Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5646, sondan 591. ayet; 77. sure ve Mürselât Suresinin 24. ayetidir. Mürselât Suresi 24. ayetinin kelime sayisi 3, harf sayısı 16 ve toplam ebced değeri ise 1694 olarak hesaplanmıştır. Mürselât Suresinin toplam ebced değeri 71828 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu ayetle aynı/benzer 10 ayet daha bulunmaktadır. Bunlar; 77:15, 77:19, 77:28, 77:34, 77:37, 77:40, 77:45, 77:47, 77:49, 83:10 ayetleridir.
“Önemsenmeyen bir su”dan maksat sperm (bk. Kıyâmet 75:37), onun yerleştirildiği “sağlam yer” ana rahmi, “belli bir süre” ise hamilelik dönemidir. Âyetlerde insanın hangi maddeden ve nasıl yaratıldığı açıklanarak Allah’ın neleri yapmaya, yaratmaya kadir olduğuna dair en dikkate değer örneklerden biri ortaya konmuş; böylece yeniden dirilmeyi inkâr edenlere bu inkârlarının temelsiz olduğu gösterilmiştir. 23. âyette insanın yaratılışındaki akıllara durgunluk veren inceliklere, mükemmel düzen ve uyuma, ölçüye ve sonuçta onu yaratan ilâhî ilim ve kudretin genişliğine dikkat çekilmiştir. Böylece insan iki yönden uyarılmaktadır: a) Allah insanı basit, zayıf, genellikle bir sudan yani meniden yaratmış, ana rahminde onu çeşitli aşamalardan geçirerek, maddî ve mânevî kabiliyetlerle donatarak yeryüzünün en mükemmel varlığı haline getirmiştir. Ama insanoğlu nankörlük ederek kendisine paha biçilmez nimetleri lutfeden Allah’a isyan etmektedir. İşte bundan dolayı “O gün inkârcıların vay haline!” buyurularak insanlar uyarılmıştır. b) Âyetlere göre öldükten sonra dirilme olayı mutlaka gerçekleşecektir. Zira basit bir sudan böyle mükemmel insanı yaratıp meydana getiren yaratıcı kudret onu öldükten sonra diriltmeye de kadirdir.
(1)“Sûre-i Rahmân’da فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِرَبِّكُماَ تُكَذِّباَنِ [Şimdi Rabbinizin ni‘metlerinden hangisini yalanlarsınız?] âyeti ile Sûre-i Mürselât’ta وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ [Yalanlayanların o gün vay hâline!] âyeti, cin ve nev‘-i beşerin (insan nev‘inin), kâinâtı kızdıran ve arz ve semâvâtı (yeri ve gökleri) hiddete getiren ve hılkat-i âlemin (kaînâtın yaratılışının) netîcelerini bozan ve haşmet-i saltanat-ı İlâhiyeye (Allah’ın saltanatının büyüklüğüne) karşı inkâr ve istihfafla (hafife almakla) mukābele eden küfür ve küfranlarını (nankörlüklerini)ve zulümlerini ve bütün mahlûkātın hukuklarına tecâvüzlerini asırlara ve arza ve semâvâta tehdidkârâne(tehdîd ederek) haykıran bu iki âyet, böyle binler hakīkatlerle alâkadar ve binler mes’ele kuvvetinde olan bir ders-i umûmîde binler def‘a tekrâr edilse yine lüzum var ve celâlli bir îcâz (az sözle çok şey anlatma) ve cemâlli bir i‘câz-ı belâgattır (belâgat mu‘cizesidir.)” (Şuâ‘lar, 11. Şuâ‘, 236)