Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1126, sondan 5111. ayet; 7. sure ve A'raf Suresinin 172. ayetidir. A'raf Suresi 172. ayetinin kelime sayisi 26, harf sayısı 103 ve toplam ebced değeri ise 9986 olarak hesaplanmıştır. A'raf Suresinin toplam ebced değeri 1054938 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure المص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (17) ل (7) م (10) ص (0) bulunuyor.
Arapça Metin
واذ اخذ ربك من بني ادم من ظهورهم ذريتهم واشهدهم على انفسهم الست بربكم قالوا بلى شهدنا ان تقولوا يوم القيمة انا كنا عن هذا غافلين
Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir.
İslâm akîdesine göre insanoğlunun bütün sorumluluklarının başında Allah’ın varlık ve birliğini kabul etme ve yalnız O’nu Tanrı olarak tanıyıp kulluk etme görevi gelmektedir. Fakat insanlar, sorumlulukları hakkında gerektiği biçimde bilgi sahibi kılınmazlar yahut böyle bir bilgiye ulaşma yeteneği ile donanmış olmazlarsa bu durumu bir mazeret veya bahane olarak ileri sürmekte haklı olurlar. Bu sebeple söz konusu büyük sorumluluğun âdil bir temele dayanması için insanların bu hususta yeterli donanıma sahip kılınmaları gerekmiştir. Bu iki âyette insanların Allah tarafından böyle bir bilgi veya yetenekle donatıldığı haber verilmekte ve bunun gerekçesi açıklanmaktadır.
Tefsirlerde bu âyetlere iki farklı anlam verilmiştir:
a) Eski tefsirlerde geniş yer tutan, çoğu birbirinin tekrarı mahiyetindeki rivayetlere göre Allah Teâlâ dünyayı yaratmadan önce dünyaya gelecek olan bütün insanların ruhlarını –sonraları âyetin lafzından hareketle “rûz-i elest, bezm-i elest” şeklinde terimleşen– ruhlar âleminde bir araya getirerek onları kendi varlığına tanık kılmış; kendisinin onların rabbi olduğunu yine onlara onaylatmış; bu gerçeği tasdik ettikleri yönünde onlardan söz almış ve böylece kendisi ile dünyaya gelecek bütün kulları arasında bir tür sözleşme akdetmiş; ayrıca bu sözleşme yahut taahhüde onların bizzat kendilerini şahit tutmuş veya bir kısmını diğerleri hakkında tanık göstermiş ya da –bir başka yoruma göre– bizzat kendisinin ve meleklerin bu sözleşmeye şahit olduklarını onlara bildirmiştir. Böylece insanların, “Bizim böyle bir sorumluluğumuz olduğunu bilmiyorduk” diyerek yahut inkârcılık veya putperestliği kendilerinin icat etmediğini, bunu atalarından miras aldıklarını, başka türlü bir bilgiye sahip olmadıkları için kendilerinin de bu inancı sürdürdüklerini, dolayısıyla bu hususta kendilerinin bir günahı ve sorumluluğu olmaması gerektiğini belirterek sorumluluktan kurtulmaları da önlenmiştir. İlk dönem Selef âlimleriyle sûfî âlimler, Sünnî ve Şiî kelâm bilginlerinin çoğunluğu âyeti böyle yorumlamışlardır.
