Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1233, sondan 5004. ayet; 8. sure ve Enfal Suresinin 73. ayetidir. Enfal Suresi 73. ayetinin kelime sayisi 13, harf sayısı 57 ve toplam ebced değeri ise 6075 olarak hesaplanmıştır. Enfal Suresinin toplam ebced değeri 375915 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
والذين كفروا بعضهم اولياء بعض الا تفعلوه تكن فتنة في الارض وفساد كبير
Burada “yâr ve yakınlar” diye tercüme edilen evliyâ kelimesi vely mastarından gelen velî isminin çoğuludur. Bu kökten gelen vilâyet şeklindeki okunuşun yönetim ilişkisini, velâyet şeklindeki okunuşun ise fert ve gruplar arasındaki yakınlık, dayanışma, taraf ve yardımcı olmayı ifade ettiği hususunda daha önce birkaç yerde açıklama yapılmıştı (el-Bakara 2:257; en-Nisâ 4:2, 138-140, 144; el-En‘âm 6:14). Bazı müfessirler burada açıklanan velâyet ilişkisinin mirasla alâkalı olduğunu ileri sürmüşlerse de âyetlerin geniş kapsamlı olduğu açıktır. Çeşitli asırlarda, kültürlerde, coğrafya ve topluluklarda toplumu birleştiren, kaynaşma ve dayanışmayı sağlayan temel bağlar farklı olmuştur. Bunlar arasında klan ve totem, din, bölge veya yerleşim alanı, ırk, akrabalık, vatandaşlık öne çıkmaktadır. İslâm’a göre akrabalığa ve yerleşim yakınlığına da (komşuluğa, aynı köy veya şehirde oturma) bazı hak ve imtiyazlar tanınmış olmakla beraber temel, belirleyici, baskın siyasî ve sosyal birlik ve dayanışma bağı (velâyet) dine dayanmaktadır, fert ve grupların aynı dine bağlı bulunmasıdır. Bu sebepledir ki, yakın akraba olsalar bile, dinleri farklı olanlar arasında miras ilişkisi yürümemektedir. Din bağına dayalı yardımlaşma ve dayanışmanın kâmil mânada gerçekleşmesinin –en azından o çağda ve bölgedeki– şartı, müminlerin bir arada bulunmaları, belli bir toprak parçası üzerinde bir sosyal ve siyasî “bağımsız birlik” oluşturmalarıdır. Hz. Peygamber ve Mekke’deki müslümanlar, dinlerini seçme ve yaşama hürriyeti tehlikeye düşünce Medine’ye hicret ettiler. Bu muhacirleri, Yesrib’in (Medine) müslümanları topraklarına ve evlerine yerleştirdiler, mallarına ortak ettiler, ellerinden gelen bütün yardımı yaptılar ve bu sebeple “yardımcılar” mânasında ensar diye anıldılar. Bu bağın daha da güçlenmesi için Peygamberimiz, muhacirlerle ensarı bire bir kardeş yaptı, bu kardeşlerin birbirine vâris olmaya varıncaya kadar dayanışmalarını sağladı. Muhacirlerle ensar arasında hem genel hem de özel mânada (birbirine vâris olmaları anlamında) kurulan ve işleyen velâyet ilişkisinin, başka topluluklar içinde yaşayan müslümanlara da aynıyla uygulanması mümkün değildi, uygun da görülmedi. Ancak onlar da temel bağ olan dini paylaşıyorlardı, bunun dayanışma ve yardımlaşma bakımından bir etkisi olmalıydı. Bu etki, bir şarta bağlı olarak, temel bağ olan dinin, dinî hayatın, din özgürlüğünün tehlikeye düşmesine özgü kılındı; o şart da, kendilerine karşı müslümanlara yardım edilerek savaşılacak toplulukla müslüman topluluk (devlet) arasında bir saldırmazlık antlaşmasının bulunmamasıdır. Böyle bir antlaşmanın bulunması halinde buna sadık kalınacak, göç etmeyip başkalarının arasında azınlık olarak yaşamayı tercih eden müminlere yardım edilemeyecek, yani velâyet ilişkisi bu noktada işlerliğini kaybedecektir. Medine dönemi sosyal yapısında görüldüğü şekliyle velâyet ilişkisinin dine bağlı olarak yürümesi müslüman olmayan topluluklar için de geçerlidir; yani onlar da kendi dinlerine mensup olanlara öncelik verirler, birbirlerini korurlar, aralarında yardımlaşırlar. İnsan tabiatına ve sosyal realiteye uygun bulunan bu kural değiştirilir de, dini farklı olan kimselerle velâyet ilişkisi kurulursa, âyette bundan iki kötü sonuç doğacağı bildirilmektedir: Fitne ve fesat. Fitne birey ve toplumun dinî ve ahlâkî hayatının bozulması, kirlenmesi, değişmesi tehlikesidir. Fesat ise din birliğine dayalı dayanışma düzeninin değişmesi, dinleri farklı kimselerle –onlara, yukarıda açıklanan çerçevede velâyet yetkisi vererek– yardımlaşan grupların ortaya çıkması sonucu sosyal düzenin bozulması, asayişin sarsılması, hatta iç karışıklıkların çıkmasıdır.
