Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1177, sondan 5060. ayet; 8. sure ve Enfal Suresinin 17. ayetidir. Enfal Suresi 17. ayetinin kelime sayisi 21, harf sayısı 86 ve toplam ebced değeri ise 5358 olarak hesaplanmıştır. Enfal Suresinin toplam ebced değeri 375915 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
فلم تقتلوهم ولكن الله قتلهم وما رميت اذ رميت ولكن الله رمى وليبلي المؤمنين منه بلاء حسنا ان الله سميع عليم
(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü’minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı.[244] Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Bedir savaşında teke tek vuruşmalardan sonra Hz. Peygamber hücum emri vereceği anda Cibril’in talimatı üzerine yerden bir avuç toprak alıp Kureyş ordusunun üzerine doğru fırlattı ve “yüzleri kavrulsun” buyurdu. Müşrikler gözlerine giren tozları gidermekle meşgul iken Hz. Peygamber orduya hücum emri verdi. Savaş bilinen zaferle sonuçlandı.
Bu âyetlerin inmesine sebep olarak Bedir, Huneyn gibi birkaç savaşta Hz. Peygamber’in, yerden bir avuç çakıllı toprak alarak düşmana doğru savurması, tozun ve çakılların birçok savaşçıya isabet ederek onları saf dışı bırakması olayı zikredilmiştir (İbn Hişâm, Sîre, II, 280-281; İbn Kesîr, III, 570-572). 17. âyette öldürme fiili genel olarak müminlere, atma fiili de Resûlullah’a nisbet edilmekle birlikte her ikisini de hakikatte onların değil, Allah’ın gerçekleştirdiği belirtilmiştir. Tarihte cereyan etmiş savaş, fetih, barış, şehir ve devlet kurma gibi millet ve devlet işleri anlatılırken yapan, eden olarak liderin, devlet başkanının anılması gelenekleşmiş bir anlatım biçimidir. Burada da İslâm ordusunun yaptıkları, aynı zamanda onların kumandanı olan Hz. Peygamber üzerinden anlatılmıştır. Atanın, öldürenin Allah olması ise, bu savaşta meleklerin gönderilmesi, düşmanın kalbine korku salınması, tam zamanında müslümanlara kolaylık, düşmana hareket zorluğu getiren yağmurun yağdırılması gibi mûcizeleri, olağan üstü ilâhî yardımları ifade etmektedir. Kulun irade ve gücünün bir şekilde etkili olduğu fiillerin de yaratıcısı Allah’tır; ancak bunlar için “Allah yaptı” denilmez de “Kul yaptı, verdi, öldürdü...” denir. Kulların irade ve güçlerinin dahli bulunmayan veya ilâhî müdahalenin olağan üstü olduğu durumlarda ise fiil doğrudan Allah’a izâfe edilir; bu ifade biçimi günlük dilde de yaygın olarak kullanılır.
Vahdet-i vücûd (varlığın birliği) halini yaşayan bazı mutasavvıflarla bunu düşünce sistemlerinin merkezine koymuş bulunan bir kısım düşünürler, açıklamakta olduğumuz âyeti, hallerinin meşruiyetine ve iddialarının doğruluğuna delil saymışlardır. Bize göre âyetin mânası açıktır, böyle bir delâlet söz konusu değildir. Eğer vahdet-i vücûdcuların dediği gibi varlık âleminde Allah’tan başkası mevcut olmayıp, var gibi görülenler O’nun, yokluk (adem) aynasında görülmesinden (tecellî) ibaret olsaydı, baştan sona Kur’an’da bu gerçeğe uygun açık ifadeler kullanılır, bu bilgi ve inanç imanın birinci esası olurdu. Kur’an-ı Kerîm’in şüpheye yer bırakmayan açık ifadesine göre Allah, mahiyeti ve vasıfları bakımından kendine benzemeyen, kendi aralarında da ontolojik boyutları farklı olan şuurlu varlıklar yaratmıştır, insan nevi de bunlardan biridir. İnsanların bir kısmı Allah’ın rızâsı çerçevesinde bir hayat yolu seçerken diğer kısmı ya O’nu hiç tanımamış yahut da rızâsına bağlı kalmamıştır. Bu yüzdendir ki Allah, rızâsını gözetenleri desteklemiş, onların eliyle O atmış, ötekileri öldürmüştür. Yaratılmış ve mahiyeti farklı, hür irade sahibi varlıklar olmaksızın Allah’ın bir tecellisinin diğerine düşman olması ve onu öldürmesinin, yokluğun bir ayna (tecelligâh) olarak böylesine köklü bir ayırıma sebep (illet) teşkil etmesinin anlamı yoktur veya böylesine işlevleri olan bir şeye yokluk denemez, mahlûk denir. Peşin hüküm, mânevî sarhoşluk ve yabancı felsefelerin etkisi ile açık âyetleri, lafzın ve konunun uzağından yakınından geçmediği mânalara çekmenin de mâkul ve ilmî bir dayanağı mevcut değildir.
