûr dağına gitmesinin) ardından Mûsâ'nın kavmi, ziynet eşyâlarından (yapılmış) böğürmesi olan bir buzağı heykelini (ilâh) edindiler; görmediler mi ki gerçekten o, ne onlarla konuşuyor, ne de onlara bir yol gösteriyor! Onu (ilâh) edindiler ve zâlimler oldular.
Musa’dan sonra kavmi, süs eşyalarından yapılmış ve ses çıkaran buzağı heykelini ilah edindiler. Onlar görmüyorlar mı? ki o, ilah edindikleri kendileriyle konuşmuyor ve onlara yol göstermiyor. O (buzağı heykelini) ilah edinmekle kendilerine zulüm ettiler.
Musa/nın kavmi [³] Musa, Tur/a gittikten sonra ziynet takımlarından bir buzağı heykeli yaptılar ki onun buzağı gibi böğürmesi vardı. Onlar buzağının kendileriyle söylemediğini, kendilerine bir yol da göstermediğini görmediler mi? [⁴] Onlar onu mabut edindiler de, zalim oldular.
İsmail Hakkı İzmirli A'raf Suresi 148. Ayet Açıklaması
[3] Sâmirî'ler.[4] Nasıl ona taptılar?
Kadri Çelik
(Tur'a giden) Musa'nın arkasından, ziynet takımlarından böğüren bir buzağı heykeli yaparak onu ilah edindiler. O buzağının kendileriyle konuşmadığını ve onları bir yola hidayet etmediğini görmediler mi? Onu ilah edindiler ve (böylece de) zalimler oldular.
Mûsâ’nın kavminden birçokları, O’nun vahiy almak üzere Sînâ dağına çıkmasının hemen ardından, süs eşyalarından edindikleri ve rüzgarın etkisiyle böğürtü sesi çıkaran bir buzağı heykeline tapınmaya başladılar. Peki onlar, taptıkları bu eski Mısır putunun kendileriyle konuşmaktan bile âciz olduğunu, hele onlara asla doğru yolu gösteremeyeceğini göremiyorlar mıydı?Evet, görmesine görüyorlardı, fakat işlerine öyle geldiği için, onu kendilerine tanrı edindiler ve böylece kendilerine zulmetmiş oldular.
Onun ardından Musa’nın kavmi süs eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli edindi.
Onlara yol göstermeyeceğini ve onlarla konuşmayacağını görmediler mi?
Onu edindiler.
Zâlim oldular.
(Sina Dağına giden) Mûsa’nın ardından toplumu ziynet eşyalarından (yapılmış) böğürme sesi verebilen1 bir buzağı heykelini,2 (ilâh) edindiler. Sanki onlar, onun kendileriyle konuşamadığını ve kendilerine bir yol da gösteremediğini bilmiyorlar mıydı? İşte onlar, bu heykeli ilâh edinerek, zâlimlerden oldular.
1 Bu buzağı heykelinin, bir kısım yerlerindeki delikler, rüzgâra doğru döndürülünce bazı sesler çıkıyor, İsrâil oğulları da aslında böğürmediği halde bunu böğürüyor zannediyorlardı. Bk. (Tâ Hâ: 88)2 Cesed: Ruhlu, ruhsuz her hangi bir cisimdir. Bu buzağı heykeli altından ve ruhsuz bir cisim idi. Âyette cesedin buzağıdan bedel yapılmış olması da buna delâlet eder.
Muhammed Esed
VE MUSA'NIN halkı, o'nun yokluğunda, süs eşyalarından (yaptıkları), içinden boğuk bir ses çıkaran 113 bir buzağı heykeline tapmaya başladılar. Bunun kendileriyle ne konuşabileceğini ne de onlara hiçbir biçimde yol gösteremiyeceğini görmüyorlar mıydı sanki? [Öyleyken yine de] ona tapmaya devam ettiler, çünkü zalim kimselerdi onlar:
Musa’nın halkı, onun (Sina dağına) gidişinden sonra süs eşyalarından böğürebilen bir buzağı yapıp ona taptılar. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara bir yol göstermediğini görmüyorlar mıydı? Ama yine de ona bağlandılar ve zalimlerden oldular. 2/51- 93, 4/153, 20/87,
VE Musa’nın halkı onun peşi sıra, takılardan mamul ses çıkaran bir buzağı heykelini ilâh edindiler.[1260] Onlar, onun kendileriyle konuşmayacağını, yol da göstermeyeceğini görmüyorlar mıydı sanki! (Yine de onu) ilâh edindiler; çünkü onlar zalim kimselerdi.[1261]
Mustafa İslamoğlu A'raf Suresi 148. Ayet Açıklaması
[1260] el-‘Icl: Muhtemelen, Kur’an’ın iniş sürecinde geçtiği ilk yer burasıdır. Erkek olsun dişi olsun “sığır yavrusu” anlamına gelen “buzağı”nın tam karşılığıdır. İsrâiloğullarının neden başka bir şey değil de buzağı heykeli yaptıklarının en makul açıklaması şöyle olabilir: Eski Mısır dininin en ünlü tanrılarından biri Apis (Eski Mısır dilinde hapi “kutsal boğa, sığır”) adını alır. Apis’e Menfis’te bereket tanrısı olarak tapılırdı. Kutsal sığırlardan biri öldüğünde yerini alacak bir buzağı bulunur ve Menfis’teki Apeion’a (:sığır mabedi. “İo” Eski Mısır dilinde “inek”) yerleştirilirdi. Apis rahipleri, kutsal sığırın hareketlerine bakarak kehanette bulunurlardı; bu kehanetlere hayli itibar edilirdi. Apis sığırları öldükten sonra görkemli bir törenle Sakkara’da Sarapeum adı verilen yeraltı dehlizlerine gömülürdü. Daha sonra Osiris kültü ile Apis’in birleşmesinden oluşan Serapis’e tapınılmaya başlandı. Eski Ahid’de “Mısır çok güzel bir genç inek” (Yeremya, 46:20) dendiğine göre, İsrâiloğulları içinden “genç inek” heykeline tapanların, aslında kendilerini tutsak eden Mısır’a olan özlemlerini, önceleri sıradan bir kült iken sonradan tüm Mısır’ın sembolü hâline gelen Apis heykeline taparak dile getirdiklerini düşünebiliriz. Kur’an vahyi onların bu sapmalarını şiddetle yererken, sapıtan İsrâiloğulları şahsında toprak aşkının bedelinin özgürlük, iman ve insan onuru olamayacağını vurgulamış olmaktadır.
