Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5919, sondan 318. ayet; 85. sure ve Büruc Suresinin 10. ayetidir. Büruc Suresi 10. ayetinin kelime sayisi 14, harf sayısı 65 ve toplam ebced değeri ise 5444 olarak hesaplanmıştır. Büruc Suresinin toplam ebced değeri 32872 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ان الذين فتنوا المؤمنين والمؤمنات ثم لم يتوبوا فلهم عذاب جهنم ولهم عذاب الحريق
Bir önceki sûrede olduğu gibi burada da yeminle söze başlanarak müminleri inançlarından dolayı ateş dolu çukurlara atıp yanmalarını seyreden zalimler kınanmakta ve âhirette hak ettikleri cezaya çarptırılacakları haber verilmektedir.
Burûc kelimesi “açığa çıkmak, görünmek, saray ve köşk” anlamlarına gelen burcun çoğuludur. Astronomi terimi olarak burç, güneşin bir yılda takip ettiği düşünülen yörüngenin içlerinden geçtiği, belli sembollerle gösterilen on iki takım yıldızından her birini ifade eder. Modern astronominin ışığında “burûc”u “yıldız kümeleri” veya “galaksiler” olarak anlamak mümkündür (ayrıca bk. Hicr 15:16; Furkan 25:61). 2. âyetteki “vaad edilen gün”den maksat, kıyamet günüdür (Taberî, XXX, 82; Kurtubî, XIX, 283).
“Tanıklık eden ve edilen” diye çevirdiğimiz 3. âyetteki şâhid ve meşhûd kelimelerini müfessirler farklı anlamlarda yorumlamışlardır. Bunları kısaca şöyle sıralamak mümkündür: a) Şahit Allah, meşhûd yaratıklardır; b) Şahit Hz. Muhammed, meşhûd onun ümmetidir; c) Şahit Hz. Muhammed’in ümmeti, meşhûd diğer ümmetlerdir; d) Şahit peygamberler, meşhûd ümmetleridir; e) Şahit koruyucu melekler, meşhûd insanlardır; f) Şahit bütün insanlar, meşhûd kıyamet günüdür; g) Şahit Allah ve melekler, meşhûd da Allah’ın birliği ilkesidir. Bunlardan başka yıldızların, Hacerülesved’in, arefe, cuma ve pazartesi günlerinin şahit ve meşhûd olduğu yolunda görüş ileri sürenler de vardır (bk. Kurtubî, XIX, 283-285; Ateş, X, 392-394). Bir önceki âyette kıyamet gününün geçtiği dikkate alındığında “şahit” ile insanların amellerini görüp bilen ve sonunda karşılığını verecek olan Allah Teâlâ’nın, meşhûd ile Allah’ın durumlarını görüp bildiği ve buna bağlı olarak âhirette sorgu ve yargıdan geçireceği insanlar ile onların işlerinin kastedildiği düşünülebilir.