b) Burada belirtilen sözleşme mecazi anlamda olup bu olay, dünya yaratılmadan önce değil, her insanın kendi bedeninin yaratılması sırasında gerçekleşmektedir. Bir görüşe göre zürriyetlerin baba sulbünde yaratılışı esnasında, başka bir görüşe göre anne rahmine yerleşip organik oluşumunu tamamlaması sürecinde Allah Teâlâ insanoğlunun doğasına ya da fıtratına kendisinin varlık ve birliğini tanıma, kavrama ve dolayısıyla kendisine inanma yeteneğini yerleştirmektedir. Şu halde Allah, her insanı, iman etmesi için yeterli zihnî ve psikolojik donanıma sahip kılmakta; iç ve dış âlemde kendi varlığına ve birliğine kılavuzluk edecek birçok kanıtlar yaratmaktadır; böylece O, sanki insanlara, “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” diye sormakta, onlar da “evet” diyerek bunu tasdik etmektedirler. İnsanın doğasındaki iman kabiliyeti bu âyetlerde temsilî bir dille anlatılmış bulunmaktadır (Zemahşerî, II, 103). Nitekim başka âyetlerde de buna benzer anlatımlar mevcuttur. Meselâ Fussılet sûresinin 11. âyetinde göğün ve yerin Allah’ın yasalarına göre işleyişi, “Dahası O, duman halinde olan semaya iradesini yöneltti; ardından ona ve arza, ‘İsteyerek veya istemeyerek (varlık sahnesine) gelin!’ buyurdu. ‘Boyun eğerek geldik’ dediler” şeklinde anlatılmıştır. Mu‘tezile ve Mâtürîdî âlimleriyle bazı Eş‘arî ve Şiî âlimlerinin de bu görüşte oldukları bildirilmekte, Fahreddin er-Râzî’nin de bu görüşte olduğu anlaşılmaktadır (XV, 47). Başta İbn Teymiyye olmak üzere sonraki Selefîler, Allah’ın insandan ahid ve mîsâk almasını, insanın psikolojik muhtevasına kendi varlık ve birliğini tanıma kapasitesi vermesi şeklinde anlamışlardır. Nitekim Hz. Peygamber’in, “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar” anlamındaki hadisi de (Buhârî, “Cenâiz”, 93; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 18) bunu anlatmaktadır.
İlk görüş doğru kabul edildiğinde ruhların bedenlerden önce yaratıldığını da kabul etmek gerekmektedir. Ancak ikinci görüşü benimseyenler bunun doğru olmadığını savunurlar. Konu insanın bilgi alanını aştığı ve gayb alanına girdiği için âyetlerde bildirileni tasdik ederek insanlardan bir şekilde iman sözü alındığına inandıktan sonra bunun mahiyetinin ne olduğu hususunda kesin bir görüşü kabul etmek gerekli değildir. İşin hakikatini Allah bilir. 174. âyette işaret buyurulduğu üzere insana düşen görev, Allah’ın rab olduğu gerçeğini kavrayabilecek güçte yaratıldığına ve bu hususta kendisinden söz alındığına iman edip verdiği söze sadık kalmaktır.
Mehmet Okuyan
Hani Rabbin âdemoğullarından, onların sırtlarından nesillerini çıkarıp (yaratıp) onları kendilerine şahit tutmuş ve “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (demiş), onlar da “Evet, buna şâhidiz” demişlerdi. Kıyamet gününde “Biz bundan habersizdik.” dersiniz diye,
Bu cümle Târık 86:6-7. ayetlerle okunmalıdır.,[Elest bezmi], bedenin yaratılmasından sonra ruha yerleştirilmiş fıtratın konuşturulması olabilir.,Bu cümle Rûm 30:30, Hucurât 49:7 ve Şems 91:8. ayetlerle birlikte okunmalıdır.
Bayraktar Bayraklı
Hani kıyamet gününde, “Biz bundan habersizdik” demeyesiniz diye, Rabbin, Âdemoğulları'ndan, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şâhit tuttu ve dedi ki: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Onlar da, “Evet, buna şâhit olduk” dediler.[145]
[145] Elest Bezmi hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, VII, 398-399.
Erhan Aktaş
Kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik.” demeyesiniz diye Rabb'in, âdemoğullarının sırtlarından soylarını çıkardı ve onları kendilerine tanık yaptı. Ben sizin Rabb'iniz değil miyim? dedi. “Evet, Rabb'imizsin, tanıklık ediyoruz.¹” dediler.
1- Bu ayet, mecaz/alegori bir anlatımla; Allah'ın, insanı yaratırken onun benliğine, yaratıcıyı idrak etme eğilimi yerleştirildiğini ifade etmektedir.
Ahmet Akgül
Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini (bütün insanların ruhaniyetlerini huzuruna) almış ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (Size vücutlar, çeşitli imkân ve fırsatlar verip dünyaya gönderirsem, Bana iman ve itaat eder misiniz? demişti de) onlar: "Evet (Rabbimizsin), biz şahit olduk" (ve söz veriyoruz) demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.
Hani Rabbin Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini izhar etmişti de kendilerini kendilerine tanık tutarak ben, Rabbiniz değil miyim demişti; onlar da evet, tanığız, Rabbimizsin demişlerdi. Bu da kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu dememeniz.