Mehmet Okuyan
Kâfir olanlar da birbirlerinin dostudur. Siz onu (o dostluk birlikteliğini) yerine getirmezseniz, yeryüzünde bir [fitne] ve büyük bir bozgunculuk olur.
Küfrün tek millet oluşu gerçeği işte burada bir kez daha dile getirilmiş olmakta, münafıkların birbirinden görünmelerinden söz eden Tevbe 9:67’deki ifadeyle buradaki bilgiler örtüşmektedir. Benzer mesajlar: Mâide 5:51; Tevbe 9:67
Buradaki [illâ] edatı istisna değil, [in] ve [lâ] edatlarından oluşan bir şart cümlesi başlangıcıdır.
Bayraktar Bayraklı
İnkârcılar da birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz Allah'ın emirlerini yerine getirmezseniz, yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur.
1- Koruyucular, yardımcılar, gözeticiler, destekleyiciler, yandaşlar. Kur'an'da yer alan, “veli” ve velinin çoğulu olan “evliya” sözcüğü; dost, dostlar olarak çeviriye konu edilmektedir. Oysaki bu sözcükler, etik anlamda dostluğu değil; siyasi bağlamda, yönetmeyi, korumayı, gözetilmeyi ifade etmektedirler.
2- Siz de birbirinizin evliyaları olmazsanız.
3- Baskı ve Zulüm.
Ahmet Akgül
(İslam’ı ve Kur’ani esasları gereksiz ve geçersiz sayıp) İnkâr edenler (hangi kavim ve görüşten olursa olsun, onlar) birbirlerinin velileri (ve şeytani düşüncelerin destekleyicileri) dir. (Ey mü’minler!) Eğer siz böyle hareket etmez (Hakk ve hayır üzerinde birbirinizi desteklemezseniz), yeryüzünde (ve ülkenizde) fitne (ve hezimet) meydana gelecek ve büyük bir fesatçılık ve bozgunculuk alıp yürüyecektir.
Bütün bunlarla birlikte unutmayın ki, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler, birbirlerinin yardımcıları ve dostlarıdır. Siz de birbirinizle öylece dost ve yardımcı olmaz iseniz, yeryüzünde fitne ve büyük bir karışıklık baş gösterecektir.
Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, kâfirler, aslında birbirlerinin dostu, müttefikidirler, birbirlerinin haklarını menfaatlerini korurlar. Eğer siz de, öyle ittifaklar yapmaz, haklarınızı ve menfaatlerinizi koruyacak teşkilât ve otoriteye sahip olmaz, kamu görevlerini icrada müslümanlara yetki vermezseniz, ülkede, yeryüzünde temel hak ve özgürlükler tecavüze mâruz kalır, baskı, zulüm ve işkence doğar, büyük bir kargaşa ve dengesizlik baş gösterir.
12.Onlar da birbirlerine mirasçı olurlar. Onların bu şekilde birbirlerine mirasçı olmalarına fırsat vermezseniz yeryüzünde fitne ve büyük bir bozgunculuk çıkar.
Ali Bulaç
İnkâr edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.
Kâfirler de birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz emredildiğiniz gibi yardımlaşmazsanız, yeryüzünde bir fitne (İslâm zâ'fiyeti) ve büyük bir fesad (küfür hâkimiyeti) olur.
İnkârcılar da birbirlerinin (yardımcıları, koruyucuları, müttefikleri ve) dostlarıdır. Eğer (siz de kendi aranızda ittifak sağlayarak) gerekeni yapmazsanız, yeryüzünde bir karışıklık ve büyük bir bozulma olacaktır.
İnkâr edenler de birbirlerinin dostlarıdırlar. Eğer siz bunu (birbirinizle yardımlaşmayı) yapmazsanız, yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesâd olur. (3)
(3)“Ehl-i hakla (hak tarafdarları olan ehl-i îmanla) ittifâk etmek (birleşmek), tevfîk-ı İlâhînin (Allah’ın muvaffak kılmasının) bir sebebi ve diyânetteki (dindarlıktaki) izzetin bir medârı (sebebi) olduğunu düşünmek, hem ehl-i dalâlet ve haksızlık (haktan sapanlar), tesânüd (dayanışma) sebebiyle, cemâat sûretindeki kuvvetli bir şahs-ı ma‘nevînin (o cemâatin ma‘nevî şahsiyetinin) dehâsıyla hücûmu zamânında; o şahs-ı ma‘nevîye karşı, en kuvvetli ferdî olan mukāvemetin (şahsî dayanma gücünün)mağlûb düştüğünü anlayıp, ehl-i hak tarafındaki ittifakla bir şahs-ı ma‘nevî çıkarıp, o müdhiş şahs-ı ma‘nevî-i dalâlete karşı hakkāniyeti (hakkı) muhâfaza ettirmek, hakkı bâtılın savletinden (hücûmundan)kurtarmak için nefsini ve enâniyetini (benliğini) ve yanlış düşündüğü izzetini, ehemmiyetsiz rekābetkârâne hissiyâtını (kıskançlık hislerini) terk etmekle ihlâsı kazanır, vazîfesini hakkıyla îfâ eder.” (Lem‘alar, 20. Lem‘a, 158)
İlyas Yorulmaz
Gerçek doğruları inkâr edenler, onlar birbirlerinin yardımcılarıdırlar. Eğer siz iman edenler olarak, onların aralarında birbirlerine verdiği destek gibi, birbirinize destek vermezseniz, yeryüzünde kargaşa ve büyük bir bozulma meydana gelir.
