Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1142, sondan 5095. ayet; 7. sure ve A'raf Suresinin 188. ayetidir. A'raf Suresi 188. ayetinin kelime sayisi 28, harf sayısı 104 ve toplam ebced değeri ise 8656 olarak hesaplanmıştır. A'raf Suresinin toplam ebced değeri 1054938 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure المص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (21) ل (16) م (8) ص (0) bulunuyor.
Arapça Metin
قل لا املك لنفسي نفعا ولا ضرا الا ما شاء الله ولو كنت اعلم الغيب لاستكثرت من الخير وما مسني السوء ان انا الا نذير وبشير لقوم يؤمنون
De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim.”
Burada da Hz. Peygamber’e, kendisi için faydalı olanı elde edip zararlı olandan korunmasının sadece Allah’ın dilemesine bağlı bulunduğunu açıkça ifade etmesi emredilmekte olup Resûlullah bu buyruğun gereğini yerine getirmiş; bu suretle, insan olması sebebiyle imkânlarının ve kabiliyetlerinin Allah’ın verdikleriyle sınırlı olduğunu, kendi başına olağan üstü hiçbir güce sahip olmadığını herhangi bir komplekse kapılmadan insanlara açıklamıştır. Böylece o, dolaylı olarak Allah’a olan içten bağlılığını da ortaya koymak suretiyle aslında, insanın Allah karşısında nasıl bir kulluk bilincine sahip olması gerektiği hususunda da örnek bir tavır sergiliyordu. Kıyametin ne zaman kopacağını bilmek gaybı bilmek demektir. Halbuki gaybı bilen insan, ileride kendisi için nelerin iyilik, nelerin kötülük getireceğini bilme gücüne de sahip olabilir ve ona göre davranabilir. Resûlullah, kendisinin böyle bir imkâna sahip olmadığını, temel işlevinin inanan insanlara fayda sağlayacak şekilde müjdeleyici ve uyarıcı bilgiler vermekten ibaret bulunduğunu ifade etmiştir. Burada da görüldüğü gibi Peygamber aleyhisselâm, kendisine Allah’ın lutuf ve ihsanından bağımsız aşkın sıfatlar izâfe edilmesinden hoşlanmamış; görevinin elinden geldiğince iyi bir kul olmak, Allah’ın kendisine yüklediği risâlet ve tebliğ görevini eksiksiz bir şekilde yerine getirerek insanların hidayete erişmelerine gayret ve öncülük etmek olduğunu her zaman vurgulamıştır. Âhiret hayatı, cennet, cehennem, melek, şeytan gibi gayb alanına giren, dolayısıyla beşerin bilgi imkânlarını aşan hususlarda Allah ona neyi ne kadar bildirmişse o da o konuda bilgisini ortaya koymuş ve Allah’ın iznine bağlı olarak insanlara bilgiler vermiş; fakat kıyametin ne zaman kopacağı konusunda kendisine bilgi verilmediği için bu hususta da bilgisi bulunmadığını belirtmesi emredilmiştir.
Âyette Hz. Peygamber’in mutlak olarak gelecek hakkında hiçbir şey bilmediği değil, Allah’ın bildirdikleri dışında gaybı bilmediği ifade edilmektedir. Çünkü geleceğe dair her konu gayb sayılamaz; insan, tabiat kanunları denilen Allah’ın evrendeki yasaları hakkındaki bilgisi, deneyimi ve aklı sayesinde gelecek hakkında bazı kesin bilgilere sahip olmakta, bazı tesbitler yapabilmektedir. Âyette asıl vurgulanan nokta, geleceğin insanlar için büsbütün karanlık olduğu değil, Allah imkân ve fırsat vermedikçe kulun varlık ve olaylar hakkında kendi başına bilgi edinemeyeceği, neyin yararlı, neyin zararlı olduğunu göremeyeceğidir.