Sûrede sözü edilen “ashâbü’l-uhdûd”, İslâmiyet’ten önceki bir devirde inançlı insanları dinlerinden döndürmek için ateş dolu hendeklere atarak işkence eden kimseleri ifade eder. Âyetlerde semaya, kıyamet gününe, tanıklık edene ve edilene yeminle bu işkencecilerin lânetlendiği bildirilmektedir. Uhdûd “uzun ve derin hendek” demektir. Kendilerinden ashâbü’l-uhdûd diye söz edilen kimselerle onların işkence ettiği müminler ve bu olayın geçtiği zaman ve bölge hakkında Kur’an-ı Kerîm bilgi vermemiştir. Tefsirlerde bunların kimlikleri hakkında çok değişik ve bazen birbiriyle çelişen açıklamalar bulunmaktadır. Bu açıklamalar arasında Necran hıristiyanlarının Yemen Kralı Zûnüvâs tarafından idam edilmeleri yahut bir Zerdüşt kralının, erkek kardeş ile kız kardeşin evlenmelerine Allah’ın müsaade ettiği şeklindeki hükmünü kabul etmeyen tebaasını ateşe atarak cezalandırması gibi güvenilir olmayan menkıbeler de vardır (bk. Taberî, XXX, 85-87; Kurtubî, XIX, 287-294). Bu ifadeyi belli bir olaya bağlamak yerine, tarihte çokça kullanılan ateşle işkence yöntemine atıfla genel mânada işkence ve işkenceciler şeklinde yorumlayanlar da olmuştur (Esed, III, 1253). 10. âyet de bu anlamı desteklemektedir. Geçmiş dönemlerde olduğu gibi Burûc sûresinin indiği dönemde de Mekkeli müşrikler müminlere, özellikle fakirlere ve kimsesizlere acımasızca işkence ediyorlardı. Nitekim “...işkence edip de sonra tövbe etmeyenler var ya, işte onları cehennem azabı, yakıcı azap beklemektedir” meâlindeki 10. âyette Kur’an’ın geldiği toplumda da işkence uygulamasının bulunduğuna, böyle zulümleri Mekke müşriklerinin de yaptıklarına işaret edilmiştir (bk. Muhammed Eroğlu, “Ashâbü’l-uhdûd”, DİA, III, 471).
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki inanmış erkeklerle inanmış kadınlara işkence edip sonra tevbe etmeyenlere cehennem azabı vardır ve onlar için yakıcı azap vardır.
Gerçek şu ki, mü’min erkeklerle mü’min kadınlara işkence (fitne) uygulayanlar, sonra tevbe de etmeyenler; işte onlar için cehennem azabı vardır ve yakıcı azap onlaradır.
O kimseler ki inanan erkek ve kadınlara dinlerinden dönmeleri için işkencede bulundular, sonra da bu yaptıklarından dolayı tevbe etmediler. Onlar için cehennem azabı vardır ve çok yakıcı azap onlar içindir.
Şuurlu, kâmil mü'min erkeklerin ve şuurlu kâmil mü'min kadınların temel hak ve hürriyetlerini engelleyerek, baskı, zulüm ve işkence yapan güç ve iktidar sahiplerine, sonra da bundan vazgeçip Allah'a itaate yönelmeyenlere, tevbe etmeyenlere cehennem azâbı vardır. Onlara cehennemin en harlı yeri ayrılmıştır.
Gerçekten mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence edip de sonra tevbe etmeyenler var ya; onlar için cehennem azabı vardır. Yine onlar için yakıcı ateş azabı vardır.
Gerçek şu ki, mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence (fitne) uygulayanlar, sonra tevbe etmeyenler; işte onlar için, cehennem azabı vardır ve yakıcı azab onlaradır.
Muhakkak ki, mümin erkeklerle mümin kadınlara eziyet edenler, sonra da tevbe etmiyenler (var ya), işte onlara cehennem azabı var ve onlara yangın azabı var...
İnanan erkeklere ve inanan kadınlara işkence edip, sonra yaptıklarına tevbe etmeyenler var ya, işte onlar için cehennem azabı vardır ve yakıcı azap onlaradır.
Ama inanmış erkek ve kadınlara işkence ederek onları dinlerinden çevirmeğe uğraşanlar, eğer tevbe etmezlerse, onlara cehennem azabı vardır. Yakıcı azap da onlaradır.
İnanan erkeklere ve kadınlara zulüm ve işkencede bulunan ve daha sonra tevbe etmeyenler cehennem azabını haketmişlerdir. Onlar için yakıcı bir azap vardır.
O kimseler ki mü'minîn ve mü'minâta fitne yapmışlar, sonra da tevbe etmemişlerdir muhakkak artık onlara Cehennem azâbı var ve onlara yangın azâbı vardır
Hakıykat, erkek mü'minlerle kadın mü'minleri belâye uğratanlar, sonra da tevbe etmeyenler (yok mu?) onlar için cehennem azâbı vardır, onlar için bir de yangın azâbı.