Bilginler arasında bu ızhar edip tanık tutma keyfiyeti hakkında aykırılıklar vardır. Bâzılarına göre Tanrı, Âdem Peygamberin soyunu, onun sulbünden, zerreler halinde çıkarmış, onları kendisine gösterip yalnız bana tapmaları ve şirk koşmamaları için ahid alacağım dedikten sonra zerrelere, ben sizin Rabbiniz değil miyim demiş, onlar da evet, tanığız, gerçekten de Rabbimizsin demişler, bu ahde melekleri de tanık tutmuştur.Tanrı, o zerrelere anlayış ve akıl vermiş, Tanrının hitabını duyup anlamışlar, sonra tekrar onları Adem'in sulbüne reddetmiştir. Sonradan herkes, vakti gelince dünyaya gelir. Müslüman olan, yaratılışa uymuş demektir, kafir olansa yaratılışı bozmuş, değiştirmiştir. Müfessirler, bu hususta birçok sözler söylemişler, hatta ayeti tevil edenler de bulunmuştur. Bazıları ise Tanrı, Adem'in demedi, Ademoğullarının dedi, sırtından demedi, sırtlarından dedi, zürriyetini demedi, zürriyetlerini dedi, sonra da "Bizim bundan haberimiz yoktur dememeniz, yahut da ancak atalarımız şirk koştu önce ve biz, onlardan sonra gelmiş bir soyuz; bizi de o boş ve asılsız işlerde bulunanların amelleri yüzünden helak mi edeceksin gibi bir söz söylememeniz içindi" buyurmuştur. Aynı zamanda ahdalmak, unutturmak için olamaz demişlerdir. Bunlarca Allah, Ademoğullarını, babalarının bellerinden, analarının rahimlerine ihraç etmiş, sonra onları dünyaya getirmiş, onlara yaratışının eserlerini, varlığının delillerini göstermiş, adeta kendilerini kendilerine tanık tutarak rabbiniz değil miyim demiştir; bu da kıyamet günü özür getirmemeleri içindir (Mecma, 1, 461). Sufilerin de bu hususta çeşitli sözleri vardır. Onlarca Ademoğulları, akla mensup babalarındayken, yani akıllar alemindeyken, Tanrı, kendilerine nurani hüviyetlerini göstermiş, onlar, misal aleminde Tanrıyı tasdik etmişlerdir. Yahut her zerrenin meleküti bir dili vardır, her varlık, mazhariyetine uymakla kendisini yetiştirip, istidadına göre geliştiren rabbini her an tasdik edip durur (Molla Muhsin Feyz: Tefsir-Safi, s. 174).
Abdullah Parlıyan
Rabbin Âdemoğullarından, onların birbiri arkalarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şahit tutarak: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. “Evet, buna şahidiz” demişlerdi. Bunu böylece hatırlatıyoruz ki, kıyamet gününde “Doğrusu bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz,
Rabbinin, gelecek nesillerinin dinî, ahlâkî ve insanî eğitimi ile ilgili, sorumluluklarını da sırtlarına yükleyerek Âdemoğulları'ndan, kendisini tanıma, iman, kulluk, ibadet ve mükellefiyet taahhüdü aldığını ve onları kendilerine, birbirlerine şahit göstererek:
“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediğinde:
“Elbette Rabbimizsin, seni Rab tanıdığımıza, iman ettiğimize, sözleşmemizdeki ortak taahhüdümüze, Allah'a iman, kulluk, ibadet ve sorumluluk bilincimize biz de şâhidiz" dediklerini insanlara hatırlat. Bunlar kıyamet günü:
“Biz bundan habersizdik" diyerek itiraz edememeniz içindir.
bk. Kur’an-ı Kerim, 2:128, 6:133; 10:83; Tefsîru Ebüssuûd, 3:289-290; ed-Dürrü’l-Mensûr, 5:511-514. Bir sözleşmede asgari iki taraf vardır. Taraflar, hür iradeye, özgürce seçme hak-kına sahip olmadıkça, sözleşmeden bahsedilemez. Bu âyette Allah kullarına, “- Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diyerek, daha yaratılış sırasında kullarının hür iradesini, özgürce seçme hakkını hürriyetini peşinen tescil ediyor. Dikkatle incelendiği takdirde peygamberlerin mücadelelerinin baştan sona hürriyet mücadelesi olduğu açıkça görülür.