Mehmet Okuyan
De ki: “Allah’ın dilemesi hariç, kendime herhangi bir yarar da zarar da verecek güce sahip değilim. [Gayb]ı (bilinemeyeni) bilseydim elbette daha çok hayır yapardım ve bana hiçbir kötülük de dokunmazdı. İnanan bir toplum için yalnızca bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”
Bu ayette Hz. Muhammed’in de gaybı bilemediği ifade edilmektedir. Benzer mesajlar: En‘âm 6:50; Neml 27:65.,Ayetin bu cümlesinde Hz. Muhammed’in gaybı bilemediği, eğer bilseydi bir sıkıntıyla karşılaşmadan önce vaktinde önlemini alabileceği, böylece sıkıntılara maruz kalmayıp muhtemel zararlardan kurtulabileceği kendisine söylettirilmektedir. Eğer gaybı bilseydi artık bir insan ve kul olmanın gereklerini aşıp geçebileceği, bunun da imkânsız olduğu dolaylı olarak vurgulanmaktadır.
Bayraktar Bayraklı
De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir fayda ve zarar verecek güce sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbette iyiliği arttırırdım ve bana kötülük de dokunmazdı. Ben sadece, inanan bir toplum için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”
De ki: Allah dilemedikçe, kendime bir yarar sağlamak ya da kendimden bir zararı uzaklaştırmak benim elimde değil. Eğer gaybı¹ bilseydim, elbette daha çok yararıma olan şeyi yapardım ve bana bir kötülük de dokunmazdı.² Ben, inanan bir halk için sadece bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
1- Gelecekte olacak olanı; görünemez, bilinemez olanı. 2- Bu ayet, kendisine bile bir yarar sağlama imkanı elinde olmayan Nebinin, başkalarına şefaat edeceği inancının boş bir kuruntu olduğunu ortaya koymaktadır.
Ahmet Akgül
De ki: “Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana hiçbir kötülük de dokunmazdı. Ben sadece, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.”
De ki: Allah'ın dilediğinden başka kendime ne bir fayda vermeye gücüm yeter, ne bir zarardan kaçınmaya. Gaibi bilseydim daha fazla hayır elde etmek isterdim ve bana bir kötülük gelmezdi. Fakat ben ancak inanan topluluğu korkutan ve müjdeleyen biriyim.
Ey peygamber! De ki: “Allah dilemedikçe, kendime bir yarar sağlamak, ya da kendimden bir zararı uzaklaştırmak, benim elimde değil. Eğer insan kavrayışının ötesinde akılla bilinemeyip, sadece vahiyle bildirilen gerçekleri bir bilseydim, elbette daha çok hayır yapmak isterdim veya çok hayırlara ulaşmış olurdum ve bundan dolayı da, bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ama ben, sadece bir uyarıcıyım ve inanan bir topluma iyi haberler getiren bir müjdeci.”
“Benim, kendime, Allah'ın sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olanın dışında ne bir menfaat elde etmeye, ne de bir zararı önlemeye gücüm yetebilir. Ben, eğer duyu ve bilgi alanı ötesini, gayb âlemini bilseydim, kazancımı, menfaatlerimi çoğaltmayı, durumumu iyileştirmeyi, mutluluğumu artırmayı isterdim. İnsan cinsinin başına gelen hiçbir kötülük, hiçbir sıkıntı da bana dokunmazdı. Ben sadece iman edecek bir kavmi, sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatarak uyaran ve Allah'ın rahmetini, merhametini, ihsanını, sevgisini müjdeleyen bir peygamberim." de.
De ki: "Allah dilemedikçe ben kendime herhangi bir yarar veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer gaybı biliyor olsaydım, hayrı artırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. [16] Ben sadece iman eden bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeciyim."
16.Daha çok hayır yapardım veya elimdeki hayırlı varlıkların miktarını artırırdım. Hazırlığımı ona göre yapardım ve böylece bana herhangi bir kötülük dokunmazdı.
Ali Bulaç
De ki: 'Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.'