Mehmet Okuyan
(Savaşta) onları siz öldürmemiştiniz fakat onları Allah öldürmüştü; attığın zaman da sen atmamıştın fakat Allah atmıştı. Bunu, müminleri güzel bir imtihanla denemek için (yapmıştı). Şüphesiz ki Allah duyandır, bilendir.
Savaşta onları siz öldürmediniz, onları Allah öldürdü. Attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı. Bunu da müminleri güzel bir imtihanla sınamak için yaptı. Doğrusu Allah işitendir; bilendir.
Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı.¹ Allah, bunu mü'minleri iyi bir sınavla sınava tabi tutmak için yaptı. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
1- Sakın elde ettiğiniz başarı sizi şımartmasın. Size gücü veren de onu kullanacak aklı veren de Allah'tır. Sahip olduğunuz hiçbir şeyin yaratıcısı siz değilsiniz. Onu size vereni sakın göz ardı etmeyin. Unutmayın! Oku atan sizin eliniz olabilir ama ellerinizi de ellerinize atacak gücü de veren Allah'tır.
Ahmet Akgül
Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü. (Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te, düşmana karşı top gülleleri ve tüfek mermilerine dönüşen kumları avucuna alıp) Fırlattığın zaman da Sen atmadın, fakat Allah attı. Mü'minleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için böyle (yaptı.) Şüphesiz Allah, İşitendir, Bilendir.
Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü ve attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı ve böylece de kendi katından, inananlara güzel bir nimet vermek, onları denemek istedi. Şüphe yok ki Allah her şeyi duyar, bilir.
Hz. Muhammed (s.a.a), savaştan önce yerden bir avuç taş alıp yüzleri kara olsun diye müşriklere atmıştı. Buna işaret edilmektedir.
Abdullah Parlıyan
Ve şunu iyi bilin ki, ey mü'minler! Düşmanı öldüren siz değildiniz, Allah'tı onları öldüren. Onlara attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Bu da Allah'ın güzel bir denemeyle mü'minleri denemesi içindi. Şüphesiz ki Allah, herşeyi iştendir, bilendir.
Savaşta onları siz öldürmediniz. Fakat Allah öldürdü onları. Elindekileri attığın, silah kullandığın zaman da, isabet ettiren sen değildin. Fakat Allah yardım etti sana. Allah mü'minlere, sıkıntının yanında zafer nasip edip büyük ganimetler elde ettirerek, güzellikleri, iyilikleri olan bir imtihandan geçirmek için böyle yaptı. Allah her şeyi işitir, ilmi her şeyi kucaklar.
Onları siz öldürmediniz. Fakat Allah öldürdü. Attığın zaman sen atmadın. Fakat Allah attı. Böylece mü'minleri güzel bir şekilde imtihan etmek istedi. Allah duyandır, bilendir.