Ahmet Varol
Hani Rabbin Adem oğullarının sırtlarından soylarını (zürriyetlerini) almış ve onları kendi kendilerine karşı şahit tutmuştu: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" Onlar: "Evet, Rabbimizsin. Buna şahidiz" demişlerdi. Kıyamet gününde: "Biz bundan habersizdik" demeyesiniz diye.
Hani Rabbin, Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: 'Ben sizin Rabbiniz değil miyim?' (demişti de) onlar: 'Evet (Rabbimizsin), şahid olduk' demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: 'Biz bundan habersizdik' dememeniz içindir.
Hatırla ki, Rabbin, Âdemoğullarının sulblerinden zürriyetlerini çıkarıp da onları nefislerine karşı şâhid tutarak; “-Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye buyurduğu vakit onlar da; “- Evet, Rabbimizsin, şâhid olduk”, demişlerdi. Bu şâhid tuşumuzun sebebi, kıyamet günü, bizim bundan haberimiz yoktu, dersiniz diyedir.
Ve hatırla ki; Rabbin Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini aldı. “Ben, Rabbiniz değil miyim?” diye onları kendi nefislerine karşı şahit tuttu. Onlar: “Evet, Sen Rabbimizsin. Biz buna şahidiz” dediler. (Böyle şahit tuttuk ki) Kıyamet günü, “biz bundan habersizdik” demeyesiniz!
Kıyamet gününde: “Biz bundan habersizdik” demeyesiniz diye, hani Rabbin, Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkarmış ve onları kendilerine şahit tutarak: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim (demişti)?” Onlar da: “Evet (Rabbimizsin) şahit olduk” demişlerdi.
Cemal Külünkoğlu A'raf Suresi 172. Ayet Açıklaması
Bkz. 5:7 ve dipnotu, 57:8“Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Evet, rabbimizsin” şeklindeki karşılıklı konuşma hakkında farklı yorumlar yapılmıştır. Bu sözün ezelde mi, ana rahminde mi yoksa sorumluluk yaşına gelen insanın Müslüman olduğuna karar vermesiyle mi verildiği bilinmemektedir. Ancak, Kur’an’da çokça görülen, Allah’ın yaratıcı eylemini ve insanın da buna varoluşsal tepkisini dile getirmek için kullanılan temsîlî ifadeler de bulunmaktadır. Bu konuşma da onlardan bir tanesi olabilir. Ya da metaforik bir anlatımla; Allah'ın, insanı yaratırken -ki ayette bellerinden zürriyetlerin çıkarmasına vurgu yapılıyor- onun künhüne Yaratıcıyı idrak etme eğilimi yerleştirdiğini de ifade etmiş olabilir.
Diyanet İşleri (Eski)
172,173. Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: "Evet şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyamet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu" dersiniz veya "Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?" dersiniz diyedir.
Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler.
Bu âyette geçen «kâlû belâ» ifadesi hakkında, bunun ezelde mi, ana rahminde mi, yoksa bülûğ çağında mı olduğu hususunda çeşitli görüşler vardır. Bu konuda geniş bilgi için Muhammed Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili adlı eserine (cilt 4, s. 2323-2333) bakılması tavsiye olunur.
Edip Yüksel
Rabbin, Adem oğullarının bellerinden soylarını çıkarırken onları kendi kendilerine tanık tutar: "Ben, Rabbiniz değil miyim?" "Evet, tanıklık ediyoruz," derler. Böylece diriliş günü, "Biz bundan habersizdik," diyemezsiniz
Dili geçmiş zaman kipi Arapça'da çeşitli amaçlarla kullanılır. Biz, anlamı dikkate alarak ayeti çevirdik. Buradaki diyalog "lisan-i hal" iledir. 41:11 ayetiyle karşılaştırınız.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir de Rabbin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediği vakit, "pekâlâ Rabbimizsin, şahidiz" dediler. (Bunu) kıyamet günü "Bizim bundan haberimiz yoktu." demeyesiniz diye (yapmıştık).