De ki: “- Ben Allah'ın dilediğinden başka, kendi kendime ne bir menfaatı kazanmağa, ne de bir zararı defetmeğe sahip değilim. Eğer ben gaybi bilseydim, (zarar ve tehlikelerden sakınıp) elbet daha çok hayır yapardım ve bana hiç bir fenalık dokunmazdı, (hiç yenilmez ve bir ihtiyaç içinde kalmazdım.) Ben ancak kâfirleri cehennemle korkutucu ve imân edecekleri cennetle müjdeleyici bir Peygamberim.”
De ki: “Rabbimin istediği hariç, kendim için ne bir menfaat ne de zarar vermeye malik değilim. Eğer gaybı bilmiş olsaydım, çok hayır ve fayda kazanırdım. Bana kötülük de dokunmazdı. Ben inanan bir toplum için bir uyarıcı ve müjdeleyiciden başka bir şey değilim.”
Diyesin ki: «Allah dilemedikçe, ben kendime ne bir fayda, ne de ziyan ederim, ben kaybı bilseydim, malı çoğaltırdım, bana kötü değmezdi, inanan bir ulusa ben ancak kocunduranım, müjdeleyen kimseyim»
(Ey Resul) de ki: “Allah dilemedikçe, kendime bir yarar sağlamak ya da kendimden bir zararı uzaklaştırmak benim elimde değil. Eğer insan kavrayışının ötesinde olanı bilseydim, muhakkak ki, kendime tüm güzelliklerden daha çok pay ayırmak isterdim ve bana kötülük de dokunmazdı. (Ama) ben sadece bir uyarıcıyım ve iman edecek bir topluma iyi haberler getiren müjdeleyiciyim.”
Cemal Külünkoğlu A'raf Suresi 188. Ayet Açıklaması
Burada, Hz. Peygamberin nebi ve resul olmakla beraber diğer insanlar gibi bir beşer olduğu, ona inanan ve onun yolundan gidenlerin onu Hz. İsa örneğinde olduğu gibi insanüstü bir varlık olarak görmemeleri gerektiğine işaret ediliyor. Peygamberi sevmek ve ona itaat etmek başka şeydir, onu insan üstü bir varlık olarak görmek ve sadece Allah’a has olan, gaybı bilmek gibi bazı olağanüstü özellikleri ona yüklemek başka şeydir. Hele içinden çıkılmayan konularda ve felaket zamanlarında “Medet Ya Resulellah!” diyerek çağrıda bulunmak çok daha başka bir şeydir. Ayette “her şeyin Allah’ın dilemesiyle olduğu anlatılıyor. “Kendime bir yarar sağlamak ya da kendimden bir zararı uzaklaştırmak benim elimde değil” diyen ve bunu ona Allah’ın söylettiği bir peygambere “insanların kurtulmasını, rahmetin tecellisini, alemlerin yaratılmasına vesile olmasını izafe etmek doğru olabilir mi? Peygamberin alemlere rahmetin vesilesi olması Kur’an ile olmuştur. Buradaki rahmet Hz. Muhammed’in kendisi değil, aldığı vazifedir ve bu vazifeyi icra ederken rehberi olan Kur’an’dır. “Kendime tüm güzelliklerden daha çok pay ayırmak isterdim” yani daha çok hayır yapabilmek ve insanlara faydalı olabilmek için elimdeki imkânları artırırdım. Böyle olunca da kötülüklerden uzak dururdum. Zira iyilikler çoğaldıkça doğal olarak kötülükler azalacaktır.
Diyanet İşleri (Eski)
De ki: "Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Görülmeyeni bileydim, daha çok iyilik yapardım ve bana kötülük de gelmezdi. Ben sadece, inanan bir milleti uyaran ve müjdeleyen bir peygamberim."
De ki: «Ben, Allah'ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.»