17.Mücahid`den rivayet edildiğine göre Müslümanlar Bedir savaşından dönünce, aralarında: "Ben filancayı öldürdüm", "Ben de filancayı öldürdüm" diye konuşmaya başladılar. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi. Ayeti kerimenin ikinci bölümü hakkında değişik rivayetler nakledilmiştir. Ancak bunların en meşhuruna göre Bedir savaşında iki ordu karşı karşıya gelince Resulullah (a.s.) yerden bir avuç kum aldı ve müşriklerin üzerlerine attı. Yüce Allah bu kumların tanelerini müşriklerin gözlerine ulaştırdı ve böylece müşrikler etrafı göremez oldular. İbnu Cerir, İbnu Ebi Hatim ve Taberani Bedir savaşı esnasında müşriklerin tarafında olan ve daha sonra İslâm`a giren Hakim bin Hizam (r.a.)`ın şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir: "Bedir savaşı esnasında gökten çakılların dökülmesi gibi bir ses duyduk. Bunlar bir tepsinin üzerine dökülüyormuş gibi ses çıkarıyordu. Resulullah (a.s.) da o zaman bilinen kum tanelerini attı ve biz yenilgiye uğradık. Yüce Allah`ın: "Attığın zaman sen atmadın ancak Allah attı" sözünde kastedilen de budur. Ebu Şeyh de bunun bir benzerini Cabir bin Abdullah (r.a.) ve Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet etmiştir.
Ali Bulaç
Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü'minleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.
Siz, Bedir'de o kâfirleri kendi kuvvetinizle öldürmediniz. Lâkin Allah size yardım etmekle onları öldürdü. Ey Rasûlüm, düşmanların gözlerine bir avuç toprak attığın zaman da sen atmadın, ancak Allah attı; ve bunu, güzel bir ganimet ve zafer tecrübesi vermek için (yaptı) Muhakkak ki Allah, (söylenenleri) işiten, (her şeyi) bilendir.
17, 18. Onları siz öldürmediniz. Fakat onları Allah öldürdü. Atarken de sen atmadın. Fakat atan Allah idi. Allah (bu Bedir savaşı ile) müminleri güzel bir imtihan ile denemek istedi. Şüphesiz Allah, işiten ve bilendir. Allah bunu böyle istedi. Ve şüphesiz Allah, kâfirlerin tuzağını zayıflatır.
Onları, sizler öldürmediniz, Allah öldürdü, attığında, sen atmadın, atan Allahtır; böylece inanmış bulunanlara, güzel bir sınayış yapmak istedi, Allah işitici, Allah bilici
(Bedir'de) onları (aslında) siz (kendi gücünüzle) öldürmediniz, fakat onları (Hakka direndikleri ve zulmettikleri için) Allah öldürdü. (Ey Resul! Avucundaki kumu) attığın zaman da (aslında) sen atmadın, fakat Allah attı(rıp onları yenilgiye uğrattı). Allah bunu, inananları güzel bir imtihana tabi tutmak (sabır ve metanet konusunda eğitmek) için yaptı. Muhakkak ki Allah (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla bilendir.
Bkz. 2:249, 3:123, 9:25Ayetteki “rama” kelimesi, Kur’an’da 7 ayette 9 kere geçer. “Atmak ve “saçmak” anlamlarına geldiği gibi “bir kimseye bir suç isnat etmek” anlamında da kullanılır ki buna göre “soyut yükleme” anlamına gelir. Bu ayette düşmanların kalbinde oluşan korku, yılgınlık ve isteksizlik gibi olumsuzluklar melekelerin, Allah’ın kurguladığı sistem gereği melekler vasıtasıyla yüklendiği, dolayısıyla Allah tarafından planlandığı belirtilmektedir. Anlaşıldığına göre, bir insanın veya toplumun tercihleriyle bir araya getirdiği ve içinde taşıdığı şartlara göre melekler iniyorlar, o insanın kalbinde olumlu veya olumsuz melekeleri oluşturuyorlar. Ayeti bu şekilde düşünmek, Allah’ın evrene koyduğu kanunların uygulamasını/sünnetini değiştirmeyeceğini ifade eden Fetih, 48:23, Fatır, 35:43, Ahzab, 33:62 ve İsra, 17:77 gibi ayetlerle de uyumluluk arz ediyor.Ayette; “attığın zaman (aslında) sen atmadın, Allah attı” ifadesiyle Sünnetüllah’ın tecellisinden bahsediliyor. Eylemlerin bir insana bakan tarafı vardır, bir de Allah’a bakan tarafı. “Attığın zaman” ifadesi insanın rolünü, “(aslında) sen atmadın (Allah attı)” ifadesi ise tesirin Allah’a ait olduğunu göstermektedir. Yani eylemleri sonuçlarıyla beraber yaratan Allah’tır.Bedir Savaşının en kızıştığı anda Cibril’in talimatıyla Hz. Muhammed bir avuç kum alarak Kureyş ordusunun üzerine atıyor. Atılan kumun etkisiyle müşriklerin gözleri görmez oluyor. Onlar bu kumların temizliğiyle uğraşırken Hz. Peygamber hücum emri veriyor ve böylece inkârcılar bozguna uğruyor. Bu hadise ile aynı zamanda varlık âleminde meydana gelen her olayın sebeplere bağlanması açık bir şekilde kendini gösteriyor. Bilim dilinde “kozalite/nedensellik/sebep sonuç ilişkisi” dediğimiz bu olaya Kur’an “Sünnetullah” demektedir.
