Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1193, sondan 5044. ayet; 8. sure ve Enfal Suresinin 33. ayetidir. Enfal Suresi 33. ayetinin kelime sayisi 12, harf sayısı 52 ve toplam ebced değeri ise 4531 olarak hesaplanmıştır. Enfal Suresinin toplam ebced değeri 375915 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
وما كان الله ليعذبهم وانت فيهم وما كان الله معذبهم وهم يستغفرون
Müşrikler Kur’an’ın gerçek bir vahiy ürünü ve Allah’ın kitabı olmadığı konusundaki iddialarını, kitabın dili, içeriği veya –farzımuhal– varsa hatalarını ortaya koyarak kanıtlamak yerine, Allah’ın kanunlarına ve âdetine aykırı taleplerde bulunma yolunu seçtiler. Planlarına göre bu talepleri yerine gelmezse kitabın Allah’tan gelmediği, dinin de hak olmadığı ortaya çıkmış olacaktı. Allah İslâm’ı, kıyamete kadar bütün insanlığa son bir çağrı olarak göndermişti. İnsanların, inanmadıkları takdirde helâk olma korkusundan değil, mâkul buldukları ve ihtiyaçlarına cevap verdiği için ona iman etmelerini istemişti. Bu ilâhî irade müşriklerin isteklerine ters düşüyordu, dilekleri hemen kabul edilemezdi. Bu genel ilke dışında kısmen veya toptan imha eden felâketlerle cezalandırmayı iki şey daha engellemekteydi: 1. Hz. Peygamber’in içlerinde, aynı topluluk ve şehir içinde olması. 2. Müşriklerin inatlarından vazgeçerek tövbe etmeleri, hak dini kabul ederek bağışlanmayı dilemeleri. Hz. Peygamber’in dünyadan ayrılmasından sonradayakâfirlerinimanageliptövbeetmeleriveyabunlarınçocuklarının hidayete ermesi ihtimali açık bulunduğundan âyetteki istiğfar, fiilen yapılanın yanında “devamlı olan istiğfar ihtimali” olarak da anlaşılmış, bu doğrultudaki bazı rivayetlere dayanılarak felâketlerle cezalandırmanın hiç olmayacağı ileri sürülmüştür (İbn Kesîr, III, 589-590; Elmalılı, III, 2398-9). Ancak müşriklerin gökten taş yağması veya kendilerini toptan imha edecek bir felâket gönderilmesi dışında kısmen imha edecek felâketlerle veya başka şekillerde cezalandırılmaları hem bu âyete hem de ilâhî irade ve âdete aykırı değildir. Peygamberimiz Medine’ye göç edince müşrikler birinci güvenceyi kaybetmiş oldular. Geriye iman ve tövbe kaldı, buna sarılanlar kurtuldular; inkârlarında ısrar edenler ise dünyada yenilerek, esir düşerek, yaralanıp ölerek cezalandırıldılar, âhirette de cehenneme girerek ceza göreceklerdir. Bütün bu açıklamalar peşin hükümle zihinleri perdelenmemiş insanları şu sonuca götürmektedir: Kur’an Allah katından gelmiştir, bunu ispat etmek için gökten taş yağdırmaya gerek yoktur.
Mehmet Okuyan
Sen onların içindeyken Allah onlara azap edecek değildir. Onlar bağışlanma dileğinde bulunuyorken de Allah onlara azap edici değildir.
Oysa Sen onların içlerinde bulunduğun sürece, Allah onları azaplandıracak değildi. Ve onlar, (tevbe istiğfar edip) bağışlanmalarını dilerlerken de, Allah onları azaplandıran olmayacaktır.
Oysa ey peygamber! Sen onların arasında iken, Allah onlara azap edecek değildir. Ve onların arasında bulunan mü'minler, Allah'tan bağışlanmalarını isterlerken yine Allah onlara azap edici değildir.
Halbuki sen onların içindeyken, Allah onları (senin kavmini) cezalandıracak değildir. Onlar (Mekke'de Kâbe'yi tavaf sırasında) dua ederek bağışlanma dileğinde bulunurlarken de, Allah onları cezalandıracak değildir.
33.ayeti kerimenin indiriliş sebebi hakkında İbnu Ebi Hatim de Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan şöyle rivayet etmiştir: "Müşrikler Ka`be`yi tavaf eder ve: "Bağışlamanı diliyoruz, bağışlamanı diliyoruz" derlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah böyle buyurdu.İbnu Cerir`in Muhammed bin Kays`tan rivayet ettiğine göre de müşrikler aralarında: "Ey Allah`ım! Bu senin katından gönderilme bir gerçek ise bizim üzerimize gökten taş yağdır veya bize acıklı bir azap gönder" dediler. Ancak akşam olunca pişman oldular ve: "Allah`ım, bağışlamanı diliyoruz" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah: "Sen onların içinde olduğun sürece Allah onlara azap edecek değildi. Onlar bağışlanma diledikleri sürece de Allah onlara azap edici değildir" diye buyurdu.
Ali Bulaç
Oysa sen içlerinde bulunduğun sürece, Allah onları azablandıracak değildir. Ve onlar, bağışlanma dilemektelerken de, Allah onları azablandıracak değildir.