İsmail Hakkı İzmirli Enfal Suresi 73. Ayet Açıklaması
[7] Birbirlerine yardım ederler. Kendi aralarında tevarüs ve nusrat vardır. Fakat onlar ile aranızda tevarüs ve nusrat yoktur.[8] Birbirinize dostluk, yardım.[9] İslâm zayıf, düşman kavi olur.
Kadri Çelik
Küfre sapanlar birbirlerinin velileridir. Eğer siz de onu yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve büyük bir bozgun çıkar.
İnkâr edenler de, doğal olarak birbirlerinin yardımcıları, koruyucuları, müttefikleri ve dostlarıdırlar. Eğer siz de kendi aranızda böyle organize olmuş güçlü ve etkin bir toplum oluşturmak için üzerinize düşeni yapmayacak olursanız, yeryüzünde baskı ve zulme dayalı rejimler boy gösterecek; kan ve gözyaşı asla dinmeyecek, bütün dünyayı korkunç bir fitneve imansızlık akımı dalga dalga saracak ve böylece, büyük bir kargaşa, anarşi, yozlaşma ve fesat baş gösterecektir.İşte bu çetin şartlarda:
(Aslında) kâfirler de birbirlerinin dostlarıdırlar. Eğer siz (kendi aranızda dost olma işini) yapmazsanız, (işte o zaman) yeryüzünde büyük bir fitne ve fesat çıkar.
Bütün bunlarla birlikte, [unutmayın ki] hakkı inkara şartlanmış olanlar birbirleriyle müttefiktirler; 82 siz de (birbirinizle) öyle olmadıkça yeryüzünde fitne ve büyük bir karışıklık baş gösterecektir.
Kâfirler birbirlerinin evliyası/dostları ve destekçileridir. Eğer siz de birbirinizin dostu ve destekçisi olmazsanız yeryüzünde inanca karşı baskı, zulüm ve korkunç bir fesat olacaktır. 3/28, 7/30, 9/23, 11/113, 45/19
Nitekim, küfre saplananlar (da) birbirleriyle dayanışma içindedirler. Ancak, siz de böyle yapmadıkça yeryüzünde zorbalık ve büyük bir baskı hâkim olacaktır.
Ve o kimseler ki, kâfir bulunmuşlardır, onların bazıları bazılarının velîleridir. Eğer bunu yapmazsanız, yeryüzünde bir fitne ve pek büyük bir fesat olur.
Dini inkâr edenler birbirlerine sahip çıkarlar. Eğer siz birbirinize yardımcı olmazsanız, dünyada fitne kopar, müthiş bir bozukluk, bir fesat ortaya çıkar.
İnkar edenler, birbirlerinin velisidirler. Eğer bunu yapmazsanız (mü'minleri bırakıp kafirleri dost tutarsanız), yeryüzünde fitne ve büyük bir kargaşa olur.
Ayetleri görmezlikten gelenlerin (kafirlerin) her biri diğerinin yakın dostudur. Siz burada emredileni yapmazsanız orada[1] çatışma (fitne) ve büyük bir bozulma (fesat) ortaya çıkar[2].
Süleymaniye Vakfı Enfal Suresi 73. Ayet Açıklaması
[*] Sizinle birlikte olmayan, hicret etmemiş bulunanların yaşadığı topraklarda (Mekke'de) [2] Mekke'deki müslümanlara yönelik yapacağınız ve anlaşma koşullarınızın dışında kalacak her türlü girişim, oradaki müslümanlara karşı olumlu değil olumsuz sonuçlar meydana getirir. Çatışma ve bozluma ortamı oluşur ve müslümanların katline neden olur.
Şaban Piriş
Kafir olanlar birbirlerinin velisidir. Eğer siz bunu yapmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur.
(15) Kâfirler kendi aralarında dostluk ve dayanışmanın gereğini yerine getirirken siz mü’minler arasındaki dostluk ve dayanışmayı gerçekleştirmezseniz.
Yaşar Nuri Öztürk
Küfre sapanlar da birbirlerinin dostlarıdır. Eğer şu dikkat çekilenleri yapmazsanız yeryüzünde bir fitne, büyük bir bozgun çıkar.