Diyanet İşleri (Eski)
Onları siz öldürmediniz fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmamıştın, fakat Allah atmıştı. Allah bunu, inananları güzel bir imtihana tabi tutmak için yapmıştı. Doğrusu O işitir ve bilir.
(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları; attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı (onu). Ve bunu, müminleri güzel bir imtihanla denemek için (yaptı). Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
Kureyş ordusu, müslümanlarla savaşmak için ilerleyince Resûlullah (s.a.) ellerini kaldırarak: «Allah’ım! Kureyş, senin Resûlünü yalanlayan kibirli liderleriyle geldi. Allah’ım! Bana verdiğin sözü yerine getirmeni diliyorum!» diye dua etti. Ve iki topluluk karşılaşınca yerden bir avuç toprak alıp düşmanın yüzlerine doğru serpti. Kureyş ordusunun gözleri görmez oldu ve sonunda bozguna uğradılar. İşte bu âyette bu atışa işaret edilmekte, onu atanın gerçekte Allah olduğu bildirilmektedir. Çünkü bu bir mucize idi ve Peygamber, onu atarken kendi adına değil, Allah adına atmıştı.
Edip Yüksel
Onları siz öldürmediniz, fakat ALLAH öldürdü. Attığın zaman da sen atmıyordun; ALLAH atıyordu. Fakat böylece inananları güzel bir sınavla ödüllendirir. ALLAH İşitendir, Bilendir.
Sonra onları siz öldürmediniz, lâkin Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, lâkin Allah attı. Bu da müminlere güzel bir imtihan geçirtmek içindi. Allah işitendir, bilendir.
Sonra onları siz öldürmediniz ve lâkin onları Allah öldürdü, attığın vakıt da sen atmadın ve lâkin Allah attı, hem de mü'minlere güzel bir imtihan geçirtmek için, hakikat Allah semi'dir, alîmdir
Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları. Atdığın zaman da (Habîbim) sen atmadın, ancak Allah atdı. (Ve bunu) mü'minleri kendinden güzel bir (ni'met) imtihan (ı) ile denemek için (yapdı). Şübhesiz ki Allah hakkıyle işiden, kemâliyle bilendir.
İşte onları (Bedir'de aslında, siz) öldürmediniz, velâkin onları Allah öldürdü! Attığın zaman da (sen) atmadın, fakat Allah attı!(1) Hem mü'minleri güzel bir imtihanla(ni'metle, zafer ve ganîmetle) imtihân etmek için (böyle yaptı). Şübhesiz ki Allah, Semî'(herşeyi işiten)dir, Alîm (herşeyi bilen)dir.