Şübhesiz ki mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara (îmanlarından vazgeçmeleri için) işkence edip de, sonra (yaptıklarına) tevbe etmeyenler yok mu, işte onlar için Cehennem azâbı vardır, hem onlar için (bu dünyada da) yangın azâbı vardır (ki o ateş, kendilerini de yakmıştır)!
İnanan erkekleri ve inanan kadınları yoldan çıkarmaya çalışan ve sonra da tövbe etmemiş olanlar için, cehennem azabı ve her şeyi yakıp tutuşturan ateşin azabı var.
Erkek ve kadın mü/minleri dinlerinden döndürmek emeliyle işkenceye düşürdükten sonra tövbe etmeyenler yok mu, onlar için Cehennem azabı, yakıcı azap vardır.
Şüphesiz mümin erkeklerle mümin kadınlara işkence (fitne) uygulayanlar sonra da tevbe etmeyenler (yok mu), işte onlar için cehennem azabı vardır ve yakıcı azap onlar içindir.
İnanan erkeklere ve inanan kadınlara zulmeden ve daha sonra günahlarından tövbe etmeyen o zâlimler yok mu; işte onlar için cehennem azâbı vardır ve ayrıca, müminleri ateşe attıkları için, onların hakkı cehennemin en korkunç ateşi olan yangın azâbıdır!
Müminler’i ve kadın Müminler’i fitneye düşürmüş, sonra tevbe etmemiş olanlara gelince; onlar için Cehennem azabı vardır.
Onlar için Yakıcı’nın azabı da vardır.
İnanan erkekler ile inanan kadınlara işkence edenlere ve sonra hiçbir pişmanlık duymayanlara gelince, onları cehennem azabı beklemektedir: evet, yakıcı azap 6 beklemektedir onları!
Bakın, mü’min erkekler ve mü’min kadınlara işkence yapıp da sonra pişman olmayanlar var ya: elbet onlar cehennem azabına müstahaklar ve onların hakkı harlı ateşin azabına mahkûm olmaktır.[5660]
Mustafa İslamoğlu Büruc Suresi 10. Ayet Açıklaması
[5660] Yan yana kullanılan “cehennem azabı” ve “ateş azabı” vav bağlacının mahiyetinden dolayı iki ayrı şey olmak durumundadır (Bkz: 49:1, not 1’in devamı). “O halde bu ikisini birbirinden ayıran nedir?” sorusunun doğru cevabı, cehennem ve ‘azab kelimelerinin kök anlamlarında gizlidir (Bkz: ‘azab için ilk kullanıldığı 68:33, not 29 ve cehennem için 89:23, not 19).
Ömer Nasuhi Bilmen
Muhakkak o kimseler ki, mü'minleri ve mü'mineleri belaya düşürmüşlerdir, sonra da tevbe etmemişlerdir. Artık onlar için cehennem azabı ve onlar için yangın azabı vardır.
İnanmış erkek ve kadınlara işkence edip sonra (yaptıklarına) tevbe etmeyenler (yok mu), onlar için cehennem azabı vardır ve onlar için yangın azabı vardır.
Süleymaniye Vakfı Büruc Suresi 10. Ayet Açıklaması
[1] Fitne, altını ve gümüşü ateşte eriterek saflaştırma işlemidir (Lisan'ul-Arab c.13 s.317). Bunlar da Müslümanları ateşe atarak imanlarının saflığını görmüşlerdir. [2] Tevbe, dönüş yapmak demektir. Tevbe kapısı, Müslümanlara bu zulmü yapanlara dahi açıktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Ey kendilerini aşırı derecede kötü duruma sokmuş kullarım, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. O, çok bağışlar, ikramda bulunur." (Zümer 39:53) [3] Onlar Müslümanları yaktıkları için kendileri de yanacaklardır.
Şaban Piriş
Erkek ve kadın mü'minleri ateşe atıp, sonra da tevbe etmeyenlere, onlara cehennem azabı vardır. Onlara yakıcı azap vardır.
Şu bir gerçek ki, inanan erkeklerle inanan kadınlara işkence edip sonra da tövbe etmemiş olanlar için, cehennem azabı vardır. Onlar için yangın azabı da vardır.