De ki: "ALLAH'ın dilediğinden başka ben kendime ne bir yarar ne de bir zarar veremem. Gizliyi bilseydim mal varlığımı arttırırdım, bana kötülük de dokunmazdı. Ben ancak inanan bir topluma bir müjdeci ve uyarıcıyım."
Muhammed dahil hiç kimse geleceği bilmez (6:50; 7:188; 10:20; 27:65; 81:24). Geleceği ancak Tanrı bilir ve bu bilgi ancak vahiy/ayetler yoluyla elde edilebilir (3:44; 11:49; 12:102; 30:2; 72:27).
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki, ben kendi kendime Allah'ın dilediğinden başka ne bir menfaat elde etmeye, ne de bir zararı önlemeye malik değilim. Ben eğer gaybı bilseydim daha çok hayır yapardım ve kötülük denilen şey yanıma uğramazdı. Ben iman edecek bir kavme müjde veren ve uyaran bir peygamberden başka biri değilim.
De ki: ben kendi kendime Allahın dilediğinden başka bir menfaate de malik değilim bir mazarrata da, eğer ben bütün gaybi bilir olsa idim daha çok hayır yapardım ve kötülük denilen şey yanıma uğramazdı, ben o değil, ancak iyman edecek bir kavm için inzar-u bişarete memûr bir Peygamberim
De ki: «Ben kendim için, Allahın dilediğinden başka, ne bir fâide (yi celb etmi) ye, ne de bir zarar (ı savmıy) a muktedir değilim. Eğer ben ğaybı bilseydim elbet daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiç bir fenalık da dokunmazdı. Ben îman edecek her hangi bir kavme (Başlarına gelecek) azabın habercisi, (Cennetin) müjdeci (si) olmakdan başka (bir şey) değilim».
De ki: “Benim kendim için, Allah'ın dilemesi dışında, ne bir faydaya, ne de bir zarara mâlik değilim!(1) Çünki gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde ederdim ve bana hiçbir kötülük dokunmazdı! Ben ancak, îmân edecek bir kavim için bir korkutucu ve bir müjdeleyiciyim.”
(1)“Ey insan! Senin vücûdun sâhasında yapılan fiillerden ve işlerden senin yed-i ihtiyârında(irâdenin elinde) bulunanları, ancak binde bir nisbetindedir. Bâkī kalan (diğerleri) Mâlikü’l-mülk’e (mülkün gerçek sâhibine) âiddir. Binâenaleyh kendi kuvvetine göre yük al. Yoksa altında ezilirsin. Kıl kadar bir şuûr ile büyük taşları kaldırmak teşebbüsünde bulunma! Mâlik’in (mülk sâhibinin) izni olmaksızın O’nun mülküne el uzatma! Şâyet gafletle kendi hesâbına bir iş yaptığın zaman haddini tecâvüz etme! Eğer Mâlik’in hesâbına olursa, istediğin şeyi al yap. Fakat izin ve meşîet (dileme) ve emri dâiresinde olmak şartıyla. İzin ve meşîetini de şeriattan öğrenirsin.” (Mesnevî-i Nûriye, Katre, 69)
İlyas Yorulmaz
Deki “Ben kendi nefsime, Allah dilemedikçe ne bir fayda, nede bir zarar vermeye sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim, öncelikle hayrımı çoğaltırdım da, bana kötülük dokunmazdı. Ancak ben, inanan bir toplumu uyarıcı ve müjdeciyim.”
De ki: «—- Ben kendim için menfaat vermeye de, zarar vermeye de kaadir olamam. Meğer ki Allah benim için onu dilesin. Ben gaybi bilmiş olsaydım elbette hayrı [¹] çoğaltırdım. Kötülüklerden bana hiçbir şey [²] de dokunamazdı. Ben Kâfirleri Allah azabıyle korkutan, mü/minleri müjdeleyen peygamberden başka bir şey değilim».
De ki: “Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Gaybi bilseydim, daha çok iyilik yapardım ve bana kötülük de dokunmazdı. Ben sadece, iman eden bir topluluğu korkutup uyaran ve müjdeleyen bir elçiyim.”