(1)“Gazve-i Bedir’de, şu âyet haber veriyor ki; Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bir avuç toprak ile küçük taşları aldı, küffar (kâfirler) ordusunun yüzüne attı; شاَهَتِ الْوُجُهُ [Yüzler(i) kara olsun!] dedi. شاَهَتِ الْوُجُهُ kelimesi bir kelâm iken, onların her birinin kulağına gitmesi gibi, o bir avuç toprak dahi, her bir kâfirin gözüne gitti. Her biri kendi gözü ile meşgûl olup, hücumda iken, birden kaçtılar. (...) Hârika olan şu hâdise, esbâb-ı âdî (basit sebebler) ve kudret-i beşer (insanın gücü) dâhilinde olmadığından, Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân: *وَماَ رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّٰهَ رَمٰي [Attığın zaman da (sen)atmadın, fakat Allah attı!] fermân eder. Yani o hâdise, kudret-i beşer hâricindedir. Kuvve-i beşeriye(insan kuvveti) ile değil, belki fevkalâde bir sûrette, kudret-i İlâhiye (Allah’ın kudreti) ile olmuştur.” (Zülfikār, 19. Mektûb, 42-43)
İlyas Yorulmaz
(Savaş esnasında) Onları siz öldürmüyordunuz, Allah öldürüyordu. (Düşmana atılan okları) siz atmıyordunuz, Allah atıyordu ki, böylece Allah inananları güzel bir sınavla denemiş oldu. Şüphe yok ki Allah her şeyi işiten ve her şeyi en iyi bilendir.
Onları siz öldürmediniz, fakat onları Allah öldürdü. Bir avuç toprak atan sen değildin. Fakat onu atan Allah idi. Bu da Allah/ın, bir lûtfu olarak mü/minleri iyi bir deneme ile denemesi içindi. Çünkü Allah semi/dir, hakkıyle âlimdir.
Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmamıştın, fakat Allah atmıştı. (Bütün bunları) Müminleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı). Hiç şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.
Onları aslında siz kendi kudretinizle öldürmediniz fakat size kuvvet, metânet ve cesâret vererek ve kâfirlerin yüreğine korku salarak asıl Allah öldürdü onları ve ey Muhammed, savaş başlamadan önce, düşmanın gözlerine isâbet eden o bir avuç kumu attığın zaman da, aslında sen atmadın, fakat bu atışın tesirlerini yaratarak, gerçekte Allah attı onu. Vebunu, kendi katından bahşettiği, sonu hayırla biten güzel bir sınavla müminleri imtihân etmek ve böylece onları sabır, disiplin ve mücâdele konusunda eğitmek için yaptı. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, bilendir.
Onları siz öldürmediniz; ama Allah öldürdü.
Güzel bir sınav olmak üzere bundan Müminler’i denemek için attığında sen atmadın; ama Allah attı.
Allah, bilen işitendir.
(Ey îman edenler!) O gün (Bedir’de) onları siz, öldürmediniz, Allah öldürdü.1 (Ey Muhammed!) Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı.2 Ve Allah, bunu mü’minlere güzel bir kazanç3 sağlamak için (yaptı). Şüphesiz Allah (söylediklerinizi) hakkıyla işitendir, tam bilendir.4
1 Size yardım etmek, sizi kâfirlerin üzerine göndermek, onların kalplerine korku düşürmek ve sizi bunlara vasıta kılmak, sûretiyle.2 Yani Bedir’de kâfir ordusuna atılan okları, mızrakları ve attığın her şeyi sen atmadın. Bunları Allah, at emrini vererek, attığın şeyi hedefine ulaştırarak, düşmanı bozup sizi galip getirerek, attı. Buna göre senin ve savaşan Müslümanların, övünmeye hiç bir haklarının olmadığını bilmeleri gerekir. Çünkü bunları yaratan ve emri veren, Allah’tır.3 Yani güzel bir tecrübe, zafer, yardım, ganimet ve âhirette cennet, vermek için yaptı.4 Buradan bir kısım sûfî ekoller, vahdet-i vücut felsefesine delil bulmaya çalışmışlarsa da bu doğru değildir. Bu âyetin, vahdet-i vücut felsefesiyle bir ilişkisi asla düşünülemez. Zîrâ bu savaşta mücahidler oturup, onların yerine Allah savaşmamış, bilhassa Allah’ın Rasûlü ve sahabe bilfiil savaşın içerisinde bulunmuş, ölmüş ve öldürmüşlerdir. Bir de savaşanların bizzat Allah olduğunu düşünme gibi bir hakiki şirk noktasına varılmaktadır ki, bu da vahdet-i vücut felsefesinin gerçekten şirk olduğunu ortaya koyar. Ancak onların bu savaş esnasındaki fiillerini Allah yaratmış ve onlara yardım etmiştir. Zâten bunu yapacak tek güç de Odur. Sonuçta bu savaşta; ölen de öldüren de atan da atılan da vardır. Bunları yapan, bizatihi Allah değil, bunların hepsine hâkim olan ve hükmeden, Allah’tır. Bk. (Zuhruf: 15, Casiye: 13, K’af: 16, Hadid: 3)
Muhammed Esed
Ve (şunu da bilin ki) [ey müminler,] düşmanı öldüren siz değildiniz 18, Allah'tı onları öldüren, ve (korku) saldığın zaman sen değildin [ey Peygamber, onların içine korku] salan, fakat Allah'tı (korkuyu) salan: 19 Ve [O bütün bunları] Kendi belirlediği 20 güzel bir sınavla müminleri sınamak için yaptı. Muhakkak ki Allah her şeyi işiten, her şeyi hakkıyla bilendir!