Sen onların arasında oldukça, Allah azap etmez onlara, onlar bağışlanmak istiyorlarsa; Allah da onlara niçin azap eylemesin ki Sayın olan mescitten alıkoymaktadırlar, onlar oraya yaraşmazlar da, ona yaraşanlar ancak sakınçlardır, pek çoğuysa bilmezler
Oysa sen onların arasında olduğun müddetçe, Allah (tüm şehri helâk edecek şekilde) onlara azap edecek değildi. Ayrıca Allah, aralarında bağışlanma dileyenler varken onları cezalandıracak değildir.
İlk cümledeki Allah’ın onlara azap etmemesinin gerekçesi; Hz. Peygamberin önderliğinde İslâm’a çağrının devam etmesinden ve daha önceki zamanlarda olduğu gibi içlerinden nice temiz yürekli insanların bağışlanma dileyip imana gelme ihtimalindendi. Yoksa Hz. Peygamberin kişisel karizmasından ya da şahsî özelliklerinden kaynaklanan bir durum değildi. Öyle olsaydı Uhud Savaşında yaşananlar gerçekleşmezdi.
Diyanet İşleri (Eski)
Oysa, sen içlerinde iken Allah onlara azabetmez. Onlar bağışlanma dilerlerken de elbette Allah azab edecek değildir.
(Resulullah (s.a.a) çeşitli vesilelerle bu ayette beyan edilen hakikatin kıyamet gününe kadar Ehl-i Beyt’inden gelecek İmamlar hakkında da tecelli edeceğini beyan etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Ehl-i Beyt’im yeryüzü ehlinin emniyetidir. Ehl-i Beyt’im yok olursa dünyanın sonu gelir.”)
Mahmut Kısa
Oysa Allah, sen Mekke’de onların arasında bulunduğun sürece, tüm şehri helâk edecek şekilde onlara azap edecek değildi; kaldı ki, henüz İslâm çağrısı devam ederken, aralarındaki nice temiz yürekli insanların af dileyip inkârdan vazgeçmeleri beklenirken de, Allah onlara azap edecek değildi.Evet, o anda korkunç bir azâba uğramadılarsa, sebebi ancak buydu. Fakat şimdi, ey şanlı Elçi;
1 Yani, onların içlerinden af dileyip îmana gelenler veya gelecekler varken, Allah onlara öyle köklerini kazıyacak bir azabı vermez. Nitekim hiç bir kavim, Peygamberleri içlerinden alınmadan, helâk edilmemiştir.
Muhammed Esed
Ne var ki, Allah, [ey Peygamber] sen henüz onların arasında bulunurken, onları bu şekilde cezalandırmak istemedi; 33 ayrıca Allah onları, [hâlâ] af dileyebilecekleri bir safhada cezalandıracak da değildi.
Hâlbuki Allah, sen onların arasındayken onlara azap edecek değildir, aralarında bağışlanma dileyenler oldukça da Allah onlara azap edecek değildir. 4/147, 27/46, 30/47, 34/17
Oysa Allah, sen onların arasındayken tutup onları cezalandıracak değildir; üstelik Allah, af dileme sürecini yaşarken onları cezalandıracak da değildir.
Ve halbuki, sen onların aralarında bulundukça Allah Teâlâ onlara azap edecek değildir. Ve onlar istiğfarda bulundukları halde de Allah Teâlâ onları azaplandırıcı değildir.
Halbuki sen onların aralarında bulunduğun müddetçe Allah onları azaba uğratmaz; eğer onlar istiğfar ederlerse Allah bu takdirde de onlara azab etmez. [29, 53; 38, 16; 70, 1-3; 26, 87]
Burada “azaba uğratmaktan” maksat, onları kökten imha edecek bir azap gönderilmesidir. Hz. Peygamber (a.s.) aralarında iken, Allah Teâlâ böyle bir azap göndermeyeceğini bildiriyor. İstiğfardan maksat ise: ya müşriklerle aynı memlekette kalan müminlerin istiğfarları, yahud kendilerinin Allah’tan mağfiret dilemeleridir.
Süleyman Ateş
Oysa sen onların içinde bulundukça Allah, onlara azab edecek değildi ve onlar istiğfar ederlerken (içlerinde istiğfar edenler var iken) de Allah, onlara azab edecek değildi.
(8) Nitekim evvelce müşrikler arasında bulunan birçok kimse, Allah’tan bağışlanmalarını isteyerek Müslüman olmuştur. Âyet, bir yandan Allah’ın hilmini ve bağışlayıcılığını anlatırken, bir yandan da o günün müşrikleri arasında geleceğin Sahâbîlerinin bulunduğunu haber vermektedir.
Yaşar Nuri Öztürk
Oysaki, sen onların içinde iken Allah onlara azap etmeyecekti. Onlar, af dileyip dururken de Allah onlara azap etmezdi.
daħı olmadı Tañrı kim 'aźāb eyleye anlara ya'ni kāfırlere sen anlaruñ içinde-y- iken. daħı olmadı Tañrı 'aźāb eyleyicisi anlaruñ ol ḥalde kim anlar yarlıġamaķ dilerler.