Hem rabbın: Beni Âdemden, bellerinden zürriyyetlerini alıb da onları nefislerine karşı şâhid tutarak «rabbınız değilmiyim» diye işhad ettiği vakıt, «evet» dediler: «şâhidiz», Kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu demeyesiniz
Hani Rabbin Âdem oğullarından, onların sırtlarından zürriyyetlerini çıkarıb kendilerini nefslerine şâhid tutmuş, «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» (demişdi). Onlar da: «Evet, (Rabbimizsin), şâhid olduk» demişlerdi. (İşte bu şâhidlendirme) kıyamet günü «Bizim bundan haberimiz yokdu» dememeniz içindi.
Hani Rabbin, Âdemoğullarının bellerinden zür riyetlerini çıkarıp da onları kendilerine karşı şâhid tutmuştu (ve buyurmuştu ki:) “(Ben) sizin Rabbiniz değil miyim?” (Bütün ruhlar) قاَلُو بَلٰي (dediler ki:) “(Evet! Sen bizimRabbimizsin!) Şâhid olduk!” Tâ ki kıyâmet günü: “Doğrusu biz bundan habersiz kimselerdik!” demeyesiniz.
Senin Rabbin Âdemoğlunun bellerinden zürriyetini çıkardığında, onlara “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sorarak, onları kendi nefislerine şahitler yapmıştı. Onların “Evet, sen bizim Rabbimizsin” dediklerine, kıyamet gününde “Bizim bundan haberimiz yoktu” demenize karşı şahitlik edelim.
Hani Rabbin Âdem oğullarının sırtından zürriyetlerini çıkarmıştı. Onları kendilerine şahit tuttu da ben sizin Rabbiniz değil miyim? dedi. Onlar, «— Evet Rabbimizsin, kendimize şahit olduk» dediler [¹] bu da kıyamet günü «-— Bizler bu ikrardan gafiller idik»,
İsmail Hakkı İzmirli A'raf Suresi 172. Ayet Açıklaması
[1] Ayet-i Kerîme temsile mahmuldür.
Kadri Çelik
Hani Rabbin, Âdemoğullarının bellerinden soylarını çekip almıştı ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı da, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (demişti). Onlar, “Evet (Rabbimizsin), şahit olduk” demişlerdi. (Bunu,) Kıyamet günü “Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz diye (yaptık).
Çünkü Rabb’in, Âdemoğullarının bellerinden, onların nesillerini alıp yaratır. Onlar dünyada bir insan olarak var oldukça her birini gönderdiği Peygamberler ve onların yolunda giden elçileri aracılığıyla muhatab kabul eder. Onları bizzat kendileri hakkında şâhit tutarak, “Ben sizin Rabb’iniz değil miyim?” diye sorar. Onlar da lisân-ı hâl ile, “Elbette! Sen bizim yegâne koruyucumuz, sahibimiz, efendimiz ve Rabb’imizsin, biz de buna şahidiz!” derler. Ve bu olay, Kıyâmet Gününe kadar her insan ve her toplum için tekrar tekrar yaşanır. Böylece Biz her insanın ruhunun derinliklerine, Peygamberler aracılığıyla ulaştırılan vahiy ve bu doğrultuda yaşanan hayatın etkisiyle Rabb’ini tanıyıp emirlerine itaat etme duygusunu yerleştirdik ki, yarın Mahşer Gününde hesaba çekilirken, “Bizim bundan haberimiz yoktu!” demeyesiniz.