Onları siz öldürmediniz, fakat gerçekte onları Allah öldürdü. (Bu imkân ve cesareti Allah verdi) Attığında da sen atmadın gerçekte atan Allah’tı. Bütün bunları müminlerin güzel bir imtihan kazanması için yaptı. Şüphesiz ki Allah her şeyi işiten, her şeyi bilendir. 9/111, 22/58, 47/4
Hem onları siz öldürmediniz; fakat onları asıl Allah öldürdü.[1341] Attığın zaman da atan sen değildin,[1342] ama asıl Allah attı.[1343] Zira O, inananları (sonucunu) inayetiyle takdir ettiği güzel bir sınava tâbi tuttu: şüphesiz Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir.
Mustafa İslamoğlu Enfal Suresi 17. Ayet Açıklaması
[1341] Kur’an’da Allah’a katl değil, hep mevt isnat edildiği hâlde bu âyet istisna teşkil eder. Bir sonraki cümlenin ışığında mecazî bir vurguya sahiptir. Zımnen, “İman gücüyle savaşıp öldürüyorsunuz” demektir.
[1342] Metinde ve lem termi değil, mâ rameyte geldi. Tercihimiz bu farkı çeviriye yansıtma çabasının ürünüdür.
[1343] Bu ibare beşer dilinin imkânlarını zorlayan bir belâgat şaheseridir. Ne Allah’ı idrakin ve hayatın dışına süren mutlak tenzih ne de Allah’ı kişileştiren mutlak teşbih… Zira birincisi aklın vehmi, ikincisi duyuların vehmidir. Bu ikisi arasındaki dengeyi işte bu âyet temsil eder. Kim attı? Kul mu, Allah mı? Her şey “sen attın” ile “Allah attı” arasında gidip geliyor, olup bitiyor. “Atma” aynı cümlede hem kula hem Allah’a isnat ediliyor. Kulun atması mecazî, Allah’ın atması hakiki oluyor. Ortada bir çelişki yok. Çelişki bunu anlamakta zorlanan insanın zihninde. Vahiy akla, aşkın olanı idrakin yönünü gösteriyor. Zımnen: Ey akıl! Onu anlamak istiyorsan yaratandan yaratılana doğru bir seyir takip et! Mutlak Zât’a nisbetle Allah’ın atması da mecaz ve teşbih oluyor. Muhatap teşbihte ölçüyü kaçırmasın diye âyet muhteşem bir final ile son buluyor: “Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir” (Âlemlerin Rabbi Allah, s. 82-83). Hayat ve hakikatin mucizevî karmaşası böylece “hayat kitabına” da yansımış oluyor. Sözün özü: Ey muhatap! Allah hayata her an müdahildir; sebebe değil müsebbibe, cama değil camdan bakarsan şu gerçeği görürsün: Allah’a yakın olursan, O senin elin ayağın, gözün kulağın olur. O’nunla atar ve tutarsın, O’nunla görür ve duyarsın…
Ömer Nasuhi Bilmen
Sonra onları siz öldürmediniz velâkin Allah Teâlâ öldürdü. Ve attığın vakit sen atmadın, fakat Allah Teâlâ attı. Hem de mü'minleri taraf-ı İlâhisinden güzel bir imtihan ile imtihan etmek için. Şüphe yok ki Allah Teâlâ, bihakkın işiticidir, kemaliyle bilicidir.
