Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 963, sondan 5274. ayet; 7. sure ve A'raf Suresinin 9. ayetidir. A'raf Suresi 9. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 56 ve toplam ebced değeri ise 4958 olarak hesaplanmıştır. A'raf Suresinin toplam ebced değeri 1054938 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure المص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (11) ل (3) م (5) ص (0) bulunuyor.
Arapça Metin
ومن خفت موازينه فاولئك الذين خسروا انفسهم بما كانوا باياتنا يظلمون
Adaletin tahakkuku bakımından sorgulamanın maksadı cezalandırma veya ödüllendirme olup bu da amellerin nicelik ve niteliğine göre değişir. Bu nicelik ve niteliğin tesbiti de bir ölçüyü, tartıyı gerektirir. Âyette bu ölçü-tartı vezin kelimesiyle ifade buyurulmuştur. “O gün ölçü-tartı haktır” ifadesindeki hak kelimesi “adalet” veya “eşitlik” mânasına kullanılmıştır (İbn Âşûr, VIII/2, s. 30). Buna göre âhiret mahkemesinde ameller adaletli bir şekilde değerlendirilecek, karşılık verilirken asla haksızlık edilmeyecektir; yahut herkesin yaptıklarının karşılığı denk bir şekilde ödenecek; iyiliklerin karşılığı fazlasıyla verilecek (bilgi için bk. En‘âm 6:160), kötülüklerin karşılığı ise denk cezalar şeklinde olacaktır. Şu kadar var ki tövbe, şefaat vb. sebeplerle yahut sırf Allah’ın rahmetinin bir nişanesi olarak müminlerin bazı günahlarının affedilmesi ya da bazı sevaplarının arttırılması mümkün olacaktır. Zira bunda adalete aykırı bir durum yoktur. Her hâlükârda “tartıları ağır gelenler” yani iyilikleri daha çok olanlar kurtuluşa erecektir. Bazı müfessirlere göre burada tartılacağı bildirilen şeyler, somutlaştırılarak tartılabilir nesneler haline getirilecek olan ameller; bazılarına göre de “amel defterleri”dir. Yine buradaki tartı ve ölçünün hakiki anlamda terazi ile tartma anlamına geldiği veya bunun bir mecaz olduğu şeklinde değişik yorumlar vardır. Bu ölçü ve tartının nasıl ve ne ile olacağını Allah bilir. Biz insanlar için önemli olan, kendi niyet ve irademizin sonuçları durumundaki inanç, düşünce, duygu, söz ve davranışlarımızın Allah tarafından tesbit edildiği, bilindiği, vakti gelince de tek tek sayılarak önümüze konacağı, bunlardan sorguya çekileceğimiz ve tamamen adaletli bir yargılanma neticesinde bu amellerimizin nicelik ve niteliğine göre ya mükâfat veya ceza şeklinde bir sonuçla karşılaşacağımızdır.
Mehmet Okuyan
Kimin de terazi(de sevap)ları hafif gelirse, işte onlar ayetlerimize karşı haksızlık ettiklerinden dolayı kendilerine yazık edenlerdir.
1- İstenilen şeyleri yapmamaları. 2- Bu ayetler, insan için, yaptıklarından başka hiçbir şeyin yararının olmayacağını göstermektedir. Yaptıkları iyi şeyler, kötü şeylerden fazla olanlar Cennet'e; yaptıkları kötü şeyler iyi şeylerden fazla olanlar da Cehennem'e gidecektir. Tartı ile kastedilen şey, terazi ile ölçmek değil iyilikler ve kötülüklerin birbiri ile kıyaslanmasıdır. Ayetten de anlaşılıyor ki iman etmiş de olsa kötülüğü iyiliğinden fazla olanlar kesinlikle Cehennem'e gideceklerdir. Allah, adaleti tam olandır. Hiç kimseye torpil yapılmayacaktır. Bu ayetler, aynı zamanda “şefaat” inancını yalanlamaktadır.
Ahmet Akgül
Kimin tartıları (sevapları) hafif kalırsa, (günahları ağır basarsa) bunlar da ayetlerimize zulmedegeldiklerinden (elçiyi ve gerçeği görüp bildikleri halde hıyanet ettiklerinden) dolayı nefislerini hüsrana uğratanlardır.
Tartıdan maksat âhiretteki tam adâlettir. Mücâhid, Dahhâk ve Belhi bu kavli kabul etmişlerdir. İbn-i Abbas, Hasen ve diğerleri, Tanrının, bir dili, iki kefesi olan bir terazi kurduracağını ve bu terazide kulların iyilikleriyle kötülüklerinin tadılacağını söylemişlerdir. Tartının keyfiyetinde ihtilaf vardır. Yapılan işler, arazdır, yani kendiliklerinden meydana gelemeyen ve ancak bir cevherle kaim olan ve bir zaman içinde vücuda gelip geçen şeylerdir. Bu bakımdan onların ne ağırlığı vardır, ne de tekrar meydana gelebilir diyenler olduğu gibi amellerin yazılı olduğu sahifeler tartılacaktır, yahut iyi ameller güzel sûretlerde, kötüleri çirkin sûretlerde zuhur edip tartılacaktır diyenler de olmuştur. Tartıdan maksat, inanmanın, Tanrı katındaki kadrinin, inanmayanın da aşağılığının meydana çıkmasıdır diyenler de bulunmuştur (Mecma' 1, 418).
Abdullah Parlıyan
“Doğru ve yararlı işler bakımından tartıda yükü hafif gelenler ise mesajlarımızı yakışık almaz biçimde karşılamaları sebebiyle kendilerini zarar ve ziyana sokanlardan olacaklardır.”
Kim(ler)in de (günahları ağır, sevapları) tartıda hafif gelirse; işte onlar, ayetlerimize karşı haksızlık ettiklerinden dolayı kendilerini zarara uğratanlardır.
Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar âyetlerimize (onları bilerek inkâr etmekle) zulmetmekte olduklarından dolayı, kendilerini hüsrâna uğratmış kimselerdir.
Tartılacak şeyleri hafif gelen kimseler ise; işte onlar bizim âyetlerimize zulmediyor oldukları sebebiyle kendilerini hüsrana / zarara sokmuş olanlardır.
Ölçülüp tartılacak şeyleri hafif kalanlara gelince, işte onlar, ayetlerimize karşı zalimce davranışlar sergilemiş oldukları için, öz benliklerini hüsrana itmiş olacaklar.
Daḫı her kim[üñ] kim yiyni olsa dartusı, pes anlardur kim ziyāneylediler kendülerini, anuñ‐çun kim bizüm āyetlerümüzle ẓulm iderlerdi,ya‘nī inanmazlardı.