Kıyamet günü: “Bizim bundan haberimiz yoktu.” demeyesiniz diye; Rabbin Âdemoğullarının bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şâhit1 tuttu ve: “Ben elbette sizin Rabbinizim. Öyle değil mi?”2 dedi. (Onlar da): “Evet! Sen bizim Rabbimizsin3 (biz buna) şâhit olduk,” dediler.4
1 Yani, kendilerini bile duyamayan o şuursuz zürriyetlere, şuurunun başlangıcını, her birine şâhitlik fıtratını, kendi nefsinde hakkı duymak ve duyurmak, itiraf ve şehadet etmek yaratılışını, insanlık rûhunu verip, hepsini vahdaniyetine şâhit kıldı. (Elmalılı)2 Bu soru şekli, “inkari” olduğu için anlamı: “Ben, elbette sizin Rabbinizim! Öyle değil mi?” demektir. 3 (بَلَى) Arapçada olumsuz soruya olumlu cevap için kullanıldığından; tercüme bu şekilde yapılmıştır.4 Müfessirlerin birçoğu, buradaki söz alma olayı, bir istiâredir demişlerse de olayın fiilen meydana gelmiş olması âyetin zahirine göre daha kuvvetlidir. Allah’ın Âdemoğullarından bu sözü alma olayının meydana geldiği zaman hakkında üç görüş vardır. 1- Allah, rûhlar âleminde bütün insanları toplamış, onlara insan şeklini ve konuşma kabiliyetini verdikten sonra kendilerini şâhit tutarak onlardan söz almış ve: “Ben, elbette sizin Rabbinizim! Öyle değil mi?” diye sormuş. Onlar da: “Evet Sen bizim Rabbimizsin.” diye karşılık vermişler. Bu görüş, müfessirlerin çoğunluğunca pek benimsenmemiş ve bu konu ile ilgili hadisler, zayıf görülmüştür. 2- Bu söz alma olayının zamanı, kişinin bulûğ zamanıdır. Zîrâ bir zürriyetin nefsine şâhitliği, kendisinden zürriyet çıkmağa başladığını gördüğü, bulûğ zamanında meydana gelir. Bu görüş için de; “bulûğ zamanının, bu söz alma olayının sözleşme zamanı olmayıp, uygulama zamanı olması daha uygundur.” denilmiştir. 3- Müfessirlerin çoğunluğu; bu söz alma olayının, zürriyetin babanın sulbünden çıkıp, ana karnına düşmesiyle başladığı ve yaratılışı tamamlanıp rûh verilerek insan olma özelliğini kazandığı zaman meydana geldiği ve bulûğ çağında da sözün uygulamasının başladığı, kanaatindedirler. Bundan dolayı da; Usul-i fıkıhta her ferdin şahsiyeti ve hukukî ehliyeti, bu söz alma olayı ile başlar ve bulûğ ile tamamlanır.
Muhammed Esed
VE SENİN RABBİN, her ne zaman Âdemoğulları'nın sulblerinden onların soylarını çıkaracak olsa, onları kendileri hakkında tanıklık etmeye çağırır: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Onlar, cevaben: “Elbette!” derler, “Buna tanıklık ederiz!” 139 [Bunu, böylece hatırlatıyoruz ki] Kıyamet Günü'nde, “Doğrusu, bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz,
Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından soylarını çıkardığında/buluğ çağına gelince, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: – Ben, sizin Rabbiniz/sahibiniz değil miyim? Onlar: – Evet, sen bizim Rabbimizsin/sahibimizsin dediler. Kıyamet günü, “Bizim bundan haberimiz yoktu” dersiniz diye biz de şahit olduk. 4/163...165, 39/71, 67/8...11
VE RABBİN, Âdemoğlunun sulbünden onların nesillerini çıkardığı her zaman,[1289] onları kendileri hakkında tanık kıldı: “Ben değil miyim sizin Rabbiniz?” Onlar da “Kesinlikle” dediler, “buna biz şahidiz!”[1290] (Bunu hatırlattık) ki, Kıyamet Günü bizim bu gerçekten haberimiz yoktu demeyesiniz
Mustafa İslamoğlu A'raf Suresi 172. Ayet Açıklaması
[1289] Kanaatimizce, “Âdemoğlunun sulbünden onların nesillerini çıkardığı zaman” ifadesi, üreme organlarının çalışmaya başladığı “büluğ zamanına” tekabül eder. Büluğ yaşı, ibadet mükellefiyetinin ve cezaî ehliyetin başlangıcıdır. Bizce Allah Rasûlü’nün “Üç kişiden kalem kalkar: Büluğ çağına gelinceye kadar çocuktan..” hadisi, bu âyetin nebevî bir okuması gibi görünmektedir. Esasen hadisteki türden bir tesbit, ancak ilâhî bilgiye istinat edebilirdi. İyi araştırıldığında, Allah Rasûlü’nden sadır olan bu gibi haberlerin kaynağının vahiy olduğu, bu hadislerin vahyin nebevî bir basiretle okunması sonucunda ortaya çıktığı görülecektir. Büluğ yaşı çıtası, bundan öncesinin sorumsuzluk olduğu anlamına gelmez. Terbiye açısından her yaşın bir sorumluluğu vardır.