Ey Muhammed! Peygamberlerin ancak birer fâni insan olduklarını, bu yüzden gaybı bilemeyeceklerini öğretmek üzere, onlara de ki: “Bakın, Allah izin vermedikçe, ben kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Ayrıca, Allah’tan başka hiç kimsenin bilemeyeceği bir âlem olan gaybı bildiğimi de söylemiyorum. Şâyet gaybı bilmiş olsaydım, kendi adıma bir çok faydalar elde ederdim ve başıma herhangi bir kötülük de gelmezdi. Fakat gördüğünüz gibi, ne gaybı bilirim, ne de başıma gelecek kötülükleri savabilirim. Zira ben, tanrısal niteliklere sahip olduğunu iddia eden bir meczup değil, sadece, size Allah’ın mesajını ileten bir uyarıcı ve bu mesaja iman eden topluma ilâhî nimetleri muştulayan bir müjdeciyim, bir Peygamberim.”Ve işte, uyarıyorum:
De ki:
-“Allah’ın dilediği şeyler dışında, kendim için ne bir yarara, ne bir zarara mâlik olurum.
Gayb’ı biliyor olsaydım, Hayır’dan çoğaltırdım.
Bana Kötülük de dokunmazdı.
İnanacak bir kavim için ben ancak bir müjdeleyici ve uyarıcıyım”.
(Ey Muhammed!): “Ben Allah dilemedikçe kendime zarar da fayda da verme gücüne sahip değilim. Eğer ben, ğaybı1 bilseydim; daha çok iyilik elde ederdim ve başıma da hiçbir kötülük gelmezdi. Ben sadece mü’minler toplumuna müjde veren ve onları uyaran bir Peygamberim.”2 de.3
1 Ğayb: Hakkında vahiy bilgisi olmadan, asla bilinemeyecek bilgilerdir. Üç gruba ayrılır; a- Hakkında hiçbir tarihi veri bulunmayan, geçmişe ait olaylar. (Hz. Yûsuf (a.s) kıssası gibi.) b- Gelecekte olacak şeylere ait, bilgiler. (Yarın ne olacağı gibi.) c- Kıyamet ve sonrasına ait, bilgiler. (Cennet ve cehennemle ilgili bilgiler gibi.)2 Yani o zaman bana hiç bir sıkıntı, zarar dokunmazdı ve benim bir beşer değil de ilâh olmam gerekirdi. 3 Yani ben ancak bir uyarıcı ve iman edecek her hangi bir kavim için müjdeciyim ve ben peygamber olarak gönderilen bir kulum. Hâşâ ilahlık davasında falan değilim.
Muhammed Esed
[Ey Peygamber] de ki: “Allah dilemedikçe, kendime bir yarar sağlamak ya da kendimden bir zararı uzaklaştırmak benim elimde değil. Eğer insan kavrayışının ötesinde olanı bilseydim, muhakkak ki, bahtiyarlık adına ne varsa ondan payıma daha çoğu düşerdi ve kötülük asla yaklaşamazdı bana. (Ama) ben sadece bir uyarıcıyım ve inanan bir topluma iyi haberler getiren bir müjdeci”. 154
De ki: – Allah dilemedikçe benim kendim için bir fayda sağlamaya ve başıma gelecek belayı def etmeye gücüm yetmez. Eğer ben, bilmiş olsaydım, kendi hayrıma ne varsa temin ederdim de bana hiçbir sıkıntı dokunmazdı. Oysa ben inanmak isteyen bir toplum için sadece uyarıcı ve müjdeciyim. 6/50- 51, 25/56, 33/45, 35/24, 48, 8
De ki: “Allah tercih etmedikçe, ben (dahi) kendime ne yarar sağlayabilirim, ne de zararı önleyebilirim. Zira eğer gaybı bilseydim, kendime tüm güzelliklerden daha çok pay ayrılmasını sağlardım, üstelik kötülük de semtime uğrayamazdı. Ne ki ben, inanan insanlar için yalnızca bir uyarıcı ve müjdeciyim.”[1309]
Mustafa İslamoğlu A'raf Suresi 188. Ayet Açıklaması
[1309] Vahyin Allah’a aidiyetinin delillerinden biri bu âyettir. Rasulullah’a talim ettirilen bu itiraf, hakikate bağlılığın, her tür taktik ve stratejik hesabı aşacak kadar hasbî olduğunu gösterir.