Siz savaşta onları kendi kuvvetinizle öldürmediniz, lâkin Allah öldürdü. (Ey Resulüm) Attığın vakit sen atmadın, lâkin Allah attı. Ve bunu, Allah müminleri güzel bir imtihana tâbi tutmak için yaptı. Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitir ve bilir. [3, 123; 9, 25; 2, 249]
İki taraf savaşa başlayınca Hz. Peygamber (a.s.) bir avuç çakıl alıp “yüzleri kurusun!” diye düşman tarafına attı. Her müşriğin gözüne bir avuç çakıl girmiş gibi gözleri ile meşgul olmaya başladılar. Orduları bozulmaya başladı. Savaştan sonra “şöyle kestim, böyle vurdum!” diye övünen Müslümanları irşad için bu hatırlatma yapıldı.
Süleyman Ateş
(O gün) Onları siz öldürmediniz, fakat onları Allah öldürdü; (ey Muhammed), attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı. Mü'minleri güzel bir imtihanla sınamak için (bunu yaptı). Doğrusu Allah işitendir, bilendir.
Kureyşliler, müslümanlarla savaşmak için ilerleyince Allah'ın Elçisi: "Allahım, Kureyş, senin Elçini yalanlayan kibirli önderleriyle geldi. Allahım, bana verdiğin sözü gerçekleştirmeni diliyorum!" dedi ve iki topluluk karşılaşınca yerden bir avuç toprak alıp yüzlerine doğru serpti. Gözleri görmez olan Kureyş ordusu, sonunda bozuldu. İşte âyet, bu kutsal atışa işâret etmekte, onu atanın, gerçekte Allah olduğunu bildirmektedir. Çünkü Elçi, onu atarken kendi varlığıyle değil, Allah ile atmıştı.
Süleymaniye Vakfı
Onları öldüren siz değildiniz, onları öldüren Allah’tı. Attığın zaman da sen atmadın, Allah attı. Bu, inanıp güvenenleri güzel bir sınamadan geçirmek içindi. Allah dinler ve bilir.
(İşte o gün) onları siz öldürmediniz, fakat onları Allah öldürdü. Attığında da sen atmadın fakat müminleri güzel bir imtihanla denemek için Allah attı. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
Onları siz öldürmediniz, Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, Allah attı.(4) Bütün bunlar, mü'minleri sınamak için Allah katından gelen güzel bir imtihan idi.(5) Muhakkak ki Allah herşeyi işitir, herşeyi bilir.
(4) Fiillerin bir kula bakan “kesb” yönü, bir de Allah’a bakan “yaratma” yönü vardır. “Attığın zaman” sözü kesb yönüne işaret etmekte ve kulun rolünü ifade etmekte; “Sen atmadın” sözü ise tesirin Allah’a ait olduğunu ve fiilleri, sonuçlarıyla beraber Onun yarattığını anlatmaktadır. Başka bir deyişle, kul fiiliyle bir duada bulunmuş olmakta; Allah’ın yaratmasıyla ortaya çıkan sonuç ise bu duanın cevabını teşkil etmektedir.(5) Başa gelen kötülükler gibi, iyiliklerin de birer imtihan olduğu hatırlatılmaktadır. Başına gelen kötülüğe sabırla yükümlü olan insan (bk. 2:155-157), iyiliğe de şükürle yükümlüdür.
Yaşar Nuri Öztürk
Siz öldürmediniz onları, Allah öldürdü onları. Attığın zaman da sen atmadın, Allah attı. İnananları kendisinden güzel bir imtihanla denemek için yaptı bunu. Allah; işitendir, bilendir.