[1290] Bu âyetin muhtevası, avam dilinde kâlû belâ adıyla bilinir. İnsan fıtratının tevhidi kabul etmeye doğuştan hazır olduğunu, Rab olan bir yaratıcıyı inkârın mazeret olamayacağını ifade eder. Zemahşerî bu diyalogu mecazî sayar ve tahyîl (canlandırma, dramatizasyon) olarak niteler. Bunu hakiki olarak yorumlayan müfessirlerden Taberî, bu yorumun dayandığı hadis hakkındaki ciddi kuşkularını dile getirmeden de edemez. Bu âyeti lafzî yorumlayan kaynakların dayandığı rivayetlerin tamamı, Allah’ın Hz. Âdem’in sulbünden söz aldığını ifade etmektedir. Âyetin Hz. Âdem’den değil “Âdemoğullarından” söz ettiği açıktır. Bu tartışmalı rivayetlere dayanarak âyeti mecazdan hakikate taşıyan klasik tefsire yöneltilen tüm eleştirileri nakleden Râzî, âyetteki diyalogun mecazî olduğu görüşünü, karşı çıkmaksızın dile getirir. İbn Kesir, âyetin insanın yaratılıştaki saf ve temiz fıtratına dikkat çektiğini söyleyerek bu konudaki âyet ve hadisleri sıralar. Buradaki anlatımın Fussilet 11 ve Ahzab 72’de olduğu gibi temsilî bir diyalog olduğu açıktır. Bu diyalogu lafzi anlamına hamletmek biraz da keskin bir “ruh-beden” ayrımının eseridir. İrfanî bilgi sisteminin gnostisizmden, Bürhanî bilgi sisteminin Yunan felsefesinden ödünç aldığı insanın fizikî varlığından bağımsız bir “nefs” ve bedenden ayrı bir “ruh” tanımı, hicrî 3. yy’dan itibaren bugünkü anlamında kullanılmaya başlamıştır. Daha sonraları bu etki Beyanî bilgi sistemine de geçerek Kelâm’a mal olmuştur. Eş’arî kelâmının “ilk misak”ı savunması da buna bağlanabilir. Fakat Matüridi bu yorumu reddeder. Bu âyet, insanoğlunun doğuştan “aşkın bir Yaratıcı Varlık”ı algılamaya yatkın yapısına, yani “fıtrat”a atıfta bulunmaktadır. Âyet, “kollektif bilinçaltı” adı verilen duruma bir atıf olarak da okunabilir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve o zaman ki, Rabbin ademoğullarından, onların sırtlarından zürriyetlerini aldı. Ve onları kendi nefisleri üzerine şahit tuttu. «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» dedi, (onlar da) «Evet. Şahidiz» dediler. (Bu da) Kıyamet günü, «Biz bundan muhakkak kigâfiller idik,» demeyesiniz içindir.
172, 173. Rabbinin Âdem evlatlarından, misak aldığını da düşünün: Rabbin onların bellerinden zürriyetlerini almış ve onların kendileri hakkında şahitliklerini isteyerek “Ben sizin Rabbiniz değil miyim? ” buyurunca onlar da “Elbette! ” diye ikrar etmişlerdi. Kıyamet günü “Bizim bundan haberimiz yoktu! ” yahut: “Ne yapalım, daha önce babalarımız Allah'a şirk koştular, biz de onlardan sonra gelen bir nesil idik, şimdi o bâtılı başlatanların yaptıkları sebebiyle bizi imha mı edeceksin? ” gibi bahaneler ileri sürmeyesiniz diye Allah bu ikrarı aldı. [4, 176; 30, 30; 33, 72; 57, 8]
Bu âyette Cenab-ı Allah, Kendisini Rab kabul ettiklerine dair insanlardan ikrar aldığını bildirmektedir. Bu ahdin zaman ve mekânı hakkında farklı anlayışlar mevcuttur. Âyet-i kerime bu esas prensibi kesin olarak ortaya koymakla beraber, işin cereyan tarzını kesin olarak bildirmediğinden anlayış farkları ortaya çıkmıştır. Şöyle ki: a- Babasının sulbünden ayrıldığı sırada olmuştur. b- Baba sulbünden çıkıp ana rahmine düşerek yumurtayı döllemesiyle ceninin oluşmasını müteakip ruh üflenme vaktinde (takriben dört aylık iken) olmuştur. c- Büluğa