Ömer Nasuhi Bilmen
De ki: «Allah Teâlâ'nın dilediğinden başka nefsim için ne bir faideye ve ne de bir zarara mâlik değilim. Ve eğer ben gaybı bilir olsa idim, elbette hayırdan daha çok şeyler yapardım, ve bana kötülük de dokunmazdı. Ben imân eden bir kavim için korkutucu ve müjdeleyiciden başka değilim.»
De ki: “Ben kendim için bile Allah dilemedikçe hiçbir şeye kadir değilim: Ne fayda sağlayabilirim, ne de gelecek bir zararı uzaklaştırabilirim. Şayet gaybı bilseydim elbette çok mal mülk elde ederdim, bana hiç fenalık da dokunmazdı. Ama ben iman edecek kimseler için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeleyiciyim. ” [72, 26]
Bu iki âyet, hak din olan İslâm’ın başlıca delillerini pek güzel özetlemiştir. 1. Hz. Muhammed (a.s.) gibi son derece akıllı, son derece dürüst, güvenilir, güzel ahlâkın her bölümünde mükemmel bir şahsiyetin onu tebliğ edip hayatında tatbik etmesi. 2. Göklerin, yerin ve her bir yaratığın iyice incelenmesi, o mükemmel nizamın, her şeye kadir mükemmel bir Yaratıcısının mutlaka bulunduğu. 3. Âciz ve fanî olan insanın, diğer bütün insanlar gibi dünyadan ayrılacağı gerçeği. Bütün hayatları emanet veren, onları istisnasız geri alıyor. Şimdiye kadar gerçeği anlamadıysa, bari imtihan vakti dolmak üzere iken fırsatı değerlendirip, Hakka dönmeli. Hasılı, bu üç küllî delilden de anlamayan insanın, gerçeği bulmasına yol kalmamıştır.
Süleyman Ateş
De ki: "Ben kendime, Allah'ın dilediğinden başka ne bir fayda, ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbete çok hayır (mal ve mülk) elde ederdim. Bana kötülük dokunmamış (beni cin çarpmamış)tır. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
De ki “Allah da tercih etmedikçe, benim kendime bile bir fayda sağlamaya veya zarar vermeye gücüm yetmez. Eğer gizli bilgileri (gaybı) bilseydim, daha çok malım olurdu, bana bir kötülük de dokunmazdı. Ben, inanıp güvenen bir topluluk için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim, o kadar.”
De ki: -Benim kendim için bir fayda ve zarara Allah'ın dilediği kadardan başka gücüm yetmez. Eğer ben, görülmeyeni bilseydim, iyilik yapmayı artırırdım ve bana bir kötülük de dokunmazdı. İnanan bir toplum için sadece uyarıcı ve müjdeciyim.
De ki: Allah dilemedikçe benim kendime ne bir yararım dokunur, ne de bir zararım. Eğer ben gaybı bilmiş olsaydım bundan pek çok yarar sağlardım; kötülük de bana dokunmazdı. Oysa ben iman edecek olanlara bir uyarıcı ve bir müjdeleyiciyim, o kadar.
De ki: "Ben kendi nefsime, Allah'ın dilediğinden başka ne bir yarar sağlayabilirim ne de bir zarar verebilirim. Eğer gaybı biliyor olsaydım iyilik ve güzelliği elbette çoğaltırdım. Bana kötülük dokunmamıştır bile. Ben, inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeciden başkası değilim."