[1261] Zımnen: “Bilinci alt üst olmuş kimselerdi”. Zulüm, kök olarak “bir şeyi yerinden etmek” anlamına gelir. Bu ise öncelikle “ters dönmüş bir bilincin” (Nukisû ‘alâ ruûsihim: 21:65) yanlış değerlendirmesi sonucu gerçekleşir. Ters dönmüş bir bilinç doğru algılayıp doğru göremez. Yahudileşen İsrâiloğulları, geçici de olsa işte böylesine bir ‘bilinç alaborası’ sonucu kendilerini Firavun toplumunun totemleri arasında yer alan inek yavrusuna taparken buldular. Bunun bir diğer anlamı can düşmanını tanrılaştırmaktı.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve Mûsa'nın kavmi, O'ndan sonra ziynet takımlarından bir buzağı böğürmesi olan bir heykel edindiler. Onlar görmediler mi ki, o kendileriyle konuşamaz ve onlara bir yol gösteremezdi. Onu (ilâh) edindiler ve zalimler oluverdiler.
Mûsâ Tevrat'ı almak için ayrıldıktan sonra ümmeti, zinet takımlarından, böğürür gibi ses çıkaran bir buzağı heykeli yapıp tanrı edindiler. Görmemişler miydi ki o heykel onlara hitap edemiyordu, kendilerine yol da gösteremiyordu. Fakat buna rağmen onu tanrı edindiler ve zalimlerden oldular. [20, 85]
Mısır’dan çıkışın üzerinden daha üç ay geçmeden, buzağıya tapma şirki İsrailoğulları arasında başlamış oluyordu. Bunca mûcizelere rağmen, bu dönek tabiatları sebebiyle kendi soylarından olan bazı peygamberler “İsrail milletini daha ilk gecesinde kocasına ihanet eden ve kocasından başka bütün erkeklere sevgi gösteren bir kadına benzetmişlerdir.” {KM, Hoşea 2,1-13; Hezekiel 16,15-22; Yeremya 2,20}
Süleyman Ateş
Musa kavmi, kendisin(in, Rabbi ile mülakata gitmesin)den sonra kendilerinin zinet takımlarından yapılmış, böğürmesi olan bir buzağı heykelini (tanrı diye) benimsediler. Görmediler mi ki o, ne kendilerine söz söylüyor, ne de onlara yol gösteriyor? Onu benimsediler ve zalimler(den) oldular.
Musa’nın halkı, ondan sonra süs eşyalarından boğa gibi böğüren bir sığır yavrusu yaptılar. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara yol göstermediğini görmüyorlar mıydı? Onu (ilah) edindiler ve yanlış yapan kimseler oldular.
Musa'nın kavmi, onun ardından süs eşyalarından (yapılmış) böğüren bir buzağı heykelini ilah edindiler. onun kendileriyle konuşmadığını ve onların bir yol göstermediğini görmüyorlar mı? ona bağlandılar, tapındılar ve kendilerine yazık ettiler.
Musa'nın arkasından, onun kavmi, ziynet eşyalarından böğüren bir buzağı heykeli yapıp onu tanrı edindi. Görmüyorlar mıydı ki, o heykel ne kendileriyle konuşur, ne de onlara bir yol gösterebilirdi. Onu tanrı edinmekle zalimlerden oldular.
Mûsa'nın kavmi, onun Allah'la konuşmaya gidişinden sonra, süs eşyalarından oluşmuş, böğürebilen bir buzağı heykelini ilah edinmişti. Görmediler mi ki, o onlarla ne konuşabiliyor ne de kendilerine yol gösterebiliyor? Onu benimsediler ve zalimler haline geldiler.