erme çağında Allah’ın nimetlerine ve rububiyetine bizzat şahit olmaları tarzında olmuştur. Bu yorumu yapanlar âyette temsilî (sembolik) bir anlatım olduğunu düşünürler ve derler ki: Allah varlığının, birliğinin delillerini kâinata yerleştirmiştir. Kendi varlıklarına yerleştirdiği akılları da buna tanıklık etmiştir. Bunları yapmakla, insanın Rabbini ikrar etmesi için bütün şartları hazırlamasıyla âdeta onun şahitliğini almış saymıştır. d- İnsanlığın babası Hz. Âdemin sulbünden kıyamete kadar gelecek bütün zürriyetini çıkarıp onlara: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedi. Onlar da: “Elbette” dediler. Ve o gün takdir kalemi, kıyamete kadar olacak şeyleri yazdı, bitirdi. Bu son izah aslında çeşitli tariklerden hadis olarak rivâyet edilmiştir. Tefsircilerin ekserisi bunu kabul ettikleri gibi, Müslümanlar arasında en yaygın inanç da budur. Bütün insanların aslını teşkil eden genlerin, bütün insanların Babasının sulbüne sığabileceğini genetik biliminden öğrenmekteyiz. Allah rûhlar aleminde bu ilk ahdi almış olup, bizlerin “kalû belâ”dan beri Müslüman olmamıza mani yoktur. Allah’ın kudreti böyle yapmayı dilemişse öyledir. Vallahu a’lem.
Süleyman Ateş
Rabbin, Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini almış ve: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye onları kendilerine şahid tutmuştu. "Evet, (buna) şahidiz!" dediler. kıyamet günü "Biz bundan habersizdik!" demeyesiniz.
Rabbin, Ademoğullarının bellerinden nesillerini aldığında onları kendilerine karşı şöyle şahit tuttu: “Ben sizin Rabbiniz (Sahibiniz) değil miyim?” Onlar da “Evet! Sahibimizsin. Biz buna şahidiz.” dediler. Artık kıyamet günü, “Biz bunun farkında değildik” diyemezsiniz.
Süleymaniye Vakfı A'raf Suresi 172. Ayet Açıklaması
[*] "Bellerinden nesillerini almak" demek 'nesile neden olan tohumu almak' demektir. Bu, kadınlarda ilk yumurta hücresinin rahme düşmesinde (ilk adetin öncesinde), erkeklerde ilk sperm üretimi gerçekleştiğinde olur. Diğer bir ifadeyle kadın ve erkeklerin ergen olmaları (bulu çağı) itibariyle Allah onları kendine şahit tutmuş ve dini sorumluluklarını başlatmış olmaktadır.
Şaban Piriş
Rabbi, Ademoğullarının sırtlarından soylarını çıkardı ve onları kendilerine şahit tuttu. -Ben, sizin Rabbiniz değil miyim? dedi. Onlar: -Şüphesiz sen bizim Rabbimizsin, biz de şahidiz, dediler. Kıyamet günü, “Bizim bundan haberimiz yoktu” dersiniz diye...
Hani Rabbin, Âdem oğullarının bellerinden soylarını çıkarmış ve onları kendilerine karşı şahit tutmuştu. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sorunca, onlar “Evet, Rabbimizsin, buna şahitlik ederiz” dediler. O sizi böylece şahit tuttu ki, kıyamet gününde “Biz bundan habersizdik” demeyesiniz.
Hani, Rabbin, âdemoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine şahit tutarak sormuştu: "Rabbiniz değil miyim?" Onlar: "Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz." demişlerdi. Kıyamet günü, "Biz bundan habersizdik" demeyesiniz.
Ẕikr eyle ol güni ki aldı Tañrı Ta‘ālā ādem oġlanlarını bellerinden ẕürriyet‐lerini. Ṭanuḳ eyledi anları nefsler üstine. Eyitdi: Men sizüñ Tañrıñuz degülmiyin? didi. Evet, anlar biz ṭanuḳ olduḳ didiler. Ḥattā ki eyitmeyelerḳıyāmet güninde. Taḥḳīḳ biz bundan ġāfiller‐idük.